Cemaate Psikanalitik Bir Yaklaşım

Cemaate Psikanalitik Bir Yaklaşım

Cemaate Psikanalitik Bir Yaklaşım

05.11.2014 - Sait Alioğlu
Cemaate Psikanalitik Bir Yaklaşım

"Cemaat, hep birlikte fena olmak mıdır?"

Cemaat olgusunun tahlili meselesinden önce, psikanalist yaklaşıma baktığımızda, şöyle bir tanımda bulunabiliriz; "Şuur altında karışık hâlde bulunan, ruhî ve bedenî rahatsızlıklar meydana getiren, arzu, hâtıra ve sembolleri serbest çağrışım yoluyla şuurun dışına çekerek zararlarını gidermeye yönelik" tıbbî bir bilim dalı olarak tanımlayabiliriz. Kısacası psikanaliz; "ruh tahlili ve ruh çözümlemesi"dir.

Yazarın, eserine konu ettiği ruhî tahlil, başta bir sosyal insan topluluğu olan cemaat olgusu üzerinden, o yapılara hükmeden liderlerin, daha doğrusu, İslami anlamda söylersek, sahih sünnet karşısında bir anlamı olan biat kültürü üzerine bina edilmesi gerektiği halde, o işlevsel kültürün yozlaşmış en yalın halini baz alan bir vakıaya işaret eden bir hali resmetmektedir.

O işlevsel kültürün olmazsa olmazı hükmünde bir ilkesi olan istişare olgusunu dıştalamış, danışmayı, karşılıklı müşavereyi ıskalamış ve dinamik bir yapı olması gereken cemaati 'donuklukla' eşdeğer kılmış yapıların, yapıların, tabiri caizse politbürolarının ve bizzat işin başında bulunan, davranışı ve çabası sonucu 'diktatör' olma sıfatının onda tecelli ettiği zevatın haline, "ahvalin projeksiyon tutmaya çalışmaktadır, görebildiğimiz kadarıyla...

Yazar, en başta bize göre, aslında hemen herkesin söyleminde üzerine basa basa dile getirmeye azami gayret gösterdiği 'iyilik/hayır' olgusuna -sözde de olsa- bir işlevsellik kazandırmak adına, tek tek insanlardan oluşan, gerek dinî ve gerekse de sosyolojik açıdan cemaat olarak tanımlanan yapıya mensubiyetin normal ve gerekli olduğu hakikatinden yola çıkarak, bir sosyal yapı olan cemaati onaylamakla birlikte, bu yapıların zamanla birer zindana dönüşebileceğine işaret etmektedir.

Bu zindan kurtuluşun olması gerektiği de haliyle kendiliğinden belirginlik kazanmaktadır. Şöyle ki; "Özgür irademizi kullanırken üzerimize kapattığımız veya üzerimize kapatılan zidan kapılarını sonuna kadar açmadıkça, zindanların duvarlarını yıkmadıkça, verdiğimiz hiçbir karar kendi özgür irademizle verdiğimiz bir karar olmayacaktır.(s.10; önsöz'den...) denilmektedir. Ki bu yaklaşım, Ali Şeriati'nin 'insanın dört zindanı' olarak tesmiye ettiği bir yaklaşımı tesmiye etmektedir.

Cemaat olgusu -olumlu ya da olumsuz imajına binaen- gerek İslam öncesi toplumlarda ve gerekse de İslam'la birlikte Medine'de temeli atılan sosyal bir varlığa tekabül etmekle birlikte, liderleri ve meseleyi teferruatıyla anlama açısından, onu çevreleyen çekirdek kadronun ve bizzat liderinin bir ruh tahlilini içermekle birlikte, dikkat edilirse, bize bakan yönü açısından batılılaşma sürecinde elde ne kaldıysa kurtarmaya yönelik değerleri koruma adına alelacele oluştuğu hissi veren yapıların artık sos veren hallerinden yola çıkarak onları bir psikanalize tabi tutmaktadır.

Bu tabi tutma sanıldığı gibi formel yapılar olan cemaatleri, sonucu ne olursa olsun, onları 'çağdaş dünya ve değerleri' karşısında geriliğin temsilciliği olduğundan yola çıkılmayıp, sadece, hangi kulvarda ve şartta oluşmuş olsa da, o yapıları yeniden uyanışa silkinişe çağırıp, onları bir reorganizasyona tabi tutmaya ve 'yine' onları, biriken sorunların çözümünde 'yeniden' dinamik kılmaktır, oysa...

Zaten kitap okunduğunda, yukarıda resmetmeye çalıştığımız amacın hasıl olmasının amaçlandığı mes'elesi gözden kaçmayacaktır. Sanıldığı gibi,işin künhüne vakıf olmadan, salt cemaat olgusu, hem de zamanla oluşan olumsuz imajı açısından, 'fırsat bu fırsat!' deyip yok edilmek için bir çaba içerisine girilmemektedir. Ki sadece özgür irade, dirayet, akıl ve toplumsallığı önemsemekte birlikte, topluluk içerisinde eriyip yok olmama esprisi öne çıkmaktadır.

Cemaatlerin yapısal özelliklerindeki ardışıklıklara, yani bir birini takip eden olgulara baktığımızda; en önemli duran ardışıklıların başında; Örselenmişlik, hoşnutsuzluk, endişe ve ideal geçmişe özlemle birlikte; merkeziyetçilik, grupsal düşünme, grupta erime ve doğal olarak yeteneklerin doğal olarak yitip yok olma riski, buna bağlı olarak 'mutlak gerçekliğin sahipliği bağlamında cemaat öğretinin önemi, grubun kendini dışa karşı yalıtılır bir hale getirmesi, bunların üzerine seçilmiş grup psikolojisi -kurtuluş fırkalığı payesini hak etme(!)- gibi ana maddeleri gelir.

Bunlarla birlikte; grup içi hiyerarşi, grup paranoyası, grubun kendini merkeze alarak yeni bir ahlak tanımlamasına girişmesine ek olarak, önemli bir kriter ve alan olan ekonomik konularda sürmesi icap eden ilişkiler, ideal olan geçmişi gelecekte kurma isteği ve ha bire ahrete elenen başarı söylemi birbirini takip edencemai unsurlar olarak tablodaki yerini alır.

Yazar, örselenme konusunda şu konuya ısrarla vurgu yapmakla kendi arzusunu dile getirmektedir.. "...modern bir olgu olarak grup ve cemaatlerin ortaya çıkışı, bunları yapısal özellikleri ve cemaat içi ilişkiler ile lider-birey ilişkisi olduğundan bu dönemde baskın olan sebepleri ortaya çıkarma..." (s. 14-15)

Bu konuda, "örselenme+hoşnutsuzluk+endişe+ideal geçmişin gelecekte yeniden inşası için hareket" toplamıyla neyi kasdettiğini vuzuha kavuşturmak istemektedir.

Kısacası, her dönemde olduğu gibi modern dönemde de büyük oranda cemaatlerin materyallinin birbirine bağlantılı olarak "örselenme, hoşnutsuzluk ve endişeyi bertaraf etmeye dayanan ortak özeliklere sahip kişilerden oluştuğu hadisesi de belirginlik kazanmaktadır. Kişilerin toplamı olan cemaatin ennihaye, hedefinin de ideal geçmişin gelecekte yeniden inşası olduğu gerçeği karşımızda durmaktadır, sonuca bakıldığında...

Eğer nihai amaç ideal geçmişin gelecekte yeniden inşası ise, burada 'grupsal düşünme olgusu ile birlikte, grup içerisinde eriyip yok olma, yani ahir mutluluk için, fena fi'l-cemaa olmak içten bile değildir. Değil midir ki, kişi ahir mutluluğu aramıyor muydu?

Burada çoğulculuk adına olmasa bile bir kolektiflik, tek tipleşme, şahsiyetlerin grupta eriyerek yeteneklerinin yok olması üzerinde pek, daha doğrusu hiç durulmazdı! Kişi cemaat için vardı, o kadar! Cemaat ise, kendisini oluşturan fertlerin ahir mutluluğu adına bir seçilmişliği temsil etmiyor muydu? Ediyordu! Hem de, bu yapılar ister İslami, ister laik, seküler yapılar olsunlar, her yapının kendi müntesibine bir telkini vardı elbet. O da akibetin onların olduğu gerçeği!

Ötekileştirme hadisesine gelince, cemaatin ayakta kalmasının en önemli unsurlarından birisine göz attığımızda"Grup olmanın tabii neticesi olarak,iç dışarıdan yalıtılıp kapalı hale getirilirken, dış ise ötekileştir..."me olgusu kendini belirgin kılmaktadır. (s. 39)Buna bağlı olarak da "Tüm iyilikleri içeride, tüm kötülükleri de dışarıda görme eğilimi insanın, ilkel bir refleksidir. Gruplar bu refleksle varlık bulurlar. Dışarıda olanlar kötülenmeli, düşman ilan edilmeli ve şeytanlaştırılmalıdır.(s. 39-40)

Ki bu durum, kendini seçkin kılıp merkeze alma ve kurtuluşun adresi olma hadisesi ile birlikte, Müslümanlara da arız olan bir olumsuz durum olmanın yanında; "Günümüz Batı Medeniyeti varlığını ötekisinin varlığı ile tanımlayabilmektedir.(s. 40) Burada, karşıtını ötekileştir düşman kıl ve onu sigaya çek ve düşmanının varlığı ile yaşa, hayatını kaim kıl!

Ötekileştirme hadisesi başarılı bir şekilde(!) eda edildikten sonra, grup içi hiyerarşi kendi bütünlüğü içerisinde bir anlam kazanmaktadır. Bu hiyerarşide, her şeyden ziyade liderin merkezde oluşu ve her her şeyin onun etrafında dönmesi söz konusu olur. "Lider ve etrafında küçük bir azınlıkla üretilen bilgi, fikir ve buyruklar hiyerarşik olarak liderden en alttaki grup üyelerine doğru iletilir.(s. 41)

Liderin yanında çekirdek bir azınlık grup olduğuve bu azınlıkla birlikte üretilen bilgi, fikir ve buyruklara rağmen, işin şura, istişare işi es geçilerek, liderin karar verme hakkının ortağı olmamasına zımnen de olsa 'özen' gösterilir. Ki bu durum içselleştirilmese bile, aksi de ortaya konulamaz! Yani kol kırılır, yen içinde kalırdı!

Liderlerinin diktatöryal profil çizdiği bir vasatta, yukarıda da belirtmeye çalıştığımız minvalde birçok ilişkide, grubun kendi şahs-i manevisi adına yeni ilkeler belirlenir, olayın çerçevesi çizilir. Gerçi bu ilkelerin çoğunun, üzerinde bulunulması gereken literatürden ziyade, zamanın ruhu ve şartlarına atıf yapılarak oluşturulduğu görülür ve çoğu için,tabiri caizse çerçevesini piyasa şartları belirler; ekonomiden siyasete,kişiler arası ilişkiden, birçok kurumsal ilişkiye kadar; tek şart ise, cemaatin, ne olursa ve ne adına olursa olsun cemaatin yerinde sayması da buna dâhil olmak üzere, oluşan trende göre hareket etmek ve lider çerçevesinde kenetlenip birlik içerisinde yok olmak; yani, fena fi'l-cemaa halleri...

Tarihte en güzel ve en anlamlı örneğini bizzat Hz. Peygamber(s) döneminde gördüğümüz Medine İslam cemaatinin bugün yerinde yeller esmekte, bugünkü cemaatlerin kahir ekseriyetinin kendi yapısallığını, ya İslam toplumunun bozulmaya yüz tuttuğu ve saltanat döneminin başladığı zaman diliminde oluşan havaya göre dizayn edildiği, yahut da, sair seküler yapıların yaptığı üzere temellerini, bizde olduğu gibi İttihad ve Terakki benzeri jakoben yapıların kopya edilmelerinden aldığı yönünde bir algı oluşmuş bulunmaktadır.

"Cemaat Diktatörlerinin Psikanalizi" adlı kitap çalışması; en başta bir 'Önsöz' olmak üzere, içeriğinden az çok bahsettiğimiz 'Cemaatlerin Yapısal Özelliklerindeki Akıl dışılıklar' 'Cemaat Diktatörlerinin Psikanalizi, 'Cahiliyeden İslam'a Siyasette Değişenler ve Değişmeyenler' le birlikte, dört halife dönemini baz alan 'Dört Halife Döneminde Ortaya Çıkan Muhalefetlerin Sebepleri' bölümü ile 'İslam Siyaset Düşüncesinde İlk Devrimci Ekol; Hariciler' bölümünden oluşmaktadır.

Bu eseri okuduktan sonra, hem yayıncısı olan arkadaşa ve hem de yazarına, bu çalışmanın önemli bir boşluğu doldurduğunu, ama her iki konunun da daha iyi anlaşılması adına, birer müstakil eser olarak yayımlanması gerektiğini kendi acizane fikrim olarak belirtmiştim.

Buna rağmen, eğer yine İslami bağlamda düşünüyor isek, kendimizi durduk yere seçkin kılmıyor, saplantılı bir ruh haliyle yaşamayacak isek ve buradan da diktatörler çıkarmayacaksak eminim bu kitap bizlere bir fikir verebilir. Yeter ki cesaret edip okuyalım...

Cemaat Diktatörlerinin Psikanalizi
Hamdi Tayfur
Mana Yayınları
Ağustos 2012

Sait Alioğlu - 05.11.2014

,

1904

Sait Alioğlu Hakkında

Sait Alioğlu

Özgün Duruş gazetesinde kitap değerlendirme yazıları yazmaktadır.

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin