Dil ve Edebiyat Dergisi 142. Sayısı Yayınlandı

Dil ve Edebiyat Dergisi 142. Sayısı Yayınlandı

Dil ve Edebiyat Dergisi 142. Sayısı Yayınlandı

04.10.2020 - Yeni Çıkanlar
Dil ve Edebiyat Dergisi 142. Sayısı Yayınlandı

Dil ve Edebiyat dergisi Ekim sayısında, Dil Bayramı tartışmalarıyla gündeme gelen dil meselesini ele alıyor, tarihçesine ve günümüzdeki sorunlara odaklanan metinlere yer veriyor.

Türkiye Dil ve Edebiyat Derneği tarafından aylık olarak yayımlanan Dil ve Edebiyat dergisi, Ekim sayısında “Dil” dosyasına yer verdi. Dil Bayramı dolayısıyla geçmişten günümüze dil meselesini masaya yatıran yazıların bulunduğu sayıda, günümüz sözlü ve yazılı dil algısına, dillerin kökenine ve günümüz Türkçesinin açmazlarına dair inceleme ve araştırma yazıları var.

DİL DOSYASI

Üzeyir İlbak’ın Türkçeye hassasiyeti yitirmenin doğurduğu sonuçlarla yüzleştiren “Dil, Bayram ve Dilsizlik Tedirginliği” başlıklı giriş yazısı, Türkçenin kimlik bunalımlarına odaklanmak gerektiğini hatırlatarak “Dil ile ilgili tedirginliklerin yaşandığı bir çağda, ‘Dil Bayramı’ kutlama yerine dilimizin meselelerini konuşalım. Dili ideolojik kaygılardan arındırarak zenginleştirelim ve ihtiyaç duyulan alanlarda kelime ve terim türetelim ve/veya kelimeyi aldığımız dilden olduğu gibi alma yerine; o kelimeyi Türkçeleştirip alarak dilimizi zenginleştirelim” cümlelerine yer veriyor. Hakan Hadi Kadıoğlu, “Dil’e Dair” başlıklı yazısında dilimize kasteden iki duruma işaret ederek Türkçenin dışlanması ve hor görülmesinin son asrın buhranı olduğunu ortaya koyuyor. Cemre Çise Kadıoğlu, “Dillerin Doğuşuna İlişkin Kuramlar” makalesinde dillerin doğuşuna dair çok yönlü tartışmalar üzerinden karşılaştırmalara yer vererek dil ile iletişimin somut ve soyut yansımalarını değerlendiriyor. Fars dili ve edebiyatı profesörü Nimet Yıldırım, “İran Dilleri ve Fars Dilinin Tarihî Süreci” makalesiyle Farsçanın dünden bugüne geçirdiği aşamaları ve içinde bulunduğu coğrafyaya etkilerini anlatıyor.

Zafer Acar, İlhan Kurt, Kadir Ünal, Hayrettin Taylan, Şeyda Eroğlu, İrem Güneşdoğdu, Zeynep Gül Akgöz, Halis Tamkoç, Volkan Kara, Yasin Ertaş ve Efe Eren şiirleriyle; Lütfi Bergen eleştiri yazısıyla; Şakir Diclehan, Müge Akgün, Nuray Alper, Merve Kambur inceleme yazılarıyla; Üzeyir İlbak, Mustafa Uçurum, Elif Sönmezışık, Ayhan Sağmak, Feyza Kartopu denemeleriyle; Ahmet Feyzi makalesiyle; Mehtap Altan gezi yazısıyla; Eda Tosun ve Yusuf Dinç hikâyeleriyle Dil ve Edebiyat’ın Ekim sayısında.

DİL VE EDEBİYAT dergisi Ekim sayısında giriş yazısı:

DİL, BAYRAM VE DİLSİZLİK TEDİRGİNLİĞİ

Üzeyir İlbak

Bir bayramdan söz ederken tedirginlik neden? Yazının muhatabı kurumun sözlüğü bayram kelimesini “millî veya dinî bakımdan önemi olan ve kutlanan gün veya günler, özel olarak kutlanan gün” şeklinde tarif ediyor. Bu tarife göre “Dil Bayramı” denilen kutlamayı düşündüğümde tedirgin oldum. Neden mi? Düşünelim. İlan edilen “Dil Bayramı” neyin bayramı? Kamusun karanlık bir kuyuya gömülüp üstüne dikilen cehalet kürsüsünde yasaklanan bayram türküleri yerine senfonilerin çalındığı bir bayram. Dilin kelimesi, ahengi, tevarüs eden mirası, yüklendiği dinî kültürü ifade eden terimleriyle yok edildiği zamanların bayramı! Cemil Meriç’in ifadesiyle “Kamus, bir milletin hafızası, yani kendisi; heyecanıyla, hassasiyetiyle, şuuruyla. Kâmusa uzanan el namusa uzanmıştır. Her mukaddesi yıkan Fransız İhtilali, tek mukaddese saygı göstermiştir: Kâmusa.”

Neyin bayramını kutlamalı? İnsanlar birlikte yaşadıkları coğrafyada kullandıkları ortak dil, kelime ve söz miktarınca varlar. Sokağında, okulunda, üniversitesinde, ticaretin yapıldığı yüksek binalarda hatta ev ortamında nesiller arasında kullanılan ortak kelime sayısı yüzler hanesindeyse bir bayramdan söz etmemek gerek. Plaza çalışanı iş yeri girişindeki garsona aynı dilden yemek siparişi veremiyorsa, Mahmutpaşa’da alışverişe gelen Çankırılı esnaf Sirkeci’deki lokantanın menüsünden tek kelime anlamıyorsa; Felsefe kitabı mütercimi sözlük yardımıyla tercüme ettiği kitaptaki kelimeyi soran öğrenciyi ikna edemiyorsa hangi bayram?

İstiklal Caddesi’nde yürürken Türkçeden çok veya en az Türkçe kadar yabancı bir dille yazılmış tabela görüyorsanız, birileri de biraz kendinden biraz oralardan bir kelime alarak "Hacı Outlet" yazmışsa bir yanı merak, bir yanı tedirginlikle, dikkat ve ürkeklik arasında dilinize dair garip bir huzursuzluk yaşıyorsunuz.

Her birimiz biraz sağımıza bir miktar solumuza baktığımızda önümüz ve arkamızda duyduğumuz kelimeler, baktığımız ekranlar hangi dilden konuşur? Konuştukları ve yazdıkları dil hangi kültürden? Melez ve kimliksizlik kişiyi, bir süre sonra öykündüğü dünyaya mahkûm eder.

Uydurma bir dilin çıkmazını Mustafa Kemal ve arkadaşları erken fark ettiler; ancak Gazi’nin vefatından sonra iktidarı devralan kadro “dil devrimi” çılgınlığından vazgeçmedi. Kör bir çılgınlıkla dil hayattan koparıldı ve uydurma dili savunan küçük azınlık aralarında konuşamadıkları dille yazmayı sürdürdü. Dil, bir iletişim ve anlaşma aracı olmaktan çıkarıldı. Dede, anne-baba, çocuklar ve torunlar aynı evin içinde anlaşamayacak kadar dilsizleştirildi. Oysa söylenen nakarat “bizi biz yapan asıl şey dilimizdi”; ancak devrimin dili “dilimiz” olma vasfını kaybetmişti.

Bugün geldiğimiz noktada gençliğin önemli bir kısmının dil diye bir derdi yok, umursamıyorlar. Eğitim süreçlerinde her türlü övgüye mazhar yabancı dillere duydukları hayranlıkla Türkçenin “önümüzdeki elli yıl içinde yok olacağını” söylemekten geri kalmıyorlar. Geleceği olmayan bir dili niye dikkate alsınlar(!)? Sosyal medyada bayramını kutlasınlar yeter.

Dil Bayramı, Harf İnkılabı’ndan sonra yürürlüğe konan tasfiye ve uydurma dili ikame etme çabasını meşrulaştırmak amacıyla mı ilan edildi? Tanzimat’tan beri Batı'nın kültür ve medeniyet iklimine eklemlenme çabasındaki öykünmeci azınlık, mal bulmuş mağribi gibi geçmişle irtibatı kesen bu devrime dört elle sarılmıştı. Hatta “Türkiye Batılılaşacaksa tam Batılılaşmalı; Batı kültürünün, düşüncesinin kurucu dilleri Grekçe ve Latince liselerde zorunlu olarak” okutulmalıydı. Buna benzer bir teklif de “Nev-Yunânî” okur yazar takımının kimi üyeleri tarafından din değiştirme ve Hıristiyan olma konusunda yapıldı. Dilsizliği, yeni bir dinle taçlandırma tutkusu 1930’lu yılların çılgınlıklarından biriydi.

Dil ile ilgili tedirginliklerin yaşandığı bir çağda, “Dil Bayramı” kutlama yerine dilimizin meselelerini konuşalım. Dili ideolojik kaygılardan arındırarak zenginleştirelim ve ihtiyaç duyulan alanlarda kelime ve terim türetelim ve/veya kelimeyi aldığımız dilden olduğu gibi alma yerine; o kelimeyi Türkçeleştirip dilimizi zenginleştirelim.

Dilin ahengiyle döndüğü, Türkçeden Türkçeye tercümenin yapılmadığı, Mehmed Âkif, Tevfik Fikret, Yahya Kemal, Refik Halid, Halit Ziya, Halide Edib, Ahmet Haşim, Necip Fazıl … ve çağdaşlarını anlayacak kadar kelime bilen bir nesle aşina olma temennisiyle sağlık, esenlik ve şifa diliyoruz.

Aylık Dil Edebiyat ve Kültür Dergisi

TÜRKİYE DİL ve EDEBİYAT DERNEĞİ

Feshane Cad. No:3 Eyüpsultan/İstanbul

Tel: 0212 5816172

Fax:0212 5811254

Yeni Çıkanlar - 04.10.2020

,

1458

Yeni Çıkanlar Hakkında

Yeni Çıkanlar
Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin