Biyoloji Tarihi Üzerine Kısa Bir Değini

Biyoloji Tarihi Üzerine Kısa Bir Değini

Biyoloji Tarihi Üzerine Kısa Bir Değini

12.05.2021 - Mustafa Buğaz
Biyoloji Tarihi Üzerine Kısa Bir Değini

İnsan, dünyaya gelişinden bugüne değin çevresiyle ilgilenmiş, evrene merak salmış, onu tanımaya çalışmış, ona dair sorular sormuş: ‘’Ben kimim? Nerden geldim? Nereye gidiyorum? Evren nasıl yaratıldı? Canlılar nasıl ortaya çıktı? Doğadaki bu çeşitliliğin sebepleri neler?...’’ Benzeri birçok soruyla muhatap olmuş. Bazen hayal gücünü bazen de aklını kullanarak cevaplar aramış, araştırmalar yapmış, açıklamalar geliştirmiş. Başlarda evren üzerine dinsel düşüncenin ve antik filozofların etkisiyle spekülatif açıklamalar yapsa da zamanla bilimin ve tekniğin gelişmesiyle beraber daha isabetli ve akılcı çıkarımlarda bulunmaya başlamış. 19. yüzyılda modern şehirlerin kurulması, iş bölümünün yapılması ve kurumsallaşmanın artmasıyla beraber modern bilim dalları da ortaya çıkmıştır. Biyoloji bilimi de bunlardan biridir.

Matematiğin, fiziğin, kimyanın, tarihi olduğu gibi biyolojinin de bir tarihi vardır. Çünkü biyoloji de hayatımızı etkileyen diğer olgular gibi bir anda ortaya çıkıp var olmuş değildir. Diğer bütün sistemler gibi tarihsel süreç içerisinde değişerek, gelişerek ve zenginleşerek şu andaki konumunu almıştır. Bu yüzden biyolojinin tarihini anlatan çeşitli kitaplar yazılmıştır. Thomas Junker’in ‘’Biyoloji Tarihi’’ isimli kitabı da bunlardan biridir. Thomas Junker’in kısa ama yoğun çalışması, meraklısına, modern çağın hemen her veçhesinde ciddi sonuçlar doğuran ve şu anda hayatımızın en önemli bilim dallarından biri olan biyoloji hakkında ustaca yazılmış bir genel bakış sunmaktadır.

Kitap, biyoloji biliminin tarihini ana hatlarıyla ele alıyor. Yazar, giriş bölümünde biyoloji biliminin canlı varlıkları kapsayan bağımsız bir bilim dalı olarak yalnızca son iki yüz yıldır varlığını sürdürdüğünü ifade ediyor (s.7). Peki 19. Yüzyıldan önce hayatımızda biyolojinin yerini ne tutuyordu? 19. yüzyıldan önce biyolojiyi tıp ve doğa tarihi alanları temsil ediyordu. Bunlar da çoğunlukla dinsel düşüncenin ve antik düşünce kalıplarının tesiri altındaydı. 19. yüzyılda hücre teorisi, evrim, ortak köken ve seçilim teorileri, yeni deneysel fizyoloji ve Mendel’in kalıtım kavramı yoluyla eski temelleri yıkıp yeni bir bilim dalı olarak ortaya çıktı. Böylece biyoloji, Antik düşünce kalıplarından kurtularak, kendine ait çalışma alanı olan, kendi yöntem ve teorilerine sahip, bağımsız son doğa bilimi olarak modern bilimler arasında yerini almış oldu.

Kitabı kısaca dokuz bölümde özetleyebiliriz: 1. Bölümde yazar, organizmaların ilk ortaya çıkışına yönelik geçmişte ve modern zamanlarda ortaya atılmış teorileri ele alıyor. ‘’Canlılık bir aşkın varlık tarafından mı yaratıldı yoksa kendiliğinden mi türedi?’’ sorusunu merkeze alarak çeşitli tartışmalar yaptıktan sonra şu sonuca ulaşıyor: Canlıların kısa denebilecek bir zaman dilimi içerisinde oluşması anlamında bir kendiliğinden türeme yoktur. Organizmaların oluşumunun ötesinde, çeşitli makro moleküllerin ortaya çıkarak güvenli bölgelere toplandıkları bir kimyasal evrim gerçekleşmiş olmalıdır. 2. Bölümde, Türlerin çeşitliliği üzerinde durarak evrendeki türlerin çeşitliliğinin sebepleri ve bu konuda ortaya atılmış teorileri ele alıyor. Türlerin sınıflandırılması konusunda ortaya çıkan problemleri tartıştıktan sonra Darwin’in ‘doğal sistem ve ortak köken’’ teorisinin ufuk açıcı sonuçlarından bahsediyor. 3. Bölümde, karşılaştırmalı anatomi ve morfoloji biliminin organizmaların tasarımına ilişkin getirdiği yeniliklerden bahsederken özellikle Georges Buffon ve Georges Cuvier’in çalışmalarına yer veriyor. Buffon’un karşılaştırmalı anatomi bilimi sayesinde hayvanlar ve bitkiler arasındaki benzerliklerin farklılıklardan daha fazla olduğu gerçeğini ortaya çıkarması canlılardaki ortak köken tezini daha da güçlendirdiğine işaret ediyor. 4. Bölümde Fizyoloji bilimi üzerinde durarak canlıların vücut yapısının nasıl ortaya çıktığı ve bu yapıların makinelerden farkını araştırıyor. Özellikle Descartes’in insan vücudunu makineye benzetmesi ve ruh problemi üzerinde durarak, canlı varlıkların makineler gibi basit bir yapıya sahip olamayacağını, canlı varlıklardaki fizyolojik süreçlerin birtakım özel moleküller arasındaki karmaşık kimyasal tepkimelerle gerçekleştiğini vurgulayarak organizmaların makinelerden farklı olduğunu anlatmaya çalışıyor. 5. Bölümde organizmaların doğumundan gelişimine kadar geçirdiği süreleri konu edinen embriyoloji bilimi üstünde duruyor, ovistler ve animalkülistler arasındaki tartışmadan bahsederek genetik biliminin 20. yüzyılda genotip ve fenotip olarak ikiye ayrıldığını vurguluyor. 6. Bölümde Scheiden ve Schwann ortaya attığı hücre teorisinin biyolojinin tüm alanlarında nasıl yeni bakış açılarına yol açtığı ve birçok olgunun derinlemesine anlaşılmasını sağladığından bahsediyor. 7.Bölümde genetik biliminin iki önemli kavramı olan kalıtım ve varyasyondan bahsederek iki temel soru üzerinde duruyor: ‘’Çocuklar neden ebeveynlerine benzer? Çocuklar ve ebeveynler neden birbirinin aynısı değildir?’’ Ayrıca genetik biliminde devrim yapan Gregor Mendel’in kalıtım teorisinden James Watson ve Francis Crick’in DNA’nın sarmalını çözmesine kadar uzanan süreci ana hatlarıyla özetliyor. 8.Bölümde Darwin ve Lamark’ın ortaya attığı evrim teorisi aracılığıyla türlerin nasıl oluştuğunu dinsel düşünceden farklılıklarına vurgu yaparak açıklıyor. Darwin’in ortak köken ve seçilim ilkesinin sadece biyolojinin temel sorunlarından türlerin çeşitliliği olgusunu açıklayan bir teori değil, aynı zamanda biyoloji biliminin temel konuları arasında bütünlüğü sağlayan kurucu bir düşünce olarak merkezi bir konumu işgal ettiğini vurguluyor. Son bölümde ise yazar, önce anlattıklarını kısaca özetliyor ve sonrasında modern biyolojide ortaya çıkan yeni gelişmeler ve ilerlemeler hakkında okuyucuya bilgi veriyor.

Peki bu kitabı okumak bize ne kazandırır? En başta biyoloji disiplininin doğuşunu, gelişimini ve şimdiki şeklini nasıl aldığını bizlere öğretir. Sonra ortaya atılan bilimsel teorilerin ve iddiaların tarihsel süreç içerisinde ne gibi değişimler geçirdiğini gözlerimizin önüne sererek geçmişle şimdi arasında bağ kurmamızı ve sağlıklı karşılaştırmalar yapmamızı sağlar. Ayrıca başlangıcından günümüze biyoloji disiplini içinde ortaya atılan bilimsel teorilerin ve düşüncelerin gelişimini sırayla vererek, genç insanların canlılar hakkında çok yönlü düşünebilen, zengin entelektüel birikim kazanmalarına ve kavrayış ufuklarının genişlemesine yardımcı olur. Sonuç olarak, insanlar da birer canlı olduğu için biyolojinin araştırma alanına giriyor. Evrendeki bütün canlıların benzer özellikleri olduğunu ve ortak bir yaşam alanını paylaştığını düşünürsek organizmalar üzerine öğreneceğimiz her bilginin bizim hayatımızı da yakından ilgilendirdiğini unutmamalıyız!

Biyoloji Tarihi, Thomas Junker, Çev.: Necip Cihan Akün, Runik Kitap, İstanbul, 2021

Mustafa Buğaz - 12.05.2021

,

636

Mustafa Buğaz Hakkında

Mustafa Buğaz

Hakikatin peşinde koşan, münzevi, mütecessis bir fikir işçisiyim.

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin