Cemaleddin Afgani - Muhsin Abdulhamid
![]() Ferhat Özbadem | Biyografi | Okunma: 534 | 26.03.11
"Cemaleddin Afganî (1838-1897) modern dönemin en meşhur, aynı zamanda en tartışmalı isimlerinden biridir. Bu kadar tartışılan bir şahsiyet olması, etkisinin büyüklüğü yanında şöhreti ile paralel yürüyen bir meçhûliyet halesine bürünmüş olmasıyla alakalıdır. Etnik kökeni ve buna bağlı olarak milliyeti ve mezhebi, masonluğu ve daha da önemlisi siyasî misyonu hakkındaki tartışmalar hâlâ sonuçlanmış değildir. Ancak Afganî tartışmalarının güncelliğini hâlâ korumasının, sadece Afganî'nin kendisi ile alakalı birtakım hususlardan kaynaklandığı düşünülmemelidir. Din, siyaset ve modernizme dair tartışma ve hesaplaşmaların, diğer bazı isimlerin yanı sıra Afganî ismi üzerinden yürütülüyor olması da bu güncelliğe katkı sağlamaktadır.
Bu tartışmanın tarafları arasındaki uçurumun büyüklüğü Afganî hakkında objektif bir değerlendirme yapmayı neredeyse imkânsız hale getirmektedir. Sevenleri tarafından büyük bir İslâm âlimi ve müçtehit, modern İslâm düşüncesinin ve emperyalizme karşı mücadelenin öncüsü ve Şark'ı uykusundan uyandıran kimse olarak takdim edilirken, muarızları tarafından asıl kimliğini gizleyerek Müslümanları aldatan bir şarlatan, bir maceraperest ve bir İngiliz ajanı olarak gösterilmektedir."(1) Mevzu Cemaleddin Afgani olunca söylenecek söz çok oluyor. Öncelikle Afgani ile ilgili çok farklı bilgiler ve yaklaşımlar olduğunu hatırlatmak gerekir. Afgani ile ilgili söylenenler ve yazılanlar çok farklı hatta acaib görüşler olabilmekte. Genel olarak iki kategoriye ayırabiliriz. Birincisi, sevenlerinin neşrettiği eserler ve savunmalar, ikincisi sevmeyenlerin neşrettiği eserler ve görüşler. Elimizdeki eser Afgani'yi sevenler ve savunanlar kategorisinde neşredilmiş bir eser. Yayınevinin bu konudaki düşüncesi tarihe ışık tutmak olmak ile birlikte, müellif önsözde açıkladığı kadarı ile Afgani ile ilgili ithamlara cevap verme ve düşüncelerini ispatlamaya yönelik bir çalışma olduğunu ifade ediyor. Afgani'nin hayatı anlatılırken, Afganistan'dan Hindistan'a, ordan Mısır'a, Mısır'dan İstanbul'a, İstanbul'dan Paris'e, Paris'ten İran'a, İran'dan Rusya'ya Rusya'dan Londra'ya yapmış olduğu geziler ve buralardaki faaliyetleri ile ilgili kısa bilgi veriliyor. Bu bölümde göze çarpan en önemli kısım Paris'te iken "Urvetul Vuska" dergisini neşretmeye başlamasıdır. Afgani'nin düşünceleri bahsinde; Kur'an merkezli hareket algısı ve mütevatir olması kaydı ile sünnete ittibanın gerekliliği ifade ediliyor. Bu kısımda müellif Afgani'nin Abdulkadir el Mağribi adlı talebesinden alıntı olarak böyle olduğunu ifade ediyor. Lakin Afgani'nin kendi makalelerinde, -Urvetul Vuska yazılarının Türkçe tercümelerinde- sünnete çok sıcak bakmadığını nitellik olarak yeni anlamlar yüklenebileceğini ifade ediyor. Müellif bu kısımda biraz fazla savunma mekanizmasını çalıştırmış gibi. Bunun sebebi olarak da, Afgani'nin en fazla eleştiri aldığı konulardan birinin sünnet yaklaşımı olmasından kaynaklanabilir. Sokrates'in eleştirildiği yerde Platon'un onu onun olmayan görüşleri ile savunması gibi bir hal gözümün önüne geldi. Mezheplere ve bidatlere bakış açısı ifade edilir iken, mezheplere uymaktan ziyade yeni içtihadlara ihtiyaç olduğu üzerinde duruluyor. Bidatler konusunda duruşu ise o gün için kelle koltukta net bir duruş arz etmekte. Afgani'yi mezhepsizlik ile itham edenler aslında pek de haksız sayılmaz. Çünkü mezhep konusunda, Afgani gerekliliğine inanmadığını ifade ediyor. Mezhebe bağlılık gerekli midir? Meselesi ayrıca ele alınabilecek bir konu... Müslümanların gerilemesinin sebepleri olarak Kur'an ve sünnetten ayrılma ve emperyalistlerin çabaları sonucu olduğunu düşünüyor Afgani. Emperyalizm ile mücadele ile ilgili o dönemin şartlarına göre fikirler öne sürülmekte. Aslında Afgani'nin en fazla üzerinde durulması gereken yönü bu olsa gerek. Mücadelenin , İslam birliği ile mümkün olduğu ifade ediliyor. Lakin bu İslam birliği klasik anlamda bütün Müslümanların bir çatı altında toplanması şeklinde değil, Kur'an etrafında birleşmiş farklı topluluklar şeklinde olabileceğini ifade ediyor. Düşünsel anlamda farklı İslami ulus devletler olabileceği fikri ilk defa zikredilmiş oluyor. Ve bu durum İslami siyasi yönetim düşünce tarihinde ilk kırılma olarak nitelendirilebilir. Bundan önceki süreçlerde aynı tarih dilimi içinde farklı İslami devletler olmuşsa da, birincisi bunların ulusal bir niteliği yada amacı yoktu. İkincisi, bu devletler tek devlet otoritesi altında toplanılması gerektiği düşüncesini taşıyordu. Afgani'nin etrafındaki meşhur şüphelerden biri olan, nereli olduğu meselesi üzerinde durulmuş, İran'lı olma imkanı olmadığı kesinlik ile Afganistan'lı olduğu üzerinde uzun uzun izah yapılıyor. Afgani ile ilgili lehte ve aleyhte yazılmış diğer eserlere baktığımız zamanda görüyoruz ki, Afgani'nin İranlı olduğunu söyleyenlerin bir sağlam delili yok. Afganlı olduğu ile ilgili ise bir çok farklı delil mevcut. Ayrıca bir insanın nereli olduğundan ziyade düşünceleri ve yaptığı eylemler ile ele alınması gerektiği kanaatindeyim. Afgani'nin İngilizler ile olan ilişkisi ile ilgili söylenenlerin iftira olduğu beyan ediliyor. İran Şahının öldürülmesinde Afgani'nin rolü anlatılır iken, Afgani çok mahsum ve hatasız olarak gösteriliyor. Halbuki, Afgani'nin hatıratını kaleme alan El Mahzumi'nin eserinde -bu kitap Klasik Yayınları tarafından Türkçeye terceme edilip basıldı- İran şahını öldüren kişinin Afgani ile görüştüğünü, hatta bir kısım konularda Afgani'nin bu şahsa yardımcı olduğu, bu şahsın Şahı öldürürken "bu da cemaleddin için" dediğini, Afgani'nin bu hadiseyi duyduğunda sevindiğini biliyoruz. Bu durumda ne dememiz gerekiyor? Bütün bunlara rağmen Afgani'nin bu iş ile ilgilisi yok mu diyeceğiz, yoksa parmağı var ama o günün şartlarında bunu değerlendirmemiz gerekir mi diyeceğiz? Hem bu İran şahının öldürülmesinden sonra Sultan Abdulhamid han ile arasının açılması söz konusu iken! Ve tabiî ki Afgani'nin Mason olma sorunu. Afgani bir masondur. Ayrıca Mısır'da mason locası açacak kadar bir mason. Müellif Afgani ile ilgili masonluk konusundaki eleştirileri bertaraf etmeye çalışsa da sanırım bu konuda yeterli olamıyor. Mason olması konusunda, o gün itibari ile masonluğun iç yüzünün bilinmemesini mazeret olarak sunuyor. Üzerinde düşünülmesi gereken bir mevzu. Mason olması konusu zihinleri derinden derine meşkul ediyor. Mason olduğu ile ilgili şüphe yok. Afgani'nin yönetim ile ilgili görüşlerine gelince bu konuda anayasal bir yönetim olabileceğini parlementer ve seçime dayalı bir sistem olacağını savunuyor. Yaşadığı zaman diliminde bu tür görüşler savunması gerçek anlamda doğal bir durum. Afgani'nin Sultan Abdulhamid ile olan ilişkileri konusunda özel bir başlık açılmış. Afgani'nin Abdulhamid'e biat ettiğini ve iyi ilişkiler içinde olduğu ifade ediliyor. Sultan Abdulhamid han'ın notlarında Afgani ile ilgili kısımlar da okuyucu ile paylaşılmış. Bu konuda, Afgani ile ilgili okuduğum diğer eserlerden edindiğim intiba şu oldu… Afgani Abdulhamid'e kendi idealleri için yanaşmıştır. Abdulhamid ise, Afgani'nin şerrinden emin olmak için kendi yanında tutmuş ve olabildiğince karşısına almamıştır. Afgani'nin kadın sorununa bakış açısı ile ilgili izahlar ise yine Platon'un Aristo'yu savunmasına benzemiş. "Ahlaksızlığa araç edilmedikçe bence açılmasında sakınca yoktur" cümlesi Afgani'ye aittir. Müellif diyor ki, burada bahsedilen açılmak, "yüzü açmak" anlamındadır. Allahu Alem bu düşünce müellifin düşüncesidir. Afgani, şayet yüzü açmanın sakıncasından bahsediyor olsa idi o dönemde çok eleştirilmezdi. Çünkü Osmanlı'nın son dönemlerinde gerek saray çevresinde gerekse aristokrat kesimde zaten yüz açılıyordu. Ve bu konuda o dönemin alimleri tarafından öne dürülen fikirler vardı. Allah en doğru olanı bilendir. Kitabın son kısımlarında, Afgani'nin Dehriyyuna reddiye adlı eseri ve Urvetul Vuska dergisi ile ilgili analiz ve pozitif tespitlere yer verilmiştir. "Tasavvuf ile olan ilgisi okuduğumuz kitapta yer almasa da, kendisinin bu konudaki görüşünü başka bir eserden alıntı yaparak okuyucular ile paylaşmanın, Afgani'yi tanımak konusunda iyi bir fikir vereceği kanaatindeyim. Cemaleddin Afganî, "Fena fillah yerine fena fil-halk" olmayı tercih ediyordu. Yani Allah'ın (c.c) yaratmış olduğu kullara hizmet etmeye, onları batıl yoldan kurtarmaya, karanlıktan aydınlığa ve irfana çıkartmaya çalışıyordu. Kendisini yaratılanlara hizmet etmeye adamıştı. -Mütercim notu: Son Uşşaki şeyhlerinden Hüseyin Vassaf (1872-1929) "Sefine-i Evliya" (Veliler Gemisi) adlı kitabında Afganî'yi veliler arasında sayar.- Cemaleddin Afganî bir âlim, bir düşünür olmaktan ziyade bir siyaset ve eylem adamı olarak görülmelidir. Daha doğru bir ifadeyle, yaşadığı dönemin şartları, keskin bir zekâya, kıvrak bir üsluba ve etkileyici bir hitabete sahip olan Afganî'nin siyasetçi ve eylemci tarafını daha fazla geliştirmiştir Seyyid Cemaleddin Afgani'nin ıslahat ve tecdid çağrısı İslam dünyasının pek çok düşünüründe cevap bulmuş, İttihad-ı İslam projesi Said-i Nursi tarafından da benimsenmiştir. Afgani'nin maddi ve manevi öğrencileri arasında Muhammed Abduh, Şekip Arslan, Mehmet Akif Ersoy, Hasan el-Benna ve Ali Şeriati sayılabilir. Maalesef Türkiye'deki İslami yapılar ve ekoller Cemaleddin Afgani konusunda okumadan sadece kulaktan duyma bilgilerle tespit ve analiz yapmaktadırlar. Bu durum yanılmalara ve yanlış düşüncelere sebep olmaktadır."(2) Cemaleddin Afgani ile ilgili olarak söylebileceğimiz son sözümüz; kendisinin mason olması kısmının izahı yoktur. İslami yenilenme ile ilgili bir kısım fikirleri kabul edilebilse de, sünnet yaklaşımı, anayasal yönetim yaklaşımı, kadın sorununa yaklaşımı ve mezhep olayına yaklaşımı eleştirilebilir. Dipnotlar: 1- Cemaleddin Afgani'nin Hatıraları: Yenilenme ve İslam Birliği,Müellif: Muhammed Mahzumî Paşa Tercüme: Adem Yerinde Yayınevi:Klasik yayınları 2- Ünlü gezgin Şeyh Abdürreşid İbrahim Hicri 1349 (Miladi:1930) yılında Kahire'de Müslüman Gençlik Derneğinin konferans salonunda Üstat Cemalettin Afgani hakkında yaptığı konuşmadan alıntı. adıyaman da yaşıyor; çeşitli gazetelerde düzenli olarak yazıları yayınlanıyor...
Ferhat Özbadem İsmine Kayıtlı 75 Yazı Bulunmakdadır. Ferhat Özbadem İsmine Kayıtlı 75 Yazı Bulunmakdadır.
• MUVAHHİDLERİN AKİDESİ |

adıyaman da yaşıyor; çeşitli gazetelerde düzenli olarak yazıları yayınlanıyor...









