Bir Sükûnet Romanı: Mücella

Bir Sükûnet Romanı: Mücella

Bir Sükûnet Romanı: Mücella

27.09.2021 - Misafir Köşesi
Bir Sükûnet Romanı: Mücella

Tuğba ANATOPRAK yazdı...

İyi okuyan dostlar tarafından birkaç yıl önce tavsiye edilmiş bir kitaptı Mücella. Lakin o zaman, yerinde duramayan ruhum, hayatı yaşamaktan ziyade hayata şahit olmuş bir kızın romanını okumayı pek de matah bulmamıştı. Aradan geçen birkaç yılın sonunda, bir parça durmaya/durulmaya, durgun suları seyre hacet olmalı ki, hayatı, kıyısından seyretmenin hikâyesi olan bu kitap ilgimi celp etti.

Mücella, “Mor Mürekkep”, “La” gibi yazarın çok beğenilen kitaplarından farklı bir üsluba sahip. Türüne benzeyen “Nar Ağacı”na göre ise daha sükûnetli. Nar Ağacı’ndaki insanın üstüne çullanan uzun betimlemeler ile göç, savaş gibi aksiyonlar yok. Hatta “bir olay döngüsü yok” eleştirilerine muhatap olduğuna da şahit oldum. Fakat ben bu “durağan” kitabı sevdim.

Mücella, tek ebeveynli bir ailede, annesinin hem anne hem baba olduğu, döneminin çocukluk ve gençliğinin sosyal ortamından adeta tecrit edilmiş, annesine refakat eden çok uslu bir kız. Ne isyan, ne yaramazlık semtine uğramamış. Hal böyle olunca hayatın riskine talip olunmuyor demek ki, kıyıdan seyretmek düşüyor baskısı ağır olan çok uslu kızların payına. Böyle bekliyor Mücella. Hayat akıp gidiyor, yaşıtları koşuyor, hopluyor, heyecanlanıyor, hülasa yaşıyor; Mücella nefes alıyor. Yaşıtları evleniyor, çoluk çocuğa karışıyor, Mücella kalıyor. Evde abisinin olduğu bir zamanda güven ve huzurla uyuyor Mücella. Babanın, eşin, abinin varlığı bir kapı kilidinden daha sağlam gelir kadına zira. Bırakıp gitmek zorunda kalmışlığını gurbetten gönderdikleriyle hafifletmeye çalışıyorken abisi, ülkede İkinci dünya savaşına girmemişliğin minnetini duyuyor halk. Derken, ekmek ve tüp kuyruğuna giriliyor, kahve çekirdeği, yerini nohut ununa bırakıyor mecburen. Sonra Menderes geliyor, yeniden kahve içiliyor. Ardından darbe oluyor, yine nohut kahvesi içiliyor, elektrik ve su geliyor eve, üniversitelerde gençler birbirine giriyor, ihtilal oluyor yine, hayat akıyor, çocuklar büyüyor, gençler yaşlanıyor… Gönlüne ve nefsine galip olup ince hastalığa tutulanla, mağlup olup bedbaht olanlar geçiyor Mücella’nın çevresinden; Mücella umutla bekliyor kıyıda. Nihayet her doğan ölür, her yeşil kurur, mümbit bir toprak gün gelir çöl olur. Çocuğu olanlara adeta ikinci anne, annesine yoldaş Mücella, zamana boyun eğip çaresiz çöl oluşunu izliyor. Kendine dair umudu doldurduğu çeyiz sandıklarındaki çeyizleri dağıtıp, boş sandığa kapatıyor. Umudu, umudunu kaybedenlere, dertlilerin derdini dinlemeye sarf ediyor.

Kitabın başında üniversite öğrencisi olduğunu anladığımız yazara, kitabın sonunda “benim hikâyemi de yaz Nazlı” diyen Mücella ile veda ediyor yalnız ve mutsuz yazar. Bazen yazılmaya değer görülmeyen şeylerde bile izlenecek koca bir hayat olduğunu hatırlatıp bir sızı ve bir dizi sükûnet bırakıyor okura.

Mücella

Nazan Bekiroğlu

Timaş Yayınları

344 Sayfa

Misafir Köşesi - 27.09.2021

,

390

Misafir Köşesi Hakkında

Misafir Köşesi

Kitaphaber ailesine misafir olmuş konuk yazarların yazılarını bu profilde bulabilirsiniz.

Misafir Köşesi ismine kayıtlı 184 yazı bulunmaktadır.

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin