Doğu’dan Batı’ya Düşüncenin Serüveni

Doğu’dan Batı’ya Düşüncenin Serüveni

Doğu’dan Batı’ya Düşüncenin Serüveni

25.02.2016 - Yusuf Fettahzade
Doğu’dan Batı’ya Düşüncenin Serüveni

İnsanlık kadar eski olan ve tefekkürle yoğrulduğunda değeri daha da artan düşünme eylemi, insanlık tarihi boyunca her yönüyle insani gelişimin merkezinde olmuştur. Bidayeti düşünce nihayeti tefekkür olan insan, her an da ve safhada hakikate dönmeyi ve hakikatin peşinde olmayı bir görev addeylemiştir. İnsan düşüncedir, tefekkürdür ve insanı değerli kılanda bunlar aracılığıyla hakikate talip olmasıdır.

Düşünce tarihine, geçmişten günümüze kadar, farklı tarihlere ve yerlere atıfta bulunularak bir başlangıç belirleniyor olsa da, düşüncenin menşei de tarihi de merkezi de insandır. Düşünce tarihi üzerine yazılan eserlerin her biri, kendi dönemlerinden geçmişe doğru bir kapı aralar ve yine kendi dönemleri üzerinden düşünceye önem atfeder. Her ne kadar bu eserler, zamana ve zemine göre tarafgir bir yapıda olsalar da, insanlığın düşünce serüveni içerisinde, emeklediği dönemlerden ayağa kalkıp şahlandığı dönemlere kadar hür tefekkürün kalesi olan eserlerde mevcuttur. Batılı paradigmadan etkilenen birçok eser düşünceyi Antik Yunan’dan başlatırken kimileri daha eski medeniyetlerde de düşüncenin ve tefekkürün izini sürmüşlerdir. Ki insanlığında, tefekkürün de tarihi hep daha eskiye ulaşabilmektedir.

            Günümüz düşünce tarihi eserleri içerisinde, serinin tamamlanmasıyla birlikte kendisine nadide bir yer elde eden ‘Doğu’dan Batı’ya Düşüncenin Serüveni’ adlı eser, ilgilileri için yayın dünyasında yerini aldı. Prof. Dr. Bayram Ali Çetinkaya’nın proje editörlüğünde, Başbakanlık Tanıtma Fonu tarafından desteklenen, 400’e yakın düşünür/ekol/akımın işlendiği 10 ciltten oluşan çalışma, 150 civarında alanında uzman akademisyenin imzasını taşıyor.

            Akli düşünce ve felsefenin doğu’dan doğuşu ile başlayan eser Mısır, Babil, Keldani, Çin, Hint, İran ve İbrani düşünce ve geleneklerine kapı aralayarak düşünce-insanlık tarihine giriş yapıyor. Bu başlangıçla beraber eser, düşüncenin izini zaman ve yer olarak sürdürür. Tarihin M.Ö. 800 ile M.S. 200 yılları arasındaki kesitinde dünyanın önemli coğrafyalarında, tüm insanlığı etkisi altına alacak din ve düşünce akımlarının ortaya çıkmış olduğu görülür. Çin’de toplumsal düzeni ve insanî ilişkileri önceleyen Konfüçyanizm ile tabiatla çatışmamayı ve sükûneti tavsiye eden Taoizm; Hindistan’da politeizmle şekillenen Hinduizm; dünyevî zenginlik ile münzevîlik arasında bir orta yol doktrini savunan Budizm, hiçbir canlıya zarar vermemeyi tavsiye eden Caynizm, Hinduizm-İslâm karışımı Sihizm; Mezopotamya’nın en önemli astronomi ve astroloji merkezlerinden biri olan Babil ve Keldanîler; iyilik ve kötülüğün metafizik boyutta değil, ahlâkî boyutta var olduğuna vurgu yapan Mecûsîlik genel hatlarıyla ele alınmaktadır. Ayrıca İkinci Mabed Dönemi Yahudiliği, Helenistik Yahudilik, Ortaçağ İslâm Dünyasında Yahudi Düşüncesi, Modern Yahudi Teolojisi, Osmanlı Devleti Dönemi Yahudileri, Yahudilerin İslâm Bilim ve Kültür Dünyasına Katkıları, Yahudi Kutsal Kitabı Tora, Tarihte Süryanîler, Süryanîler ve Felsefe, Türk Evren Tasavvuru, Ural-Altay Düşüncesi, Orhon Yazıtları, İslâm Öncesi Arap Düşüncesi, Mitoloji ve Çin Mitleri bölümleri yer almaktadır

Antikçağ Yunan Düşüncesi, İnsanlıkla birlikte var olan felsefenin Antik Yunan düşünürleri tarafından olgunlaştırıldığı genel bir kabuldür. Thales, Anaksimandros ve Anaksimenes’in ilkin yeni bir doğa okuması yaptıklarını; ikinci olarak yeni doğa okumasında artık doğal olayların nedenini başka doğal olaylara bağladıkları görülmektedir. Açıktır ki Antik Yunan düşünürleri, özellikle Platon ve Aristoteles, Batı medeniyetinin gelişiminin onsuz anlaşılamayacağı bir düşünce bileşeni oluşturmuşlardır. Bu bileşen, eleştirel düşünce zemininde varoluşun incelikli bir araştırmasını temsil ediyordu. Antik dünyadan Kilise Babalarına ve skolâstik felsefenin hâkim olduğu Ortaçağ felsefesine kadar geniş bir düşünsel geleneğe anlam katan hâkim unsur dinî düşünce olsa da, Yunan felsefesinin ana formları ve tartışma alanları canlılığını sürdürmeye devam etmiştir. Ortaçağ, Hıristiyanlığın manevî bir hegemonya ve kuşatma olarak Avrupalı toplumlar üzerinde egemen olması sonucunu doğurmuş ve bu çağ Avrupa için bir “din” dönemi ya da “kutsal” çağ olarak tezahür etmiştir.

Yeniçağ Düşüncesi, Batı düşüncesinin en büyük düşünsel kırılmalarından biridir. Kuşkusuz Descartes ile başlayıp, diğer rasyonalist filozoflarla devam eden Aydınlanma düşüncesinin zirve noktasını temsil ettiği, idealizmle taçlanıp bizleri çağdaş düşünceye ulaştıran Yeniçağ düşüncesidir. Bu dönem, kendisinden neşet ettiği Batı Düşüncesi ile beraber, diğer düşünme biçimlerine de derinden tesir etmiş; yakın geçmişte olduğu kadar günümüzde de etkin olan birçok paradigma, felsefe ve akımın başlatıcısı olmuştur. Ortaçağ’dan Yeniçağ’a geçişte günümüze ışık tutan filozoflar arasında Malebranch’ı, çağa damgasını vuran Descartes’ı, rasyonalizmin gölgesinde ilerleyen Spinoza’yı ve Leibniz’i, Yeniçağ’daki bilim anlayışındaki paradigmatik değişiminin en önemli temsilcisi olan Francis Bacon’ı ve Aydınlanmanın kurucu filozofu Locke’u, Berkeley’i, Kant’ın müjdecisi Hume ve yüzyılın en büyük filozofu Kant’ı tartışmak gerekmektedir.

Yirminci Yüzyıl,  rasyonalizm, modernizm ve Batı düşüncesi eleştirilerini de besleyen bir çağ olmuştur. Kant’ın insan bilgisini rasyonalizmin dogmatizminden ve deneyciliğin yol açması muhtemel şüpheciliğinden kurtarma çabalarına karşı en önemli eleştiriler Wittgenstein ve Heidegger’den geldi. Modern Batı düşüncesinin “usta”sı olan Heidegger’e bağlanan sadece Arendt ve Sartre değildi; bütün Avrupalı entelektüel kuşağı Heidegger’i takip eder duruma gelmişti. Felsefî akımlar bakımından ele aldığımızda ise, bazı akımların diğerleriyle kıyaslandığında, felsefi tartışmalara üç önemli akımın hâkim olmaya başladığını görüyoruz. Amerikan pragmatizmi, Kıta felsefesi ve Anglo-Amerikan analitik felsefesi Darwin, Lamarc, Karl Marx, William James, John Dewey, Emile Durkheim Marx Weber, Bertnard Russel, Whitehead, Henri Bergson, Wittgenstein, Edmund Husserl, Martin Heidegger, Kierkegaard, Sartre, Albert Camus, Gadamer, Habermas, Karl Popper, Thomas Kuhn, Michel Foucault, Albert Einstein, Gramsci, Adorno gibi yirminci yüzyılın en önemli filozofları ve düşünürlerini “anlama”ya yönelik yazılarla sorgulama derinleştirilmektedir.

Beşinci ciltten itibaren eser rotayı İslam Düşüncesinin Altın Çağı’na çevirir ve İslâm Düşüncesinin Altın Çağı mercek altına alınır. Bu ciltte yer alan düşünür, filozof ve alimler; kendilerinden önce oluşan ilmî birikimi sadece aktaran değil, onu harmanlayan, değerlendirme ve tenkitlerle ona katkı sağlayan ve böylece ilmî gelişmelere damgasını vuran şahsiyetlerdir. Bu çağın ilim bakımından “altın çağ” olarak nitelendirilmesi sadece bilginin birikimiyle değil, rafine hale getirilmesiyle de ilgilidir. Zira bu ciltte, Kindî, Fârâbî, İbn Sînâ gibi filozofların; Nazzâm, Câhız, Kadı Abdulcabbâr, Ebu’l-Hasen el-Eş‘arî gibi önde gelen kelamcıların; Ca‘fer-i Sâdık, Ebû Hanîfe, İmam Şâfiî, Mâlik b. Enes ve Ahmed b. Hanbel gibi mezhep imamı konumundaki meşhur İslâm hukukçularının; Zemahşerî, İbn Kesîr gibi müfessirlerin; İbn Teymiye gibi ilim ve eylem adamlarının; İmam Müslim b. Haccâc ve İmam Buhârî gibi meşhur muhaddislerin; Bağdat Okulu, Urfa ve Nusaybin Okulu, Mu‘tezile Okulu ve Harran Okulu gibi felsefe ve düşünce ekollerinin doğuş ve gelişim süreçleri takip edilmektedir. Düşünce tarihini okullar üzerinden okumak daha gerçekçi ve derli toplu bir bilgi vermektedir. Zira okullaşmayan bir düşünce yeterince paylaşılmamış ve taraftar toplayamamış demektir. Bir düşüncenin okullaşması veya ekol haline gelmesi, onun kendisinden öncekilerden farklılığına ve kendisinden sonrakiler üzerindeki muhtemel etkisine işaret eder.

Felsefe Ahlâk ve Kelâmın Sentezi ile İslâm düşüncesi, dinî olduğu kadar aynı zamanda insanî, yani aklî bir üretimdir. Bu düşünce sisteminde dikkatlerden kaçırılmaması gereken bir husus da emihyâ, inşâ, ıslâh /emveem tecdîd/em girişimlerinin altında güçlü bir aklın yattığıdır. Bu akıl, nasslarla beraber yürüyen Müslüman aklıdır. Felsefe-kelâm ilişkisi, karşılıklı tartışmalar ve reddiyeler; yorum ve yorum felsefeleri; İslâm düşüncesinin klasik döneminde hâkim iki çizgi olarak kabul edilen rivayet ve dirayet tarzı ve her iki tarza göre eser yazanlar; bâtınî-zâhirî yaklaşımlar; mezheplerin kurucuları ve temel paradigmaları; düşüncenin sanatla birlikte harmanlandığı alanlar olan şiir ve edebiyat; Müslümanların iletişimin ötesinde fikir ve eser üretim araçları olan en yaygın üç ortak dili (Arapça, Farsça, Türkçe) yaşayan medeniyet dilleri olarak kullanmışlardır. Nihayetinde rivayet ve dirayeti cem eden tarih, tefsir ve hukuk ilminin büyük önderi Taberî; kelâmî akımların baş imamları Eş‘arî ve Mâturîdî; bâtınî ve felsefî özgün akımlar İsmâilîlik ve İhvân-ı Safâ; İslâm Felsefesi’nin ve mantığın önderlerinden Sicistânî, İbn Miskeveyh, Nâsır-ı Hüsrev, Âmidî, Ebherî, Nâsıruddîn Tûsî, Necmeddîn Kâtibî, Kutbuddîn Râzî; hem dinî ilimler hem de felsefî alanda söz sahibi olan Râgıb İsfahânî, Gazâlî, Fahruddîn Râzî, Kâdî Sirâceddîn Urmevî, İbn Atâullah İskenderî, Kutbuddîn Şirâzî, Şerif Cürcânî; dil, düşünce ve edebiyat üstatları Ebû Ubeyde Ma’mer el-Müsennâ, Kirmânî, Ömer Hayyâm, Ziyâuddîn İbnu’l-Esîr, Sâdî Şîrazî, Fuzûlî, Niyazî Mısrî kadîm medeniyetin inşâsında ana figürler olarak varlık göstermişlerdir.

Endülüs Ve Felsefenin İşrâkîli(leşmesi)liği gibi İslâm düşüncesinin özgün akımlarından İşrâkîlik ve İslâm medeniyetinin Batı’yla buluştuğu önemli zeminlerden Endülüs, bu eserin temel konuları arasındadır. Eserde bahse konu olan filozof, mutasavvıf, mütekellim, müfessir, muhaddis, tabip, astronom, müverrih vb. kimlikleriyle çoğuna aşina olduğumuz bu isimlerin, düşünce sistematiğinde bir kısmının Nakşî ya da Kadirî, Meşşâî ya da İşrâkî, Eş‘arî ya da Mâturîdî, Hanefî ya da Şâfi‘î, Doğulu ya da Batılı olmaları, İslâm düşünce geleneğinin farklı bir ahengine işaret etmektedir. Düşünce ve tefekkürün izlerini takip eden bu eserde, Hallâc-ı Mansûr, Abdülkadir Geylânî, İmam-ı Rabbânî, Ahmed Yesevî, İbn Arabî, Mevlânâ ile İslâm tasavvufunun Orta Doğu’dan Orta Asya’ya; Anadolu’dan Endülüs’e izlediği seyir ve birçok tasavvufî hareketin kurucu şahsiyeti okuyucu ile buluşturulmaktadır. Ayrıca bir yandan İşrâk düşüncesinin zirve ismi Sühreverdî ve takipçileri, öte yandan İslâm Meşşâî düşüncesinin en önemli mütefekkiri İbn Rüşd ile bu alanlara yönelik bir çerçeve çizilmektedir. Ayrıca eserimiz, İslâm medeniyetinin Batı’ya açılan kapısı Endülüs ve burada yetişen İbn Hazm, İbn Bâcce, İbn Haldûn, İbn Meymûn gibi düşünürlerin de İslâm’a ve insanlığa bıraktıkları bilimsel mirası kapsayan zenginliği ile araştırmacıların ilgisine sunulmuştur. Elinizdeki bu çalışma ile Anadolu’da karşımıza çıkan ve bu bölgenin kültürel biçimlenmesinde katkısı olan Hacı Bektaş Velî, Hacı Bayram Velî, Sadruddîn Konevî gibi isimler ile İsfahan okulu ve günümüz İran’ında düşünceleri hâlâ tartışılan Mir Dâmâd, Molla Sadra gibi düşünce adamlarına vukufiyetimizin artacağı da açıktır.

Osmanlı’da Felsefe ve Aklî Düşünce İslâm Medeniyetini 13. asırdan 20. asrın başlarına kadar güçlü bir şekilde temsil eden Osmanlı Devleti, özellikle 16. ve 17. asırlarda sahip olduğu siyasî gücün yanında kültürel bakımdan da genelde dünya, özelde ise İslâm Medeniyeti tarihine damgasını vurmuştur. Bu durum günümüzde ilim dünyası tarafından kabul edilmekle beraber -ne yazık ki- Osmanlı kültür hayatı, hâlen İslâm kültür tarihinin üzerinde az sayıda çalışma yapılmış bâkir alanlarından birisi olmaya devam etmektedir. Döneme ait çalışmaların az oluşunda, döneme ait çok sayıda el yazmasının –hâlen- neşredilmemiş olmasının yanında, dönemin bilim tarihi açısından önemli bir süreç olmadığı ve öncekilerin taklidinden ibaret olduğu kanaati de etkili olmuştur. Önceleri ilmî mahfillerde yüksek sesle dile getirilen bu kanaat –özellikle- 1999 yılı (Osmanlı’nın kuruluşunun 700. yılı) sonrasında ivme kazanmaya başlayan Osmanlı kültür ve düşünce tarihi çalışmaları ile değişmeye başladığı görülmektedir. Elinizdeki çalışmada Molla Gürânî (ö. 1488), İbn Kemâl, Taşköprülüzâde, Kâtib Çelebi, Kınalızâde Ali, Birgivî, Ebussuud Efendi, Aziz Mahmud Hüdayî, Evliya Çelebi, Saçaklızâde, Hâdimî, Ahmed Cevdet Paşa başta olmak üzere Osmanlı düşüncesine katkı yapmış önemli âlimler ele alınacak, onların Osmanlı kültür ve düşünce tarihine katkıları tartışılacaktır. 

Medeniyet Projelerinin İnşâ Sürecinde Çağdaş İslâm Düşüncesi İslâm dünyasının maddî güç bakımından zayıflaması, toprak kayıpları, Müslüman coğrafyanın etnik ve siyasî olarak parçalanması ve bölgelerinde yeni devlet ya da devletçikler oluşturularak daha önce tesis edilmiş olan güçlü bütünlüğün bozulmasına bağlı olarak pek çok sorun ortaya çıkarmıştır. Bu eserde yer alan düşünür ve fikirlerin, günümüz düşünce ve pratik sorunları açısından somut katkı sağlayıcı özelliği bulunmaktadır. İslâm dünyasında birkaç asırdır yaşanan sorunlara ilişkin çözümlemeler ve uygulanabilir çözüm önerileri sunulmaktadır. Bütün bunların yanında asıl önemli olan, yeni bir medeniyetin kurulma imkânının hangi temeller üzerinde oturacağı konusunda zihin açıcı tartışma ve önerilerin yer almasıdır. Sunulan bu eser, salt düşünceleri ile temayüz etmiş ilim ve fikir adamlarının yanında fikre dinamizm kazandıran Hasan el-Bennâ, Mehmet Akif, Aliya İzzetbegoviç ve Ali Şeriatî gibi aktif fikir ve eylem önderlerini, geçmişten gelen sağlam kökleri canlı tutan ve günümüze uygun halde yeniden yorumlayan Mahmud Sami Ramazanoğlu, Mehmed Zahid Kotku ve M. Esat Coşan gibi irfanî geleneğin temsilcilerini bir araya getirmektedir.

Proje Editörü: Bayram Ali Çetinkaya

İnsan Yayınları, İstanbul, 2016

 

Yusuf Fettahzade - 25.02.2016

,

3581

Yusuf Fettahzade Hakkında

Yusuf Fettahzade
Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin