Çivi Yaraları, Edebiyat, Gülnaz ELİAÇIK YILDIZ

Çivi Yaraları yazısını ve Gülnaz ELİAÇIK YILDIZ yazarına ait tüm yazıları Kitaphaber.com.tr sitemizden okuyabilirsiniz.

Çivi Yaraları

04.07.2014 09:56 - Gülnaz ELİAÇIK YILDIZ
Çivi Yaraları

Islaklık...

Hissettiğim, üşümeli bir kanamadan başkaca bir şey değil! Her yan ıslak. Sağım ve solum. Kalbim ve aklım. Ellerim ve gözlerim. Yağmurdan, gözyaşından ve dahi kandan! Kanla karışık gözyaşı yağıyor harflerin kıblegâhından. Ellerimde derman yok, kalbim yorgun. Yenilmiş bir savaşçıyım ben, kalbi çivi yaralarıyla delik deşik olmuş, şiirin bozgununa uğramış yenik bir savaşçı! Sayfaların gölgesinden çevirsem başımı, görmese gözlerim imgelerin ırmağından geçen, rüyalarda, kısmet niyetine söylenen balıkların hüznünü... Sussam, sussam hiç konuşmasam! Dili mühürsüz doğmuşum ne yazık, aklı tutuklu sonra. Ve kalbi, kafesinden çıkmaya korkak bir kuş misali, hürriyetin penceresinden çıkarsam başımı, korkmasam, korkmasam, şiire kanatlansam!

Güneş ışınları dik düşse bir günlüğüne şiire, dizelerin gölge boyu sıfıra inse keşke, ah keşke! Üşümesek, kimi güzellerin buz dağından kopmuş kalbinde. Sonra yanmasak, volkan parçalarıyla tutuşturulmuş akıllarının içinde... Bile bile kıyıyoruz işte kendimize, bile isteye!

Önce kapağını gördüm bir ekranın ardında, ilk aklıma gelen neydi sahi? Çantama gelişigüzel attığım, kapının eşiğine geldiğimde, aklımın kalabalığında bir yığın aradığım o anahtarlar... Sonra yirmi altı yıldır bilfiil aradığım kalbimin, aklımın, nefsimin anahtarları... Bir bulamamışlık hüznü çökmüştü içime, şaire karşı hiç dile getiremesem de...

Çivi, Mehtap Altan'ın ikinci kitabı. Birincisi nerdedir sahi? Beyaz Ağıt, gözyaşından kuleler mi kurdurmuştu acaba okuruna, çıktığı vakitler? Hiç soramadım şaire, sormak istedim çok, ama soramamışlığım daha ağır bastı burada da. Çivi, gözyaşının tuzdan gemisini kullanarak dağlıyor içinizdeki yaraları, yok olmuşluklarını, var olabilme çabalarını, şairin "ben de buradayım" çığlıklarını...

Altan Alfabesi

Mehtap Altan ismini bilenler bilir elbet, ama bilmeyenler için konuşacak olursak o kalbinden başka lisan bilmeyen bir şair. Edebiyatın eşiğinde oturan, yılmayan ve hedefine ayaklarına taşlar batma pahasına yürüyen bir kulbe-i ahzan. Şiirleri imge tahtından inmez. Duygularını her ne kadar imgesel söyleyişlerin altına gömse de gizleyemez kendini okurdan. Kimileri bu söyleyişi abartılı bulabilir elbet, şair genele hitap etmek derdinde olan biri değildir zaten, olmamalıdır da! Herkesin her şeyi anlama derdinden kendimizi kurtarırsak, yürümek eziyet olmaktan çıkıp, hedefin minvaline bir araç olabilir. Her şiirin bir seveni, her cümlenin bir kaderi vardır nihayetinde.

Üslup, yazarın/şairin kimliğidir. Kimliksiz kalan bir millet nasıl yok olmaya mahkûmsa bu durum edebiyat içinde böyledir. Yazan kalem, kendisine ilgi alanı dahilinde bir libas biçmek zorundadır. Kolay değildir üslubu oturtmak, bir labirentin içinde kaybolmak gibidir, kendini aramak, tüm aramışlıkların daha üstündedir. Hele ki, Altan gibi birkaç türle birlikte ilgileniyorsanız. Her ne kadar kendisini şair kimliği ile tanımış olsak da, son zamanlarda yaptığı yazar-yayın evi ve okur söyleşileri ile adından sıkça söz ettirmektedir. Şiirine ve söyleşilerdeki sorularına baktığımızda, ikisinin ortak bir halkaya sahip olduğunu görürüz. Şiir gibidir soruları, muhatabına biçtiği değeri onun üslubundan anlamak mümkündür.

Altan'ın kalbinde bir "ah!" coğrafyası vardır. İçini harf harf arşınlama derdine düştüğünden beri kalbini kalemin kıyısından öteye götüremez. Böyledir şiir, bir kere yakanızı yapışmışsa, kalbinize kadar iniverir!

Çivi'de yaralı bir kuşun çırpınışını, imgesel metaforlarla iyileştirme çabasındadır şair. Sanatlı söyleyişler, abartılı bir hüzün, iç evinizin kapı tokmağına yapışır. Şair, "Kabrimde bir düş toprağımı emziriyor"(Syf.49) derken "Şark Salkımına Ölüm Aryası"nda siz, ecelin şah damarınıza yakınlığını getiriverirsiniz aklınıza. Ömrünüzün hangi yokuşunda ecele çıkarsınız bilinmez ama gün gelir bir yokuş muhakkak "ölüme yataklık eder"(Syf.48)

Altan şiiri, düşsel öğelerin bir bohçası niteliğinde olup, şiirde söyleyişin ve dizelerin bağrında, okurca algılanması istenen o gizli müziğin ucundan tutmuş olarak karşımıza çıkıyor Çivi'de. Şiirin müziğini duyabilen kulaklar ve bu müziği arayanlara, Çivi isabetli bir seçim olacaktır muhakkak.

Yokluğa Sesleniş

İnsan yoksuldur, şiir de yoksulluk cehdinden dolayı beşer alametleri taşır zihninde. Ömrümüzce kendimize zenginlik katmak dürtüsüyle yol alsak da kalbimizin yoksulluğunu örtmek, biriktirdiklerimizle zordur. Paylaşabildiğimiz kadar çoğalırız. Altan, paylaştıkça çoğalan bir isim, şiirden emeğini esirgemeyen, yokluğunu dizelerin sofrasına koyup pay edebilen bir şair. Çivi ise sofraya konulan dizelerin pay edilmesiyle oluşan bir kitap.

Şiir, şairin kalbinde gaybın derinliklerinde dururken, yokluk, elbisesi eskiyip varlığın libasını giymeye heves ettiğinde başlıyor her şey. Tüm bu iç yorgunlukları, hüzün evinde bekleyişler, kalemin batıp kanattığı yaraları, saracak bir söz bulabilmek adına aslında. Bile isteye kıyıyoruz kendimize demiştim ya hani, bazı kıyışlar yokluğun yaralarını varlıkla örtmek için elzemdir. Şiirin "Sırça gülüşlerinden, güneş öperken"(Sayfa-72) bahsettiğimiz bu yokluk bir nebze hafiflemiştir belki, kim bilir, kim bilebilir sözü kalbe düşüren Rahman'dan başka? Hiç kimse! Sözün sahibinden daha özge bir gerçek yoktur şiirde, nesirde, öyküde, romanda... Tüm çaba, insanın kendini kanatma gayreti, kendini arama telaşından başka bir şey değil aslında.

Şair, kitap boyu kalbini ikiye bölse de "Ay Yağmuru" ve "Dualı Karınca Manifestosu" diye, siz elinizde bir bütün bir kalp tutuyorsunuz okuyucu olarak. Anlamı imgelerle boyayan bir kalemin elinden, kelimenin künhüne vakıf olmak gayreti ile okuyorsunuz, yoruluyorsunuz yer yer, "imgelerin çaylak şahlanışı"(Sayfa-49) sizi bir ileri bir geri itiyor, sayfa sonuna geldiğinizde kalbinizin bir adım gerisindesiniz yine! İnsan, ezelden yenilmek üzere doğmadı mı sahi? Şiire, cümleye ve dahi nefsine!

Şair de bu kitapta yenilgilerini kaleme almış işte, kendini tutamayışlarını, düştüğü kuyudan çıkmak için kelimelerden tutunacak çıkıntılar örmüş kendine, şair Çivi ile kendi kuyusundan çıkıp başını göğe uzatmış mıdır bilinmez, biz Çivi'den sonra başımızı yine kalbimize doğru eğdik ve iman ettik kelimelerin Rabbine. Sözün yaratıldığı güne, ilk şiiri söyleyen Adem'e... Adem'in şiiri Havva'ydı, Altan'ın şiiri Çivi olup kalbimize battı.

Ferfir yayınlarından İki bin on dört'ün Ocak ayında çıkan bu kitabı, kendi kuyunuzdan başınızı yukarı çıkarmak adına dahi olsa edinip okuyabilirsiniz. Son sayfayı kapattığınızda hayatınıza dair bir düşü, kabrinize emanet edip, kalbinizde bir otel odasının o kesif yalnızlık kokusunu duyabilirsiniz, öyleyse Necip Fazıl'ın şu dizelerine gönül vermek, kalbin birinci şartı oluyor burada:

Gelip geçen her yüzden gizli bir akis kalmış,
Küflü aynalarında, küflü aynalarında.

(...)

Atıyor sızıların, çıplak duvarda nabzı,
Çivi yaralarında, çivi yaralarında.[1]

Çivi
Mehtap Altan
Ferfir Yayınları
96 Sayfa


[1]Necip Fazıl Kısakürek/Otel Odalarında


Yazar: Gülnaz ELİAÇIK YILDIZ - Yayın Tarihi: 04.07.2014 09:56 - Güncelleme Tarihi: 23.11.2021 22:36

,

2847

Gülnaz ELİAÇIK YILDIZ Hakkında

Gülnaz ELİAÇIK YILDIZ

1987 yılının Aralık ayında Yozgat’ta dünyaya geldi.  Doğduğu bu şehirde yaşamaya devam ediyor. 2008 Yılında Yozgat Bozok Üniversitesinde Bilgisayar Teknolojileri ve Programlama Bölümünü, 2016 yılında Anadolu Üniversitesi İşletme bölümünü, 2020 yılında da yine Bozok Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünü bitirdi. 2011 yılından beri Kitaphaberde kitap değerlendirme yazıları yazıyor.

Yazı çalışmaları; Bir, Şehrengiz, Serencam, Kün Edebiyat, Yedi İklim, Ayraç, Berhava, Mâi, Hayal Bilgisi, Mahur Beste, Yolcu, Siyah Sanat gibi süreli yayımlarda yer aldı.

2016 Eylül ayından beri evli. Şimdilerde bir oğula anne, okumaya âşık bir dünyazede!

Gülnaz ELİAÇIK YILDIZ ismine kayıtlı 58 yazı bulunmaktadır.

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin