Cinayet midir İnsanın Çilesini Kıran?

Cinayet midir İnsanın Çilesini Kıran?

Cinayet midir İnsanın Çilesini Kıran?

06.05.2020 - Mustafa Atalay
Cinayet midir İnsanın Çilesini Kıran?

-Ölüm ve İnsan

İnsanın hikâyesinde en acı dönemin genellikle ölüm zamanı olduğu düşünülür. Bütün bir hikâyenin sonunun bağlandığı o an, insan, tüm istek ve arzularından sıyrılıp en yalın haliyle kalır. Gösterişsiz, makyajsız, hazırlıksız, tedbirsiz ve en doğal hali ile…

Ölümün bu denli soğuk yüzünde kurulan hikâyelerin/romanların, sıcak ilişkiler ikliminde nefeslenmesini tahayyül etmek ve beklemek maalesef olanaksızdır. Böyle bir hikâyenin/romanın insanı mutlu sona götürmesi, ancak, imkânsızı olduracak yine bir imkânsız tasavvur ile mümkündür. Kısaca ifade edersek, ölüm ile başlayan bir şey insana bir mutluluk ve sevinç fısıldamıyor.

-Çile Kırgını

Ayşegül Genç’in kaleme aldığı Çile Kırgını adlı eser, bir ölüme şahitlik ile başlayıp yine o şahitlik minvalinde son buluyor. Ölüm derken, salt bir ölümden ziyade, yazarın ele aldığı husus, tanık olunan bir cinayettir.

İşitme ve konuşma becerisini bir kazada yitiren Beşir, okumak için Somali’deki köyünü terk etmiş Hassan, bir evliliğin iki yarısı Suat ve Ayla, bu evliliğin meyvesi Nilüfer, Beşir’in babası Bahri bey, Otelin Muhasebecisi Mustafa, yardımsever Musa ve esas kız Leyla… Roman bu karakterler ile(Bahri Bey hariç) maktulün vurulmasını konu alan cinayete bir şekilde şahit olmalarını anlatıyor.

Dil kullanıcılarına göre yeniden kurgulanırken, olay döngüsü genellikle cinayete kadar olan süreci kapsıyor. Zaman bu anlamda her bölümde üstte verilen tarih ile netleştirilmiştir. Bu netleştirmenin aslında muhasebecinin dilinden düşülen birer not olduğu da eserin sonunda, yine muhasebeci Mustafa tarafından belirtiliyor.

-Her İnsan, Birden Fazla Hikaye…

Leyla yalnız bir kızdır. İdeali ve ufku Musa’nın kalbine düşürdükleri ölçüde derin ve duyguludur. Afrika’ya gitmek, mazlumların sesi olmak ve onların mutluluğu ve huzuru için kendini adamak üzerine kurulacak bir yaşam, Musa’nın ivedi bir şekilde bir başkasıyla evlenmesiyle sakıt kalır. Daha başlamadan biten hikâyenin ve umutların tek gerçeğidir Leyla.

Hassan Somali’den gelmiş ve hayata tutunmak için var gücüyle uğraşırken, kapı dışarıda kalıp Beşir’in oteline sığınmasıyla kendisini yeniden var etmeye çalışan bir karakterdir. Gözüne takılan Leyla ise, bu uğraşta kendine bile açıklayamadığı bir siyah noktadır, süveyda…

Ayla, Suat ile olan evliliğini bir türlü istediği kıvamda sürdüremeyen, kızı Nilüfer ile çaresiz bir şekilde son olarak evi terk ederek evliliğini kurtarmaya çalışan, konuşkan mı konuşkan bir kadındır. Suat, duygu durum bozukluğu olan ve kendisi gibi kimsesiz Ayla ile biraz da mecburiyetten evlenen ve artık her şeyini Ayla’ya göre ayarlamaya çalışan, fakat ne yaptığını da bilmeyen, doğru yapacakken kendini sürekli yanlışın sokağında bulan biridir.

Musa kendisini tamamen Afrika’da masum halk ve çocuklar için adamış, misyoner faaliyetlere karşı Müslümanca bir duruş sergilemek ve mazlumun yanında olmak için Afrika’ya gitmiş bir yardımseverdir.

Bahri Bey Beşir’in babasıdır. Babası vefat ettikten sonra, annesi ablasının yanına gider ve Bahri bey İstanbul’da kiralık bir dairede kalır. Zaman kendisini monden bir yaşamın kıyısına getirir. Ta ki, ağabeyi Çanakkale’de şehit olduğunda, mısraları ile hayata tutunmaya çalıştıkları, babasının sıklıkla bahsettiği Mehmet Akif merhum olana kadar. Mehmet Akif’in cenazesine tanıklık Bahri beyi değiştirecek ama bu bir kazayla sonlanacaktı. Eşi vefat edecek ve Beşir, dil ve duyu yeteneğini kaybederek kazadan yaralı kurtulacaktı. Beşir’in sonraki hikâyesi bilinmemekle birlikte, şu an bir otel işletmektedir. Leyla ve Ayla bu otelin karşısındaki apartmanda oturmaktadır. Bu otel her şeyin merkezidir.

-Gerçekler ve Hissedilenler

Evet, cinayetler mutluluk sunmazlar ve vaat etmezler insana. Bununla birlikte her cinayet, üstü örtülen saklı gerçekleri de bir şekilde açığa çıkarır. Üçüncü sayfa haberleri dediğimiz, o nice haberin gerçek birer hikâyesi vardır. Ya soğuk bir fotoğrafla ya da çarpıcı bir başlıkla sunulan, vuran ve vurulan arasındaki ilişkinin detaylarını anlatan bu haberi belki de hiç okuma ihtiyacı hissetmeyiz. Zira ne kadar da çok ölüm vardır etrafımızda.

Hepimizin şahit olabileceği ölümlerin hülasasını, bir cinayet hikâyesinin şahitleri çerçevesinde şekillendiriyor Ayşegül Genç. Mehmet Akif’e adadığı eseriyle kalplerimize, ölümün bir şekilde insanı hizaya çektiği ve tek gerçekliğimize bu şahit olduğumuz ölüm sayesinde ulaşabileceğimizi göstermeye çalışıyor.

Yalnızlık insanın çilesidir. Ölüm ise bazen çile kırgını. Her ölümle, bir hayat gibi bir defter de kapanıyor. Kimi kendisi kapatıyor defteri, kiminin defterini ise bir başkaları kapatıyor. Hayat bir döngü ve insan bu döngüde şahit olduklarıyla varlık sahnesine tutunmaya çalışıyor. Bilinen tek gerçek, bir ölüm varsa bu ölümden sonra hiçbir şey eskisi gibi olmuyor.

Ayşegül Genç

Çile Kırgını

Okur Kitaplığı

123 Sayfa

Mustafa Atalay - 06.05.2020

,

2970

Mustafa Atalay Hakkında

Mustafa Atalay

Bir gölün kıyısında 88 yılının Temmuz sıcağında hayata gözlerini açtı. Eğitiminin büyük bölümünü burada geçirdi. Bir denizin kıyısında 2007-2012 yılları arası Üniversite eğitimiyle birlikte hayat eğitimi de aldı.

Bir gölün kıyısına döndüğü yaşamını, 2012 Ağustos'undan bu yana 'Lale'lerle bezeli düşüncelerle 'Eczane'sinde devam ettiriyor.

Okuyor, yazıyor, çalışıyor ve başka alanlarda eğitimine devam ediyor.

Daha önce Üniversite bünyesinde çıkarılan Sentez Dergisi'nin editörlük ve yazı işleri sorumluluğu görevlerini üstlendi. Kardelen Derneği Bülteni'nin editörlüğünü yaptı. Dernek ve Vakıf bültenlerinde ara ara göründü, Alıntılar Mektebi'nde talebe oldu, Yolcu Dergisi'nde nefeslendi, on5yirmi5.com'da uzun bir serencamı oldu. Kitaphaber.com.tr'yi ise evi gibi görüyor...

Facebook: mvatalay
Twitter:@ayn_sin_kaf
Blog:http://aynsinkaf.blogspot.com.tr

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin