Diriliş Neslinin Amentüsü

Diriliş Neslinin Amentüsü

Diriliş Neslinin Amentüsü

21.10.2013 - Alıntı
Diriliş Neslinin Amentüsü

Künye: Sezai Karakoç, Diriliş Neslinin amentüsü, Diriliş Yayınlar, Haziran 2012, İstanbul.

"Kendimin bir diriliş eri olduğuma inanıyorum. Bir Diriliş Cephesi bulunduğuna ve kendimin de o cephede bir savaş adamı olduğuma, olmam gerektiğine inanıyorum. Bu nasıl bir savaştır? Topla, tüfekle, bombayla, Molotof kokteyli veya füze, nükleer silâh veya gazla yapılan savaş olmaktan önce ve öte, bir ruh savaşıdır. Ruhlar arasında olan  bir savaştır. Bu savaşlarda bedenlerden, maddî vücutlardan önce ruhlar, mânevi vücutlar, yani varoluşlar düşer, tutsak olur, yenilgiye uğrar. Ya da tersine düşürür, tutsak eder, yenilgiye uğratır. Bu bir zihniyet savaşıdır. Karayla akın savaşıdır. Bu bir hayat tarzı, dünya görüşü, yani bir medeniyet savaşıdır."  (sf.7)

"Ruh, sürekli olarak, Allah’ı bilme, Allah huzurunda olma savaşı içinde olacaktır. Buna engel olmaya çalışan benlik içi veya ben ötesi bütün yâd varlıklarla savaşacaktır sürekli olarak ruh. Diriliş, ruhun açtığı bu sürekli savaşı sürdürme ve bu savaştan sürekli olarak başarılı çıkmak demektir." (sf.8)

"Allah’a inanıyorum. Ben bir diriliş işçisiyim. Allah kentinin işçisiyim. Allah’ın övdüğü, beğendiği islâm toplumunu ören, toplumun örülen duvarında en küçük bir kum tanesi olmaktan öte öğüncüm olamaz."  (sf.8)

"Allah’a inanan insanın özgür olduğuna inanıyorum. İnsan boynuna zincir atan, takan eşyadan ve öteki insanlardan, insanların tanrılaştırdığı kişi ve eşyadan insanı ancak Allah kurtarır. Yani insanı ancak Allah özgür kılar." (sf.8)

"İnkâr tutsaklık, inanç özgürlüktür." (sf.8)

"Şiir, ruh pencerelerini Allah’a açtıkça şiirdir. Yoksa balmumundan peteklerdir, bal değil." (sf.10)

"Evet, biz diriliş erleri, Son Peygamberin Sancağı altına sığınıyoruz. Bu sancağın yere düşmemesi görevimizdir, varoluş hikmetimizdir." (sf.11)

"Benim inandığım islâm ülküsü, tarihi Hazreti Peygamberle başlatmaz. İlk insandan başlar hakikat tarihi, yani hakikatin bilinişi. Hazreti Peygamberle en yüksek, en son, en mükemmel gelişme noktasına ulaşır; kıyamete kadar, yani, insanın bu dünya hayatı son buluncaya kadar da sürecektir." (sf.12)

"İnsanları da şöyle bölümlüyorum: hakikate uyanlar, sağcılar;  karşı çıkanlar, solcular; hakikat yolunu sürdürenler, gerekirse bu uğurda bütün çıkarlarını  hatta canlarını feda edenler, hakikat yarışçılar, öncüler. İşte bu anlamda sağcıyım. Batılı anlamda sağcılık, solculuktur benim gözümde. Ya da solculuktan farksızdır. Kapitalizm, benim gözümde solun bir yüzü, komünizm öbür yüzüdür. İnsan olan derim tükürsün ikisinin de suratına."  (sf.13)

"Diriliş, uğurlu, iyilikçi topluluğu gerçekleştirme yoludur. Diriliş, şeytanın topladığı ve uğursuzluk saçan her topluluğu dağıtma, Allah’ın ipine sımsıkı sarılan topluluğu  kurma yolu, yöntemi, savaşı demektir." (sf.13)

"Ekonomi, toplum varlığının temel sebebi değil, görüntülerinden biridir. Temel faktör, inançtır. Ekonomi de bir etken olarak öbürlerine etki yapar, etki kabul ettiği gibi. Ama temel olma niteliğini ancak insanlar materyalistleştikçe kazanır." (sf.13-14)

"Gözümde Adam Smith’le Marx aynıdır. İkisi de insan egosunun putunu özenle tarihin içinde heykelleştirmekten, insanlığın sırtına bu ağır putu yüklemekten başka bir şey yapmamışlardır. İlim dahilinde kalan buluşları dışındaki sözleri ve ileri sürdükleri görüşleri, özledikleri veya önerdikleri düzen, baştan sona insan aykırı, insanlığı felâkete götüren  ve tarihî zulmü kâbus gibi üstümüze çökerten kararmış ruh, kalb ve zekâ hezeyanlarıdır."  (sf.14)

"Erdem sitesinin bir işçisiyim. Bu sebeple kapitalist veya komünist siteler gibi zulüm sitelerini yıkmak borcumu hiçbir zaman unutmuyorum. Şeytanın kentini darmadağın etmeye andiçmişim." (sf.14)

"Kelimelerin dış anlamlarına saplanıp kalmamaya çalışmak bana ve diriliş nesli kardeşlerime düşen bir disiplin borcudur. Peşin hükümlere savaş açmanın ve sahire saplanıp kalmamanın doğal sonucudur bu." (sf.15)

"Velilerden, önder ve kahramanlardan, islâmı, islâm insanlığını, islâm yurdu olan Öz Ülke’yi savunanlardan örülü bir halka, bir insanlık  halkasının izafet çerçevesi içindedir sürekli olarak ruhum. Onları örnek alır. Onların havasını teneffüs eder." (sf.18)

"Politika, insana ve eşyaya, imânı nakşetme eylem ve direnişi demektir gözümde." (sf.19)

"Sürekli olarak saptırıcı yollara kapılmamaya, Ana Caddeden ayrılmamaya dikkat etmek görevidir ruhumun." (sf.21)

"İslâm Medeniyetinin zahirî ilim ve yapı cephesi gibi, iç, mânevî yapı cephesini de  tanımaya, bilmeye çalışırım. Mânevî yapıyı inkâr edenler veya gereğinden fazla darlaştıranlar bir gün materyalizme saplanma tehlikesiyle karşı karşıya kalacaklardır." (sf.22)

"Benim âmentüm, bir nesil âmentüsüdür. Tek kişiye ait olmanın derinliği yanında, toplumun koro sesi gibi çoğul, çok yanlı bir yaygınlık özelliği de vardır. Bir orman sesidir neslimin âmentüsü. Bir orkestra zenginliği ile yüklü, anlamca ve eylemce. Sadece bir mutlu inanç metni değil, bir iş, eser, tarih örme, coğrafya hakikat rölyeflerini verme kavgasıdır da. Âmentüm, kana işleyen, kana kırmızı rengini veren demir gibi kanın içinde ışıldayan bir tomurcuklanmadır. En soyuttan en somuta uzanır. Geçmişe olan çağrışımları yönünden bir direnişse geleceğe yönelik yanıyla bir diriliş girişimidir." (sf.24)

"Hakikate erme ve bu erişi koruma bakımından sürekli bir özeleştiridir dirliş neslinin âmentüsü. Gözü bağlamak değil, bütün yönlere gözü dört açmaktır bu âmentüyü, bu âmentünün getirdiklerini yükleniş." (sf.24-25)

"Dünya kavgasına, dünya için ve dünya adına değil, Allah için katılma. Kavgaya, ebedî barış için katılma." (sf.28)

"Evet, inancıma göre, Müslüman, inanmış kişi, daima çağdaş olmalı.  Ama neyle çağdaş olmalı? Başkalarıyla çağdaş olmak değil, burada bahsettiğimiz çağdaşlık. Kendi kendisiyle çağdaş olmalı. İdeal islâmla çağdaş olmaya çalışmalı sürekli olarak." (sf.29)

"Müslüman, kendini Müslüman bilmekle veya saymakla Müslüman olamaz. Müslümanlığı bir varoluş haline getirmek borcundadır. Oluştan varoluşa geçmek,  bu geçişi sürekli olarak geliştirmek ve verimlendirmek, bu varoluşun şuur sorumluluğuyla dolup taşmak kaygısını taşımalıdır o." (sf.30)

"Diriliş, Peygamberimizin bütün sünnetlerini ihya amacını gütmek demektir. Çünkü: Peygamber, inanmayanların karşısına, hem söz ve düşünce, hem ahlâk, hem Tanrı’ya tapınma, hem de silâh ve Müslüman şairlerin şiirleriyle çıkmıştı. Bizim de aynı yolu izlememiz gerekmektedir." (sf.32)

"Batı, sosyal alana kapı açarken, doğal olana kapamakta… Ya da o, kimi zaman, doğal olanın kaybedildiği kaygısına kapılarak fizik ötesinin kontrolünden kurtulmuş, soyutlanmış doğal unsurların abartılmasına terk etmekte insanı." (sf.35)

"İslâm insanı, bir çağrıdır. Bir çağırış aşkıdır. Bu sebepledir ki, islâmın tarihi, bir çağrının tarihi olmaktadır. Gerileyen, duralayan, bayatlayan çağrıyı tazelemek, yenilemektir diriliş." (sf.37)

"Tanrı ve insan. Her şey, inanan insanın, Tanrıya doğru koşuşu, düşüşü, tekrar yücelişi, cennetini yitirişi, hakikat medeniyetini yitirişi ve sonra tekrar buluşu biçiminde olup bitiyor." (sf.37)

"Kentler, her yönüyle mü’min hale gelmelidir elimde. Çünkü: şehirlerin de inanmışı, inkârcısı, nihilisti, ate olanı vardır. Toplam anlamıyla kent, ya imânı ya isyanı haykırır. Ben, imân haykıran, sessizliğinde imân çınlayan şehirlerin mimarı olmalıyım. Müslüman olmak, bana bu görevi yüklüyor." (sf.41)

"Benim inandığım devlet, her şeyden önce bir ülkü- ideal, bir idea devletidir. İslâm  ideası veya ideali devleti. İnsan ve toplumu islâm ruhuyla diri tutuş ülküsü ve bu ülkü etrafındaki kuruluş ve teşkilâtlanış  bu düzeni ayakta tutucu yaptırımlar (müeyyideler) bütünüdür." (sf.48)

"Kur’ân-ı Kerim’in deyişiyle ana kitleyi sağcılar meydana getirecek, fakat topluma öncüler, hayırda yarışanlar diye anılan fedakâr, kendini ideale adamış topluluk yön verecektir. Bu topluluk ortadan kalkıp da yerini günübirlikçi politikacılar aldığı takdirde o toplumun sağlıklı bir devlet hayatını uzun sürdüremeyeceği ve tepki olarak kısa zamanda otokratik bir devlet yapısını çağıracağı tarihî- sosyolojik bir gerçektir." (sf.48)

"Güdümlü bir demokrasi veya kayıtsız şartsız demokrasi gibi türler ifrat ve tefrit türleridir. İdealizmin devletiyle bağdaşan demokrasi türü ancak sürekli olarak islâm idealini yaşayan ve yaşatmak için hayatlarını bile her an ortaya koymaya hazır bir topluluğun varlığıyla mümkündür." (sf.49)

"İslâm devlet ideasında, insanları ezme ve sömürmeyi hedef almış Batı ideasının ve insanlığı hayvanlık derecesine düşürme ve makinayla eşdeğerli yapma sistemi olan komünizmin yeri yoktur. Kapitalizm ve komünizm, materyalist bir amaç gütmekte birleşirler ve her ikisi de ruhî, manevî ve metafizik bir ideanın izleyicisi olan islâm medeniyetine aynı şekilde düşmandırlar." (sf.50)

"İnançsızlığın örgütlenişi demek olan süper devletlere ve güçlülere karşı Müslüman, zayıf olduğu her vakit, materyalist ya da öbür inanç ve görüşlerdeki toplumlarca insafsızca ezilmiş olduğunu bilmek için yeteri kadar tarihî tecrübeye sahiptir. Hâlâ bunu bilmiyor ve bunun idrâkine ermemiş bulunuyorsa yazıklar olsun ona." (sf.53)

"İnançsız toplumların merhameti yoktur. Hem, Müslüman toplum, neden inançsız toplumların merhametine muhtaç olsun? Asıl inançsızlardır ki, Müslümanın merhametine muhtaçtırlar." (sf.53)

"Verim sadece maddî değil, ondan kopmaz bir eşkilde manevîdir de. Fabrika, işyeri, dükkân, mescidin bir uzantısıdır müslüman için. Kapitalizmin patronluk ruhu, onun için Tanrıya ortak koşmanın bir marj(ekonomi payı)dır. İslâm ruhunda ise, iş sahibi de işçisi gibi bir işçidir."     (sf.55)

"Tekke fedakârlığı, tarikat hizmeti, ve fütüvvet ruhu, yepyeni bir biçimde kültür ve ekonomi alanında doğrulmaya çalışılacaktır. Dirilişin hayır yolunda yarışan öncüler topluluğunca. Ve bu topluluğun arkasından çıkacak diriliş erenler, pirleri ve erlerince." (sf.57)

"İçtihadın kapanışı ve benzeri tarihî tartışmalar, ilkelerin tespiti yönündendir. Hz. Peygamber, sahabe, bilginler ve önderler bu ilkeleri tespit etmişlerdir. Bunların en geniş anlamda anlaşılış ve öğrenilişi, İslâm’ın Diriliş Programına dahildir.  Yeni ilke temeli arama gereği yoktur. Ancak, bu, ilkenin, en karmaşık toplum düzenine uygulanışındaki arayıcılığa mâni değildir, tersine onu buyurucudur." (sf.60)

"İslâm’ın Diriliş Hareketi, düşüş noktasından başlamıştır. İlk hareket, düşüşü durdurma veya hemen tekrar ayağa kalkma amacını güder. Ama bu, başarıya ulaşamamıştır. Çünkü düşüş, derin kökenliydi. Onun için, doğruluş da, çok derin kökenli bir hareket istiyordu." (sf.67)

"Yeniden doğacaksın. Kıyametini yaşayıp yeniden dirileceksin. Azrail’i, İsrafil’i, ve Cebrail’i âdeta göreceksin. Yardım edecek onlar sana. Domuza karşı aslan, yılana karşı kartal, baykuşa karşı hüthüt, kargaya karşı bülbül, eşeğe karşı at olacaksın. Dünyaya, eşyaya yeniden anlamını getireceksin. O zaman Allah da sana, senin kendi öz anlamını bağışlayacaktır. Hiç kuşkun olmasın." (sf.68)

Aktaran: Ömer Ertürk

Editörün Notu: Orjinal paragraf yapısı kullanılmamıştır.!

Alıntı - 21.10.2013

,

2892

Alıntı Hakkında

Alıntı
Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin