Bir Şeyler Bulunmadığı Sürece Soylu Kardeşlik Sürer

Bir Şeyler Bulunmadığı Sürece Soylu Kardeşlik Sürer

Bir Şeyler Bulunmadığı Sürece Soylu Kardeşlik Sürer

11.06.2016 - Misafir Köşesi
Bir Şeyler Bulunmadığı Sürece Soylu Kardeşlik Sürer

Yunis ELMAS izleyip değerlendirdi.

John Huston’un yönettiği 1948 yapımı Sierra Madre Hazineleri adlı film, altın aramak için bir çok zorlu engeli ve tepeleri aşan Dobbs, Curtin ve İhtiyar Howard’ın, altınlar çoğaldıkça, dostluklarının ve güven ilişkilerinin nasıl sorgulanır hale geldiğini ve düşmanlığa kadar dönüştüğünü, arzu ve isteklere dur diyememenin insan karakteri üzerindeki etkisini, şüphenin ve hırsın bir kurt gibi insanın içindeki erdemleri kemirip kuruttuğunu, buna rağmen dürüstlüğünden taviz vermeyen ve tamahkâr olmayan kişilerin altını kaybetseler bile hayatlarının gerçek hazinelerine kavuşacaklarını anlatması açısından oldukça etkili sahneler ve diyaloglar içeriyor.

Filmde, iş ve para bulmak için Meksika’ya gelen ancak ilk günlerini sefalet içinde dilenerek geçiren Dobbs, arkadaşı Curtin’ e rastlar. Birlikte işe girerler ancak, çalıştıkları işten emeklerinin karşılığı parayı almakta zorlanırlar. Tepelerin altın hazineleri ile dolu olduğundan bahseden ve masrafları karşılayacak parayı bulsam altın aramaya çıkardım diyen ihtiyar Howart’ın sözleri onlara yeni bir kapı açar. Dobbs’un son parasını yatırdığı piyangodan ikramiye çıkınca artık altın ile aralarında engel kalmaz. Dobbs ve Curtin, yanlarına bölgeyi iyi bilen Howard’ı da alarak altın bulmak için yola çıkarlar.

Büyük umutlarla, zorlu birçok engeli beraber aşan üç arkadaş, yeni bir sınavın arifesindedirler artık. Altınların çoğalması, aynı hedef için birlikte yola çıkan üç arkadaşı geçilmesi daha zor engellerle, nefsin tuzaklarıyla karşı karşıya bırakacaktır.

Filmde Yer Alan Ana Karakterler:

Fred Dobbs: Altının cazibesi ve zengin olma hayali karşısında bir insanın aşama aşama nasıl dönüştüğünün ve bu imtihanı nasıl kaybettiğinin prototipidir. Piyangodan çıkan parasının tamamını arkadaşı ile yapacakları iş için ortaya koyan bir insan iken şüphelerinin ve hırsının kurbanı olur.

Bob Curtin: Dürüstlüğünden ve adalet anlayışından hiç bir zaman taviz vermez. Onun hayali daha fazlasına değil, bir çiftliğe ve bu çiftliği neşelendirecek bir aileye sahip olmaya yetecek bir zenginliğe sahip olmaktır.

İhtiyar Howard: Yaşadığı tecrübeler ve anlattıkları ile filmin bilge kişisidir. Altının nerelerde olduğu ve nasıl bulunacağı hususunda bilgili olmasına ve bir çok defa da kendisi için yeterli altını bulmasına rağmen içinde bulunduğu sefaleti şöyle açıklar: “Alaska’da toprağı kazdım. Kanada’da ve Colorado’ da. Sonra eve döndüm. Ve yakalandığım bu sıtmadan neredeyse kurtuldum. Kaliforniya’da ve Avustralya’da da kazdım. Kısacası tüm dünyada. Altın insan ruhuna neler yapar bilirim. Zengin ölen bir maden arayıcısı şimdiye dek duyulmamıştır. Servet yapan başkalarını da bulacağından emindir. Bende istisna değilim. Şu anda kemirilmiş kemik gibiyim ama o ruhun kaybolduğunu sanmayın. Masrafları paylaşacak biri olsa kazmayı omuzlamaya hazırım.”

James Cody: Zengin olma hayali yüzünden, çiftliğinden, bahçesinden, eşi ve çocuğundan ayrılır. Kasabada Curtin’ e rastlar ve altın arayıcısı olduğundan şüphelenerek onu takip eder.Altın arama işine o da ortak olmak ister.

İnsana Ne Kadar Altın Lazım:

Hakikatten uzaklaşan insanoğlunun doyumsuzluğu ve mal mülk arzusu hakkında Peygamber efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurur: “Âdemoğlunun bir vadi dolusu altını olsa iki vadi olmasını ister. Onun ağzını ancak toprak doldurur. Allah, tövbe edenlerin tövbesini kabul eder.” (Buhari, Müslim)

Howard, insanın daha fazlasını elde etme isteği karşısında düştüğü durumu şöyle anlatır: “Altın şeytani bir şeydir. Kendi kendine 25.000 Doların sana yeteceğini söylersin. O halde yardım et Tanrım der, yemin edersin. İyi bir teklif. Gözü kararmış şekilde altı ay çalıştıktan sonra erzak azalır, hiçbir şey bulamazsın, sonunda 15.000, ardından 10.000 dolara düşersin. En sonunda dersin ki, Tanrım ne olur 5.000 Dolarlık bulayım, bundan sonra senden asla bir şey istemeyeceğim. (…) 5.000 Dolar bu batakhanede çok gibi görünüyor. Ama gerçekten voliyi vurursan yerinden kıpırdayamazsın bile. Ölüm tehlikesi bile seni 10.000 Dolar daha fazlasından alıkoyamaz. 10.000 Dolar olunca 25.000 istersin. 25.000 olunca 50.000 istersin. 50.000, 100.000. Tıpkı rulet gibi. Bir kere daha. Her zaman bir daha.”

Bu sahne bana Tolstoy’un “İnsana ne kadar toprak lazım” adlı hikayesinde daha fazla toprağa sahip olmak için daha çok açılan ve kendine sınır koyamayan Pohom’un akıbetini hatırlatıyor. Pohom’un uşağının elinde kürek, mezar kazarken söylediği gibi: Daha fazlası değil, üç arşınlık toprak parçası yetmişti Pohom’a.

Bir Şeyler Bulunmadığı Sürece Soylu Kardeşlik Sürer

Howard; altın aramak için ortaklık kurup beraber yola çıkan insanlarla ilgili olarak, “Ortaklar her hata için birbirlerini suçlarlar. Bir şeyler bulunmadığı sürece soylu kardeşlik sürer. Ama altın çoğaldığında belalarda başlar.” diyerek bu işe heves edenlere tecrübelerini aktarır.

Dobbs, Curtin ve Howard’ın, buldukları altının henüz çoğalmadığı günlerde, ne zaman paylaşım yapacakları ve aralarında altınları kaçıracak kimsenin herhalde bulunmayacağı üzerine sohbet ederlerken, “Ruhunda hırsızlık olan biri bunu düşünür ancak” diyen Dobss’a cevaben “Şu anda zahmete değmez. Ama altının miktarı 300 onsa vardığında bunları düşünmeye başlarsın.” diye karşılık verir Howard. Daha yolun başında iken arkadaşları bu kötümser düşüncelerinden dolayı ihtiyarı suçlasalar da, zaman Howard haklı çıkaracaktır.

Nice dostluklar vardır, ganimetin şehvetli gülümseyişine ve elde edilebilme imkânının yakınlığına karşı koyamayıp tutkularının ve hırslarının esiri olanlar yüzünden bozulmuştur. Bu zor bir imtihan. Kolay olsaydı eğer Uhud savaşında, peygamberimizin tüm uyarılarına rağmen, ganimet kaygısıyla tepede bekleyen okçular bulundukları yeri terk ederler miydi hiç.

Devletin bekası içinde bile olsa kardeş katlinin vacip görüldüğüne, güçsüz ve mağdur iken birbirine kenetlenmiş, beraber saf tutmuş insanların, cemaatlerin, dost meclislerinin, güç ve imkân karşısında çözülüp ayrıştıklarına, mirasın olduğu yerde kardeşlerin birbirine düşman kesildiğine, az bir sermaye ile kurulan küçük ortaklıklarının işler büyüyünce bozulduğuna şahit olduk.

Kardeşlik, kanaat, liyakat, bir olmak tutunduğumuz dallar iken, pastadan pay almak, güce sahip olmak ve kariyer için, her türlü ilişkiyi matematiğe indirgeyen ve en yüksek sonuca ulaşmak için pratik bir yöntem olarak ortak paydayı azaltma yolundan başka çözüm yolu tercih etmeyen insanlar görünür oldu mahallemizde.

“Karnın Yardım Kazmayınan Belinen /Yüzün Yırttım Tırnağınan Elinen”

Altın toplama işi bitirildiğinde Dobbs, bir an önce toparlanıp gitmeleri gerektiğini söyler. Howard “Dağı eski haline getirmek ve madeni yıkmak bir hafta sürer (…) Onu yara bere içinde bıraktık, yaralarını kapamak bizim görevimiz. Bize verdikleri karşısında şükranlarımızı sunmak için en azından bunu yapabiliriz.” diyerek itiraz eder ve arkadaşlarını durdurur.

Batı aydınlanma düşüncesinin yücelttiği insan, Tanrı’nın yerine kendisini koyunca, yeryüzünü de kendisi için tüketilebilir bir meta olarak görmeye başladı. Yeryüzünün kendisine emanet edildiğini unuttu. Bugünkü ekonomik sistem ve yaşam tarzının temel mottosu sınırsız tüketim ve sınırsız üretim olunca ekolojik denge bozuldu, insanın doğada yarattığı tahribatlar geri dönüşümü zor yaralar açtı, havanın, suyun ve toprağın zehirlenmesine, kirlenmesine neden oldu. Sanayi artıkları, çevre kirliliği, global ısınma, iklim değişikliği, genetiği değiştirilmiş ürünler çağımızın çözümü zor problemleri olarak karşımızda durmaktadır.

Allah, bizi “İnsanların kendi işledikleri (kötülükler) sebebiyle karada ve denizde bozulma ortaya çıkmıştır. Dönmeleri için Allah, yaptıklarının bazı (kötü) sonuçlarını (dünyada) onlara tattıracaktır (30/Rum Suresi 41)” diye uyarmaktadır.

Veysel’in dediği gibi, bizi gül ile karşılayan toprağı sadık bir yar bilmek gerek. Topraktan yaratıldığımızı ve onu imar ile yükümlü olduğumuzu (11/Hud Suresi 61) unutur da, arzularımızın tatmini için onu tahrip etmeye devam eder isek, gelecek günler çocuklarımız için yaşanabilir olmaktan çıkacaktır. Rabbim bizi bunun sorumluluğundan korusun.

İşte Sahip Olduklarımız, Bir Varmış Bir Yokmuş:

Dobbs, şüphelerinin ve hırsının kurbanı olup, arkadaşı Curtin’i yaralayarak (öldürdüğünü zannederek) altın tozlarını kaçırır ancak haydutlar tarafından yakalanır ve öldürülür. Haydutlar, eşeklerin sırtındaki içi altın dolu postu, ağır çeksin diye konmuş kum torbalarıyla doldurulduğunu zannederler ve postları bırakıp eşekleri alırlar. Howard ve Curtin, Dobbs’un haydutlar tarafından öldürüldüğünü ve altın tozlarıyla dolu postları bıraktıklarını öğrenince altınların peşine düşerler. Ancak altın tozları fırtınanın etkisiyle toplandıkları tepelere çoktan geri gitmiştir.

Howard bu durum karşısında, “Gülelim Curtin, bize yapılan bir şaka bu. Tanrı, kader veya doğanın şakası. Altın onu bulduğumuz yere döndü! Bu şaka, on aylık çalışma ve ıstıraba mal oldu!” der ve Curtin ile birlikte akıbetlerine bakıp kahkahalar ile gülmeye başlarlar. Filmin final sahnesidir bu. Altını kaybetmeleri her ikisine de gerçek hazineleri için yeni bir yolculuğa çıkmalarına vesile olur.

Bu sahne bana Bakara suresinde (266 ayet) düşünüp öğüt alalım diye misal verilen yaşlı adamın durumunu hatırlatır. “Sizden biriniz arzu eder mi ki, hurma ve üzüm ağaçlarıyla dolu, arasından sular akan ve kendisi için orada her çeşit meyveden (bir miktar) bulunan bir bahçesi olsun da, bakıma muhtaç çoluk çocuğu varken kendisine ihtiyarlık gelip çatsın, bahçeye de içinde ateş bulunan bir kasırga isabet ederek yakıp kül etsin! (Elbette bunu kimse arzu etmez.) İşte düşünüp anlayasınız diye Allah size ayetleri açıklar.”

Durup dinlenmeden çalışıp sahip olduklarımızla yaşlı adamın uğradığı aynı akıbetten hangimiz kendimizi istisna tutabiliriz ki. Ya geçip giden ömrümüz. Güzel ödünçten (karz-ı hasen) ve yaptığımız sahih amellerden başka ne kalacak elimizde Rabbimize sunacağımız.

Maddi Bir Zenginlik, Hayatımızın Gerçek Hazinelerinden Ayrılmaya Değmez:

Sahip olduklarımızın kıymetini bilemeyip, bunları da kaybetmemize sebep olacak hayallerin, nefsimizin tatminini için sahip olmak istediklerimizin peşinde savrulduğumuz oluyor. Çoğu defa ilk rüzgârda kopup düşecek olanlar için, içimizi ısıtmayacak elbiseler için, su üstünde kalan köpük misali ameller için, ailemizi, dostlarımızı ihmal ettiğimiz, yapmaktan hoşlandığımız şeyleri ertelediğimiz, ideallerimizden, hayallerimizden vazgeçtiğimiz oluyor.

Curtin’in hayali bir arazi alıp meyve yetiştirmektir. Bunun sağlayacak paranı temini için altın aramaya çıkar. Oysa Curtin’in hayaline zaten sahip olan James Cody, eşini ve çocuklarını, çiftliğini, bahçesini bırakıp, daha fazla zengin olmak hayali ile altın aramaya çıkar. Yönetmenin bu iki karakteri bir araya getirmesi oldukça manidar. Birinin daha fazlası için terk ettiği, diğeri için en büyük hayal.

Elimizdekinin kıymetini bilmeyişimiz, çokça karşılaştığımız bir durumdur bu.

Film boyunca beni en çok etkileyen sahne, haydutlar tarafından öldürdükten sonra James Cody’in cebinden çıkan mektupta karısı Helen’in yazdıkları oldu:

“Sevgili Jim.

Mektubun yeni geldi. Sessiz geçen onca aydan sonra senden haber almak öyle güzel oldu ki, o vahşi yerlerde mektup atacak posta kutularının olmadığının elbette farkındayım. Ama bu seni merak etmekten beni alıkoymuyor. Küçük Jim iyi. Ama oda benim kadar babasını çok özlüyor. “Babam ne zaman eve gelecek?” diye sorup duruyor. Bu kez iyi bir şeyler bulamazsan tekrar gitmeyeceğini söylüyorsun. Ne kadar mutlu olduğumu kelimelerle anlatamam. Artık sana söyleyebilirim, ne kadar büyük olursa olsun maddi bir zenginliğin bu ayrılığın acısına değeceğine asla düşünmüyorum. Buralar bu yıl daha da güzel. Harika bir bahar yaşadık. Ilık yağmurlar yağdı ve don olmadı. Meyve ağaçları çiçeğe bürünmüş durumda. Yukarı bahçe alev alev sanki. Aşağı bahçe ise kar fırtınasından kalmış gibi. Herkes iyi bir mahsul bekliyor. Umarım hasat için dönersin. Elbette istediğin zenginliğe de sonrada ulaşacağını umuyorum. Şansın sana gülmesinin tam vakti. Ama eğer gülmezse hayatının gerçek hazinelerini bulduğunu sakın unutma.

Sonsuza dek senin olan Helen

Helen’in dediği gibi ne kadar büyük olursa olsun maddi bir zenginliğin, bizi hayatımızın gerçek hazinelerinden ayırmaya değeceğine inanmıyorum.

Hayatımızın gerçek hazinelerine tutunup, onlara sahip çıkmamız dileği ile.

İyi seyirler.

Sierra Madre Hazineleri (The Treasure Of The Sierra Madre)

Yönetmen: John HUSTON Yapım Yılı:1948

Oyuncular:

HumphreyBogart (Fred Dobbs)

Tim Holt (Bob Curtin)

WalterHuston (İhtiyar Howard)

Bruce Bennett (James Cody)

1. John Huston görseli: http://theredlist.com/media/database/films/cinema/directors-/john-huston/004-john-huston-theredlist.jpg

Misafir Köşesi - 11.06.2016

,

1965

Misafir Köşesi Hakkında

Misafir Köşesi

2010-2017 yılları arasında destek vermiş arkadaşlarımızın yazıları... İlaveten alıntı olmadan misafir ettiğimiz kalemlerin yazılarını bu profilde paylaşmaktayız.

Yorumlar
  • Abubekir Dalkılıç 2016.06.11 14:02

    Güzel olmuş. Diline kalemine sağlık.

  • Mustafa Hatipoğlu 2016.06.25 01:00

    Değerlendirmeden öte, okunması gereken bir yazı.

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin