Çağdaş Arap-İslam Düşüncesinde Yeniden Yapılanma, Yeni Çıkanlar, Yeni Çıkanlar

Çağdaş Arap-İslam Düşüncesinde Yeniden Yapılanma yazısını ve Yeni Çıkanlar yazarına ait tüm yazıları Kitaphaber.com.tr sitemizden okuyabilirsin

Çağdaş Arap-İslam Düşüncesinde Yeniden Yapılanma

31.03.2011 15:23 - Yeni Çıkanlar
Çağdaş Arap-İslam Düşüncesinde Yeniden Yapılanma

ÖNSÖZ

Arap dünyası, XXI. yüzyılın eşiğine geldiği günümüzde, modern tarihinin hassas bir döneminden geçmektedir. Arap dünyasındaki İkinci Dünya Savaşı karşıtı gelişmeler, kuşkusuz, iç etkenlere bağlı olarak ortaya çıkmıştır. Bununla birlikte, söz konusu gelişmeler, aynı zamanda, genelde buna bağlı olarak aynı dönemde uluslararası koşulların farklılaşmasıyla da ilişkilidir. Ortaya çıkan bu gelişme, bugün, ekonomik, toplumsal, siyasal ve fikrî alanlarda 'kapsamlı bir kriz' aşamasına ulaşmıştır. Bu dönemdeki her şey, sürecin, daha önce var olan aynı veriler, ilişkiler ve görüşlerle devam etmesinin mümkün olmadığını ve mevcut krizin, üçüncü bir şıkkı daha bulunmayan iki seçenekli bir kriz olduğunu açık ve kesin bir biçimde göstermektedir. Bu iki seçenek; ya krizin içerisinde boğulup, kargaşa, çözülme ve yok olma sürecine girmek ya da mevcut kriz durumunu bilinçli bir şekilde analiz etmek ve farklı hareket noktaları ve bakış açılarıyla yeni bir yapı oluşturarak, bambaşka bir ortama geçmeyi sağlayacak şekilde bu krizi aşmaktır.

İslam dünyasının maddi ve beşerî olanakları, halklarının beklentileri ve devlet adamlarının arzuları, bu krizin varacağı noktanın krizde boğulmak değil, onu aşmak olduğu yönündedir. Bu beklenti ve arzular, bu şekildeki kanaatlerin doğmasını yeterli derecede haklı çıkaracak gerekçeler sunuyor olsa da, bunlar, şu anda İslam dünyasının büyük bir kısmında devam eden krizden kurtulma çabaları nın seyrinin, gerçekten doğru minval üzere olduğu konusunda güven vermemektedir. Şöyle ki, ister devingen ve atılgan, isterse oldukça utangaç ve ürkek bir ortamda hareket ediliyor olsun; söz konusu çabaların pek çoğunu yapılandıracak ve onlara eşlik edecek yeterli derecede görüş netliği mevcut değildir. Bu çabaların, değişim taraftarlarına, değişime karşı çıkanlara veya çekimser olanlara ait olması çok önemli değildir.

Herhangi bir işin başarılmasında, ortaya konan görüşün net olması zorunlu bir koşul olduğundan, sağlıklı bir bakış açısı, ancak geçmişin bakış açılarıyla irtibatı kesmek ve onlarla olan hesabı nihai tarzda tasfiye etmekle elde edilebilir1. Bu ise, henüz hiçbir alanda gerçekleşmemiştir. Çalışma yöntemi ve boyutu bir tarafa, vakıa ve amaçlar üzerindeki düşünme metodu hâlâ 'geçmiş' çerçevesinde ve onun araçlarıyla yürütülmektedir. Yaklaşık bir asırdan fazla bir zamandır, bakış açılarının sabit, hatta kemikleşmiş bir hâlde bulunduğunu çok net bir şekilde görmek için, 'İslamcılar' ve 'modernistler'in ki bugün her ikisi de birbirine zıt akımlardır. Çağdaş İslam düşüncesi sorunlarına nasıl yaklaştıklarına bakmak yeterli olacaktır.

Bu durum, on yılı aşkın bir süreden beri, başkalarının yaptığı gibi, bizim de gözlemlediğimiz ve dikkat çektiğimiz bir husustur. Bunun içindir ki, Arap aklının kendi söylemini oluşturmak, mevcut ve gelecek sorunlarına çare bulmak konusunda dayandığı düşünce yöntemiyle ilişiğini nihai bir surette koparmasının zorunluluğunu seslendirdik. Bundan dolayı, ütopik olmayan, realiteye uygun, kendisini yenilemiş bir Arap düşüncesinin doğacağı yeni bir 'tedvin asrı' oluşturmanın zorunluluğunu vurguladık. Tedvin asrına göndermede bulunup; İslam dünyasının mevcut konjonktürü ve kronikleşmiş kriz durumunu aşacak gereksinimleri üzerinde fikir yü rütürken, bu konuda asla gelişigüzel bir tercihten ve kendi görüş alanımıza ilişkin uzmanlık dayatmasından hareket etmiyoruz. Biz, bizzat tedvin asrına göndermede bulunurken, İslam dünyasının her sahada sıkıntısını çektiği mevcut kriz durumunu aşmayı sağlayacak derin bir bilinçten hareket ediyoruz. Şöyle ki, tedvin dönemi ki tarihî olarak ilk Abbasi dönemine rastlamaktadır, İslam kültür ve düşüncesinin genel ve kapsamlı yapısının oluştuğu bir dönemdir. Araplar ve genel olarak Müslümanlar, tedvin döneminden önce, hayatın; dil, düşünce, siyaset ve toplumsal alanlarını içtihadla iç içe yaşıyorlardı. Çünkü o dönemde Arap aklı, belirlenmiş birtakım 'usullerle' kayıtlı ve belli bir mezhep/görüşe hapsedilmiş değildi. Tedvin asrı, tarihte, kendi türünün yegâne faaliyeti olan kültürel, siyasal, toplumsal ve ekonomik bütün alanlar için usûllerin/metodolojilerin konulduğu bir etkinliğe tanıklık eden bir asır olarak karşımıza çıkmaktadır. Fıkhı düşünceye ilişkin metodolojinin konulmasından, yönetime ve politikaya dair düzenleme lerin yerleştirilmesinden tutun da, ekonomik düzenlemelere (vergi sistemi vb.), hayatın toplumsal ve kültürel görüntülerinin pek çoğu üzerindeki hukuki düzenlemelere varıncaya kadar... Gerçekten bu kuralların tamamı, dinsel ve dilsel metinler üzerinde yürütülmüş olan bir içtihadın ürünüdür. Fakat bu içtihad, her hâlükârda, az veya çok, doğrudan ya da dolaylı bir biçimde, o dönemin siyasal, toplumsal, ekonomik ve kültürel verilerine dayanan bir içtihaddır. O dönemden günümüze kadar, Arap ve İslam dünyasında işler, asırlar boyu tedvin asrında belirlenmiş olan söz konusu usûl ve onlardan çıkartılmış fer'i esaslar üzerinde yürümüştür. Tedvin asrının usûlünü bu şekilde 'taklit etme', asla müçtehitlerdeki bir eksiklikten veya o dönemde yenilik konusunda bir isteksizlikten kaynaklanmıyordu. İçtihad ve yenilik çabaları devam ede gelmiş, ancak hep aynı çerçevede kalmıştır. Bunun da sebebi, mezkûr metodolojilerin, içinde üretildiği yaşam tarzının, hiç değişmeden olduğu gibi kalmış olmasıdır. Üretim araçları, teknikleri ve ilişkileri, tüketim tarzı, yaşam biçimi, mevcut bilgi türü, düşünce ve akıl yürütme yöntemleri ve bakış açıları vb. bütün bunların hepsi, aynı genel yaşam tarzı içerisinde yürümeye devam etmiştir. Bu durumda, içtihadın da, bu yaşam tarzının dayattığı çerçevenin dışına çıkması mümkün olmamıştır. Çünkü içtihad, sürekli olarak vakıalar ve ortaya çıkan yeni durumlar hakkında olur. Oysa hayatın herhangi bir alanında ortaya çıkan yeni durumların, mevcut yaşam tarzıyla çatışmaya girmesi söz konusu olmuyordu. Özetle şunu söyleyelim ki, söz konusu tedvin dönemi, çağdaş düşüncemiz açısından geleneksel referansın beşiğini oluşturmaktadır. Bu beşik, kendisinde belirlenmiş birtakım usûlleri, ölçüleri, tarihî kayıtları ve derlenmiş birtakım rivayet ve olayları ihtiva eden bir beşik olarak bugüne kadar gelebilmiştir.

Kaldı ki, bizim 'çağdaş' düşüncemiz yegâne referans da de ğildir. Geçen asrın başlarında ortaya çıkan ve en geniş boyutuyla bu asrın 40'lı, 50'li ve 60'lı yıllarında bilinen, yeni bir 'tedvin' çeşidi oluşturma çabası içerisinde ifadesini bulan 'yeni', başka bir referans daha vardır. Bu süre zarfında, Batı medeniyeti kervanına katılmak için uyanmak gerektiği saikiyle, temeli çağdaş Batı medeniyetinden motamom veya yorumlanmış ya da uyarlanmış bir biçimde iktibasa dayanan bir tür tedvin olayı gerçekleşmiştir. O hâlde, mesele, temelde, eski usûlün yerini alması, onu tamamlaması veya dönüştürmesi amaçlanan modern metodolojiyi oluşturan bir uyanışçı referansla alâkalıdır. Bu modern metodoloji, tamamen farklıdır; çünkü bu metodoloji, özellikle çağdaş Avrupa'nın başka tedvin dönemlerine, XVI. yüzyıl Rönesansı, XVII. yüzyıl Aydınlanması ve XIX. ve XX. yüzyıl modern ve postmodern Avrupa medeniyetine dayanmaktadır. Bu dönemlerin hepsi, tek bir çizgi üzerinde bulunurlar ki bu çizgi, bizdeki geleneksel referansın tedvin edildiği döneme benzer tarzda oluşan ve Ortaçağ Avrupası'na egemen olan yaşam biçimiyle ilişkilerin nihai bir şekilde koparıldığı bir kopuş çizgisi ve bu kopuşun derinleştirilmesidir. Uyanışçı referans, işte burada ortaya çıkıyor ve sanki buradan itibaren geleneksel referanstan bir kopma yaşanmaya başlıyor. İşte böylece, Arap düşüncesi, geçen yüzyıldan günümüze kadar, geçmişe dayanan geleneksel referans ile tamamen geleceğe dayanan uyanışçı referans arasında, sakinleşeceği yerde iyice şiddetlenen bir çatışma alanı hâline geldi. Nitekim çağdaş dönemde hayatımızın çeşitli alanlarına damgasını vuran bu 'gelenekçi' ve 'modernist' ikilemini yansıtan pek çok olgu da, ekonomik, toplumsal ve siyasal hayatımızda birbiriyle çatışma hâlindedir. Bu iki referans, geçen yüz elli yıl boyunca fikrî hayatımızda, hatta bireysel düşüncemizde bile, biri diğerini ortadan kaldıramadan ve asimile edemeden rekabete devam ettiler. Sonuç ise, mevcut durum ve olması gereken durum için, her biri, özel bir okuma biçimi sunan bu iki söylem arasında tanık olduğumuz çekişmeden ibarettir. Bu iki referans kaynağı, ister birbirleriyle çelişen toplumsal çıkarları ifade etsinler, isterse böyle bir durumdan bağımsız olsunlar, sonuç yine aynıdır. O da, bugün İslam dünyasının sıkıntısını çektiği ve söz konusu iki referans arasındaki çekişmenin, mevcut krizin unsurlarından biri, bakış açısını çarpıtan, hareketi aksatan bir unsur hâline geldiği bu 'kapsamlı kriz' durumundan çıkmanın, biri eski usûlü yeniden yapılandıran, diğeri de, tamamen modern olan iki yönteme dayanan farklı bir referansa çerçeve oluşturacak yeni bir tedvin asrını gerektirdiğidir. Son yıllarda dünyanın buna İslam dünyası da dâhildir tanık olduğu, geleceğimiz açısından tarihî öneme sahip gelişmeler ve değişimler, geçmişimiz açısından 'geleneksel' tedvin döneminin, günümüz açısından ise 'uyanışçı' tedvin döneminin tanık olduğu gelişmeler ve değişimlere denk düşmektedir.

Yeni bir tedvin dönemi sunmak için, öncelikle, geleneksel tedvin dönemlerinin kavram ve düşüncelerinden yaşayanların bir dökümünü çıkarıp, bunların yöntemlerini, detaylarını, zayıf ve muğlak yönlerini ortaya çıkarmayı amaçlayan bir tahlil ve eleştiriden başlamak gerekir. Dolayısıyla, tarihimizin şimdiki aşamasına damgasını vuran ve yukarıda 'kapsamlı kriz' diye adlandırdığımız bu durumu aşmayı sağlayacak yeni bir merhaleye girişin gereksinimlerine diğerlerinden daha çok cevap verebilecek bir seçenek yada seçenekler üzerinde düşünmeye yönelmekle başlamak gerekir. Bu kitaptaki metinler, mevcut güncemizin dinamiğini oluştu ran kavram ve tasavvurların, şu ya da bu referansın düşündüğü ya da istediği hâliyle değil, olduğu hâliyle realiteyle uyum sağlayacak şekilde yeniden yapılandırılması amacıyla gözden geçirilmesi konusunda bir yöntem önermektedir. Bugün dünyanın ki Arap-İslam dünyası bunun merkezindedir geçirmekte olduğu aşama, derin ve örneği bulunmayan bir değişime tanık olmasıyla temayüz etmektedir. Bu değişimde, gelecek, geçmişle ya da şimdiyle değil, bizzat geleceğin kendisiyle, kendi potansiyelleri ve insanoğlunun bu potansiyelleri kullanmasıyla şekillenecektir.

Bugün geleceğin planlanması, olup bitene göre değil, olması beklenene göre gerçekleştirilmektedir. Şu hâlde, projeleri en büyük başarı şansına sahip olan 'gelecek tasavvuru', kendi referansını bizzat geleceğe ve onun imkânlarına dayandıran tasavvurdur. Bu, kesinlikle, uğruna mücadele ettiğimiz hedef ve beklentilerden vazgeçmek anlamına gelmemektedir; tam aksine, aynı hedefler uğruna mücadele için başka bir aşamaya geçiştir. Bunu da, geçmiş ve onun hülyalarından değil, gelecek ve onun imkânlarından esinlenen adımlar ve ufuklarla gerçekleştirmek arzusundayız. Bu metinler, aslında bağımsız birer makale 2 olarak yayımlanmak üzere hazırlanmış olmakla beraber, her biri "tek başına yeterli olmasına" rağmen içerik bakımından birbirini tamamlayan bir dizi oluşturmaları başlangıçtan itibaren tasarlanmıştır. O hâlde bu kitapta yer alan metinler (veya bölümler), çağdaş Arap düşüncesi sorunlarındaki ideolojik 'mezhepçi' yönü 'yapı bozumu'na tâbi tutmak ve bu sorunları, mevcut Arap düşüncesi alanında birbirleriyle mücadele eden akımlardan belli birinin lehine olan 'hizipleşme'nin üstüne çıkacak, dolayısıyla, 'kriz'e karşı koyacak bütün güçlerin bir blok oluşturması için gerekli olan asgari seviyede bir tür 'konsensüs'ün sağlanması için alanı genişletecek biçimde 'yeniden yapılandırmak' yolunda bir bakış açısı olarak adlandırılabilir. 70'li yıllardan bu yana hep şu kanaati dile getirdik: İster demokratikleşme, ister kalkınma, ister birlik oluşturma konularında olsun; Arap toplumu, özgürlük, uyanış ve ilerlemeyle ilgili hedef ve beklentilerine, ancak değişimin gerçekleşmesine hayati ihtiyaç duyan tüm güçlerin altında toplanabileceği tarihsel bir blok tesis etmek suretiyle ulaşabilir. Tarihsel blok da, ancak, ortaya atılan sorunlar hakkında net bir bakış ve onsuz yararlı ortak bir işe girişmenin mümkün olmadığı asgari düzeyde karşılıklı anlama ve anlaşmanın sağlanmasıyla mümkün olacaktır.

Bu metinlerin, bu alanda kendisinden sonrakilere bir katkısı olması dileğiyle...

Muhammed Âbid el-Câbirî

Nisan, 1992


İÇİNDEKİLER

ÇAĞDAŞ ARAP-İSLAM DÜŞÜNCESİNDE YENİDEN YAPILANMA

İÇİNDEKİLER
ÖNSÖZ
1. BÖLÜM: KİMLİK SORUNU
1. Araplık ve İslam: Tezler ve Antitezler
2. Geleneksel Referansta Araplar ve Araplık
3. Uyanış Dönemi Referansında Araplar ve Araplık
4. Geleneksel ve Uyanışçı Referansta İslam
5. Dikkate Değer Bir Bakış Açısı

2. BÖLÜM: ŞERİATIN TATBİKİ SORUNU
1. Uyanış ve Reform
2. Selefilik mi, Ümmetin Tarihsel Tecrübesi mi?
3. ‘Sağda’ ve ‘Solda’ Aşırılık
4. Akide ve Şeriat Arasında Fanatizm
5. Hayatla Birlikte Yürüyen Bir İçtihad
6. Şer’î Hükümlerin Akliliği
7. Hükümlerin İlletleriyle Birlikteliği
8. Her Çağın Kendine Özgü Zorunlulukları Vardır
9- Şüpheli Durumlarda Haddlerin Düşürülmesi
10. Şeriat’ın Tam Olarak Tatbikine Dair

3. BÖLÜM: DİN VE DEVLET SORUNU
1. Geleneksel Referansta Din ve Devlet
1.1. Hükümlerin Tatbiki Sorunu
1.2. Hilafet ve Güçler Dengesi
1.3. Hilafet ve Anayasal Boşluklar
1.4. Saltanat İdeolojisi ve İslam Ahlâkı
2. Uyanışçı Referansta Din ve Devlet
2.1. Bölgesel Sorunları Genelleştirmekten Kaçınmanın Zorunluluğu
2.2. Hizipçilik ve Demokrasi
2.3. Laiklik Yerine Demokrasi ve Akılcılık
3. Din-Siyaset ve İç Savaş

4. BÖLÜM: DEMOKRASİ SORUNU
1. Arap-İslam Dünyasında Bir Talep Olarak Demokrasi
2. Şûrâ Başka Demokrasi Başkadır
3. Demokrasi: Zor Doğum
4. Demokrasi: Beşerî Egemenlikte Ortaklık
5. Demokrasi ve ‘Söz Hakkı’
6. Tarihsel Blok Oluşturmaktan Başka Çare Yoktur

5. BÖLÜM: TOPLUM SORUNU
1. Toplum Sorunu ve Arap Realitesi
2. Avrupa Referansında Toplum Sorunu
3. Geleneksel Referansta Toplum Sorunu
4. Arapların Arka Planı ve Çağımızın Realitesi Arasında Toplum Sorunu
5. Toplum Sorunu ve ‘Devletin Millileştirilmesi’
6. ‘Marksist Bir Yapı’ Oluşturmanın Olanaklılığı
7. Kendisiyle Uyum Sağlanması Gereken Bir Gelenek

6. BÖLÜM: KÜLTÜREL SORUN
1. Öncelikli Tespitler
2. Arap Kültürünün Tarihsel Misyonu
3. Geçmişin Kültürüne İlişkin Planlama
4. ‘Arap Millî Kültürü’ Kavramına Dair
5. Geleceğin Kültürüne İlişkin Planlama
6. Kültürel Muhalefet ve Muhalefet Kültürü
7. ‘Gelenekçi’ Aydınlar
8. ‘Bilim Durumu’ ve Çağdaş İnsan Hakları
9. Bilimin Kültüre Dönüşen Hâli Olarak Gelişme
10. Sürekli Geçici ve Geri Kalmış Ders
11. Kur’an ve Doğa Bilimleri

7. BÖLÜM: MİLLİYETÇİLİK SORUNU
1. Bölgesel Devlet, Arap Birliğinin Temelidir
2. Milliyetçilik Düşüncesinin Demokratikleştirilmesinden Başlamak Gerekir
3. ‘Üs Bölge’ Fikrinin Bilimsellik ve Uygulanabilirlik Sorunu
4. Birlik, Farklı Biçimler ve Düzeyler Demektir
DİZİN


Çağdaş Arap-İslam Düşüncesinde Yeniden Yapılanma
Muhammed Âbid el-Câbirî
Düşün Yayıncılık


Yazar: Yeni Çıkanlar - Yayın Tarihi: 31.03.2011 15:23 - Güncelleme Tarihi: 19.11.2021 19:15

,

2521

Yeni Çıkanlar Hakkında

Yeni Çıkanlar

Yeni Çıkan kitaplar hakkındaki kimi içerikleri bu profil altında yayımlıyoruz. Bu içerikler tanıtım bülteninden derlenmiş olabileceği gibi alıntı da olabilir. Nadiren kendi yazdığımız içerikler de olabilir.

Yeni çıkan kitaplarınızın tanıtım bültenlerini yenicikanlar@kitaphaber.com.tr adresine gönderebilirsiniz.

Yeni Çıkanlar ismine kayıtlı 185 yazı bulunmaktadır.

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin