Dağın Ardına Bakmak - Bejan Matur, Söyleşi, Gülnaz ELİAÇIK YILDIZ

Dağın Ardına Bakmak - Bejan Matur yazısını ve Gülnaz ELİAÇIK YILDIZ yazarına ait tüm yazıları Kitaphaber.com.tr sitemizden okuyabilirsiniz.

Dağın Ardına Bakmak - Bejan Matur

08.06.2011 17:59 - Gülnaz ELİAÇIK YILDIZ
Dağın Ardına Bakmak - Bejan Matur

“Acıyı yaşayan anlatmalıydı”

Dağın ardında bir keşif yolculuğu… Harf harf, cümle cümle yol almış, keşfe durmuş Bejan Matur. Acıyı yaşanların dilinden anlamak adına çıktığı yolda, önce yazı dizisi şeklinde ilerleyen, iki bin on bir yılı itibariyle de kitaplaşan, cümle duvarlarının örüldüğü bir kitap, Dağın Ardına Bakmak.

Kitabın oluşum safhası epeyce sancılı ve zahmetli geçmiş Bejan Matur için. Bunu kendisiyle kitap üzerine yapılan çeşitli röportajlardan anlıyoruz. Beş yıl boyunca Türkiye’de, Kandil’de ve Avrupa’nın çeşitli şehirlerinde birçok kişiyle irtibata geçip, görüşmeler de bulunmuş. Yazar için en köklü deneyim Kandil’de ki kampta yaptığı ve kitabın çekirdek noktasını oluşturan görüşmeler olsa gerek.

Yazar kitabının “toplum olarak kaybettiklerimize yeniden bakmanın farklı bir gözle görmenin vesilesi olması” temennisinde.

Kürt sorununu daha açık bir dille ifade edebilmek kaygısıyla, çocuk yaşta ki insanların ellerinde silahlarla dağın ardına çıkışını sorgulamak da cümleler arasında yazar. Okurken siz de bu ideolojik durumun genel geçerliliğini sorguluyorsunuz ister istemez.

Kitabın içine doğru, dağın ardınca yol alırsak;

PKK’nın Kürt Çevrelerce Algılanışı

Dağı bir mabed bilinciyle algılayan bir dolu insan. Çocukluklarında ki ilkokul sıralarında yaşadıkları dil sorunu, gördükleri muameleler… Kendini arayanların ya da araf halinde olanların, soluğu dağın ardında alışı. Farklı bir ideolojiye sahip bir avuç insanın birkaç avuç olabilme çabaları belki de… Kitap kapağında terör örgütüne mensup bir kadını görünce önce şaşırıyor sonra seçimine anlam veremiyoruz belki, ama okudukça netleşiyor bir şeyler. Netleşen şeyler anlam kazanıyor mu peki kafanızda? Kendi adıma koca bir hayır! Sizlik bizlik olgusunun ortaya çıkışı burada başlıyor belki de. PKK, mensupları için bir terör örgütü değil, adeta kendilerini adadıkları bir din kisvesi içinde yer alıyor. Takdir edilesi ve onları dağın ardında tutan tek şeyse inançları belki… Kürt ailelerinin çocuklarının sorgusuz sualsiz örgüte katılması, bir sabah uyandıklarında çocuklarını yanlarında bulamayan aileler… Acıyı iki tarafta çekiyor aslında. Kimileri örgütü desteklerken, kimileri çocuklarını kendilerinden koparan ve anlam veremedikleri bu ideolojik sapmaya lanet okuyor. Kimin duası tutar bilinmez. Dua edenin mi, beddua söyleyenin mi?

Sorun aslında sorunsuzluk mu?

PKK ile Kürt meselesini karıştırmamak gerek belki. Yazarın da dediği gibi PKK Kürt meselenin bir sonucu gibi duruyor. Ama sorunlar insanlar ölürken çözülmüyor.

Gerçekten böyle bir sorun var mı aslında bu da tartışılır nitelikte. Sayın Başbakan’ın ilk iktidar döneminde ortaya attığı sonra böyle bir sorun yoktur diyerek vazgeçtiği durum doğal olarak insanın kafasını kurcalar nitelikte. Karar veremiyorsunuz, böyle bir sorun var mı yok mu? Sorunun kaynağı ne? Bunca yıldır yan yana komşuluk yapan, birbirleri ile alışveriş yapan insanlar ne oldu da düşman kesildi böyle? Birbirilerine karşı kan kusar, kan döker hale geldiler? Birileri Türk-Kürt, Alevi-Sünni vs. diyerek bizleri birbirine mi kırdırıyor? Bir deli kuyuya bir taş attı da milletçe çıkaramıyor muyuz ne?

Dil sorunu

Aslında kitabın okuyanını en etkilediği kısım, Ferhat’ın hikâyesi. Bir öğrenci yurdunda annesiyle konuşmaya çalışırken, yurt görevlisinin: “yasaklı bir dil konuşuyorsunuz, konuşmanızı keseceğim” diye uyarması! İnsanın içini acıtıyor bu sahne işte. Yasaklı bir dil! Nerede yaşıyoruz biz hakikaten? İnsan yaşadığı ülkede dilini konuşamıyorsa oraya kendini ne derece bağlı hissedebilir ki? Annesi Kürtçeden başka dil bilmeyen Ferhat için dağa çıkmaya bir sebep niteliğinde bu olay. Ferhat haklı da kendine göre. İnsanlar kendi aralarında istediği dili konuşabilmeli ki insan hakları, insani özgürlük gibi kavramların bir anlamı olsun öyle değil mi? Devletlerin pek tabii resmi dili olabilir, hatta olmalıdır da. Ama insanlığın resmi dili yoktur. Olamaz da!
Günümüz de sorun teşkil eden bu durumu ise ayrı tutmanın gereğine inanıyorum. Ana dilde eğitim, ana dilde yargı… Vs. Bu, Almanya’da yaşayan Türklerin Alman hükümetinden Türkçe eğitim, hastane, tabela, mahkeme istemesi vs. ile eş değer. Ve gerçekleşmesi ütopik bir durum.

Dağın Önüne bakmak

Bejan Matur’un dağın ardı boyunca “acıyı yaşanlar anlatmalı” felsefesiyle yürüdüğü bu yolculukta hissettiğiniz taraflılık hissi ağır basıyor açıkçası. Okurken diyorsunuz “keşke Bejan Matur dağın ardına baktığı özveriyle, dağın önüne de bakabilseydi.” Kürt analarının acılarına ortak olduğu kadar Türk analarının da yüreğine dokunsaydı ve onlar adına da cümleler kurarak, kardeşi kardeşe kırdıran zihniyeti kalemşörce bir tavırla eleştirebilseydi.

Bu davada aynı zaman da birçok kaybı olan bir yazardan, bunu beklemek ne derece doğru bilemiyor insan ama dağın önünde diğer yarılarını bırakan anneler, eşler ve evlatlardan da dağın ardındakilerin anlaşılmasını beklemek fazla ütopik!

***

Özgürce yaşamak gerek. İnsan aldığı nefeste, yürüdüğü yolda, yediği lokmada(…) kendini özgür hissetmek istiyor evet. Ama özgürlük dediğiniz şey başkalarının canını yakıyorsa, kendinizden, hayatınızdan çok şeyden vazgeçerek özgürlük hissi duyuyorsanız bunun adı başka bir şey. Başka bir şey olmalı kesinlikle! Bir gün kimse dil ve ırk gibi şeylerin ayrımına tabii tutulmayacak, mizan da herkes “insan” olarak yargılanacak, yaşarken ve özgürlük dediğimiz şeyin peşinden koşarken bunu unutmamak gerek belki de…

Kandil’de ve daha birçok yer de, örgüte katılmış, ya da hala örgüt mensubu kişilerle yapılan söyleşilerin ve yazarın düşünsel resimlerinin yer aldığı bu kitap, bakış açınızda farklılıklar yaratabilir elbet, ama her iki taraftan da kanayan yaralara çare olabilecek bir ufuk açamıyor bizlere. Bizler istersek birbirimizin özgürlüğüne dokunmadan sen-ben, biz-siz gibi ayrımlara takılmadan yan yana ve omuz omuza yaşayabiliriz hâlâ, yüzyıllar evveli olduğu gibi.

“Hepimiz birden sevinebiliriz
Göğe Bakalım.”

Dağın Ardına Bakmak
Bejan Matur
Timaş Yayınları
255 sayfa


Yazar: Gülnaz ELİAÇIK YILDIZ - Yayın Tarihi: 08.06.2011 17:59 - Güncelleme Tarihi: 19.11.2021 01:29

,

3246

Gülnaz ELİAÇIK YILDIZ Hakkında

Gülnaz ELİAÇIK YILDIZ

1987 yılının Aralık ayında Yozgat’ta dünyaya geldi.  Doğduğu bu şehirde yaşamaya devam ediyor. 2008 Yılında Yozgat Bozok Üniversitesinde Bilgisayar Teknolojileri ve Programlama Bölümünü, 2016 yılında Anadolu Üniversitesi İşletme bölümünü, 2020 yılında da yine Bozok Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünü bitirdi. 2011 yılından beri Kitaphaberde kitap değerlendirme yazıları yazıyor.

Yazı çalışmaları; Bir, Şehrengiz, Serencam, Kün Edebiyat, Yedi İklim, Ayraç, Berhava, Mâi, Hayal Bilgisi, Mahur Beste, Yolcu, Siyah Sanat gibi süreli yayımlarda yer aldı.

2016 Eylül ayından beri evli. Şimdilerde bir oğula anne, okumaya âşık bir dünyazede!

Gülnaz ELİAÇIK YILDIZ ismine kayıtlı 58 yazı bulunmaktadır.

Yorumlar
  • ferhat 2011.06.08 09:30

    propagandaya dayalı, ajitasyon ile gerçekleri perdelemeye çalışan süreç kitabı diyebileceğimiz bir kitap. Matur yeni anayasa çalışmaları için gittiği seminer ve sempozyumlarda rijit ve tek taraflı bakış açısını sürekli ön planda tutmuştur.

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin