Dergi Formu Ve Düşüncelerimize Etkisi Üzerine

Dergi Formu Ve Düşüncelerimize Etkisi Üzerine

Dergi Formu Ve Düşüncelerimize Etkisi Üzerine

21.11.2016 - Sait Alioğlu
Dergi Formu Ve Düşüncelerimize Etkisi Üzerine

Dergiler, hür tefekkürün kaleleridir.” (Cemil Meriç)

Dergiler, ortaya çıktıkların ilk çıktığı günden bu yana modern döneme ait olup çeşitli konulara ilişkin haber, eleştiri, inceleme ve araştırmanın yanı sıra, birçok renkli fotoğraf, resim ve karikatürde yer aldığı mevkutelerdir. Lügatte “derleme, toplama vb.” anlamlara gelir. Haftalık ve aylık olarak çeşitli zamansal periyotlar içerisinde yayımlanırlar.

Dergilere “süreli yayın” da denilmektedir. Dergiler türlerine göre popüler/magazin, fikir ve sanat olarak da birkaç kalemde tasnif edilebilir. Derginin tarihçesine baktığımızda; Bilinen en eski yayının Almanya/Hamburg’da yayımlanan, Alman teoloji uzmanı ve şair, Johann Rist’in çıkardığı, Türkçe karşılığının ise; “Örnek Aylık Düşünceler” olduğu dergidir. Adı geçen bu yayını çok geçmeden öteki Avrupa ülkelerinde çıkan benzer yayınlar izledi.

Bizdeki izdüşümü…

Osmanlı basın hayatında ilk çıkan dergi ise, tıp konusu ile ilgili yazılara ve makalelere yer veren Vekayi-i Tıbbiye adlı dergidir. Daha sonraki dönemde Osmanlı basın hayatına ve özellikle de 2. Meşrutiyetle birlikte cumhuriyet dönemi de dâhil, çeşitli düşünsel ve ideolojik formlar –Batıcı; Türkçü, Kürtçü ve İslamcı- çerçevesinde birçok derginin yayımlandığını görmekteyiz.

Bu dergileri şu şekilde sıralayabiliriz; Sırat-ı Müstakim/Sebilürreşad, İctihad, Türk Yurdu, Serbesti, Orhun, Kadro, Yön, Varlık, Yaz-ko, Hareket, Büyük Doğu, Mavera, Diriliş, Ehl-i Sünnet, Tevhid, Şura, İslâmi Hareket, Düşünce, İktibas, Haksöz, Umran, Vuslat, Değişim, Yedi İklim, Aylık Dergi, Roj a Welat, Nubihar, Birikim, Tempo, vb.

Dergi günümüz televizyon, radyo, internet, sosyal medya ve gazete gibi interaktif, dijital, sözlü ve yazılı iletişim araçlarının haberleşme, habere erişim ve yazılıp çizilenlerden belli bir süre içerisinde haberdar olma yollarına nazaran, gazete dışında belki de en etkili ve en yaygın iletişim aracı görevini, birtakım maddi-manevi eksikliklere koşut olarak sürdürmektedir. Bu saydığımız iletişim araçlarının, her biri açısından da olsa, çağın teknolojik gerekçelerine ve döneminin ruhunu kavrama, onlardan yararlanma arzusuna binaen oluştuğunu, ortaya sürüldüğünü düşünsek bile, derginin dün itibarıyla, bazı istisnaları da vardı. Bununla birlikte despotik yönetimleri aşabilmek ve o yönetimler altında yaşayan kitlelere belli bir dünya görüşünü, direnişi ve kurtuluş yolunu aktarmak amacına yönelik olarak, görece daha özgür ortamlarla yayına atıldığını ve zorlu yol ve yöntemler kullanma suretiyle muhatap kitleye aktarıldığını, biz en azından Osmanlının son dönemlerinden biliyoruz. Bir de buna İslam dünyasını işgal eden Batılı sömürgeci güçlerin, halklar nezdinde gücünü kırmaya yönelik muhalif düşüncelerin, kendine alan açma çabasını da ekleyebiliriz…

Alan açma çabası…

Modernizmle tanışma ve Tanzimat’ın ilanı sonrasında, oluşan ‘yeni’ dille birlikte devlet aygıtının da eskisine nazaran Batılı formatta alabildiğine otoriter, jakoben ve baskıcı yönü haliyle bu yeni ortamları kendileri açısından kullanmaya çalışan muhalif güçleri gizli hareket etmeye ve düşüncelerini aynı yöntemle gazete ve dergiler vasıtasıyla yaymaya, okuyucu ve takipçi oluşturmaya yöneltmişti…

Osmanlı dünyasını da içerisine alabilecek oranda İslam dünyasının, Batılı sömürgeci güçler tarafından işgalini Müslüman halklara anlatmak, tanıtmak ve bu işgale direnerek karşı çıkma adına ilk derginin 1800’lü yılların sonunda Cemaleddin Afgani ve dava arkadaşları tarafından Paris’te yayımlanan “El-Urvetu’l Vuska” dergisi olduğunu görmekteyiz. Yine ondan sonraki süreçte bu çizgiden gelen insanların çabaları sonucu, daha sonraları Kur’an merkezli İslami/İslamcı bir ekole dönüşen Mısır orijinli “El-Menar” dergisini sayabiliriz… Osmanlının son dönemlerinde de bu ekolden etkilenen yerli bazı Müslüman aydınların çıkardıkları Sırat-ı Müstakim/Sebilürreşad dergisi, batıcı kulvarda İctihad dergisi benzeri dergiler hem bir düşünceye hizmeti esas aldıkları gibi, kendi zamanlarının kültürel birikimlerine de önemli oranda katkılar sundular. Cumhuriyete gelindiğinde bu dergilerin bazıları İslamcı muhalif duruşlarının sonucu olarak, o dönemin baskı ve zulüm ve devrimleri ortamında yasaklılar hükmüne düşüp uzun bir dönem yayınlanamaz hale gelmişti. Gerçi bu dönemde cumhuriyetçi kadrolar gibi Batıcı oldukları halde, bazı konularda onlardan farklı düşünce eylem içerisinde bulunuyor oluşlarından ötürü bazı dergilerde ya kapanmak, ya da suya sabuna dokunmadan pasif bir yayın ağı içerisine girmek zorunda kalmışlardı. Örneğin; Birçok Türkçü-batıcı dergiler…Otuzlu yıllarda şimdiki tanımlamayla “muhafazakâr” olarak değerlendirilebilecek bir vasatta, İslam adına yayın hayatına atılan ve sahipliğiyle başyazarlığını Necib Fazıl’ın yapmış olduğu ‘Büyük Doğu Dergisi’ Kemalist oligarşik sisteme muhalif bir duruşla karşı çıkıyordu. Çeşitli siyasi ve ideolojik düşünceler bağlamında ‘muhalif’ dergiler her zaman varolmakla birlikte, salt sanat, edebiyat, felsefi konular ve düşünceyi baz alıp yayın yapan dergilerde yaklaşık yüz yıldır bu topraklarda yayımladı ve halen de birtakım çevrelerin, salt sanat, salt siyaset ve mesleki konuları içeren dergilerin yayınını sürdürdüğünü görmekteyiz. Ör. Cogito, Yürüyüş, Türk Tarım dergisi vb.

Müslümanların dergi formuyla tanışma süreci…

Bir açıdan İslamcılığında başlangıcı olarak kabul edeceğimiz bir vasatta, yukarıda da değindiğimiz gibi Cemaleddin Afgani ve arkadaşlarının gayretleriyle Paris merkezli olarak 1800’lerde yayımlanmış bulunan El-Urvetu’l-Vuska’ dergisi başta Osmanlı olmak üzere, Mısır’dan Hindistan’a, Kuzey Afrika’dan Kazan’a, Arap topraklarından Güney/Doğu Asya’ya kadar koca bir coğrafyada ilgilisi tarafından elden ele dolaşıyordu! Derginin misyonu, Müslümanların esas kaynaklar olan Kur’an ve Sünnetle yeniden buluşmaları, Batıcı söylem ve sömürgeci ‘oryantalist’ mantığa karşı çıkışları içerecek oranda kadim İslâmi geleneğe sahip çıkıp sonradan oluşturulup taklitçi bir biçimde sürdürüle gelen gelenekçiliği aşmak, var olan hurafelerden temizlenmek, sömürgeci güçlerin fiili veyahut kültürel ve ekonomik işgallerine karşı halkın uyandırılması ve cidden bir direnişe geçilmesi olarak tanımlanabilir. Çok manidardır ki, bu misyonla ortaya çıkan bir dergi fiili işgale uğrayan, uğrama tehlikesi olan Müslüman bir ülkede değil de kendini bizleri yanıltıcı bir vasatta halkların dostu, devrimlerin ana kaynağı ve özgürlükler yurdu olarak lanse eden Fransa gibi Batılı ve aynı zamanda da sömürgeci bir toprak parçasında yayımlanmıştı. Derginin ‘gavur ellerde’ yayımına devam edebilmesine her şeyden önce İslâm dünyasına hükmeden -uygulaması ne olursa olsun- diktatörlerin, zorbaların, tiranların genel anlamda kendi Müslüman tebaanın uyanışından azami oranda zarar görebileceklerini hesaplamış olmaları etki etmiş olabilirdi… Aynen bunun gibi, günümüzde “Arap baharı” olgusunda da aynı ögeleri bolca görmekteyiz… Bazı sultanların eğer, ‘tehlike söz konusu değil ise’ Cemaleddin Afgani örneğinde olduğu gibi, uyarıcı Müslüman önderleri yanına çekmesi, onları destekler görünmesi, aslında da onları merkeze çekerek oyalama taktikleri de bu süreçte söz konusu olmuştu. Ör. Sultan 2. Abdülhamid’in bu uyanış olgusunu, kendi salt politik temelli bir İslamcılık siyasetine yontma girişimi… Adı geçen dergi Osmanlı münevverleri arasında bir hayli ilgi görmüş, dikkatle incelenip ondan yararlanma yoluna gidilmiştir. Bu derginin düşünsel planda bir devamı niteliğinde olan Menar ekolünün başta Mehmed Âkif olmak üzere bir yığın aydın ve âlimin üzerinde etkisi bugün bile kayda değer bir bilgi olarak tarafımızdan bilinmektedir. Buna ek olarak, Elmalı tefsirinden tutun da Mustafa İslamoğlu’na kadar birçok kişinin yapmaya çalıştığı tefsir ve meal çalışmalarında Menar’ın ve ondan da öte El- Urvetu’l- Vuska ve o ekibin gayretleri söz konusudur! Ki, bu toprakların ilk İslami/İslamcı dergileri sayılan Sırat-ı Müstakim/Sebilürreşad dergilerinin esin kaynağının bu dergi ve ekol olduğunu yeniden hatırlatmaya gerek yoktur sanırız…

Sırat-ı Müstakim/Sebilürreşad’dan sonra Büyük Doğu ve Ehl-i Sünnet dergilerini görmekteyiz. Cumhuriyet sonrası oluşan bir kırılmanın ardından yayımlanmaya başlayan bu dergilere ek olarak bazı hareketlerinde oluştuğunu belirtelim. Ör. Nurculuk hareketi ve Ticanilik vb… Yetmişli yıllara gelinceye kadar sayılan bu dergilerle birlikte, bu dergilerin çevresinde oluşan bazı hareketler –Büyük Doğu hareketi- ve bazı gazeteler, o zaman, kendilerini İslamilik iddiasına rağmen varolan millici, mukaddesatçı, spirütürel(ruhçu) anlayıştan yeteri oranda koruyamayan ‘Müslüman kitle’nin elinin altında bir ikide gazete bulunmakta idi. Bununla birlikte hiçbir gazete, bugünde olduğu gibi dergiler kadar bir misyonla, o kitleler üzerinde kalıcı etki sağlayamamıştı. Ör. Bab-ı Ali’de Sabah gazetesi vs. Kendi döneminde yayımlanmış olan dergiler, gazetelerden daha çok etki bırakmışlardı… Bundan dolayı anlıyoruz ki, Müslüman cenahta yayımlanan dergilerin hemen tümü neredeyse temel kaynak hükmünde kendini tezahür ettirecekti! Bir de bu dergileri çıkarak ekiplerin, zevatın, neredeyse bir ansiklopedist dikkatliliğinde bilgiye sahip olması, konusunu iyi bilmesi, tabiri caizse, dersine sıkı çalışması, var olan kavramlara, olgulara vakıf olması ve dönemin kendi şartları içerisinde elden geldiğince yorumsal hata yapmamaya azami özen göstermeleri onları kendi kitleleri üzerinde etkin ve kalıcı kılıyordu!

Gerçi bunun yanında kendi iyi niyetlerine rağmen, Batıcılığın sebep olduğu toplumsal ve kültürel kırılmalar, ilmiyle amil ulemanın yokluğu, onun yerini doldurmaya çalışan eksik bilgililik, devam eden mistik tasavvufi gelenek, ona şerh düşseler bile onları kuşatan Kemalist tahakkümcü eğitim olgusu ve bunlara ek olarak muhafazakâr bir vasatta elde edilen millici, mukaddesatçı durumlarda bunlarla birlikte anılınca mesele tüm çıplaklığıyla ortaya çıkmış olur.

Bir kategoriye tabi tutarsak…

Bu süreçte yayımlanan ve halende yayımlanan edebi ağırlıklı ‘bazı’ dergileri saymasak;

1)Yetmişli yıllardan bu yana Müslüman cenahta yayımlanan dergileri türlerine göre bir tasnife tabi tutuğumuzda karşımıza yaklaşık şu formlar çıkar; salt İslam devleti, buna bağlı İslâmi temeli olan bir toplumsal yapıyı öngören ‘radikal’ İslamcı dergiler. Ör. Tevhid, Şura ve Akıncı Gençlik dergileri;

2)Risale-i Nur benzeri ‘İslami’ ekollerin bir nevi toplumsal işlevini görücü oranda ve adeta kendi misyonunu ‘Allah tanımazlara’ Allah’ın varlığını yaratılan âlem ve çevre üzerinden anlatmaya çalışan bilim-teknik dergileri. Ör. Sur Dergisi

3)İslam devleti, toplumsal İslami yapıyla birlikte, Müslüman kitlelerin ilimle, düşünceyle kuşanıp mevcut Batıcı yapıya, onun oluşturup kafaları bulandırıp karıştıran kavramlara, kavram kargaşalarına, ha bire özellikle de genç kitlelere sunulmaya çalışılan Batıcı ideolojik formasyonlara karşı bir duruş ve eylemlilik içerisinde bulunan fikir dergileri, Ör. Düşünce Dergisi;

4)Bunların bir kısmını ve ‘kendilerine göre’ önemlilerini içerici oranda alıp değerlendiren –bazıları şu an yayımlanmıyor- gençlik dergileri, Ör. Girişim dergisi ve günümüzdeki bazı örnekleri;

5)Yeniden Kur’an’a dönüşü isteyen, onun gölgesinde kendini yeniden kurmaya çalışan, onun aydınlığını baz alan, bu vesileyle de yepyeni bir dil ve söylem ışığında geleneği baz alan, gelenekçiliği bir tarafa bırakan ve anın fıkhını her zaman işleyen ve şartlar, kaynaklar ve imkânlar ölçüsünde toplumsal bir yönelimi, ıslahı ve arınmayı düşünen ‘İslamcı’ dergiler, Ör. Haksöz, Umran, Özgün İrade;

6)Bir de elde etmeye çalıştıkları belgeler ve bilgiler ışığında geçmişi ve mevcudu konuşup gündemi de mümkün oranda takip etmeye çalışan haber yorum dergileri,

7) Bir de seksen sonrası oluşan olumlu hava neticesinde eskisine nazaran kendilerine toplumsal alanlarda önemli oranda yer bulan, klasik şeyh-mürid ilişkisini zedelemeden ve var olan durumu aşıcı oranda toplumsallaşarak hayatın her alanında kurumlaşıp yerleşip kök salan tasavvuf, tarikat çevrelerinin bir açıdan sesi, soluğu hükmünde yayın yapan tarikat dergileri; Ör. Bir zamanlar tirajı, yüz bin civarında olan İslam dergisi –İlim Sanat ta dâhil- günümüzde de Altınoluk, Semerkand ve Ârifan dergileri;

8)Bir de çeşitli İslami formda bulunmalarının yanında, birçok konuyla ilgili olarak araştırma ve soruşturmaya dayanan ‘araştırma’ dergileri; Köprü, Kur’ani Hayat, İslâmiyat vb…

Sonuçta…

En popüler, en ucuz ve en bedava kültürlenme yolunun öteden beri gazete okurluğu –günümüzde de televizyon, internet vb.- olduğunu düşünürsek, insan üzerinde gazeteden ziyade, kalıcı bir etki bırakan aracın dergi olduğu kendiliğinden ortaya çıkardı. Gazeteler, önceki zamanları da işin içerisine katarsak, genellikle günlük olarak çıktıklarından dolayı, sayfalarına aldığı haberlerin, yorumların, insanlar üzerinde o gün ya da önemine binaen kalıcıda olmuş olsa birkaç günlük bir etki bırakabilirdi. Zira günümüzün haber hızında olmasa bile, olaylar bir müddet sonra, tabir yerindeyse bayatlıyor, unutuluyor ve yerine yenileri ekleniyordu. Dergi ise gerek verdiği haberler, konusu açısından içerdiği makaleler ve benzeri özelliklerinden dolayı, belki de uzun bir dönem kendi hâkimiyetini koruyacak, okuyucusuna hizmete devam edecektir. Olaya bu minvalde yaklaştığımızda kendi coğrafyamız açısından baktığımızda, dergi-Müslüman ilişkisinin, geçmişe nazaran birtakım farklılıkları oluşmuşsa da son raddede aynı sıcaklığını koruyacağını düşünebiliriz… Zira Müslüman’ın bir hedefi, ideali, ulaşacağı bir menzili vs. varsa, dergi Müslüman için önemli anlamlar içeriyor demektir. Bu hedef, ideal ve ulaşılacak olan menzil, kişiden kişiye, gruptan gruba, cemaatten cemaate ve hatta kendileri için uygun görüp çerçevesini korumaya çalıştıkları forma göre değişiklik arz eder. Bu minvalde dergi, kimileri için sırf her dem çıkması gereken bir mevkute, kimileri için kurumsallığı yansıtan bir araç, bir kartvizit, kimileri için onun vasıtasıyla iş kotarılan bir reklam ve rant aracı, kimileri için dostlar görsün kabilinden kültürel, edebi bir uğraş vs… Esasında ise, eğer iman-amel bütünlüğü bağlamında bilgi, inanç ve eylem boyutuyla bir medrese, okul ve kalıcı bir yuva hükmünde ise, dergi işte o zaman esas işlevine kavuşmuş demektir. Böyle bir medresede, salt İslami ilimler tedris edilmez, bu ilimler günlük hayatta karşılık bulan, dengeli ve çarpıcı bilgiler olarak toplumsal katmanlarda yer bulmuş olur. Aynı zamanda bir kâğıt parçası olarak görülüp değerlendirilen dergi, ona katılan içeriğiyle düşünüldüğünde alternatif çabaların bir bileşkesi olarak Müslümanlar adına sahih bir geleceğin temelinin atıldığı, sağlam, sapasağlam bir bina oluverirdi.

Sait Alioğlu - 21.11.2016

,

968

Sait Alioğlu Hakkında

Sait Alioğlu

Özgün Duruş gazetesinde kitap değerlendirme yazıları yazmaktadır.

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin