CEBİMDEKİ MASALLAR

CEBİMDEKİ MASALLAR

CEBİMDEKİ MASALLAR

02.08.2021 - Sueda Kurt
CEBİMDEKİ MASALLAR

“Eğer tren senin istasyonunda durmuyorsa, senin trenin değildir.”

Masallar, sizde çocukluk çağına ait hülyalar olarak mı kaldı? Yoksa halen içinizdeki çocuğu saklayıp masalları da cebinizde mi gezdiriyorsunuz?

Masal kelimesine bakıldığında “Genellikle halkın yarattığı, ağızdan ağza, kulaktan kulağa sürüp gelen, olağanüstü kişilerin başından geçen olağan dışı olayları anlatan öykü türü” (https://sozluk.gov.tr/, 2021). Olarak tanımlandığını görürüz.

İfade edilen tanımlamada masalların günümüze kadar gelme noktasına dikkat kesiliyorum ilkin. Hatta günümüzü aşıp, yarına yol almaya niyet edişlerine. Bunun sebebi nedir diye sorduğumuzda şüphesiz hayatta temas ettikleri gerçeklikler olduğunu göreceğiz. Bir tecrübe, farklı yollarla insanlığa eşlik eder. Bazen kütüphanelerde, ciltli kitaplarla dururken, bazen de arz-ı endam eden bir yapı olarak görürüz onu. Bu tecrübe ürünleri, herkes tarafından sevilir çünkü herkes kendinden bir parça yansıma bulur.

Tecrübelerin, süslü mekânlar, sınırı olmayan gökyüzü ve biçimi olmayan kişilerle aktarılması da bir başka yöntemdir. Bu durumu çocukluk çağımızda tecrübe ederiz çoğunlukla. Yatarken dinlediğimiz masallar biraz da yaşlıların anlatımıyla zihin dünyamızda daha da ulaşılmaz, uzak ve büyülü bir hâle gelir. Büyüdükçe ise masalların çocuklara ait olmadığını, esas güzel olan kısmın içindeki hakikat olduğunu kavrarız. İşte o zaman biçimsiz kişiler şekil kazanır, gökyüzünün sınırları çizilir, konuşmalar yerini bulur ve masal türü yavaş yavaş çıkar dünyamızdan. Çünkü bizler artık büyüyüp birer birey olmuşuzdur.

Masalla arasındaki bağı koparmayan Judith Malika Liberman; kendisini sanat terapisti olarak tanımlıyor. Kendisi küçük bir komünde -ki ateşin başında uzun uzun anlatılan söz sanatları ile büyüdüğü için olsa gerek- kendine masallardan gerçek bir dünya inşa ediyor. Büyüyüp konservatura gittiğinde de en iyi bildiği şey üzerinde uzmanlaşmaya başlıyor. Bu da masal anlatmak… Dünyanın çeşitli yerlerinde masal anlatıcılığı yapan ve eğitimler veren Liberman, NTV’de “Masal Bu Ya” programını da hazırlamaktadır ki bu sayede çok kişi tarafından da tanındığı bilinmektedir.

“Masal Terapi” kitabı, yazarın masal anlatımında ve masalların hikmetini kişiye kavratmada özgün tekniklerin bulunduğu bir kitaptır. Sevdiğimiz kitapları okurken altını çizer ve o alıntı cümlede kendimizi bulduğumuzu söyleriz ama içindeki dersi hayatımızda kalıcı hâle getirmek için yeterli değilizdir çoğu zaman. Ânın keyfi, zamanla tozlanır ve ne okuduğumuzu unuturuz. Kitapta, bu durumdan sıyrılmak için çeşitli teknikler denenmiş durumda. Masallar yaklaşık bir sayfa kadar yer kaplıyor ve hemen ardından masalın mesaj kısmı birkaç cümle ile özetleniyor. Bu kısımda sıklıkla sorulan sorular, kişinin kendisine dönmesini kolaylaştırırken, adeta terapi etkisi yaratıyor. Sonrasındaki başlık seyir defteri. Mesaj bölümündeki sorgulamalar, bu kısımda çoğalıyor ve masal birebir sizin üzerinizden işlemeye devam ediyor. Adeta bir kahraman olarak sizi de içine alıyor. Sonrasında bir alıştırma ve bir alıntı başlıkları ile masalın hayatımızdaki kalıcılığı artırılmaya çalışılıyor.

Masal konuları; bütün insanlığın, ortak tecrübesinden süzülen gerçeklerdir. Kitaptaki masalların; cesaret, tembelliğin kötülüğü, doğru zamanı anlamak, hayatın çelişkileri, yalnızlık, dünyamızın güzelleştirilmesi için gerekenler gibi çeşitli konuları kapsıyor. Pek çok masalda, altını çizeceğimiz alıntılar bulabiliriz. Yazar, okuma biçimimize hafif bir dokunuşta bulunarak bu masalların peş peşe okunmamasını öğütlüyor. İhtiyacın olduğu zaman, bir sayfa açarak okumak ve hayatına kaldığın yerden dönüşümle -masalın etkisi ile olsa gerek- bir başka tonda devam etmek…

Evet, söz sanatları geleneğimizin vazgeçilmezlerinden olan masal bizim toplum yapımıza da çok uygun bir tür. Masallar umut ve gerçekliklerle sarılı bir dünyada sığınılacak hayal üstü bir muhit… Bu sebeple de kitap çok sevilmiş olacak ki son derece popüler bir durumdadır. Kitabın çok sevilme sebeplerinden birinin de çok kolay anlaşılacak düzeyde anlatının sunulması olduğunu düşünüyorum. Aynı zamanda masaldan çıkarılacak ders, farklı alt başlıklarla defalarca üzerinde durulan bir durum haline gelmiştir. Bir yandan da bu durumun okurun kavrama ve mesaj çıkarma kabiliyetini oldukça körelttiğini söylemeliyiz. Yazar ve vadettiği anlatı biçimi birbiri ile tutarlı ve başarılı diyebiliriz. Masalların anlatımında ilk olarak sayfadaki küçük resimlerle öğretinin kolaylaştırılması sağlanmış durumdadır. Görsel olarak insan beyninin açılması dersi kolaylaştırırken aynı zamanda masalların kısa, kolay ve net anlatımı yine dersi kolaylaştıran güçlü bir diğer etkendir. Yine masalların başlık seçimi de dersi kavranır hale getirecek özet birkaç kelimeden oluşuyor. Bu durum, alınması gereken derse beyni alıştırıyor.

Masalın son paragrafı, konuyu özetleyen bir şekilde toparlayıcı bir durumla ortaya konuyor ve başlık ismi ile birleşerek, kalıcı bir ders haline geliyor. Örneğin; “Göl gibi ol” masalı, birkaç minik resimle anlatıma başlıyor. Son paragrafında “…ama seçebileceğin bir şey var. Sorunlarınla başa çıkarken bardak kadar dar veya göl kadar geniş olmayı seçebilirsin… Öğüdüm basit oğlum; göl gibi ol.” (Liberman, Masal Terapi, 2015, s. 43) Belirtilen alıntıda görüldüğü gibi, hikmetli söz, başlık ile uyumlu bir bütünlük içinde ve kolayca verilmiş durumdadır.

Masalları okurken, yazarın Fransız olması ve Avrupa kültürüne has bir gelenekte büyümesi, Doğu ve Batı kültürü arasında zihnen gidip gelmeme yol açtı.

Masal kavramına bakışta Doğu ve Batı kültürünün anlatı farkı, şüphesiz masaldan beklentilerimizi de etkilemektedir. Doğu’da hikâye geleneği yaygın iken Batı kültüründe masaldan söz etmek daha uygundur. Doğu kültürü hikâyelerinde, anlatım biçimi olarak az ve öz kuralı çok keskindir. Anlatı sunulur, ne kadar hisse alınacağı ise kişinin bireysel yolculuğu ile ilgilidir. Hisse, kişiden kişiye değişkenlik gösterebilir. Anlatımın özüne ve ne olduğuna odaklanmak yine temel hedeflerden biri olmuştur. Öyle ki anlatımın gerçekleştiği çevre, kişiler, dış görünüşler değişken gerçekler olabilir. Fakat mana hakikidir ve değişmez. Bu sebeple, dış görünüş, çevre gibi etkenler üzerinde abartılı şekilde durulmaz. Bunun yanında batı kültüründe değişkenlerin abartılı şekilde göz önüne konulduğunu görmekteyiz. Süslü çevre, güçlü kişiler, iyilik ve kötülüğün keskin ve daim şekilde belirginleşmesi insan gerçekliğinden uzak kalmaktadır. (Çıkla, 2009)

Doğu hikâyelerinde öncelenen şey; nefsin geri plana atılması, dış görünüş değil erdemli şeylerin insanı ve toplumu güzel kılmasıdır. Bu durum iki kültürün ürettiği kahramanların karşılaştırmalı olarak incelenmesi durumunda açıkça görülebilir. Örneğin; batı masallarından fırlayan Herkül karakterine bakıldığında; Antik Yunan kültürünün mâhir olduğu heykel sanatı ve güzelliğin insan bedeninde maddeleştirilmesi temeline dayandığı görülür. Bu güzellik arayışı değil güzelperestliktir belki de. Antik Yunan’da insan bedeni mükemmel olmalıdır. Günümüzde dâhi görülen altın oran kavramı da aynı kültürün ürettiği bir algı bozukluğudur. İnsan bedeni ve kaslar o kadar önemlidir ki antik şehirlerin çoğunda gördüğümüz gymnasium (jimnastik alanları) ve Antik Yunan’dan gelen olimpiyat geleneği dâhi bu güzelperestliğe dayanmaktadır. Öte yandan doğu kültüründe bulunan Keloğlan, fiziksel özellik olarak Herkül ile mukayese edilemeyecek biçimdedir. Başındaki kelliği insan saflığını, iyi niyeti simgeler. Annesine vefası, sevdiği kıza vefası ve iyiliği vurgulanan özelliklerdendir. Bu yanları yine iyi insanlar tarafından algılanır ve Keloğlan istediği şeye her seferinde kavuşur. Allah nefsini geride bırakanlara yardım ederken, Herkül ise başarıları için gölgelerin hırçın gücüne muhtaç bir vaziyette kalmaktadır. (Karadağ, 1991)

Bu bağlamda kitaba bakıldığında; masalların çoğunda doğu kültürüne has, hikmetli hikâyelere evrilen bir yapı gördüğümü ve oldukça şaşırdığımı söylemeliyim. Bu durum yazarın uzun yıllar doğu kültürünü araştırması ve Türkiye’de çalışması ile mümkün olmuş olabilir.

Bunun yanında son söz olarak; masallar, her toplumun başta çocukları için önem kazanır. Üretilen masal kahramanları ve kıssalardan alınacak hisseler, masalı üreten toplumun varlığa yüklediği temel anlama kadar uzanır. Bu sebeple gelecek nesillerin zihinleri, masallarla inşa olurken, aslında varlığa yüklediğimiz anlam, masallar aracılığı ile topluma ulaşır. Devamında hayata atılan gençlik, orta yaş ve yaşlılık evresinde de masallara ihtiyacımız devam eder, çünkü hikmetli bilgi, yaş, mekân, cinsiyet ve zaman ile sınırlanamaz. Bu sebeple okuduğum kitabın bana çok iyi geldiğini söylemeliyim. Yoğun bir okuma programı üzerine hoş bir esinti gibi akıp giden kitapta –belki de bulunduğum süreçle ilgilidir- beni en tatmin eden cümle “…eğer tren senin istasyonunda durmuyorsa, senin trenin değildir.” (Liberman, Masal Terapi, 2015, s. 163) Cümlesi oldu. Öyle ya, bu durumda o tren niçin benim olsun?

Başvurular

Çıkla, S. (2009). Unutulan Hazineler: Doğu Hikayeleri. Dil ve Edebiyat, 68-69-70.

https://sozluk.gov.tr/. (2021, 07 26). https://www.tdk.gov.tr/ adresinden alındı

Karadağ, M. (1991). Doğu Anadolu Bölgesinde Halk Hikayelerini Anlatma Geleneği. Uludağ Üniversitesi Eğitim Fakülteleri Dergisi, 110-111.

Liberman, J. M. (2015). Masal Terapi. İstanbul: Doğan novus, s. 43

Liberman, J. M. (2015). Masal Terapi. İstanbul: Doğan novus, s. 163

Sueda Kurt - 02.08.2021

,

292

Sueda Kurt Hakkında

Sueda Kurt

Fehminaz Sueda KURT. 1993 doğumlu. Mimarlık yapmakta. Yazarken ve çizerken yıllardır ne olduğunu bilmediği bir duygu ile hırpalanmakta. Bunun cevabını bulamayacak olsa da yazarak o şeyi aramakta.

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin