BİZE BİR MAĞARA ÇİZEN ADAM: HÜSEYİN HAKAN

BİZE BİR MAĞARA ÇİZEN ADAM: HÜSEYİN HAKAN

BİZE BİR MAĞARA ÇİZEN ADAM: HÜSEYİN HAKAN

06.10.2021 - Tuba YAVUZ
BİZE BİR MAĞARA ÇİZEN ADAM: HÜSEYİN HAKAN

Toplanın şimdi size bir sürü hiçbir şey anlatacağım.*

Bir eseri anlatmaya nereden başlamalı? Kapağından mı, yazarından mı, üslubundan mı, içeriğinden mi? Ya da bir kitabı incelemeye başlamadan evvel hayata dair afili sözler mi etmeliyim? Hani varoluş sancılarından tutup biraz da toplumsal çatışmalara değinip ucunda da “evet isyan” diye şaire mi bağlamalıyım, bilemedim.

Hepsi de mümkün. Yahut hepsi de zırvalık. Bir eser yazarından çıktıktan sonra onu bağlamaz. (Hayır, bağlar hem de pek sıkı bağlar). Kafalar hep karışık. Neyse, biz şöyle diyelim en kestirmesinden: Neresinden tutarsan tut hep eksik kalır yaşamak. (İyi de kitaplardan bahsediyorduk, yaşamak da nereden çıktı?) Neresinden anlatırsam anlatayım hep eksik kalacak bu kitap. Böyle bir tereddütle girizgâhı biraz uzatıp lafı geveleyerek zaman kazanma çabam bu. Tamam, daha fazla uzatmaya edebiyatım yetmez, felsefem çok az sosyolojim hiç yok.

Hüseyin Hakan çok genç bir yazar. Henüz otuzlarında. Bu yaşlarda insanın ayakları yere basmaya başlamıştır. Fakat yazarımızın sanki ayakları yere basmamış yere demirlenmiştir. Gövdesi toprağın üstünde, ayakları altında. Bir yanı yaşamak diyip hâlâ rüya gören gencecik bir adam; bir yanı ölümü anlama derdine düşmüş garip bir ihtiyar. Bu yüzden tezatlarla dolu “Bize Bir Mağara Çizin”. Tezadı olumsuz manada kullanmıyorum. Hemen izah edeyim. Doğumdan ölüme kadar geçen vakte yaşamak dememizin çelişkisini anlatıyor Hüseyin Hakan. Okurken bazen yazarın rüyasına ortak oluyor bazen onun distopyasında rol alıyorsunuz. Bazen gerçeklerin demir soğuğunda bazen rüyaların berraklığında başınız dönüyor. Neyse dönelim baştaki sorumuza: Bir eseri anlatmaya nereden başlamalı? “Bize Bir Mağara Çizin” i evvela adından sonra kapağından, sonra içeriğinden bahsederek adım adım anlatmak niyetim. Tüm bunları yaparken de yazarın apaçık “ben buyum” dediği satırları sizlere göstererek Hüseyin Hakan’ı tanıtmak. Nihayetinde gayem eserden yola çıkıp bir yazarı ne kadar tanırız sorusuna cevap bulmak?

“Bize Bir Mağara Çizin”, bu mağarayı bana değil, bize çizin diyor yazar. Kitabın adında başlayan biz dili eser boyunca ben ve biz arasında gelgitler yaşıyor fakat Hüseyin Hakan, kendinin de dâhil olduğu’ bizi’ yani ‘insanı’ merkeze alıyor hep. O nedenle bana bir mağara çizin demek yerine çoğul- çoğunluk olmayı yeğliyor. Gelelim mağaraya. Platon’un meşhur mağara metaforu tam da günümüz toplumundaki kırılmaların çıkış noktası. Yanılsama, gerçeği görememe yahut görülen gerçeği kabul etmeme, yanılgılar içinde debelenme… O kadar uzatılabilir ki. Bu mağara Platon‘dan başlayan ve hiç bitmeden artarak devam eden yığınların mağarası. Hemen bu çağrışımları zihnimizde canlandırsa da “mağara”yı tamamen Platon’dan bağımsız olarak da okumak mümkün. Şöyle ki eser bu çağın karmaşık rekabetini, çirkin heveslerini, unutulan adaleti, vicdanı, rüyaları, ölümü ve yaşamı anlatırken mevcut durumdan kaçmak isteyen, bu çağı kabullenemeyen bir yazarın da mağarası. Karanlık, derin ve belirsiz mağara duvarlarından sesi geliyor Hüseyin Hakan’ın: Kaçalım. Kendi çizdiğimiz mağaramıza kaçalım. Mağara eskiyi, karanlığı, bir sığınağı, yalnızlığı nihayetinde bu çağın çirkin yüzünden uzak bir yeri de temsil ediyor olabilir. Hangi manada kullanılırsa kullanılsın (belki ikisinden de çok başka bir anlam da olabilir, bilemiyorum) Hüseyin Hakan’ın toplumun kırılma noktalarından duyduğu hüznü yansıttığı aşikâr.

Eserin kapak tasarımı Furkan Güngör’e ait. Tasarım kitaptan bağımsız olarak başarılı. Domino taşlarının imgesel ifadesi malumunuz. Toplumun birbirine olan bağı, kırılmanın bireysel değil toplumsal oluşuna işaret etmesi bakımından yerinde fakat eseri okuduktan sonra kapağın eseri yeterince yansıtmadığını düşündüm. Dallı budaklı, kökleri sarmaş dolaş bir ağacın sadece yaprağını göstermek gibi. Yalınlık belki karmaşayı anlatmak için en kestirme yoldu bilemiyorum. Pek çok farklı konuya temas eden “Bize Bir Mağara Çizin” için daha başka daha soyut belki de alegorik, absürt bir kapak tasavvur ettim kendimce.

“Bize Bir Mağara Çizin” deneme-anı-anlatı türünde bir eser. Formlar arasındaki hudutlar kalkalı çok olduğundan tam kestirmek mümkün değil. Yazarımız deneme demiş biz de deneme diyelim. Kitap üç bölümden oluşuyor. Ev Ödevi, Rüyalar da İnsandır, Müsvette. Bir de sonunda ilk söz niyetine yazılan son söz kısmı var. Rüyalar da İnsandır‘da yazarımız kendi rüyalarının imgelerinin peşine düşüyor. Rüyalarını okurla birlikte çözümlüyor, kendi bilinçaltı odalarını okura açıyor. Pek çok yazar için bu kadar açık olmak güçtür. Hele bu çağ biraz da gizemli ya da “cool” görünme çağıyken. Hüseyin Hakan okurla kurduğu sıkı bağı bu şeffaflıkla da ispatlıyor esasen. Rüyaları önümüze sererken okuru da rüyalarını düşünmeye, anlamaya, çözümlemeye çağırıyor. Bu bölüm okuru iç hesaplaşma, anılar, karmaşa, anlamlandırma gibi biraz kaotik bir ruh durumuna sürükleyebilir. Hatta Hüseyin Hakan’ın gayesi bu bile olabilir. Diğer bölümler ise geniş bir yelpazeyle farklı konulardaki deneme- anı yazılardan oluşuyor. Bu hacimli mevzulara cesurca dalan Hüseyin Hakan’a okur sorabilir: Neyin peşindesin, derdin ne?

“Ben daha ziyade tuhaf, acayip, muallak yeni- dünyanın izindeyim. Bu sebeple pratik olarak mevta olsa bile teorik olarak canlılığını muhafaza eden bir çıkmazı yazacağım. Eğer başarırsam ne âlâ. Yok eğer bu vaziyet üzerine ölürsem, mezar taşıma “geldim, yazdım, yan gelip yatmaya devam ediyorum” yazdıracağım.”(Bize Bir Mağara Çizin, s. 13)

Aslında buraya kadar yazdıklarım hâlâ girizgâh. Kitabı anlatmaya nereden başlayacağımı kestiremememin sancısı belki. Fakat dağınık zihnimle okuru yormamak için şöyle birkaç başlık tasarladım: ölüm- yaşam tezadı, kendini açık eden yazar( yahut ayna), adalet ve vicdan arayışı, rüyalar, heyecanlı bir adam üslubu, netice

Ölüm Yaşam Tezadı

“Bize Bir Mağara Çizin” merkezinde insan olan bir eser. Toplumsal kırılmalara farklı açıdan bakmamızı sağlıyor. Nerelerimizin yara bere içinde kaldığını göstermek, kıymıkların hangi noktalara saplandığını fark ettirmek belki de Hüseyin Hakan’ın derdi. Kendi kırılmalarından yola çıkarak bize ayna tutmak istiyor. ” Bize Bir Mağara Çizin" başından sonuna kadar zıtlıklar zemininde ilerliyor. Ve bu zıtlığın en büyüğü de tüm bölümlerin ortak teması: “ölüm ve yaşam”. Bu iki kavram başkalığın içinde “aynı”lığı temsil ediyor. Hüseyin Hakan’ın temel yazma sebebi de bu olduğu fikrindeyim, hep ile hiçin, yaşam ile ölümün iki uçtan birbirine nasıl değdiğini göstermek. Hakikati arıyor Hüseyin Hakan. Hakikat kimi zaman rüyada kimi zaman ölümde kimi zaman da yaşamda duruyor. Mesele aramak ve görmek. Hayır, mesele sadece aramak. Mesele ölmek ve dirilmek. Hayır, mesele sadece ölmek.

Bu yüzden yaşamak istiyorsak önce ölmemiz gerekir”.( Bize Bir Mağara Çizin, s.119)

“Ölene kadar yaşamanın adına hayat dediğimiz kısacık zamanda insanı ayakta tutan şey ölümdür. Şimdi ise yarı öldüğüm uykumda diğer yarımı da yaşamaya değil hakikatin ne olduğunu kavramaya ayırıyorum.”( Bize Bir Mağara Çizin, s.115)

Ölüm korkudur, ölüm gerçektir ve ölüm yaşamaktır. Yaşamaya mana katan ve yaşamayı manasızlaştırandır. Bu bağlamda Hüseyin Hakan hem ölümden korkan hem ölümle yaşamak isteyen biridir. Ölüme kızgındır ama ölümle de ahbaplığı kesemez.

“Ölümle yüzleşmek cesaretime halel getirecek bir hamle. Oysa ölümü düşündüğümde bir dal sigara yakmak fikri cazip geliyor. Ölümü çokça düşünürsem iki dal.”( Bize Bir Mağara Çizin, s.165)

“Kederden tırnaklarıma musallat olduğum zamanlarda sevdiklerim birer ikişer ölmemişler miydi? Üstelik hemen hepsi de yalnızlıktan korktuğumu bildikleri halde, defalarca kez ölümden korktuğumu söylememe rağmen öldüler.”( Bize Bir Mağara Çizin, s.195)

Kendini Açık Eden Yazar (Yahut Ayna)

Bir edebi metin yazıldıktan sonra artık yazarın değildir, diye meşhur bir görüş vardır. Hiç katılmam. Metin ister önünden bak ister arkasından her daim yazarındır ve bir şekilde onu anlatır. Buna da hiç katılmayanlar olacaktır ama bu fikir ekseninde oluşuyor bu yazım da. Mağarasına saklanan Hüseyin Hakan’ın izinde gidiyor, onu arıyor, neden kaçtığını anlamaya çabalarken hayat ağrılarını da görmeye çalışıyoruz.

Kişinin kendini tanımasının marifetin marifeti sayıldığı kültürde kendini tanımanın Rabbini tanımak olduğunu ve bunun da pek kolay olmadığını biliriz. Bilmeye biliriz de yüzleşmemiz güçtür. Hüseyin Hakan, kendiyle yüzleşmesini ayan beyan serer okurun önüne. Bulmaktan değil aramaktan hırpalanmak ister. Bu tavır da yazarı benzer ıstıraplar çekmiş okurla daha iyi bağ kurmasına ve samimiyetini göstermesine vesile olur.

“Kendimi bulduğumda kendim için ne kaçacak ne de kalacak bir yer olmuştum. İnsanın aklını kullandığı anlarında eşrefi mahlûkat olduğunu öğrendiğim gün, aklını kullanmayanın halini de anladım. Ki hayvanların da kurtulmuş oldukları müjdedir, kullanacak bir akıldan münezzeh oldukları için.” (Bize Bir Mağara Çizin, s.23)

Kendiyle yüzleşmesinde zaman zaman biz dili kullanır Hüseyin Hakan. Bilir ki pek çok okur da aynı yüzleşmenin ağırlığını yaşamıştır:

“Birincisi bizler kendimizle aynada bile tanışmamış olanlarız.

“Esas benlik, çekilen Allah ağrısıdır. Çünkü vicdan aynada görünmez”( Bize Bir Mağara Çizin, s.81)

Adalet ve Vicdan Arayışı

Bu çağda yaşamanın getirdiği kamburla yine bu çağda yaşamanın elimize tutuşturduğu isli feneri alıp yollara düştük. Dikenli, kavisli hâsılı meşakkatli yollara. Aradık. Evvelce dünyayı güzellik kurtaracak diyenlerin güzellikleri neredeydi diye? Hüseyin Hakan mağaradaki gölgeleri gerçek sananlara isli feneri tutup “gelin bir de buradan bakın” diyenlerden. Arayışı çok belirgin. “Bize Bir Mağara Çizin”de anlatılan türlü meseleler ve hatta rüyalar bile “adalet ve vicdan” vurgusuyla bitiyor. Çok şey yitirdik bu çağda. Kayıplarımızı toplasak yaşadığımızdan çok yaşamak gerekecek belki. Fakat insanı eşrefi mahlûkat yapanın vicdan ve adalet olduğunu söylemek hatta haykırmak boynunun borcu gibi hissediyor yazarımız. Eserin başından sonuna dek o kadar çok karşılaşıyoruz ki bu haykırışla:

“Adaletsizlik, liyakatsizlik, ötekileştirme, yalan ve pervasızca ihanet bu kadar arsızca, sırıtarak, alenen ortadayken dirseklerimi masaya dayayıp hırsımı sakallarımdan çıkarmak, ne bileyim, ölümle erkenden uzlaşmak gibi geliyor.”( Bize Bir Mağara Çizin, s.39)

“Neredeyse bir kalp taşıdığımıza olan inancım da sönecek. Bunu ilk kez söylüyorum. Böyle söyleyerek kendime iğne ucu kadar huzur ile cehennemin dibi kadar muamma arasındaki müzakereyi bulma imtiyazı da tanıyorum pek tabi: haysiyet ve adaleti.”( Bize Bir Mağara Çizin, s.136)

“Bize Bir Mağara Çizin”de bir varlık problemi anlatılmıyor hatta bana kalırsa asıl mevzu “yokluk”. İnsanın anlam arayışı da bu yokluk kavramı ekseninde şekilleniyor. Neyimiz var elimizde demekten ziyade neyimiz yok yahut neyimizi kaybettik diyor Hüseyin Hakan. Yazara göre bu çağda adaleti, vicdanı, merhameti kaybeden insanın nasıl bir varlık arayışından söz edilebilir ki?

Rüyalar

“Bize Bir Mağara Çizin” -toplumsal kırılmalar ve rüyalar üzerine”- bir eser. Kırılmalar da rüyaya dahil hatta rüyalar kırılmaları içine alacak kadar keskin. Yazarımız eserin ikinci bölümünde Rüyalar da İnsandır diyerek kendi rüyalarını içtenlikle okurla birlikte yorumluyor. Açıkça belirtmem gerekir ki bu kısmı okurken çok durup düşünmem gerekti. Sonra kendime birkaç soru yönelttim okur olarak:

Kişi rüyalarını (aleni ya da örtük) aktarırken kendi zihnine ihanet eder mi?

Rüyaların mahremiyeti var mıdır ve bu bağlamda anlatmak( bir kitapta ) doğru mudur?

Rüyalardaki kırılmaları, imgeleri, ete kemiğe bürünen sancıları en iyi kişi kendi mi fark eder?

Kendi rüyalarını gizlerken başkalarının rüyalarını yorumlamak yahut yazmak kendimize mi rüya sahibine mi ihanettir?

Başta da demiştim ya kafalar hep karışık. Tüm bu sorulardan sonra rüyalar bölümü bir daha okudum. Yazarın cesurca ve açık yüreklilikle rüyalarını yine kendi kırılmalarıyla anlatmasını hayranlıkla karşıladım. Her yiğidin harcı olmasa gerek bu kadar şeffaflık. En azından benim harcım hiç olmadığından kitabın en etkileyici bulduğum bölümleri de bu kısımlardı. Yazarımız da şöyle izah ediyor durumu:

“Rüyalar da insandır, bir şeyleri konuşabilmek için rüyaları bahane ettiğim bir çalışma oldu. Bir şeyleri konuşabilmek, bir dert üzerinde uzlaşabilmek, becerebilirsek eğer o dertlerden birer ikişer sonuç çıkarıp yolumuza bakabilmek için bizler uyurken olan bitenlere gerçeğin libasını giydirmenin çabası oldu.” (Bize Bir Mağara Çizin, s.65)

Hüseyin Hakan’ın yaşam ve ölüm tezadındaki karmaşık bakışını az çok anlatmıştım. Tam da bu karmaşanın rüyalarında da ortaya çıkışına bu bölümde tanık oluyoruz. Günlük vakaların bilinçaltı odalarında kılık değiştirip nasıl da bizi gece boyu esir aldıklarını bir daha fark ediyoruz. Bu bölümü okuyanlar da dönüp kendi rüyalarını hizaya sokabilir, muhtemeldir.

Heyecanlı Bir Adam Üslubu

Yazarlar eserlerinde örtük ya da açık olarak duygu durumlarını yansıtırlar. Biliyorum bu tartışmaya çok açık bir yargıdır ve elbet okur okumaz itiraz edenler olacaktır. Evvelce de belirttiğim gibi ben bu fikirle “Bize Bir Mağara Çizin” deki Hüseyin Hakan’ı arıyorum. Farklı okumalarla eserle farklı şekillerde yoruma açıktır muhakkak. Benimle benzer bir okuma yapan İbrahim Varelci de Hüseyin Hakan ile söyleşirken şu tespitte bulunur:

“Kitaptaki yazılarda en çok dikkatimi çeken unsur, yazarın heyecanını kaleme yansıtması oldu. Cümlelerin biçimine ve denemelerin isimlerine kadar işleyen bir tutum olarak algıladım. Bunu dertlenme, dert edinme heyecanı olarak okudum. “( (izdiham Dergi- Hüseyin Hakan Bize Bir Mağara Çizin Adlı Kitabını Anlattı 2021)

Ben de buna benzer bir tespitte bulunmuştum ki İbrahim Varelci imdadıma yetişti. Yazarımızın zihni geniş, derin ve baya engebeli. Tüm bu hengâmeden satırlara dökülen cümlelerde “biran evvel ulaşsın muhatabına heyecanını” görüyoruz. İlk eser heyecanı elbette başkadır. Fakat benim Hüseyin Hakan da hissettiğim heyecan sırtındaki ağırlığı kitabına yüklerken dökmemek, kırmamak ama derdini de dosdoğru anlatmak telaşı. Anlatılan meselelerin ağırlığı ile üsluptaki heyecan birleşince ebruli bir tat bırakıyor okurda.

Netice

Deneme yazmanın birkaç hendeği var. Kimi yazarlar bu hendeklerde hemen düşüverir. Kimi birkaç eser sonra. Bazı ustalar zaten hendekleri çoktan aşmıştır o başka gıpta mevzusu. Ne anlatacağınız mühimdir mesela, aynı tozlanmış meselelerden bahsetmeden ama daim olan sorunlara da temas etmek gerek. Ya da nasıl bir üslup kullanacağız? En büyük handikabı budur bana göre. Yazarın samimi olurken çizgiyi aşması ya da yapay bir dil yüzünden okuru yakalayamaması büyük tehlike.

Yazarımız da belli ki benzer kaygıları taşımanın neticesinde hem zihnini hem kalemini keskinleştirmiş. Temel meseleleri farklı bakış açılarıyla sunmuş. Çok ketsime yolları seçmeden ama lafı da okuru bunaltacak kadar sıkmadan biraz çekerek anlatmış. Dili kullanma biçimi, olgun sesi, kelimelerin tınısıyla henüz ilk eserden zor bir türün üstesinden gelmiş.

Aslında ilk söz olan Son Söz bölümünde Hüseyin Hakan, yine okurla olan bağını kuvvetlendirerek içtenlikle açmış kendini. Özellikle deneme yazanlarda yazar kibri bazen sızı verir satır aralarından. Hüseyin Hakan’da bu kibir yerini samimiyete bırakmış. Temiz bir işçilik görülüyor cümle yapılarında. Üslup yerli yerinde. Anlatım yer yer engebeli fakat temas edilen meseleler yalın anlatmaya müsait olmadığından eleştirilemez. Hem her eserin yalın olmak mecburiyeti de yoktur ya neyse. Tüm buraya kadar her şey yolunda. Fakat eserde beni rahatsız etmese de kimi okuru iğreti edecek bir noktaya değinip yazımı bitirmek istiyorum. Bazı bölüm sonlarında ya da bölüm aralarında yazarımız muhtemelen samimiyete dayanarak okuruna nasihat ediyor. Bir şeyleri yapın yahut yapmayın diyor. (Nasihat etmek, tavsiye etmek, önermek, salık vermek hangisini kullansam bilemedim ama tam olarak bunların ortak paydasını yapıyor yazarımız). Yer yer bu tavsiyeler ironik bir üslup alıyor. Hep böyle olsa belki çok daha serinletici olabilirdi. Kasvetli ve oldukça cüsseli mevzular işlenirken okurla ironik söyleşmeler ferahlatıyor çünkü ortamı. Fakat bazen biraz daha keskinleşip daha net ve ciddi tavsiyeler geliyor. Bu kısımlar olmasa yahut az evvel belirttiğim yumuşaklıkta olsa daha lezzetli olurdu kanaatindeyim.

“Bize Bir Mağara Çizin”i okurken sıklıkla durup not alacağınızdan, cümlelerin altını çizip uzun uzun düşüneceğinizden, bazen tebessüm edip kelime oyunlarına şaşıracağınızdan eminim. Genç ve dinamik bir yazar Hüseyin Hakan. Yeni dönem okur kitlelerine de deneme türünü sevdirmesi mümkündür.

Bir Dilek

Yazarın ironik dili ve güçlü gözlem kabiliyetini öykülerinde de görme isteğimi okurken bastıramadım. Toplumun kırılmalarını bu kadar cezp edici anlatan bir kalemin insanın kırılmalarına ayna tutacağı kurgulardan iyi öyküler çıkacağından şüphem yok.

*Bize Bir Mağara Çizin, H. Hüseyin, s.113

Hüseyin HAKAN

Bize Bir Mağara Çizin “Toplumsal Kırılmalar ve Rüyalar Üzerine “

İzdiham Yayınları

2021, İstanbul

Sayfa sayısı: 241

Tuba YAVUZ - 06.10.2021

,

212

Tuba YAVUZ Hakkında

Tuba YAVUZ

1982 yılında Erzincan’da doğdu. Gazi Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünden mezun olduktan sonra Ankara’da çeşitli kurumlarda çalıştı. 2008’den bu yana Edirne’de Milli Eğitimde öğretmen olarak görev yapmakta. İki çocuk annesi.

Türk Edebiyatı, Hece Öykü, Ihlamur, Balkan Türküsü, Poyraz gibi çeşitli dergilerde öyküleri yayımlandı.

2014’te “Sitare” öykü kitabı çıktı. (meserret yayınları)

Tuba YAVUZ ismine kayıtlı 13 yazı bulunmaktadır.

Yorumlar
  • Garip Tasarımcı 2021.10.09 04:57

    Yazarın üslup ve dilinin kitap değerlendirmesine ne denli etki edebileceğini bu tanıtım yazısı bize göstermiş. Alıntılamalar, yazarın düşünce ve hayal dünyası, ve yazar hakkında özellikle izdiham dergisinden alıntı oldukça yerinde ve güzel...

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin