CUMHURİYETİN 100. YILINDA TÜRKİYE MODERNLEŞMESİ

CUMHURİYETİN 100. YILINDA TÜRKİYE MODERNLEŞMESİ

CUMHURİYETİN 100. YILINDA TÜRKİYE MODERNLEŞMESİ

09.10.2019 - Alıntı
CUMHURİYETİN 100. YILINDA TÜRKİYE MODERNLEŞMESİ

Özgün İrade dergisinin Ekim sayısı, dosya konusu olarak “Türkiye’nin Modernleşmesi Ne Getirdi Ne Götürdü?” başlığı altında modernleşme olgusunu ve Türkiye’nin modernleşme serüvenini işledi.

Özgün İrade Dergisi “Editör’den” yazısı…

“CUMHURİYETİN 100. YILINDA TÜRKİYE MODERNLEŞMESİ”

Modernizm… Modernizasyon… Modernite… Modernleşme… Kalkınma…

İnsanlık tarihi bugüne gelene dek, çeşitli evreler geçirdi. Yüzlerce ve belki binlerce badireler atlattı; bunların bir kısmı coğrafi olarak doğada oluşan değişimler şeklinde oldu. Bir kısmı da, ‘insan’ın doğrudan ve dolaylı olarak müsebbip olduğu değişimler, farklılaşmalar, kırılmalar ve dönüşümler şeklinde tezahür etti…

Nuh(as) tufanı, kavimler göçü, sosyal ve dolayısıyla ekonomik alanda sınıfsal tabakalaşmalar; bu sınıflaşmaların başka çehrelere bürünerek ortaya çıkan ve ‘mutlak egemenlik’ aracına dönüştürülen devlet olgusu ete kemiğe büründü…

Antik dönem sonrasında hükmünü asırlarca icra eden ve klasik dönemlerde ortaya çıkan imparatorluklar(Bizans, Sasani vd.) sınıfsal tabakalaşmayı bir tık öteye taşıyıp toplumsal tabakalaşma üzerinden, üniversal yapıların oluşumu söz konusu olmuştu…

Bu dönemin en belirgin özelliği, bir yanda ehl-i kitap formuna ulaşan(ör. Bizans) imparatorluklarla, Kur’ani ifade ile‘müşrik’ olarak tanımlanablecek,,ama Sünnetulah gereği, ‘oyunu, en azından maddi anlamda doğru oynayan güçlerin(Sasani vb.) semavi bir dine, inanca sahip olmamalarına rağmen, gücü ellerinde bulundurmalarıydı…

Tarihte sayılamayacak kadar birçok örneği görüldüğü üzere, ‘var olan’ her yeninin zamanla eskimesine bağlı olarak, yerini yekdiğerine bıraktığı, devrettiği’ kabilinden, birçok devlet, imparatorluk yerini, yukarıda da belirttiğimiz üzere, yerini bir başka devlete, imparatorluğu, güce devretmişti…

Ta ki, buharlı makinenin icadına, oradan da sanayileşmeye. gelince, o alışıldık ve‘yaşanılmakta olan’ klasik dönem, miadını doldurmuş olacaktı ki, yerini ‘yeni’ye, yani modernizme bırakmış oluyordu..

Modernizm, kavram açısından oluşan‘yeni hal’e binaen ‘yeni’ üzerinden bir ideoloji, dünya görüşü ve zamanla, ona kaynaklık teşkil eden sekülerrizm üzerinden vaz geçilemez bir paradigma olup çıkmıştı…

Bu sürecin oluşumunda, daha da gelişen sanayileşme üzerinden kendini sömürgeleştirdiği uzak diyarlardaki topraklar üzerinden muazzam bir deniz ticareti başlamış oldu. Bu yeni ticaret şekli, bir açıdan karasal hakimiyete ket vurmuş, bu kulvarda yürüyen devletlerin de bir açıda sonunu getirmişti.

Modernizm, modernizasyon, modernite ve en nihayetinde günümüzde artık ‘bizden bir olguya everilen/evriltilen modernleşme bir ‘gerçeklik’ olarak varlığını sürdürüyor ve ‘hakikat’i kendi evinden, yurdundan adeta kovuyordu…

Modernizm; zarureten, aynen ve şeklen…

Biz, gerek Doğu; gerek bir bütün olarak İslam dünyası, Osmanlı ve gerekse de, kendine birçok şeyi doğal olarak Miras kalan Osmanlı’nın arta kalanları olarak, bu tür olgularla, bir bütünlük içerisinde olmasa da toplum, grup ve şahıslar bazında, bir kategori yaparak söylersek; “zarureten, aynen ve şeklen” modernizm ve modernleşme ile yüz yüzeydik..

Zaruret olması bir tarafa, işin aynenliği(laiklik, ulusalcılık) ve şeklenliği(muhafazakârlık ve milliyetçilik kalıbında algılanan ulusalcılık) arasında var olduğu düşünülen bir sarkaç misali, modern bir ipe tutunmuş bir şekilde adeta gökte asılı durmaktaydık.

Ya bu işi meczetmek, onda erimek, fena fi’l-modern olmak, ya da, ona karşı ve onun muadili bir alternatif düşünceye ihtiyaç duyarak, ya da duymayarak, Kur’an’ın hayata yön veren mesajlarını çağımızın vicdanına ve idrakine söyleterek, bambaşka bir yol yöntem bulmak ve bu noktada kaim olmak.

İşte bizde, bu sebeplerden dolayı, birde her ne kadar, ‘bizden gibi’ duruyor olsa da, döneminin batısının rengini yansıtan jakoben karakterli bir olgu üzerinden, bundan tam 96 yıl önce bu topraklarda cumhuriyet ilan edilmişti. Bu anlayış, salt bir idare biçimi değil, aynı zamanda bir yaşam biçimiydi de…

İşte bizde, bu iki olguyu, birbirinin müteradifi olarak değerlendirip derginin Ekim sayısında bu konu işlemeye çalıştık. Bu konuda gerek, meseleyi anlamak açısından doğru insana, doğru zamanda ve öyle zannettiğimiz doğru soruları sorup cevaplar almaya çalıştık.

Yine konu gereği, gerek salt modernleşme, gerek Osmanlı modernleşmesinin devamı niteliğinde olan Türk Modernleşmesi ve hemen her şeyini, ona bakarak ortaya koymaya çalışan ve bu konuda ise, ‘geç kalmışlık psikolojisi’ içerisinde hareket ederek oluşturulan Kürt Modernleşmesi konusunu işlemeye çalıştık. Umarız işin hakkını –misafir kalemler istisna- vermişizdir.

Dosya konusu dışında da değerli kalemlerin, değerli ve önemli yazı çalışmaları da dergi sayfalarında kendine yer buldu.

Hayırlı ve ‘eleştirel’ okumalar… Kasım sayısında buluşmak üzere Allah’a emanet olunuz…

Alıntı - 09.10.2019

,

170

Alıntı Hakkında

Alıntı
Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin