Bir Şiir Üç Şerh

Bir Şiir Üç Şerh

Bir Şiir Üç Şerh

07.10.2013 - Bilal Can
Bir Şiir Üç Şerh

Yunus Emre'nin "Çıktım Erik Dalına, anda yedim üzümü" cümlesiyle başlayan şiiri şaşırtıcı, diğer şiirlerine göre de farklı duran bu 13 beyitlik şiiri farklı kişiler tarafından farklı biçimlerde şerh edilerek şiire dair anlamlar ortaya konulmaya çalışılmıştır. "Çıktım erik dalına, anda yedim üzümü" şiirinin şerh eden kişiler olarak Niyazi-i Mısrî, İsmail Hakkı Bursevî, Şeyhzade Muslihuddin Mehmed Efendi, Şeyh Ali Nevrekanî, İbrahim Hâs, Şevket Turgut Çalpan'ın isimleri sayılabilir. Suat Ak'ın yayına hazırladığı ve Büyüyen Ay Yayınlarınca yayınlanan eserde üç ismin şerhine yer verilmiştir. Bu isimler; Niyazi-i Mısrî, İsmail Hakkı Bursevî, Şeyhzade Muslihuddin Mehmed Efendi'dir. Her bir isim şiire farklı bakışlar sergilemesine rağmen şiire dair benzer yorumlar getirmiştir.

Şiirin farklı şerhlerinin yapılması her kişinin farklı yorumuna uygun bir şiir olmasından dolayısıyladır.

Niyazi Mısrî ilk beyti

"Çıkdum erik dalına anda yidüm üzümi
Bostan ıssı kakıdı dir ne yirsün kozumı"

İlk mısra temel kaidelerin sıralandığı ve şiirin aslında ne demek olduğu anlamına taşıyan bir girizgâhtır. Şiirin temel vurgusunu taşıyan bu kısım bize nasıl bir şiirle karşılacağımızın özetini de sunmaktadır. Bu şiir özde bir dervişin hakikat yolundaki kendini sorguya çekmesi, kendini sorguya çekerken bir nevi insanlara tavsiyelerde bulunan ve hakikate dair ip uçları bulunduran önemli şiirlerden bir tanesidir. Şiirin şerhini yapan Niyazi Mısrî Hazretleri ilk beyti şu şekilde açıklamıştır. "Yunus, erik ile şeriate; üzüm ile tarikate; ve ceviz ile hakikate işaret etmiştir. Zira, dışı yenip çekirdeği yenmiyen erik, amelin zahirine misaldir. Üzüm ise amelin bâtınına misâldir ki, hem bütünüyle yenir ve hem de ondan reçel, pekmez, turşu, sirke ve daha nice nimetler elde edilir. Üzümün bâtın ilmine misâl olmaıs, içinde küçük de olsa çekirdekleri bulunması sebebiyledir ki, bâtın ilminde dahi riya ve sem'a ve kendini beğenmişlik ve kusurlardan temizlenme zarureti vardır. İçinde asla yabana atılacak bir şey bulunmayan, hem yenen ve hem nice hastalık ve kusurlara şifa taşıyan Hindistan cevizi ise hakikate misaldir.(s.14)" demiştir. Ayrıca ekleyerek "eriği, erik ağacından; üzümü bağdan; ve cevizi de ceviz ağacından talep etmek gerekir. Üzümü erik ağacında arayan, boş yere zahmet çeken bir ahmaktır; emeği boşa gider, mahsulü ise zahmetten ibarettir.(s.14)"

"Kerpiç koydum kazana poyraz ile kaynatdum
Nedir diyüp sorana bandum virdüm özini"

İkinci beyitte yine ilk beyitte görülen ve şiirin temeline yayılan ses ve anlam sembollerle yoğrulan ifadeler şiirin anlamını zorlaştırsa da hakikat yolunda ehil olan kişilere her şey ayan beyandır. Niyazi Mısrî Hazretleri bu kısmı ise şöyle açıklamıştır. "Bu beyitte, temsili yoldan beyan edilmiştir ki, iç olgunluğa ermek için keyfî tarzda riyazete yeltenenler, poyraz ile çamur kaynatmaya kalkışan ve neticede çamur yiyen ve etrafındakilere çamur yedirmeye çalışan kimselere benzer; zira bir kimse ne yerse, isteyene de ondan verir...Ancak poyraz, pişirmek yerine çamuru kurutur. Pişirdiğini kabul etsek bile çamur, yenilecek bir gıda değildir ki..."s.18

"İplik verdim çulhaya sarup yumak etmemiş
Becid becid ısmarlar gelsün alsun bezini"

Maddi dünyanın metaforlarıyla manevi dünyayı anlatmak çok zordur. Gönül ehli kişilerin birkaç cümleyle hakikati sunmaları ise bilinen bir şeydir. Bu da manevi yolculuğunda karşılaştığı hikmetlerle ve bunları anlamayla mümkündür. Hakikat yolcuları yolun değerini bilip yürüdüğü yolun da hakkını veren mümtaz kişilerdir. Yunus Emre de bu kişilerden bir tanesidir. Farklı anlamları bir anda çağrıştıran bu şiiri ancak hal diliyle yazılabilecek ölçüdedir. Bu kısmı yine Niyazi Mısrî Hazretleri şu şekilde açıklamaktadır. "Bu beyit, kemâle ermemiş olmasına rağmen mürşitlik taslayan ve daha kendisi irşada muhtaç iken etrafındakilere hilâfet teklif etmeye kalkışan kişinin halini anlatır. Hakk'a vasıl olmuş mürşide teslim olmak gerekir; her öne çıkana gönül verilmez..."s.20

Diğer kısımlar ve açıklamaları şöyledir:

"Bir serçenün kanadın kırk kanluya yükletdim
Çifti dah çekmedi şöyle kaldı kazını"

"Bu beyit, yüce tarikat ilminin lüzumunu beyan ve manevi arınma yoluna girmeye istekli olanları teşvik edici mahiyettedir. Zahirî ilimlere nisbetle tasavvuf imi ziyadesiyle zordur. Bu sebeple, dış halini düzelttikten sonra sülûke niyetlenen kimsenin gayret ve ihtimamı çok olmalıdır."s.23

"Bir sinek bir kartalı salladı urdı yire
Yalan değil gerçekdür ben de gördüm tozını"

"Bu beyit, bazı yönetici, makam sahibi, dünya leşinin kuzgunları olmuş ilim sahtekarları ile tarikat ehlini inkâr edenlerin hâlini; ve hor ve düşük bir fukara görünüşü altında gezen, ârif ve zerafetli kimselerin kemâlini beyan eder. Nefslerini alçaltarak yokluk ve fakirlik elbisesi altında kendilerini gizleyen hakir dervişlere alaycı bir yolla sualler yönelten şahin misali zahir âlimlerinin, gözlere sinek kadar görünmeyen bu ariflerin cevaplarıyla, kartalın sineğe avlanması gibi yakalanıp yere vurduğunu anlatır."s.25

"Bir küt ile güleşdüm elsüz ayağum aldı
Anı da basamadum göyündürdi özümi"

"Bir küt ile güreştim" ifadesinin maksadı, şehvet sevgisini gösteren ve daima onun arzusu içinde olan nefs-i emmaredir. "Elsiz" ile kastedilen ise ateşten yaratılmış şeytandır ki, insandaki gazap sıfatı, o ateşin yalımındandır."s.27

"Kaf dağından bir taşı şöyle atdılar bana
Öylelik yola düşdi üze yazdı yüzümi"

"Kaf Dağı ile kastedilen, bütün kâinatı kuşatan ve dairesi içine alan yüce şeriatt'tir. Üstün âlimler, bu dağın üzerinden her yönün halini gözetir ve ne tarafta menfi bir şey olursa, katl, hadd, ta'zir veya te'dip yolundan biriyle müdahaleyle gereken tedbiri alır ve yıkılan yeri tamir ederler.".s.29

"Balık kavağa çıkmış zift turşusu yimeğe
Leylek koduk toğırmış bak o şunun sözüni"

"Bâtın âlimleri, ilham yoluyla gönüllere inen marifetullaha, mecazî yoldan "balık" derler ki, o, âriflerin gönül fezasındaki tevhid denizindedir. Deniz dalgalandıkça balık dışarı vurup, kendini esirgemeden sahildeki ariflere verir. O'nun lezzetiyle, can ve gönül ruhanî gıdalara erişir."s.31

"Yunus bir söz söyledi hiçbir söze benzemez
Erenler meclisinde bürür ma'ni yüzüni"

"Allah'ın ziyneti olan, ilahi sırların ve daha önce kimse tarafından temas edilmemiş Hakanî manaların yüzlerini yabancılardan gizlemek için örtülmüş bir duvak ve örtü gibidir. Tâ ki, nâ-mahrem gözü değmesin ve eli ermesin..."s.33

Çıktım Erik Dalına
İsmail Hakkı Bursevî - Niyazî Mısrî - Şeyhzâde
Hazırlayan: Suat Ak
Büyüyen Ay Yayınları

Bilal Can - 07.10.2013

,

3984

Bilal Can Hakkında

Bilal Can

Dumlupınar Üniversitesi Sosyoloji lisansını tamamladıktan sonra yüksek lisansını da aynı üniversitede "Mustafa Kutlu Öykücülüğünce Mekân: Bir Edebiyat Sosyolojisi" teziyle tamamladı. Sosyolojik çalışmaları mekân, kent, şehir ve edebiyat sosyolojisi üzerine yoğunlaşmıştır. Şiirleri, denemeleri, kitap değerlendirmeleri ve eleştirileri bir çok dergide yer aldı. Kitaphaber.com.tr sitesinin kurucuları arasında yer alıyor ve 2012 yılından beri Kitaphaber.com.tr nin editörlüğünü, 2015'ten itibaren genel yayın yönetmenliğini yapıyor. 

twitter: @bilalcan1

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin