Dilin Aynasından Yansıyan Renkler, Düşünce, Ülker GÜNDOĞDU

Dilin Aynasından Yansıyan Renkler yazısını ve Ülker GÜNDOĞDU yazılarına ait tüm yazıları Kitaphaber.com.tr sitemizden okuyabilirsiniz.

Dilin Aynasından Yansıyan Renkler

15.11.2021 09:00 - Ülker GÜNDOĞDU
Dilin Aynasından Yansıyan Renkler

Dil ile düşünüş tarzı arasındaki bağlantı, dilbilimcilerini çağlardan bu yana meşgul eden bir mevzudur. Diller zihne birtakım kısıtlamalar getirir mi? Bir kavramın bir dildeki varlığı ya da yokluğu, o dili konuşanların bu kavramı anlama yetisini nasıl etkiler? Her kavram her dilde ifade edilebilir mi? Farklı diller dünyaya dair farklı algılar mı yaratır? Bir toplumun diliyle kültürü arasında nasıl bir ilişki vardır? Bütün diller eşit karmaşıklıkta mıdır?

Dilin etkisi, bilişsel yetileri yeniden yapılandırmaya yetecek kadar güçlü müdür? Yale Üniversitesi’nde 1930’larda kabul gören Humbeldt’un vardığı sonuç şöyledir: Düşünme yalnızca genel olarak dile bağlı olmakla kalmaz, aynı zamanda bir ölçüde tek tek dillere de bağlıdır. Sagir’i, dilsel görelelik ilkesini formüle etmeye götüren; egzotik gramerlerin keşfi ve felsefedeki radikal eğilimdi. Russell’ın, dil hem kelime hazinesiyle hem de sentaksıyla bizi yanlış yollara sürüklüyor, mantığımızın bizi yanlış bir metafiziğe götürmemesi için her iki açıdan da tetikte olmalıyız uyarısı dikkate alınmalıdır. Toplumun karmaşıklığıyla kelime yapısının karmaşıklığı arasında ters bir bağlantı vardı. Toplum ne kadar basitse, o kadar çok bilgi kelimelerin içinde gösteriliyordu. Toplum ne kadar karmaşıksa, o ölçüde daha az semantik ayrım kelimelerin içinde ifade ediliyordu.

Dilbilimci Guy Deutscher, bu sorulara ilkel dillerden günümüze kadar; dilbilimcilerce yapılan araştırmalar üzerinden dilin yansımaları üzerinden kelimelerin anlamları üzerine eğiliyor. Eser iki kısma ayrılmış olup üç temel konuya odaklanmaktadır. Dilin renk algısına, dilin mekân algısına ve dilin cinsiyet ayrımına odaklanırken “düşünce alışkanlıklarımız” üzerindeki etkilerine de dikkat çekmektedir.

Bugün dilbilim ve bilişsel bilimler alanında baskın olan görüşün aksine Deutscher, dilin düşünce üzerinde hiç de azımsanmayacak etkilerini etkileri olduğunu savunmaktadır. Hayal gücümüzü zorlayacak ölçüde incelikli deney ve araştırmalarla bu savunusunu desteklemektedir. Bu eserin dikkat çekici yanı; hem akademik hem de dil konusuna meraklı okurlar için dilin ayrıntılı bir söz haritasını gözler önüne sermesidir.

Deutscher, dilin hayatımızdaki yerini incelerken soyutlamalara başvurmadan çok ziyade çeşitli dillerden verdiği örnekler aracılığıyla konuyu somut, sürükleyici, esprili ve hayret uyandırıcı bir şekilde öğretmektedir. Küreselleşme yüzünden her geçen gün sayıları azalan kabile dillerinin ne kadar değerli olduğunu vurgulamaktadır. Çünkü bu diller şaşırtıcı özellikleriyle, dile ve hatta zihne dair neyin “doğal” olduğu sorusuna farklı açılardan bakmamızı sağlamaktadır. Dilin Aynasından, tehlikede olan dillerin korunması ve kayıt altına alınması için bir çağrı niteliği taşımaktadır.

Bir milletin düşünce yapısını en iyi yansıtan şey dilinin fizyonomisidir. Kültürel farklılıkların dilde anlamlı biçimde yansıdığını ve dahası, anadilimiz düşünme ve dünyayı algılama tarzımızı etkilemektedir. Dil, kültürü mü doğayı mı yansıtır? Bu durumda dili iki farklı kısma ayrılır: etiketler bölgesi ve kavramlar alanı olarak, etiketler kültürel uzlaşımları yansıtır, kavramlar insan doğasını.

Eserin Ana Odağı

Dilin Aynasından adlı eser, birinci kısmı boyunca kültürün müdahalesinin yarattığı sancıların yanında kültürün dilin bu alanına saldırısı, sağduyuyu rahatsız ettiğine değinilir. Doğanın savunucuları mürekkeplerinin son damlasına kadar; doğa ve kültür taraftarları arasında 150 yıldır süren bir savaşın, merkezi haline getirmektedir. Renklerin dili üzerine kopuyor bu savaş. Bunca şey arasında renkleri neden çapraz ateş altına almışlar dersiniz? Bunun sebebi algının böyle derin ve görünüşte içgüdüsel bir bölgesine müdahale ederken kültürün başka dil alanlarında olduğundan daha ustaca, doğa kisvesine bürünmesi. Sarıyla kırmızı ya da yeşille mavi arasındaki farkın bir parçacık bile soyut, kuramsal, felsefi veya varsayımsal bir yönü yok gibi sanki. Renkler algımızın böyle derin bir düzeyinde yer tuttuğu için renk kavramlarına ancak doğa hükmedebilir. Doğa renk yelpazesinde sınırları belirlemede ihmalkârlık yapmış. Renklere hayranlığımdan dolayı bu ihmalkârlığa müteşekkirim. Yeşilden maviye, camgöbeğinin, turkuazın, cengarinin milyonlarca tonu aracılığıyla yavaş yavaş geçiliyor. Ve renklerden söz ederken sarı yeşil, mavi diye sınır çiziyoruz. Renk uzayını bölme biçimimiz doğanın buyruğu mu? Sarı ve yeşil kavramları sözümüzün ve beynimizin biyolojik yapısı tarafından tayin edilen, insan soyunun evrensel sabitleri mi? Yoksa kültürel uzlaşımları mı? Sınırlar faklı biçimde çizilebilir mi? Birinci bölümün sorgulattıklarına örnektir.

İkinci kısım; anadilin düşünceler üzerindeki etkisi meselesinin yol açtığı çalkantılı tartışmalarla karşılaştırıldığında; dil kültürel farklılıkları yansıtmak gibi edilgenden fazlasını üstlenip, kültürün uzlaşmalarını zihnimize dayatmakta kullandığı etkin bir araç olabilir mi? Farklı diller o dilleri konuşanların algılarını farklılaştırır mı? Dilimiz içinden dünyayı gördüğümüz bir mercimek midir? Bu soru pek makul olmadı. Olsun. Anadilin o dili konuşanların düşünme süreçleri üzerindeki etkileri konusunda iddialı görüşlerin aşırılıklar Decameron’undan küçük bir seçme sunarak; anadilin kendine özgü niteliklerinin zihni gerçekten şaşırtıcı biçimlerde etkilediğini gözler önüne serer. Sergilenen üç örneği; hikâyede, dilin düşünce üzerindeki inandırıcı etkilerinin geçmişte çığırtkanlığı yapılandan kesinlikle bambaşka türden olduğu açığa çıkacak. Bilme yetisinin en üst düzlemlerinde dolanmış ve bir dilin o dili konuşanların mantıksal akıl yürütme yeteneği nasıl belirlediği, dilleri bazı ayrımları yapmadığı için nasıl bazı fikirleri “anlamayı beceremeyeceği” türünden boş hayalleri beslememiştir. Bugünden geriye bakıldığında, dille algı arasındaki hata; kültürün gücünü azımsamaktı. Dilin gelişimi, insan aklının evrimi cesur ve özgün kuramlar üreten Geiger’in etimoloji alanına hâkimiyeti; dilbiliminden esinlenmiş buluşlarına anatomik mekanizmalar kazandırmayı amaçlıyordu. Bundan etkilenen Magnus, gelecek yüzyıllarda retinanın morötesi ışığı algılama yeteneğini kazanabileceği yönünde bir varsayımda bulunuyordu. Fraz Delitzsch ise, zihin gözü “özünde iki gözle değil, üç gözle görürüz, vücudun iki gözü ve onların arkasındaki zihin gözü. Ve renk duyusunun tarihsel kültürel olarak ilerleyip gelişmesi bu zihin gözünde gerçekleşir” diyerek kültürün renk kavramları üzerindeki gücünü açığa çıkaracaktı. Anadilimiz düşünme biçimimizi etkiler mi? İkinci bölümde sorguladığım en etkili düşünce oldu.

Sonuç olarak, Kant’ın benmerkezli mekân kavramlarının dil ve zihin açısından çözümlemesi dile uygulanmıştı. Kant’tan bu yana felsefeciler ve psikologlar mekânsal düşünmenin doğası itibariyle benmerkezli olduğunu ve birincil mekân kavramlarımızın gövdemizden geçen düzlemlerden türetildiğini savundu. Dillerin evrensel olarak benmerkezli koordinatlara dayanmasının, bütün dillerin insan zihnini gözler önüne seriyordu. Beynimizin sol yarım küresinde dil merkezimizin yer aldığını kanıtlayan Broca “Broca bölgesi” olarak adlandırılır. Farklı diller konuşanlar renkleri birbirinden biraz farklı algılıyor olabilir. Anadilin deneysel olarak kanıtlanmış etkisi hafıza, algı ve çağrışımlarda ya da yön bulma gibi pratik becerilerde; fiili yaşam deneyimimizde soyut akıl yürütme yeteneğimizden çok daha önemli olduğu gözlendi. Hafıza renk algısını etkiler. Dilin düşünce üzerindeki etkisi ancak doğrudan akıl yürütme üzerinde gerçekleşiyorsa bir önem taşımaktadır. Bütün diller eşit ölçüde karmaşıktır, bütün diller eşit ölçüde sarmaşıktır.

Guy Deutscher
Dilin Aynasından
Kelimeler Dünyamızı Nasıl Renklendirir?
Metis Yayınları
Ocak 2013
293 sayfa


Yazar: Ülker GÜNDOĞDU - Yayın Tarihi: 15.11.2021 09:00 - Güncelleme Tarihi: 14.11.2021 01:46

,

368

Ülker GÜNDOĞDU Hakkında

Ülker GÜNDOĞDU

Okumaya başladığımdan bu güne bulabildiğim her tür kitabı okumaktan duyduğum zevk daha fazla okumaya teşvik etti. Bir çok alanda okuma gayreti ile beni seçen kitapları okuyorum. Bilgi birikimimi paylaşma isteği ile uygun platformlarda okur yazar olarak okuma sevgisine farkındalık oluşturmak için kitaplara verdiğim anlamı aktarıyorum. Bibliyomani değilim sadece bir kitap daha okuyacağım…

Ülker GÜNDOĞDU ismine kayıtlı 69 yazı bulunmaktadır.

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin