Cassius Clay’den Muhammed Ali’ye Bir Kimlik Arayışı

Cassius Clay’den Muhammed Ali’ye Bir Kimlik Arayışı

Cassius Clay’den Muhammed Ali’ye Bir Kimlik Arayışı

03.02.2016 - Gülnaz Eliaçık
Cassius Clay’den Muhammed Ali’ye Bir Kimlik Arayışı

İçinizde öldürdüğünüz kaç kişi var? İçinizde konuşan kaç cümlenin sesini kıstınız? Siz kaç kişinin üzerinden kelebek gibi uçup kalbinden arı gibi soktunuz?

Tüm bunların cevabını yaşadıklarıyla veren bir insanın hayatına girdim ben. Girdim ve çıkmak mümkün olmadı. Kapıyı Tamer Korkmaz açtı bana; “Benim Adım Ne?” sorusunu kulaklarıma doldurdu yazdıklarıyla. Bir kimlik inşasının saniye saniye kayda geçildiği kitap geçtiğimiz Eylül ayında Cümle Yayınlarından çıktı. Yirmi dokuz yıllık gazetecilik tecrübesiyle, cümlelerini birleştiren Tamer Korkmaz “tüm zamanların en iyisi” olarak bilinen Muhammed Ali’nin şarkısını söyledi ve ben de dinledim.

Kelimeler gözle görülüyor, zihinde filme alınıp en son nota olarak içinizin orkestrasına sunuluyorsa, zaman zor kelimesinin penceresinden kafasını çıkarıp size el sallıyorsa, hayatınızda “zor” saydıklarınızı bir kenara bırakın ve “Benim Adım Ne?” diyen Muhammed Ali’nin hayat öyküsüne kalbinizi uzatın…

Heba Sacında Yağlanıyor Ömür

İnsanın ömrünü yağlayan çileler vardır,nasıl ki yuvasından kendini kovduran bir vida yağlandığında vuslatı sağlar kendine tekrar, ömür de böyledir. Çile ile yağlanan bir ömür, insanların gözünde heba ediliyor gibi görülse de ömrünü yağlandığı sac üzerinde yakmadan pişirebilenler için kutlu zaferlerin habercisi olabilir.

Altmışlı yılların Amerika’sı… Yasaklılar listesinin başında bir isim: Muhammed Ali. Boks, bir kavga biçimi olmaktan ziyade Amerika’nın fakir bölgelerinde yaşayan ve bizim taşramıza denk düşen toplumlar için bir gelir kaynağı olarak görülüyor. Birilerini döverek ekmek paranızı kazanma meselesi tuhaf görünse de gözünüze Muhammed Ali’nin biyografisine göz attığımızda bunun bir kavga olduğunu ancak bu kavganın esasında bir yarış kazanmaktan ziyade yaşadığı toplum içinde varoluş meselesi olduğunu görüyoruz.

Siyahsanız eğer yaşamak her zaman zordur Amerika’da. Din, dil, ırk birliğinin sağlanması gibi bir ütopyadan elbet bahsetmeyeceğim bu yazıda çünkü inanmıyorum. İnandığım şey kardeşçe yaşanabilir bir dünya ancak büyük patronların ince hesaplarına böyle bir yaşam şeklinin uygun gelmediğini de biliyorum. Birileri ölecek, birileri dışlanacak, aşağılanacak kısaca insana insanca olmayan her muamele mubah sayılacak başka bir insan(!) tarafından. Dünya böylece rahatlayacak!

Casius’da dışlandı hem de fena halde. Anne babasının dışlanışını izledi mesela, bir tabela boyacısı olan babası onun avukat ya da öğretmen olmasını istiyordu ancak onu ilk defa ringde gördüğünde, bu fikri tamamen “benim oğlum bir dünya şampiyonu” olacak şeklinde değişmişti.

Ohio Nehrinde Yüzen Madalya

Tamer Korkmaz, akıcı üslubu ile kitabın sayfalarını parmaklarımca bir bir çevrilmesini sağlarken on iki yaşındaki Casius ile ben de onun kaybolan bisikletini arama derdindeyim, iyi ki polis memuru Martin’e denk geldik yoksa ikimiz de epeyce yorulabilirdik. Doldurulan form, ilk defa bir ring görme heyecanı Casius kadar beni de heyecanlandırdı. İlk maçına çıktı ve adının yanına kazınacak olan “kazanmak” kelimesini aldı. Hatta bu kelimeyi profesyonel hayatı boyunca sadece beş kez kaybedecek ve kaybettiği gibi tekrar bulacaktı.

5 Eylül 1960 Atlanta Olimpiyatında Casius final müsabakasında karşısında Polonyalı rakibi Zibigniew Pietrzykowski’yi zorlu üç raundun ardından sayıyla yendi ve boynuna ilk altın madalyasını geçirdi. Bu başarıyı gazeteler,“Siyah bir çocuğun aldığı en büyük madalya.” olarak yazdı.

Bu başarının keyfiyle, Casius arkadaşı Ronnie King ile Amerika’nın Güney eyaletlerinden Louisville’de motorlarını yarıştırırken yağmurun başlaması üzerine bir restorana girdiler. Siparişlerini verip beklemeye koyuldular ancak garson kız geri döndüğünde siyahlara bu lokantada servis yapılamadığını iletti, Casius madalya sahibi olmanın rahatlığıyla “Bayan ben olimpiyat şampiyonu Casius Clay’im.” dedi ancak tavır değişmedi. Casius varoluşunu kazandığı madalya ile tescillemek istiyor ancak ırkçı yaklaşımların hışmından sadece bir madalya ile kurtulamayacağının farkına o gün vardı. Casius hayal kırıklığının en derinini belki o gün yaşadı. Yağmurun altında kalbi çıkarcasına koştu, Ronnie ona yetişmekte zorlandı Ohio Nehri’ne geldiğinde boynundaki madalyanın ipini koparıp onu derin sulara doğru fırlattı, Ronnie gözlerine inanamadı, Clay onu teselli etti “Üzülme, gerçek altın değildi.”

Hayat, Ohio Nehri’nde yüzen madalyanın hayallerinden öptü, Clay artık çok daha güçlü bir şeyler kazanmasıgerektiğini bence o gün anladı.

Kalbin Anahtarını Çevirmek

İnsanın ruh perdesini havalandıran olaylar vardır hayatında. Bu olay kimi zaman bir kişi, kimi zaman bir eylem üzerinden etkiler hayatımızı ama en önemlisi bu olayların yıkıcı etkisinden ziyade yapıcı görev görmesidir. Elimizdeki balta kimi zaman bir duvarı yıkarken daha iyi yapmak amacındadır ancak ilk bakışta göze takılan yıktığı duvardır.

Casius Clay’ın Muhammed Ali olma yolundaki yıkıcı ve yapıcı birliktelikleri zor bir yoluculuk imkânı sunuyor kendisine. Elijah Muhammed ve Malcolm X ile yan yana durması ona Müslümanlığı getirdi. Bu durumu bir müddet çevresinden gizledi çünkü zaten siyah boksör olması ile kabul görmeyen kişiliği Müslüman bir siyah olmanın zorluğuyla baş edebilecek miydi muhtemelen kararsızdı bu konuda. Ancak kalbinin anahtarını inancıyla elinde tuttuğunun farkındaydı ve benliğinin kapısını açmak için anahtarı çevirmesi şarttı. Casius doğru olanı yaptı, anahtarı çevirdi ve Müslüman olduğunu, böylece Casius Clay olmadığını artık isminin Muhammed Ali olduğunu tüm dünyaya duyurdu. Ve Amerika bu açıklamadan büyük rahatsızlık duydu. Muhammed Ali’nin umurunda dahi olmayan bir rahatsızlık!

Vicdani Ret: Hiçbiri Bana Zenci Demedi

Muhammed Ali’nin hayatındaki en dikkat çeken noktalardan biri de Amerika’nın Vietnam ile savaşıydı. Amerika onun Amerikan ordusu ile birlikte savaşa katılıp katılmayacağını merak ediyor mikrofonlar sürekli bu yönde sorularla uzanıyordu Ali’ye, cevabı tereddütsüzdü: “Benim Vietnam’la bir kavgam yok. Hiçbiri bana zenci demedi!” Belki de kendisini hiçbir zaman tam anlamıyla kabul etmeyen bu ülke için bir şeyler yapmak istemiyordu Ali ve haklıydı Vietnam’dan kimse ona zenci dememişti. Sen bizden değilsin düşüncesini her fırsatını bulduklarında yüzüne fırlatmamıştı kimse…

Tamer Korkmaz’ın büyük emeği ile kaleme alınan bu kitap Muhammed Ali’nin hayatının tüm ayrıntılarını ilmek ilmek dokuyor okurunun ruhuna. Kitabın kapağını kapattıktan sonra Muhammed Ali ile ilgili çekilen tüm filmleri, belgeselleri izleme telaşı alıyor sizi, okuduğunuz cümlelerinin sahneleniş hali, kitabın ruhunu diri tutmak için en iyi anahtar oluyor yine.

Muhammed Ali kariyeri boyunca yapmış olduğu altmış bir maçta yalnızca beş yenilgi aldı otuz yedisini nakavt ile kazandı. Bugün Amerika’nın siyahi bir başkanı varsa bence bunu Muhammed Ali gibilerin mücadelelerine borçlu olduğunu unutmamalı.

Şimdilerde Parkinson hastalığı ile mücadele eden Muhammed Ali, dilerim bu hastalığı da nakavt eder ve altmış ikinci galibiyetini ömrüne hediye heder.

Unutmadan, siyah ya da beyaz, senden ya da benden ne fark eder, ölüm hepimizi eşitlemiyor mu zaten?

Tamer Korkmaz

Benim Adım Ne?

Muhammed Ali’nin Yaşam Öyküsü

Cümle Yayınları

288 Sayfa

Gülnaz Eliaçık - 03.02.2016

,

4638

Gülnaz Eliaçık Hakkında

Gülnaz Eliaçık
1987'de Zemherinin kapı ağzında doğdu.

Edebiyata duyduğu ilgi lise yıllarında kaleme aldığı yazılarla kendini gösterdi. Orhan Veli İstanbulu dinlemenin, Cahit Sıtkı otuzbeş yaşının derdine düşmüşken, Sait Faik Dülger Balığının Ölümünü öyküce öykünürken, tüm bunları üç beş değerlendirme sorusuyla sorgulayan edebiyatı konu edinen bir derste, karalanan satırların insanlık tarihini nasıl yerinden ettiğini farketti ve okuyarak yaşamanın, yaşayarak okumaktan ayırt edilemedigi zamanların etkisini ilk bu yıllarda hissetti. Nazan Bekiroğlu ve İskender Pala o yıllarında tanıştığı ve okumaya meyilli olduğu isimler arasında yer aldı.

Bozok Üniversitesi Teknik Bilimler Yüksek Okulu'ndan 2008 yılında mezun oldu. Özel bir eğitim merkezinde gün aşırı insanlarla, çocuklarla ve en çok da kağıtlarla konuşuyor.

Onun için bir tutkudan öte olan dergiler hayatına girdiğinde kitapların ruhuna serptiği tohumlar filizleniyordu. Gün geçtikce kitaplıgında çoğalan dergiler, kiymetli birer dost gibi mahsus zamanlara konuk edildi'

'Bir' dergisinde yayınlanan 'Zelâlname', seluloz kokusuna bulanan ilk yazısı oldu. Daha sonra Mâi ve Şehrengiz dergilerinde yazıları yayınlandı.

Hâlâ Mâi dergisinde yazan Gülnaz Eliaçık, kendisine has uslubuyla fecirvakti.desenblog.com adresinde, karalamalarına yer veriyor'
Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin