Çığlık, 88 Yıllık

Çığlık, 88 Yıllık

Çığlık, 88 Yıllık

16.08.2016 - Ethem Erdoğan
Çığlık, 88 Yıllık

“İnsan mukaddesi olandır.”

Cemil Meriç, Kırkambar

Hakikatin, bir entelektüel (bakışı) için uğruna ömür de dâhil her şey harcanabilecek en önemli uğraş alanı olduğuyla başlamak gerekir söze. Entelektüelin ontolojisi bunu gerekli kılar. Çünkü bir gün geriye dönüp baktığında, her yol ayrımında, önündeki en akıllıca yol olarak, yaşadığın toprağın devinimlerine tutunmak ve yeni bir neşv ü nema için arayışına devam etmek, en temel çıkış noktası ve en temel gerçeklik olarak karşında duruyor olacaktır!

Cemil Meriç’in ifadesiyle “önce insan olmak” aydın kavramının öncülüdür. İnsan olmak üzerine pek çok teati yapılasıdır, ancak bir mihenk olarak kültürel varlık, toprağının-milletinin değerlerine bağlılık evvelen vazedilmeli ve bunun üzerine kavramlaştırmaya gidilmelidir. Bahsedilen aydının izdüşümü ergin ve olgun bir yapıyı ifade etmektedir oysa.

Zamanın dışını uhdesine almış, hayalperest ve algısı yerli olana kapalı bir karakter istilası altında yüce devletin temelleri dinamitlenir. Sanatçı ve yönetici katı bu iptilanın süfli hazzına kurbandır. Tarihten ve gerçeklikten firar eden bu karakterler ne hazindir ki “kartpostal Avrupa’sı.” taklidi ve terkibine bulanmış sostan ibarettir. Bu terkip tatlı su aydını ve yönetici terkibidir. Bu taklit ve aparı cinnetinin temsilcileri, yüce devletin sonunu hazırladığı gibi kurulan/kurdurulan yeni devletin de; köksüz kütük şeklinde ve prematüre doğumunun aktörleridir. Bu dibace, “Bir İnkılâp Daha Var -Harf İnkılâbı Öyküleri” eserine giriş için ön yükleme niteliğinde olup, kitaptaki on bir öyküyü soluksuz olurken, öfke kontrolü sorunu yaşamamanız için, belki de bir kalp krizine duçar olmamanız için oluşturuldu. Dönem eleştirisi başka bir metnin mevzuu olduğundan mütevellit, bahse konu esere geçmek gerekir.

Ercan Köksal tarafından derlenip kurgulanan bu hikâyeler, büyük bir sosyal-siyasal ve vicdani sorumluluk, farz-ı kifaye olma katına ulaşmış anlatılardır. Yazarın okuma haritasını da önümüze seren bu eser, her ne kadar bir nefeste ve acılı bir öfkeyle okunsa da uzun soluklu bir okuma, inceleme ve önceleme ürünü olarak öne çıkmakta, göze çarpmaktadır.

Bellek yitiminin, kültürel ve sosyal kırılmanın izlerini adım adım izlemekle bu travmayı atlatmayı deneyeceğiz. Anadolu’ya giydirilen deli gömleğini yırtıp yok etmek idealinden vazgeçecek değiliz elbette. Bu ideal için sıçrama tahtası olarak kullanılabilecek bir eser “Bir İnkılâp Daha Var-Harf İnkılabı Öyküleri”

Harf İnkılâbı teknik olarak, güçlüden uzaklaşıp zayıf olana yaklaşmaktan başka bir anlam ifade etmemektedir. Gelişmiş olan yazı stillerinin güçlü duruşu ile estetiği ve kullanışlılığı bugün bile canlıdır. Kültürel olarak asıl travma yaşatılmıştır ki bu travma kitabın 4. Hikayesi olan “Kahrından Vefat Eden Seyyit Taha” hikayesinde de görülmektedir.

Milletimizi ayakta tutan, varlığıyla hayatiyet sağlayan büyük adamların hikâyeleri anlatılır bu eserde. Dünyayı ve ona ait zevkleri bırakıp ömrünü bir aşk ve davaya adamak… Bu idealin gönüllüleri anlatılır. Onların özelliği ‘durdurulmuş bir medeniyet’i ne pahasına olursa olsun yeniden harekete geçirmektir. Bu hikâyelerin kahramanları, Nuri Arlasez, Muallim Cevdet, Seyyit Taha, Hattat Halim Özyazıcı, Tarihçi Ali Reşat, İbrahim Hakkı Konyalı gibi çöküş ve dibe vurmanın zirvesinde yetişmiş, ayakları toprağına değen aydınlık adamların destansı mücadelesini anlatır.

Harf önemlidir bir yere kadar. Dili ve dile yüklenen anlam haritasını uhdesinde taşır. Tarihte Soğd (Göktürk ve Uygur) alfabesinden sonra Arap alfabesinin kullanılması tabii bir süreç olarak gelişmişti. Tabii süreçlerde olan değişiklikler, anlam yüklemesinde bir nakısa oluşturmaz. Bilakis tabii sürece yapılan müdahaleler kırılmaya sebep olur. Kendisinden önceki birikimi belli saiklarla yok etme cehdinde olan yeni kurucu irade 15 yıl zarfında bu genel amaç için yalnız harf inkılâbı ile yetinmedi. Dil devrimi, (Güneş-dil teorisi, Öztürkçeçilik) takvim değişikliği, Türk müziği ve ezan yasağı gibi ceberut uygulamaları da gördük. Arap harfleriyle yazılmış her şey yasaktı. Hatta baskın yapılan yerlerde Mevlit ele geçirildiği de vakidir. Ancak buna benzer yüzlerce anlatının hiçbiri devlet arşivlerinin 3.1 kuruşa satılması kadar elim değildir. “Tarih dilsiz kalıyor.”dur. Oysaki bu bir hazinedir ve devrin önemli pek çok aktörüne ulaşıp okkasını en az 10 kuruştan almak isteyen, bu hazineyi korumak isteyen münevver adamlar çıkmış olmasına karşın bu teklifler kabul görmemiştir. Üzerinde durulması esas olan zaten fiyat değildir, bu evraklar esasen hazinedir. Ercan Köksal bu hassalar üzerinde durmuş ve bu fiiller üzerinden ‘moral değerler, etik’ bazlı anlatılar oluşturmuştur.

Kendi ifadesi ile ‘edebi kurgu, hikâye kurgusu’ içinde realitenin abus yüzü anlatılmıştır, ancak okumaya esas olan mihenk, bu anlatıların tarih ve kültür taşıyıcılığı yolundaki büyük mücadeleleri anlatıyor olmasıdır. Bu anlatıların bir sanat eseri olarak değerlendirilmesi, bu yönü üzerinden düşünce serdedilmesi destansı ve travmatik mücadeleye haksızlık olacaktır. En başta Cemil Meriç sözü ile belirtmeye çalıştığımız gibi insan olmak kutsalı olmakla başlar. Kutsalına her şartta sahip çıkmak münevver tavrıdır. Ercan Köksal bize neredeyse asıra yaklaşan hıçkırıkları gösterdi. Çığlıkları duyurdu. Çığlık 88 yıllık. Bu çığlık artık dava. Deli gömleğini yırtmanın çaresi. Hem dava, hem deva.

Ethem Erdoğan - 16.08.2016

,

2224

Ethem Erdoğan Hakkında

Ethem Erdoğan

Kütahya doğumlu. 1995 yılında Alkım edebiyat dergisini bir grup arkadaşıyla beraber çıkardı. Yazı ve şiirlerini Alkım, Kırağı, İpek Dili, Edebiyat Ortamı, Hece ve Yediiklim edebiyat dergilerinde yayınladı.

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin