Canan; Asalet Ve Soysuzluğun Maskesi

Canan; Asalet Ve Soysuzluğun Maskesi

Canan; Asalet Ve Soysuzluğun Maskesi

30.11.2020 - Ülker Gündoğdu
Canan; Asalet Ve Soysuzluğun Maskesi

Aklın, güzelliğinin ışıltısıdır kitaplar. Akıl, kitaplarda olaylar ve ilişki örgüsüyle görülür. İnsanlar arası ilişkiler satır satır işlenir. Böyle kitaplar yazardan okura gelen bir armağandır. Peyami Safa, Türk romancılığının zirvesinde bir yazar. Evli çiftler arası ilişkiler üzerinden kelimelerle okura Canan adlı eseriyle içini döker. Eser ilk basımını 1925, Orhaniye Matbaası, ikinci basımı 1976, Ötüken yayını ile yapmıştır.

Mutluluğu bize erdemler verecektir. İnsanın sahip olduğu erdem, yüz ve harekette güzellik olarak görülecektir. Aile; toplumu ayakta tutan temel dinamiktir. Aile bozuldukça toplumlar bozulmaya başlar. Bozulan toplumdan etkilenen bireyler büyük hedeflere koştukları neticelerden biri de ölümdür. İnsanlar, sahip olduklarıyla yetinememe güzellik uğruna her şeyi feda ederek etrafa nispet yapmak da bu durum da zaafların en sığ olanıdır.

Aşk, ihanet temaları etrafında örülen ilişkilerin nasıl uçuruma sürüklediğini adeta okuyucuya bir sinema filmi gibi aktarır bu eserinde yazar. Sarayda el üstünde tutularak yetiştirildiği için ikbalperest, hırslı, bencil bir kişiliğe sahiptir Canan. Zengin olmak ve herkes tarafından kıskanılan biri olma hevesiyle ahlak, namus, sevgi, aile gibi değerleri hiçe sayar. İnsanlarla istediği gibi oynayan bir afettir Canan. Bedia doğal, erdemli bir tebessümü ile bu durum ona Allah’tan bir armağan olarak verilmiş gibidir. Edep; iç ve dış güzelliğinin belirtisidir. Geleneğin, maneviyatın verdiği asaletin timsali olan Bedia mı? Yoksa modernliğin, maddiyatın verdiği soysuzluğun timsali bir afet olan Canan mı? Bu iki kadın arasında karar vermek zorunda kalan azametli Lâmi. Eşi Bedia’dan kalbi soğuduğu gerekçesiyle Canan’ı eşine tercih etmiştir. Lâmi’nin verdiği kararla gelişen çarpıcı olaylar Peyami Safa’nın büyülü anlatımına sahip. Canan adlı eser, okura göre değişen algısal bir hususiyetle sarıp sarmalar.

Evlilik ve aşk ilişkileri eşlerin birbirini tanımadığı dönemlerde caziptirler, sonra; çiftlerin eskiyişi, yeni bir heyecan yaratmaya isteksizlikleri, aynı evde geçen uzun yıllar alışkanlıkların derin uykusu içinde ruhun uyuşukluğu, arzu ve ihtirasların istikamet değiştirmesiyle eski hayatından tad alamayanların buluşma noktası haline dönüşür. Keşfedilemeyen üzüntüler can sıkmakla, insanın hissi dengesini sarsmakla kalmaz, şuurun yarı karanlık tabakasında birikerek sinsi sinsi büyür, ansızın büyük bir keder halinde ruha baskın yapar.

Güzelliğin bütün sırrı, sır olmasındadır; bayağı ve çirkin şey, bizden gizlendikçe gözümüze güzel görünür, en güzel sandığımız şeylerin analizinde onların bayağılığını çirkinliğini bize gösterir. Güzellik bütün cazibesini, tılsımını, çıldırtıcı ve bayıltıcı gücünü ona bakanın hassasiyetine borçludur.

Eşini seçerken güzelliğe verilen önem akla gelen bazı soruları bize sorgulatır. Sevmek için güzellik önemli midir? Güzellik kusurları örter mi? Dış güzelliğe sahip olan iç güzelliğe sahip değil midir? Veya kalben iç güzelliğe sahip olan dış güzelliğe sahip değil midir? Kadın ve erkek birbirinin tahlil ve muhakemesi altında basit bir mahlûk mudur? Estetik bir beğeni, duygu, coşku, hoşlanma duygusu uyandıran güzellikleri isteyen insanoğlu, bu sayede sadece güzelliğin hazzını yaşar fakat bu geçici bir hazdır.

Canan, Bedia, Lâmi, Şakir Bey, Selim, Ali, Orhan, karakterleri aracılığıyla evlilik, boşanma, aşk, kıskançlık, konularıyla eserin olay örgüsü ile çiftler arasında geçen ilişkiler üzerinden okura aktarılmaktadır. Lâmi ikbalperest, hırslı, bencil, modernliğin, maddiyatın ve soysuzluğun timsali olan genç ve güzel Canan’ı gördükten sonra geleneğin, maneviyatın, asaletin timsali olan eşi Bedia’dan kalbi soğur. Bedia’nın kendi arzusuyla hayatından çekilip gitmesi için bir plan yapar. Bedia terkedilen insanın çilesini çekmeye mahkûmdu.

Lâmi, Canan’ı görünce eşi Bedia manasız görünüyordu. Bedia’nın ancak kusursuz bir ev hanımı olduğunu, maharetleri olduğunu, fakat medeni bir eş olamayacağını Canan’a anlattı Lâmi. Hanımninesi boynu bükük gördüğü Bedia’ya içi sızlar. Boğaz içi gibi Bedia hazin bir loşluğa bürünür. Saray’da yetişen Canan’ı Kadınefendi’nin kıskanmasıyla Renknaz Hanım evine alır. Canan kimselerce incitilmeden azametli bir şekilde yetişir. Kocasından ayrılarak İstanbul’a Şakir Bey’in evine gelir. Güzelliğiyle meşhur bir kadın herkesin ilgisini çekmektedir.

Lâmi; Canan ile evlendikten iki ay sonra Canan’ın Orhan Bey’le buluşmak isteğinin yazılı olduğu kartvizitteki notu görmesiyle olayların seyri akıl almaz bir hale bürünür. Karısı tarafından olaylar gösterildiğinde Canan’ın onu aldattığına inanmıyordu. Kendine hile yapıldığı kanısındaydı. Canan ile arasını açmak istediklerini zannetmek istiyor, onun ihanetini zihnine yediremiyordu. Olaylar öyle bir noktaya varıyor ki kimse için kolay olmayacak deneyimlerin acı sonuçlarının kazanımıyla kala kalıyordu okur.

Lâmi; izzeti nefsinin son hamlesiyle tekrar Bedia’ya dönecek miydi? Eser, İnsanın, dış güzelliğin baş döndürücü algısına kapıldığında neleri feda edebileceğini düşündürtmektedir. Plotinus’un dediği gibi “Güzelliğin ilahi aklın eşya âlemindeki ışıltısı” olarak tanımlamasıyla insanın nasıl bir durumla karşı karşıya kaldığına bir bakın. Güzellik karşısında çaresiz kalıyoruz Lâmi ve diğerlerinde olduğu gibi bu büyü bizi kontrolü altına alarak savunmasız bırakmaktadır. İnsan nefsinin esaretinden kurtulduğunda gerçek güzelliği görebilecektir. Her şeye sahip olma isteğinin nasıl sonuçlar doğurduğunu apaçık gözler önüne serilmesinin nedeni başa gelebilecek bir olaydan ders alınmasıdır. Peyami Safa açık yürekliliğiyle bu eserinde adeta okuru uyarmakta, ona aile kurumuna dair anlamlar sunmaktadır. Eser, aile kurumu üzerine bir eleştiri, bir değerlendirme hükmündedir. Bu coğrafya insanın yaşamış olduğu değişim ve dönüşümler dolayısıyla kırılmalara uğramıştır. Türk toplum yapısında aile, en önemli kurumdur. Toplumun ayakta kalması, sağlam nesillerin ortaya çıkması ancak ve ancak aileye verilen değer ile oluşabilir. Peyami Safa, bu eseriyle yaşanan bir durumun özetini geçmektedir. Aile kurumunun nasıl yıkıldığını, nasıl yıkılacağını ve yaşanacak olay ve olgulara bir nevi ayna tutmaktadır.

Peyami Safa

Canan

Ötüken Yayınları

256 Sayfa

Ülker Gündoğdu - 30.11.2020

,

1747

Ülker Gündoğdu Hakkında

Ülker Gündoğdu

Okumaya başladığımdan bu güne bulabildiğim her tür kitabı okumaktan duyduğum zevk daha fazla okumaya teşvik etti. Bir çok alanda okuma gayreti ile beni seçen kitapları okuyorum. Bilgi birikimimi paylaşma isteği ile uygun platformlarda okur yazar olarak okuma sevgisine farkındalık oluşturmak için kitaplara verdiğim anlamı aktarıyorum. Bibliyomani değilim sadece bir kitap daha okuyacağım…

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin