Çağrıyı Sonlandırabilirsiniz!

Çağrıyı Sonlandırabilirsiniz!

Çağrıyı Sonlandırabilirsiniz!

24.02.2016 - Gülnaz Eliaçık
Çağrıyı Sonlandırabilirsiniz!

Kalbime üç kere su, yüzümün kuraklığında çizgiler oynaşırken dünyanın en kederli portresi aynada karşımda.

Kalbime üç kere su; filizlenmek için birkaç dize yeter bana. Dijital gözlerin bakışları yok. Akıllı tahtalar bir önceki dersin hiçbir şeyini bırakmıyor ortada. Tebeşir tozu yutmak nimetten diye fısıldıyor kulağıma dizelerden biri, telefonumun ekranı yanıp sönüyor, bir cevapsız arama! Ellerimi gezdiriyorum menüde, arama ayrıntılarına giriyorum:”Zaten çektim çekeceğimi kader kuyusundan/Ağzıma üç kere su, sonrası parçalanan zaman/ Burnumu sızlatan günah/ Ah işte bu tını/ Suyla temizleniyor incinen bir keman.”1Ayrıntılar diyorum, zarif bir kelimenin bile acı vereceğinden haberdar, acımıyor ciğerimize.

Kalbime üç kere su; Tanımsız aralığın yorgunluğundan geliyorum, üstüm başım şiir elimde toprak var, akıllı telefonumda dijital ezan sesi, sesini kısıyorum, dünyanın gürültüsünden Allah’a sığınıyorum!

Cevapsız Aramalar, taşranın merkezdeki en gür sedalarından biri olan Aşkar Dergisi şairlerinden Hüseyin Karacalar’ın ilk kitabı. Ancak şunu söylemeliyim ki bir ilk kitap olmasına rağmen sizi şiire doyurup aynı zamanda soluklanacak açlıklar bırakması nazarında iyi bir eser. İlk kitap toyluğu sezilmiyor, şiirleri emeklemeden direk yürümeye başlayan bir bebek misali. Bu durum nedense bana gecikmiş bir kitap izlenimi veriyor, çok önceden çıkması gerekirmiş de bir köşede sessizce beklemiş, bu sırada farkında olarak ya da olmayarak nasip kavramının altına çift çizgi çekmiş.

Ekrandaki arama kayıtları, tenhada gül rengi bir tebessüm. Kalemi bırakıp harfleri bakışlarımla istila ediyorum. Yazdıklarımın bundan sonrası şiirin uykusuna yattığımdır, rüyada bir tahayyül biçimidir unutma sayın okuyucu!

Birinci Cevapsız Arama: Kelimeler şiirin çırağıdır

Sayfaları çeviren parmaklar, parmaklar ve parmaklar. Dünya dönerken sayfaların kalbime dik bir şiir çizdiğini düşünüyorum, ismi “Geç Kağıdı”. Karacalar’ın Cevapsız Aramalar’ında her ne kadar “ Sen Muş’ta Uzak Bir Kışta” isimli şiiri öne çıksada – iyi şiirlerinden biridir hakikaten- benim şiirim kitaptan evvel Aşkar Dergisi sayfalarında görüp vurulduğum “Geç Kağıdı” idi.

Bir yaradan eksik olarak dünyaya gelmişseniz, eksiğinizi tamamlar dünya. Yara açar en zayıf yerinizden, ateşlenen kimi zaman bir kurşundur deler geçer teninizi, kimi zaman bir dizedir kanatır, zaten saklayamadığınız yaralarınızı. Sonra başka bir şiirden bambaşka bir dize dörtnala koşar imdadınıza, yamar yırtıklarınızı. Geç Kağıdı böyleydi bende, yırtığımın ortasına oturup elinde iğne iplikle şunları dikiyordu ruhuma: “…/koşa koşa ömrüme geç kalmak gibiydim/ Kenara çekilmek istedim anonslardan önce/ Bu fotoğrafı terli terli su içerken çektirdim.”2

Kelimeler şiirin çırağıdır ve şair hepsinin acemisi. Herkesin birbirinin üstadı olduğu(!) şu dönemde, şair kişilerin sosyal medya hesaplarında günde bilmem kaç defa, dizelerinin canını okurcasına aforizmik ağıtlar yakmaları, kendilerinden başka kimseyi okumuyor izlenimi vermeleri, şiirden bir adım geri attırmışsa da adımımı, Karacalar gibi şairler hala bir mümkünün kanıtı. Elbet insan kendine değer vermeli, eserleri hakkında kelam etmeli ancak bıktırmamalı. Çünkü bıktığımız yerden soğumaya başlıyoruz!

Karacalar, kelimelerin işgaline uğramış kalbini onları derleyip toparlayarak korumaya çalışan bir isim. Çünkü kalp yaşadığımız haz çağında en korunaksız uzvumuz haline gelmiştir. İman ve haz içindeki zıtlıklarda kimi zaman birbirine örtü olup kimi zaman kusur gören bir filmle karşımıza çıksa da Karacalar şiirinde kullanmış olduğu İslami imgeler, onun durduğu yönün göstergesidir. Şiiri, şairini tanımlayan bir unsur olmakla birlikte, şairinin olması gerekenle olan arasındaki sıkıntısının tezahürüdür birazda.

İkinci Cevapsız Arama: Aradığınız Kişiye Şu Anda Ulaşılamıyor!

Kalem ile haşır neşir bir elin aradığı ilk şey kendisidir. Şiir kendini tanıma sanatı olmakla birlikte bana göre yer yer kendinden mesafesiz bir uzaklaşma sanatıdır da. Çünkü hiç olmadığınız olamayacağınız bir şeyi yazma cüreti gösterebilirsiniz pek ala. Olmak istediklerinizi yazıp karşısına geçip ağlayabilirsiniz. En acısı olduklarınızı yazdıklarınızdır aslında ve belki çoğumuzun yaptığı budur. Kalabalıkta ağlayamaz örneğin Karacalar, bu durumunu“Sadakasını vermek istedim, kalabalıkta akamayan gözyaşımın ”3diyerekhaykırır okuruna, şiirinde kendini saklamayan bir şair olduğunu bu ve bunun gibi birçok dizesinde görmek mümkündür. Gizli olmayan aşikâr yanını “Görmek istediğiniz gizlilik yok bende”4 diyerek tesciller.

Karacaların şiiri tümden parçaya varır nitelikte. Sanki her şiirin önce bütün haliyle rüyasını görmüş ve zihninde parçalanmış halini uyandıktan sonra tekrar toplamaya başlamış. Bir ayrıklık çukuruna düşmüyorsunuz bu nedenle okurken onu.

Şahsiyetli şiirleri severim, bir kere beğenilme kaygısı gütmeden yazılırlar, demagoji ve aşırı romantizmden uzaktırlar. Hüzünleri ağlak değildir, birisinin kendisine mendil uzatmasını beklemez o şiir, güçlüdür kendi gözyaşlarını silebilir. Gerçek olmayan şeyleri içinde barındırmaz çoğu, bu bakımdan yaşayan dizeler barındırırlar içlerinde. Özeleştirisi yüksek şiirlerdir. Karacalar şiirinin bir şahsiyeti var, duruşu, davası var.

Elimde birkaç dize, kendimi kaybetmiş kitabın ortasında dolaşıyorum, ben neredeyim, hangi cevapsız aramanın ayrıntısına ineyim? Elimde telefon bu sefer ben çeviriyorum numarayı: “Benim hayallerim var hayâ ettiğim hata ettiğim içine ettiğim hay aksi dediğim”5 tam buradayım, kulağımda bir anons: “aradığınız kişiye şu anda ulaşılamıyor lütfen daha sonra tekrar deneyiniz!” Şiirden ve hayallerimden kayıp vermişsem, kendimde kendime ulaşılamaz hale gelmişsem bir daha denerim elbet. Şiir kendime yeniden gelmenin müsait bir yeridir ve ben şahsiyetli şiiri severim!

Üçüncü Cevapsız Arama: Çağrıyı Sonlandırabilirsiniz!

Cevapsız Aramalar’daki her şiir başlığı tek tek irdelenmeyi hak ediyor ancak bunu okuruna bırakmak en iyisi. Şiirin poetikasının eşiğinden atlayarak kalbine varmaya çalıştığım, yürüdüğüm yürüdüğüm, yazdan kışa dönüp dönüp okuduğum bir eserdi Karacalar’ın bu nadide çalışması. Eserinde Aşık Veysel’e, Neşet Ertaş’a, Karakoç’a selam verme şansını okuruna verdiği için de ayrıca teşekkürü hak ediyor şair. Karacalar’ın konuşkan şiirinin sesini dinlemek ister ve dizelerin ritmine kendinizi kaptırmak isterseniz eğer ıskalanmaması gereken bir eser Cevapsız Aramalar.

Kitabın son sayfasında geldiğimde “Önce sen kapat” diyor şiir bana, inatçıyım, çünkü ruhumun peşinde dize dize, harf harf koşturdu beni bu eser. Ben kapatamam doğrusu sayın şiir, dilerseniz siz çağrıyı sonlandırabilirsiniz!

Hüseyin Karacalar

Cevapsız Aramalar

Ebabil Yayınları

63 sayfa

  • Cevapsız Aramalar-Ebabil Yayınları-Syf.36
  • Cevapsız Aramalar-Ebabil Yayınları-Syf.12
  • Cevapsız Aramalar-Ebabil Yayınları-Syf.59
  • Cevapsız Aramalar-Ebabil Yayınları-Syf.57
  • Cevapsız Aramalar-Ebabil Yayınları-Syf.30

Not: Bu yazı Ayraç Dergisi 75. Sayıda yayınlanmıştır.

 

Gülnaz Eliaçık - 24.02.2016

,

1882

Gülnaz Eliaçık Hakkında

Gülnaz Eliaçık
1987'de Zemherinin kapı ağzında doğdu.

Edebiyata duyduğu ilgi lise yıllarında kaleme aldığı yazılarla kendini gösterdi. Orhan Veli İstanbulu dinlemenin, Cahit Sıtkı otuzbeş yaşının derdine düşmüşken, Sait Faik Dülger Balığının Ölümünü öyküce öykünürken, tüm bunları üç beş değerlendirme sorusuyla sorgulayan edebiyatı konu edinen bir derste, karalanan satırların insanlık tarihini nasıl yerinden ettiğini farketti ve okuyarak yaşamanın, yaşayarak okumaktan ayırt edilemedigi zamanların etkisini ilk bu yıllarda hissetti. Nazan Bekiroğlu ve İskender Pala o yıllarında tanıştığı ve okumaya meyilli olduğu isimler arasında yer aldı.

Bozok Üniversitesi Teknik Bilimler Yüksek Okulu'ndan 2008 yılında mezun oldu. Özel bir eğitim merkezinde gün aşırı insanlarla, çocuklarla ve en çok da kağıtlarla konuşuyor.

Onun için bir tutkudan öte olan dergiler hayatına girdiğinde kitapların ruhuna serptiği tohumlar filizleniyordu. Gün geçtikce kitaplıgında çoğalan dergiler, kiymetli birer dost gibi mahsus zamanlara konuk edildi'

'Bir' dergisinde yayınlanan 'Zelâlname', seluloz kokusuna bulanan ilk yazısı oldu. Daha sonra Mâi ve Şehrengiz dergilerinde yazıları yayınlandı.

Hâlâ Mâi dergisinde yazan Gülnaz Eliaçık, kendisine has uslubuyla fecirvakti.desenblog.com adresinde, karalamalarına yer veriyor'
Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin