Çokkültürlü Yurttaşlık Azınlık Haklarının Haklarının Liber

Çokkültürlü Yurttaşlık Azınlık Haklarının Haklarının Liberal Teorisi Kitap Notları

Çokkültürlü Yurttaşlık Azınlık Haklarının Haklarının Liberal Teorisi Kitap Notları

23.11.2015 - Muhammet Güzel
Çokkültürlü Yurttaşlık Azınlık Haklarının Haklarının Liberal Teorisi Kitap Notları

 Kitabın yazıldığı bağlam budur Batı demokrasilerinin göçmen çokkültürcülüğü ve azınlık meseleleri ile ilgili olarak deneyimlerini irdeleme girişimidir. (sf.12)

Liberalizm önemli bir hareket olarak ilk defa 16.yy Avrupa’sında ortaya çıktı. Bugün ise özellikle Komünizmin çöküşünün ardından, dünyanın birçok yerinde egemen ideoloji olmuştur.(sf.13)

Liberalizm modern toplumların kaçınılmaz çoğulculuğu ve çeşitliliğine verilebilecek tek insani yansıtır.(sf.14)

Liberalizm insanların etnik, dinsel ve başka tür topluluklarda bir arada tutan karşılıklı yükümlülükler ağı yerine rekabet ve atomistik bireyciliğe dayanan bir topluma geçmiştir.(sf.14)

Kitabın amaçlarından biri bazı azınlık haklarının, bireysel özerkliği engellemek bir yana, aslında bireysel özerkliğin etkili uygulanması ve gelişiminin vazgeçilmez bir ön koşulu olduğunu göstermektir.(sf.15)

Devlet ne zaman azınlığın ayrı ulus olma duygusuna saldırsa, sonuç genelde sadakatsizliğin artması ve ayrılıkçı hareket tehlikesinin azalacağı yerde çoğalması olmuştur.(Sf.17)

Geleneksel insan hakları kıstasları kültürel azınlıklarla ilgili belli bazı en önemli ve tartışmalı sorunları çözmekten acizdir.(sf.32)

Çokkültürlü bir devlette kapsayıcı bir adalet teorisi hem grup üyelikleri göz önüne alınmaksızın bireylere tanınmış evrensel hakları; hem de belli grup farkına dayalı hakları ya da azınlık kültürleri ‘özel statüleri’ içerecektir.(sf.33)

Öte yandan öz yönetim hakları, sosyal birliğe ciddi bir tehdit oluşturur; çünkü bu hakları ulusal azınlığın kendisini kendi başına yönetme hakkı olan ayrı bir halk olarak görmesine yol açacaktır. (Sf.38)

Küreselleşme kültürel bakımdan homojen bir devlet mitini giderek daha fazla gerçeklikten uzaklaştırmış ve her bir devletin içindeki çoğunluğu, çoğulculuk ve çeşitliliğe daha açık olmaya zorlamıştır. Etnik ve ulusal kimliklerin doğası, serbest ticaret ve küresel iletişim hüküm sürdüğü bir dünyada durmaksızın değişiyor; ancak çokkültürcülüğün meydan okuyuşu da burada karşımıza çıkıyor.(sf.38)

Modern toplumlar, kimliklerinin tanınmasını ve kültürel farklılıklarına saygı gösterilmesini talep eden azınlık gruplarına giderek artan oranda karşılarında buluyorlar. Bu sıklıkla ‘çokkültürçülüğün’ meydan okuyuşu olarak dile getiriliyor. Ancak ‘çokkültürlü’ terimi, her biri kendi meydan okuyuşunu ortaya koyan, birbirinden farklı kültürel çoğulluk biçimlerini kapsıyor.(sf.39)

Kültürel çeşitlilik, daha önce öz yönetimli ve belli bir toprak parçası üzerinde yoğunlaşmış kültürlerin geniş bir devlet çatısı altında sokulmasından doğar. Bünyeye katılan, benim ‘ulusal azınlıklar’ adını verdiğim bu kültürler genel olarak kendilerini çoğunluk kültürü yanında ayrı toplumlar olarak korumak isterler ve ayrı toplumlar olarak varlıklarını sürdürmelerini sağlamak üzere çeşitli ya da öz yönetim biçimleri talep ederler. (Sf.40)

Sosyolojik anlamıyla ‘ulus’, bir ‘halk’ ya da ‘kültür’ fikriyle yakından ilişkilidir; aslında, bu kavramlar sıklıkla birbirinden göre tanımlanırlar. Birden çok ulusu bünyesinde barındıran bir ülke, bundan dolayı, bir ulusal devlet değil çokuluslu devlettir ve küçük kültürler ‘ulusal azınlıklar’ oluşturur. ( sf.41)

Çokuluslu bir devletin oluşumu, fark kültürlerin karşılıklı yararlarını gözeterek bir federasyon oluşturmak üzere anlaşmaları durumunda olduğu gibi, gönüllü olarak da gerçekleşebilir. (sf.41)

Dil birliği sağlama göçmen politikaları tarihinin değişmeyen bir özelliğidir. (sf.47)

Göç bir ‘ Yeni Dünya’ olgusu değildir. ( sf.50)

‘Çokkültürlü’ terimi bu tür bir kafa karışıklığı yarattığı için, iki temel kültürel çoğulculuk biçimini anlatmak için ‘çokuluslu’ ve ‘çoketnikli’ terimlerini kullanacağım. (sf.51)

Bazıları ‘çokkültürlü’ terimini, çeşitli nedenlerle, egemen toplumdan dışlanmış ya da kenara itilmiş etnik olmayan çok çeşitli sosyal grupları içine alacak şekilde oldukça geniş bir anlamda kullanılır. (sf.51)

Batı demokrasilerinin ortak bir ‘kültür’ü paylaştıklarını söyleyebiliriz; yani, hepsi atalarımızın feodal, tarıma dayalı ve teokratik dünyasıyla karşıtlık içinde, modern, kentsel, seküler, endüstriyel bir medeniyeti paylaşırlar. (sf.52)

Eğer kültür bir grubun ‘adetleri’ demekse, o zaman her modern toplumda görülebilecek tüm o hayat tarzı kümelerinin, sosyal hareketlerin ve gönüllü birliklerin kendi ‘ kültürleri’ vardır. (sf.52)
Eğer kültür bir halkın ‘medeniyeti’ demekse, o zaman neredeyse tüm modern toplumlar aynı kültürü paylaşır. ( sf.52)

Bir devlet, eğer üyeleri ya farklı uluslara ait(çokuluslu devlet) ya da farklı uluslardan kopup gelmişse (çoketnikli devlet) ve bu olgu bireysel kimliğin ve siyasal hayatın önemli bir yanını teşkil ediyorsa, o devlet çokkültürlüdür. ( sf.53)

Çokkültürcülüğü etnik ve ulusal farklılıklara göre tanımlamak, talepleri cazip çokkültürcülük kaygıları altında göz ardı edilecek olan dezavantajlı grupların ihmaline yol açar. Bu anlaşılır bir kaygıdır, ancak unutulmamak gerekir ki tehlike iki yönlüdür. Yani asıl dezavantajlı gruplara ağırlık veren bazı ‘farklılık politikası’ yandaşları ulusal grupların kendilerine özgü taleplerini bulandırır. (sf.54)

Tüm liberal demokrasilerde, kültürel farklılıklarla başa çıkmanın önde gelen mekanizmalarından biri bireylerin medeni ve politik haklarını korumaktır. ( sf.65)

Ben ulusal ve etnik farklılıkları düzenlemek için alınan bu gruplara has özel önlemler üzerinde duracağım. En az üç türlü gruplara özgü hak biçimi vardır;

 Öz yönetim hakları

  • Çoketniklilik hakları
  • Özel temsil hakları ( sf.66)

1.ÖZYÖNETİM HAKLARI

Çoğu çokuluslu devlette, yapıyı oluşturan uluslar kültürlerinin tam gelişimini sağlamak ve insanların çıkarlarını en iyi gözetmek üzere, belli bazı politik özerklik ya da toprak esasına dayalı yargı biçimleri talep etme eğilimi taşır. ( sf.66)

Ulusal grupların kendi kaderini tayin hakkı uluslar arası hukukla (sınırlı da olsa) tanınmıştır. ( sf.66)

Özyönetim taleplerini tanımanın bir yolu, güçleri merkezi hükümetle bölgesel altbirimleri (eyalet, bölge, kanton) arasında bölüştüren, federalizmdir. ( sf.67)

Federal sistemin bir güçlüğü merkezileşme ile ademimerkezileşme arasındaki dengenin korunmasıdır. (sf.68)

Federalizm sıklıkla basit bir idari ademimerkezileşme biçimi ( Almanya’da olduğu gibi) ya da sömürgecilikten gelen tarihsel rastlantıların bir sonucudur. ( sf.68)

2.ÇOKETNİKLİLİK HAKLARI

Walzer’in belirttiği gibi, ‘siyasetin, dinden ayrılması gibi, milliyetten de ayrılması’ talebiydi. (akt.Kymlicka,Walzer,1982,6-11) ( sf.72)

Özyönetim hakları gibi, çoketniklilik hakları da geçici olarak görülmemelidir; çünkü korudukları kültürel farklılıklar ortadan kaldırma peşinde olduğumuz bir şey değildir. ( sf.73)

Özyönetim haklarının tersine, çoketniklilik hakları çoğu kez özyönetim için değil, büyük toplumla bütünleşmeyi ilerletmek için gündeme getirilmektedir. ( sf. 73)

  1. ÖZEL TEMSİL HAKLARI

Grupların temsil hakları, grupların görüş ve çıkarlarının sıklıkla politik süreçte etkili bir biçimde temsilini imkânsız kılan, sistemden kaynaklanan bazı dezavantajlara ya da engellere bir karşılık olarak savunulmaktadır. ( sf.74)

Toplum baskıyı ve dezavantajı ortadan kaldırmaya çalışacak, böylelikle de bu haklara duyulan ihtiyacı kaldıracaktır. ( sf.74)

Bir liberal demokrasinin en temel taahhüdü birey olarak yurttaşlarının özgürlük ve eşitliğidir. (sf.77)

Kısacası grup farkına dayalı haklar sanki liberal bireysel özgürlük ve eşitlik inancından çok, kolektivist cemaatçi bir bakış açısını yansıtmaktadır. (Sf.78)

Daha önemlisi, kolektif haklar terminolojisi insanların grup farkına dayalı yurttaşlık ile kişisel haklar arasındaki ilişki hakkında çıkarsımlar yapmalarına neden olabilir. Kolektif hakların kişilerin kullandığı haklardan farklı olarak kolektiviteler tarafından kullanılan haklar olduğu ve bunların birbiriyle çeliştiğini varsaymak doğaldır. (sf.78)

Kuşkusuz, tüm yönetim biçimleri ve tüm siyasi otorite kullanımları otoriteye tabi olanların özgürlüğünü kısıtlamakla ilgilidir. Ne kadar demokratik ve liberal olursa olsun, bütün ülkelerde insanların kamusal harcamaları karşılamak için vergi ödemeleri gereklidir. Yine çoğu demokrasilerde insanları jüri görevi üstlenmeleri ya da belli bir süre askerlik yapmaları ya da cemaat hizmeti vermeleri zorunludur ve az sayıda olsa da bazı ülkelerde seçmenlerin oy kullanmaları zorunludur. ( sf.80)

Bazı etnik ya da ulusal gruplar, kendi üyelerine yasal olarak dayatmacı iç kısıtlamalar koymayı istemeden de, büyük toplum karşısında dış koruma önlemleri peşinde olabilir. (sf.81)

Grup farkına dayalı yurttaşlık türlerinin her üçü de dış korumalar sağlamakta kullanılabilir. Yani, her bir tür, büyük toplumun ekonomik ya da toplumsal gücü karşısında azınlığın korunmasına hizmet edebilir, ancak yine her tür farklı biçimlerde farklı dış baskılara denk düşer. ( sf.82)

Çoketniklilik hakları piyasa aracılığıyla belki yeterince desteklemeyen ya da mevcut yasalar tarafından (çokça istemeden) dezavantajlı konuma düşürülen özel dinsel ve kültürel pratikler korur.( örneğin, dini inançlar arasında çatışma konusu olan Pazar tatili yasası ya da kıyafet yönetmeliklerinden muafiyet.) (sf.83)

Diğer bazı gruplar, içerideki muhalefeti denetim altına alma derdindedir ve grup farkına dayalı hakları üyelerine iç kısıtlamalar dayatmak için isterler. Bazı koşullarda, hem özyönetim hakları hem de çoketniklilik hakları azınlık grubu üyelerinin haklarını sınırlamak için kullanılabilir. (sf.83)

Kızılderililerin geleneksel uzlaşma temeline dayalı politik karar alma süreçleri demokratik hakların inkârı olarak görülebilir. ( sf.85)

Çoketniklilik haklarının da iç kısıtlamalar dayatmak için kullanılma ihtimali vardır. Göçmen grupları ve dinsel azınlıklar, ilke olarak, üyelerine geleneksel kültürel pratikler dayatmak için yasal güç sahibi olmak isterler. ( sf.87)

Genel olarak söylersek, ‘ mantıksal uçlarına çekilen çokkültürcülüğün’ her etnik grubun üyelerine kendi meşru geleneklerini, bu gelenekler temel insan hakları ve anayasal ilkelerle çeliştiğinde bile, dayatmasına izin vermeyi haklı çıkarabileceği korkusu vardır. ( akt:kymlicka, Abu-Laban ve Stasiulus 1992:379 sf.87)

Çoğu liberal demokrasi son yirmi yıl boyunca etnik ve ulusal farklılıkları bir düzene oturtma yönünde çabalar yürütürken, daha ‘çokkültürlü’ bir kamusal politika yönündeki eğilim neredeyse tamamen iç kısıtlamaların değil, belli dış korunmaların kabul edilmesi meselesi olmuştur. ( sf.90 )

Grup farkına dayalı yurttaşlığın yandaşları da aynı hataya düşmektedir. (sf.93)

Doğal yoruma göre. ‘kolektif haklar’ kolektiviteler tarafından kullanılan ve onlara uygun düşen haklar anlamına gelmekle birlikte, bu haklar söz konusu kolektiviteyi oluşturan bireylere uygun düşen haklardan farklıdır ve belki de onlarla çelişir. (sf.94)

Grup farkına dayalı yurttaşlığın kolektif haklarla karıştırılması felsefi ve popüler tartışma açısından feci sonuçlar doğurur. Tartışmayı kolektif haklar açısından değerlendirdikleri için, birçok insan grup farkına dayalı yurttaşlık üzerine yürütülen tartışmanın, öz olarak bireyciler ile kolektivistler arasında, bireyin ve cemaatin göreli önceliği üzerine yürüttükleri tartışmayla aynı olduğunu varsayar.( sf.98)

Kolektivistler ve bireyciler cemaatlerin bireysel üyelerinden bağımsız olarak hakları ya da çıkarları olabileceği konusunda farklı düşünürler. Bireyin ya da cemaatin önceliği üzerine yürütülen bu tartışma politik felsefenin eski ve itibar gören emektar bir tartışmasıdır. ( sf.99)

Çokuluslu devletler sorununa getirilecek en iyi çözüm konusunda farklı fikirler taşınıyor olmasına rağmen liberalizmin ulusal azınlıkların statüsüne ilişkin şöyle ya da böyle bir teoriye ihtiyacı olduğu tartışmasız kabul ediliyordu.(sf.101)

Liberallerin etnikliğin milliyetin siyasi olarak tanınmasına ve desteklenmesine her zaman karşı çıktıklarına ve kültürel grupların grup farkına dayalı hak taleplerinin uzun bir geçmişi olan yerleşik liberal pratik açısından yakın dönemli ve liberal olmayan bir sapma olduğuna ilişkin yaygın bir kanaat vardır.( sf.101)

Liberal gelenek azınlık kültürlerinin hakları konusundaki görüşlerinde çarpıcı bir çeşitlilik sergiler. Yelpazenin bir ucunda azınlık haklarının güçlü savunucuları bulunmaktadır. Gerçekten de, son iki yüzyıllık dönemde azınlık haklarına verdiği onayın bir kişiye liberal denilebilmesinin en bariz göstergesi saydığı anlar olmuştur. ( sf.102)

Ulusal özerkliğin ilerletilmesi ‘bir ‘özgürlük alanı’ ya da başka bir ifadeyle özgür insanların özgür bir toplum idealinin gerçekleşmesi demektir.’(akt:kymlicka, Hoernle 1939.181. sf.102)

Liberal amacın, bu çokuluslu imparatorluklar da yaşayan tüm yurttaşlara bireysel haklar bahşetme değil, her bir imparatorluk içinde uluslara politik güçler tanımak olduğuna dikkatinizi çekerim. (sf.103)

Liberalizm ile ulusal azınlıkların haklarının desteklenmesi ilişkisni iki savaş arasında dönemde görüyoruz. Örneğin, Leonard Hobhouse zamanının ‘liberal devlet adamları’’nın ‘kültürel eşitliği’ sağlamak için azınlık haklarını tanımanın zorunlu olduğunu kabul ettiklerini söylemiştir. (akt:Kymlicka, Hobhouse,1966:297,299.sf.103)

Liberal bir azınlık hakları savunusunun altında yatan belli başlı iki iddiayla karşı karşıyayız. Bireysel özgürlük önemli bir oranda kişinin ulusal grubuna aidiyetine bağlıdır; ve gruplara özgü haklar, azınlık ile çoğunluk arasındaki eşitliği çoğaltabilir. (sf.104)

Liberal düşüncenin bu akıma göre, özgür devletin ulus-devlet olması gerektiğinden, ulusal azınlıklarla baş etmenin yolu azınlık hakları değil, din baskı yoluyla asimilasyon ya da sınırların yeniden çizilmesiydi. (sf. 105)

Liberal azınlık haklarını ancak bireylerin özgürlükleri ya da özerklikleri ile tutarlı oldukları müddetçe onaylayabilirler. (sf.141)

Modern dünya, hem kamusal hem de özel hayatı kucaklayan pratikleri ve kurumlarıyla, insna faaliyetlerinin tamamını pratikleri ve kurumlarıyla, insan faaliyetlerinin tamamını kapsayan benim ‘societal culturs’(toplumsallık kültürü) adını vereceğim kültürlere ayrılmıştır. (sf.141)

Bu kültürlere, yalnızca ortak anıları ya da değerlerle değil; aynı zamanda ortak kurumlar ve pratiklerle de ilgili olduklarını vurgulamak için ‘toplumsallık kültürleri’ diyorum.(sf.142)

Modern dünyada, bir kültürün sosyal hayat içinde vücut bulması için o kültürün kurumsal olarak-okullarda, medyada, ekonomide, yönetimde vb.- somutluk kazanması gerekir.(sf.142)

Her ülkede tek bir ortak kültür yaratılması yönündeki basınçlar veri aldığında, modern dünyada bir kültürün yaşayabilmesi ve gelişebilmesi için toplumsal bir kültür olması şarttır. (sf.147)

Liberalizmin belirleyici özelliği, belli temel özgürlükleri tek tek her bireye tanınmasından gelir. Özellikle, insanlara hayatlarını nasıl sürdüreceklerine ilişkin geniş bir seçim özgürlüğü verir. İnsanların istedikleri hayat kavrayışını seçmelerine ve sonra bu kararlarını yeniden gözden geçirmelerine ve istiyorsa tekrar değiştirebilmesine imkân sağlar. (sf.148)

Bireysel tercih ile kültür bağlantısı hakkındaki bu argüman belli grup farkına dayalı hakların özel olarak liberal savunusu için ilk adım oluşturur. Anlamlı bir bireysel seçimin mümkün olabilmesi için, bireylerin yalnızca bilgiye erişebilmeleri, o bilgiyi enine boyuna değerlendirme kapasitesi yetmez, aynı zamanda bir toplumsallık kültürü edinmeleri de gerekir. (sf.154)

Tehdit altındaki bir kültürün üyeleri için dil öğrenimi tıpkı yok olmaya yüz tutmuş bir sektör çalışanlarına yeni meslek öğrenme kursları gibi olacaktır. (sf.155)

Kültürler liberalleştikçe, insanlar geleneksel adetleri ya da iyi hayat kavrayışları bakımından ulusal gruptan emsalleri ile daha az şey paylaşır ve ortak bir uygarlığı paylaşma bakımından giderek daha fazla öteki ulusların üyelerine benzer. (sf.161)

Liberalleşme aslında yükselen bir ulus oluşu duygusuyla el ele yürümektir.( sf.161)

Ulusal kültür, belli değerleri ya da inançları sorgulama ve iyileştirme yetilerini sınırlamaksızın, insanların seçim yapmaları için anlamlı bir bağlam sağlar. (sf. 167)

Woldran’a göre; kültürler birbirlerini öylesine etkiler ki, bir kültürün nerede başladığı ve ötekinin nerede bittiğini söylemenin anlamlı bir yolu yoktur.(sf.182)

Kültürlerin, kendi üyelerinin seçim sonucunda değişmesi hem doğal hem de istenen bir şeydir. Bu yüzden, bir kültürün varoluşunu, herhangi verili bir alandaki ‘karakteri’’nden ayırmamız gerekir. (sf.186)

Örgütlenme özgürlüğü farklı geçmişleri olan insanların müdahaleye uğramadan kendi ayrı hayat tarzlarını sürdürmelerine imkan sağlar. (sf.190)

Denilir ki, eğer toplumsallık kültürü kurtarılmaya değiyorsa, kültürün üyelerin onu kendi tercihleri yoluyla ayakta tutacaktır.(sf.190)

Öyleyse, devlet kültürel piyasaya müdahale etmemelidir; herhangi bir tikel kültürün varlığını sürdürmesini de desteklemeli ne de engellemelidir. Bunun yerine, devlet etnik ve ulusal farklılıkları ‘iyi niyetle ihmal’ etmelidir. (sf.190)

Ancak bazı azınlık hakları, eşitsizlikleri yaratmaktan çok, ortadan kaldırır. Kültürler piyasasında bazı gruplar adil olmayan bir biçimde dezavantajlıdır ve siyasal onay ve destek u dezavantajı telafi edebilir. (sf.192)

Kültürel aidiyetin önemli ortadayken, eğer çare bulunmazsa, bu ciddi bir adaletsizlik haline gelecek olan önemli bir eşitsizliktir. (sf.192)

Bir kültürün yaşayıp yaşayamayacağının en önemli belirleyicisi dilinin hükümetin dili-yani devlet okullarının, mahkemelerin, meclislerin, yardım kurumlarının, sağlık hizmetlerinin vb. dili- olup olmadığıdır.(sf.196)

Bir azınlık dilini devlet okulu imkânından mahrum bırakmak neredeyse kaçınılmaz olarak o dili giderek artan bir marjinalleşmeye mahkûm etmektir. (sf.196)

Demokratik bir toplumda, çoğunluk ulus her zaman dilinin ve topluluk kültürünün desteklenmesini sağlayacaktır ve kültür etkili kararlarda çıkarlarını korumak için yasama gücüne sahip olacaktır. Sorun, hakkaniyetin aynı desteklerin ve fırsatların ulusal azınlıklara da verilmesini gerektirip gerektirmediğidir. Yanıt, bence, tartışmasızdır. Gerektirir. (Sf.200)

Kısaca, bir ulusal azınlığın birliğe katılma biçimi sıklıkla beraberinde belli grup farkına dayalı hakları da getirir. Eğer katılma gönüllü bir federasyon yoluyla olmuşsa belli haklar federasyon şartlarında belirtilmiş olabilir ve bu anlaşmalara saygı gösterilmesine ilişkin yasal ve ahlaki gerekçeler vardır. (Sf.207)

Kültürel çeşitliliğin, hem daha ilginç bir dünya yarattığına dair yarı estetik anlamda hem de başka kültürlerin yeni koşullara uyum sağlamakta fayda sağlayacak alternatif soysal örgütlenme modelleri barındırdığı için, değerli olduğu söylenir. (sf.212)

Bir kültür içindeki çeşitliliğin değeri her birey için daha fazla seçenek sağlanmasından ve seçim ufkunu genişletilmesinden gelir. Ancak ulusal azınlıkları korumak çoğunluk üyelerine aynı şekilde yeni ufuklar açmaz.(sf.213)

Çeşitlilik argümanı etnik grupların çoketniklilik haklarının bir savunusu olarak gayet akla yatkındır. Ulusların özyönetiminden farklı olarak bu haklar, doğrudan çoğunluk kültürü içindeki çeşitliliğe katkıda bulunur. (sf.215)

Çokuluslu devletler içindeki azınlık kültürlerinin, çoğunluk kültürünün ekonomik ya da politik kararları karşısında korunmaları gerekebilir.( sf.219)

Dahası, yurttaşlığı isteyen herkes için elde edilebilir kılmak yerine belli bir grubun üyeleriyle sınırlamayı haklı çıkaracak alternatif bir anlatım da ortaya konulmalıdır. Sadece bir liberal devletin etnik ve ulusal farklılıkları iyi niyetle ihmal etmesi gerektiğini söylemek yeterli değildir. Bu devletle kültür arasındaki kaçınılmaz bağlantılar hakkında bir şeyler söylemekten kaçınan tutarsız bir konumdur. (sf.221)

Eğer bireysel özerklik ve özkimlik kişinin toplumsallık kültürüne aidiyetine bağlıysa, azınlık kültürlerinin haklarına ilişkin bir teori geliştirmek, görüldüğü kadarıyla, herhangi bir liberal teorinin ilk başta gelen görevlerinden biri olacaktır. (sf.222)

Yetersiz, temsil yalnızca etnik, ulusal ve ırksal grupların bir sorunu değildir. (sf.228)

Aslında, grup temsilinin çok az taraftarı ayna temsili fikrini genel bir temsil teorisi olarak onaylamaktadır. Bunun yerine, grup temsili, belli koşullardaki belli grupları temsil etmenin uygun bir mekanizması olarak, daha bağlamsal temellerde savunulmaktadır. (sf.241)

Toplum baskıyı ve dezavantajlı ortadan kaldırmayı ve böylelikle bu haklara duyulan ihtiyacı yok etmeye çalışacaktır. (sf.242)

Bazı temsil hakları sistemden kaynaklanan ayrımcılığı üstesinden gelmek üzere değil, ulusal azınlıkların özyönetim haklarının bir parçası olarak savunulmuştur. (sf.242)

Özyönetim federal yönetimin bir ulusal azınlık üzerinde karar yetkisini daralttıkça grubun federal düzeyde (en azından belli konularda) etkisi de mecburen daraltılacaktır. (sf.243)

Grup temsili talepleri temsili demokrasinin en temel ilke ve pratiklerinden bazılarına başvurur ve grup temsilinin bazı biçimleri demokratik bir siyasi sistem içinde, sınırlı olsa bile, önemli bir rol oynayabilir. (sf.254)

Siyasal eşitliği sağlamanın çok sayıda yolları da vardır ve özgün bir seçim mekanizmasının sonuçları maalesef bağlamdan ayrı düşünülemez. Sonuçlar ağırlıklı olarak, partilerin örgütlenme biçimleri ve yurttaşların oy verme tarzları dâhil, ülkedeki politik kültüre bağlıdır.(sf.255)

Grup farkına dayalı hakları tanıyan bir toplumda, belli grupların üyeleri siyasi topluluğa yalnızca tek tek bireyler olarak değil, aynı zamanda gruplar aracılığıyla da katılırlar ve hakları kısmen grup aidiyetlerine bağlıdır. (sf.292)

Çoketniklilik ve temsil hakları sosyal bütünleşme ve siyasi birliği geliştirebilecekken, özyönetim hakları yurttaşlığın bütünleştirme işlevine çok ciddi bir meydan okuyuştur. Hem dezavantajlı gruplar için temsil hakları hem de göçmen grupları için çoketniklilik hakları büyük siyasi topluluğu tartışmasız veri alır ve bu topluluğa daha büyük katılımı sağlama peşindedir. Ne var ki, özyönetim talepleri büyük siyasi topluluk bağlarını zayıflatma, aslında bizatihi otoritesini ve kalıcılığını sorgulama arzusunu yansıtır. (sf.302)

Görünen o ki, ulusal azınlığın özyönetim haklarının bütünleştirici bir işlev görebileceğini söylemek zordur. Eğer yurttaşlık bir siyasi topluluğa üyelik demekse, örtüşen siyasi topluluklar yarattığımızda, özyönetim hakları zorunlu olarak bir tür çifte yurttaşlık ve yurttaşların hangi cemaatle daha çok özdeşleşeceklerine ilişkin potansiyel çatışmalar doğurur. (sf.304)

Ancak birçok çokuluslu ülkede, tarih paylaşılan bir gururun kaynağı olmaktan çok, hıncın ve bölünmenin bir kaynağıdır. Çoğunluk ulusun kendi içinde gurur kaynağı olan kişi ve olaylar sıklıkla ulusal azınlık içinde bir hıyanete uğramışlık duygusu doğurur.(sf.313)

Sonuç genellikle, birçok Batı demokrasisinde etnik ve ulusal azınlıklara yapılan ciddi haksızlıklar olmuştur. Ancak azınlıklar haklarına ilişkin tutarlı ve ilkeli yaklaşım geliştirmekteki başarısızlık, gelişmekte olan demokrasilere çok daha ağır bedeller ödetebilir. Şimdilik, dünya yüzündeki etnik ve ulusal grupların kaderi yabancı düşmanı milliyetçilerin, aşırı dincilerin ve askeri diktatörlerin elindedir. Eğer liberalizmin bu ülkelerde kendine yer bulma şansı varsa, yapması gereken etnik ve ulusal azınlıkların ihtiyaç ve özlemlerine kesinlikle kulak vermektir.(sf. 323)

KİTAP HAKKINDA

Modern dönemin ‘ulus devlet’ modeli kendisini post modern dönemle birlikte ‘çokkültürlü’ bir yapıya bırakmıştır. Kültür ve azınlık sorunlarının artık liberalizm ekseninde çözüme ulaşacağını belirtmiştir. Kymlicka, ortak bir kültür kavramının gerekliliğinin yanı sıra kültürlerin de devamlılığından bahsetmektedir. Kymlicka, çokkültürlü yapılarda anadilde eğitim, özyönetim, federal sistemin olumlu ve olumsuz yanlarını bize sunmaktadır. Kymlicka, genel olarak Amerika ve Kanada ekseninde çokkültürlü kavramını sunmaktadır. Postmodern döneme geçme aşamasında olan Türkiye toplumu çokkültürlü yapıya sahiptir fakat Kymlicka ekseninde başlı çözüme ulaşması bazı sorunları doğurmaktadır. Türkiye’de azınlık sorunu asli azınlık sorunudur. Göçmen sorunu olmadığından dolayı bir kesin çözümü sunması bu konuda eksikliğini belirtmektedir.

 WİLL KYMLİCKA ÇOKKÜLTÜRLÜ YURTTAŞLIK AZINLIK HAKLARININ LİBERAL TEORİSİ AYRINTI KİTAP YAYINLARI İSTANBUL 1.BASKI 1998 2. BASKI 2005

 

Muhammet Güzel - 23.11.2015

,

2506

Muhammet Güzel Hakkında

Muhammet Güzel
Dumlupınar Üniversitesi Yüksek Lisans Öğrencisi.
Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin