Bu Salgın; Kızıl Veba mı, Covid mi?

Bu Salgın; Kızıl Veba mı, Covid mi?

Bu Salgın; Kızıl Veba mı, Covid mi?

20.01.2021 - Mustafa Atalay
Bu Salgın; Kızıl Veba mı, Covid mi?

“Olmadı işte. Sonunda bildiğimiz her şeyi unuttuk”

Pandeminin yaşandığı bir dönemin tanığı olan için, bir romanda bahsedilen salgın dönemi ve hastalıkların yıkıcı etkisi çok büyük ve ilginç bir anlatı olarak genellikle görünmez. Neticede bizzat roman haline gelen bir ironiyle karşı karşıya kalan okura sunulan anlatının, o okuru etkileme gücü de zayıf kalacaktır.

Her ne kadar böyle bir düşünce olsa da, yaşanılanlara benzer bir kurgunun yıllar önce anlatılmış olması elbette bir merak uyandırmıyor da değil. Bildiğimiz hikâyenin, hiç bilmeyen birince anlatılmasındaki ilginçlik, nüanslar ve benzerlikler dikkati ister istemez satırlara çekiyor. Yaşanılanların ötesinde, yaşanabileceklere de ışık tutmayı sağlıyor bu tecrübe.

Veba ve Eser

Jack London eserini, kara ölüm olarak adlandırılan bin üç yüzlü yıllarda gerçekleşen veba salgınından esinlenerek “kızıl veba” olarak kaleme alıyor. Klasik London eserleri gibi, önce ne olduğunu anlamadığınız bir girizgâhla, yaşlı bir adamın torunlarıyla yolculuğunu konu alarak başlayan eser, torunlarının kızıl vebayı sorması üzerine, yaşlı adamın dilinden derinleşiyor ve bir anlamın parçası haline geliyor.

London, ne diğer salgın romanları gibi sadece bulunduğu döneme odaklanıyor, ne de günlük tutma tarzı şeklinde olayları en ince ayrıntısına kadar inceliyor. London için bir salgının gelecekte gerçekleşecek olması düşüncesi, bulunduğu dönemden altı yüz yıl önceki veba salgınını yeniden yorumlamaya itiyor. İlginç olan, eser yazıldıktan altı yıl sonra İspanyol Gribi Salgını başlıyor.

Eser sadece veba salgınını ele almıyor, aynı zamanda medeniyetini kaybeden bir toplumun tekrardan ayakta durabilme pozisyonuna da odaklanıyor. İnsanlığın bittiği noktadaki tekrar eden tarihine düşünceleri yoğunlaştırıyor. Bir dönemin tanıklığının, bir başka dönemin dilinde maskara konusu haline gelebileceğini göstermeye çalışıyor.

Kızıl Bir Dede

Dede Granser, insanın bütün çabasını bir köpüğe benzeterek, günün birinde bu köpüğün gideceğini ve tekrardan en başa dönüleceğini ifade ederek başlıyor sözlerine. Torunları buna şu an bir anlam veremese de, Granser’in anlattıkları bittiğinde ne gibi bir felaketin bu sözü söylettiği açıklığa kavuşuyor.

Bir Üniversitede Edebiyat Profesörü olarak görev yapıyor Granser. Kızıl vebanın yaşandığı zaman diliminde 27 yaşında. Yıl 2013, yani şu anki yıldan altmış yıl önce. (Tabi eserin 1912 yılında yazıldığını burada hatırlatalım.) California eyaletinin nüfusu 17 milyon. Önce birkaç kişinin bu hastalıktan öldüğü saptanıyor. Sonra bu sayı artıyor, arttıkça yayılıyor ve bir süre sonra büyük bir yıkım gerçekleşiyor. Granser, mikroorganizmaya virüsün yerleşmesi ve bedeni nasıl bir süreçte ölüme götürdüğünü bu noktada ayrıntılarıyla aktarıyor.

Sahte Bir Gerçek

Çok insan ölürken, dünya eski bilinmezlik ve karanlığına gömülüyor. Çıkarcılar günü kurtarmak için her yeri yağmalıyor, talan ve cinayetler kol geziyor. Herkes kendi canı için koştururken, görüntüler bir mahşer meydanını andırıyor. Kaos çıkıyor. Patronlar kendilerini koruyacak sırça köşklerinde ölürken, imkandan mahrum birçok aile sokaklarda can veriyor. Zengin-fakir ayırt etmiyor bu salgın.

Granser ve tanıdıkları büyük bir mücadele veriyor. Üniversite kampüsüne sığınan bir grubun ortak yaşamına yoğunlaştırıyor yazar okurları. Ayrılıklar, yaşanan zorluklar ve bir topluluğun bu salgına karşı ayakta durma azminin günden güne eriyişi gözler önüne seriliyor.

Sağlıkçılar can siperane mücadele veriyor. Mikrobun kopyası çıkarılıyor fakat çaresi bulunamıyor. Milyonda birler kalıyor yeryüzünde. Neden milyonda bir ve neden kendileri, hiç bilmeyen insanlar…

Haber alma ağları tamamen tahrip oluyor, vahşi yaşam tekrardan dünyaya geliyor. İnsanlar oldukça azalıyor. Burada yazar, özellikle dün işçi olanların bugün patron oluşlarını net bir şekilde okurlara sunmayı ihmal etmiyor. Ezilen konumunda olanların ezen konumuna geldikleri bir düzen bu. Toplumun dinamiklerinin bir gün yeniden oluşturulabileceği, ama düzenin değişmeyeceği gerçeğiyle yüzleştiriyor okurlarını.

Yeni Yaşam

Granser bu dünyada yalnız kaldığını düşünürken, hayatını korumaya çalıştığı yerden tekrar memleketine doğru yola çıkıyor. Bir yerlerde yanan ateşi fark etmesi aynı zamanda yeni bir umut ışığı geliyor gönlüne. Kendisi gibi sağ kalanları görünce büyük bir mutluluğa gark oluyor. Ama kendisini gören kişi, malesef o kadar da büyük bir mutluluk duymuyor.

Granser bu dünyanın artık farklı bir yer olduğunun bilincine bir kere daha hem de soğuk bir tavır sayesinde varıyor. Uzaklaşıyor oradan ve bir başka “insan” topluluğunun olduğu yere gidiyor. Neslin artması ve dünyada insanların çoğalması gerekiyor. Bunun için en az on küsür yıl beklemesi şart. Zira daha çocuklar küçük ve kadın sayısı oldukça az.

Kabilecilik ve ilkel yaşam egemen oluyor dünyaya. Kapitalizm ve hız çağı komple çöküyor. Yabani yaşam tarzı her yere hakim görünüyor. İmkanlar bu düzende maalesef kısıtlı. Hayat bir anda tersine akıyor. Bir salgın bütün konforun yitip gitmesini sağlıyor. İnsanların çaresizlikleri, aynı zamanda geçmiş tecrübelerinin verdiği hüzünlü hatıralarla daha da katlanıyor. Yeniden yaşamak, gerçekten yeniden yaşamak… London bir çaresizlik romanı oluşturuyor.

Son Not

Eseri çeviren ve notlandıran Levent Cinemre ise muhteşem bir dil ve ayrıntılı notlandırma ile aklınızda soru işareti bırakmıyor. Eseri tam olarak kavramanıza oldukça yardımcı oluyor. Ve baskısı Covid pandemisinin zaman diliminde olduğu için, son notla birlikte bu eser ile günümüzdeki pandeminin karşılaştırmasını da okurlara sunuyor.

Kızıl Veba

Jack London

Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları

67 Sayfa

Mustafa Atalay - 20.01.2021

,

4663

Mustafa Atalay Hakkında

Mustafa Atalay

Bir gölün kıyısında 88 yılının Temmuz sıcağında hayata gözlerini açtı. Eğitiminin büyük bölümünü burada geçirdi. Bir denizin kıyısında 2007-2012 yılları arası Üniversite eğitimiyle birlikte hayat eğitimi de aldı.

Bir gölün kıyısına döndüğü yaşamını, 2012 Ağustos'undan bu yana 'Lale'lerle bezeli düşüncelerle 'Eczane'sinde devam ettiriyor.

Okuyor, yazıyor, çalışıyor ve başka alanlarda eğitimine devam ediyor.

Daha önce Üniversite bünyesinde çıkarılan Sentez Dergisi'nin editörlük ve yazı işleri sorumluluğu görevlerini üstlendi. Kardelen Derneği Bülteni'nin editörlüğünü yaptı. Dernek ve Vakıf bültenlerinde ara ara göründü, Alıntılar Mektebi'nde talebe oldu, Yolcu Dergisi'nde nefeslendi, on5yirmi5.com'da uzun bir serencamı oldu. Kitaphaber.com.tr'yi ise evi gibi görüyor...

Facebook: mvatalay
Twitter:@ayn_sin_kaf
Blog:http://aynsinkaf.blogspot.com.tr

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin