Doppler: Norveç’ten Gelen Unutulmaz Bir Karakter

Doppler: Norveç’ten Gelen Unutulmaz Bir Karakter

Doppler: Norveç’ten Gelen Unutulmaz Bir Karakter

05.10.2016 - Serkan Parlak
Doppler: Norveç’ten Gelen Unutulmaz Bir Karakter

“Senin sorunun ne, biliyor musun baba, dedi. Başımı salladım. Sen insanlardan hoşlanmıyorsun. İnsanları sevmiyorsun. Ben de seni bu yüzden sevmiyorum, dedi. Ayağa kalkıp gitti. Benden ayrılıverdi, sevgilisiymişim gibi.”

Yüzüklerin Efendisi’ni izledikten sonra filmde kendi bulduğu büyük anlamları bulamayan babasına bu lafları eden kızı; romanımızın başkahramanı Andreas Doppler’e, çalıların arasına uzanmış, güneşi yüzünde hissederken ettiği bu ağır laflarda haklı olduğunu hissettirir. Ormanda bisikletle bir patika yamacından inerken ön tekerlek aniden iki taşın arasına sıkışmış, bizimki seleden uçmuş, kalçasını ağaç köküne vurmuş, bisiklette kafasının üstüne düşmüştür. Çektiği acılara rağmen sessizliği, rüzgarın titrettiği dalları, huzuru fark eder. Artık sadece orman vardır.

Televizyon programları, süpermarket rafları, ofis koşuşturmaları… Binbir türlü duygu, düşünce, plan ve görevden oluşan karışım bir anda yok olur. Yuvaya giden oğlu nedeniyle gece gündüz beynini kemiren DVD ya da video filmlerine eşlik eden anlamsız çocuk şarkıları… Banyoya döşenecek fayansların, küvetin, muslukların, ve bataryaların nitelikleri gibi sıradan dertler… Aynı günlerde ABD ve İngiltere Irak’a harekat başlatmıştır üstüne üstlük. Bir taraf seçmek zorundadır. Onlar günlük yaşamın orta sınıf kent yaşamına özgü telaşlarıyla boğulmaya devam ederler. Ta ki…

Romanın merkezi karakteri-evet kahramanımız unutulmaz bir karakter olmayı fazlasıyla başarıyor, bunda öncelikle 1. tekil kişi anlatıcı kullanımının büyük etkisi var, roman üç ay içerisinde ikinci baskısını yaptı ve hakkında çok sayıda tanıtım yazısı çıktı- Doppler, birkaç gün içerisinde işini, evini ve ailesini bırakıp ormana çadırı kurar. Her gece şehrin ışıklarını uzaktan görse de avcı-toplayıcı bir hayata başlar. İlk günler idare etse de kış yaklaştığında yabani meyveler de kâr etmez. Açlıktan çıldırmak üzereyken etrafında dolaşıp duran geyik ailesinden anneyi öldürür ve gerekçelerini ayrıntılı bir biçimde yavruya anlatmaya çalışır. Zamanla Gongo ile olan yakınlıkları arkadaşlığa, dostluğa ve hatta sevgili gibiliğe dönüşür. Anlatıcının Doppler’ı geliştirirken kullandığı en önemli yan karakter sevimli yavru geyik Gongo zaten. Geyikten çok bir çocuğa benziyor, kart oyunlarından anlamıyor ama gerektiğinde yük taşıyor, soğuk havalarda soba işlevi görüyor.

Doppler, insanlığın en büyük icatlarından biri olarak gördüğü yağsız süt krizine girince bir adım daha ileri gidip takas ekonomisine geçiş yapıyor. İnsanlığın kurtuluşu için bu eski yöntemin tekrar modernize edilmesi gerektiğini ve kurtuluşun burada olduğuna inanıyor. Anlaştığı mağaza görevlisine füme et veriyor, yağsız süt ve işini görecek birkaç parça malzeme alıyor. Ancak öte taraftan tatlı ihtiyacı dayanılmaz olduğunda Toblerone çikolata için bu kez komşuları Düsseldorf’un evine ve kilerine dadanıyor. Sonunda yakalanıyor. Sohbet ederken inanılmaz gerçeği fark ediyor: 2. Dünya Savaşı’nda Arden saldırısı sırasında babasını kaybeden Düsseldorf, bu savaş sahnesini canlandırmak için oturma odasını tamamen kaplayan bir maket üzerine çalışmaktadır. İlerleyen bölümlerde kahramanız Doppler uzun uğraşlar sonunda o da kısa süre önce ölen ve çok az tanıdığı tuvalet fotoğrafçısı babası için bir totem direği diker. Her ikisi de tartışmasız bir sanat eseridir. Zaman ilerledikçe Düsseldorf, başlangıçta Doppler’i ormanda rahatsız eden sağcı adam, bir ara eşi tatile gittiğinde oğluna bakmak için gittiği evine hırsızlık yapmaya giren Demir Roger ve oğlu Gregus da ormana gelirler. Sonunda modern hayata özgü akıllılığa ve aptallığa karşı Norveç’ten başka bir yerlere gitme zamanı gelip çatmıştır.

Norveç’in en çok okunan yazarlarından Erlend Loe, ödüllü romanı Doppler’de unutulmaz bir karakter yaratmayı başarıyor. Öncelikle yavru geyik Gongo, peşi sıra oğlu Gregus, ormana gelip giden zengin sağcı adam, takıntılı Düsseldorf ve hırsız Roger yan kişiler olarak diyalog ve davranışlarıyla hem canlanıyor hem de Doppler’ın gelişimine hizmet ederek kurmaca roman kişilerine özgü işlevlerini çok iyi bir biçimde yerine getiriyorlar. Özellikle Doppler’in davranış ve duygularının açığa çıkmasında çok etkinler. Bunda yazarın 1. tekil anlatıcı kullanımına bağlı olarak anlatmayı değil de göstermeyi seçmiş olması da gözden kaçmamalı. Kurgusu çizgisel bir akış doğrultusunda oluşturulan metinde anlatı zamanı (hikâyede olayların geçtiği zaman) kasım ayında başlayıp nisan-mayıs aylarında sona ererken; bu zaman içerisinde geriye dönüşlerle genişleyen öykü zamanı da söz konusu.

Çok başarılı bir çevirinin de katkısıyla dilin yalınlığı daha bir ön plana çıkıyor, dozunda kullanılan bir mizah gücü de okuyucunun metne bağlılığını artırıyor. İşin özeti milenyum çağındayız. Belki de tek bir çıkışımız var: doğaya geri dönmek, az sayıda topluluklar halinde yaşamak, avcı-toplayıcı yaşama ve takas ekonomisine geri dönmek ve tabiî ki sanatla uğraşarak bizden sonrakilere bir şeyler bırakmak… “ İyi bir iş, güzel bir aile, zevkli bir onarımdan geçen büyük bir ev; şimdi insanlara ne diyeceğim ben, diye sordu karım pek çok kez, umutsuz bir sesle. Delicesine bitki örtüsüne ve hayvan yaşamına taktığımı, kafayı sıyırdığımı söyle, ne istersen söyle, dedim.”

Erlend Loe, Doppler, Yapı Kredi Yayınları, Norveççeden Çeviren: Dilek Başak, 2. Baskı, İstanbul, Mart 2016

Serkan Parlak - 05.10.2016

,

819

Serkan Parlak Hakkında

Serkan Parlak

1975 yılında Bilecik'te doğdu. Ankara Üniversitesi D.T.C.F. Türk Dili ve Edebiyatı bölümünü bitirdi. MEB'de öğretmen olarak çalışıyor. İstanbul'da yaşıyor.

Çeşitli türde yazıları Notos Öykü, Radikal Kitap, Futbol Extra, Edebiyat Otağı ve Kırmızı-Beyaz-Siyah'ta (Samsunspor Kitabı, İletişim Yayınları) yayınlandı.

Derlediği "Başka Semtin Öyküleri" adlı öykü kitabı Bilgi Üniversitesi Gençlik Çalışmaları Birimi tarafından yayınlandı.

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin