Dursun Ali Sazkaya İle Son Kitabı Petersburg’da Ölüm ve Yazarlı

Dursun Ali Sazkaya İle Son Kitabı Petersburg’da Ölüm ve Yazarlık Serüvenini Konuştuk

Dursun Ali Sazkaya İle Son Kitabı Petersburg’da Ölüm ve Yazarlık Serüvenini Konuştuk

21.11.2017 - Bilal Can
Dursun Ali Sazkaya İle Son Kitabı Petersburg’da Ölüm ve Yazarlık Serüvenini Konuştuk

İlk kitabınızın öyküsü nasıl başladı.

Yıllardır içimde debelenip durmakta olan çocukluk ve ilk gençlik hatıralarım uzun bir aradan sonra gittiğim Kaçkar dağlarında ortaya çıktı. Kendimi bildim bileli Kayıp Zamanlara karşı aşırı hassasiyetim var. Nostalji benim hayatımın önemli bir parçası. Rahmetli babaannemle, büyükbabamla yaşadığımız o eski zaman günlerini, bir daha asla geri gelmeyecek olan eski yaşam tarzını o denli ağır bir sarsılmayla anmış olmalıyım ki üç ay içinde Farzet ki Dönemedim adlı kitabımı yazdım. Bu kitap eski dünyaya yazılmış bir ağıttır. Geleneksel yaşamlarından koparılmış, gurbet ellerine düşmüş Laz ve Hemşin halklarının duygu haritalarını yazdım. Bekleyenler, gidenler, dönmeyenler, özlemler, trajediler. Yaşanan kültürel çatışmalar, kimlik sorunları bu kitapta anlattığım konular.

Nasıl bir karşılık buldu?

Pek çok okur bizi geçmişimize götürdünüz diyor. Bu kitabı okuyanlar çocuklarını memleketlerine daha fazla götürmeye başladılar. Çünkü bir şeylerin kayıp gittiğini fark ettiler bu kitapla. Bazı okurlarım ölümü çok romantikleştirdiğimi söylüyor.

Yeni kitabınız Petersburg’da Ölüm hakkında ne söyleyebilirsiniz.

Bir yazar için en zor şey belki de yazdığı kitabı anlatmasıdır. Yazılanı anlatmak gerçekten zordur. Çünkü yazmak başka bir dünyaya girmektir. Anlatırken aynı dünyalara yoğunlaşabilmek mümkün değil. Yazarken trans haline geçersiniz. Petersburg’da Ölüm bir öykü kitabı. Öykülerimde dünya acısını merkeze alıyorum. Yalnız ve acılı insanları, yaşlıları, dezavantajlı kesimleri, gurbetçileri, sürgünleri anlatıyorum. Bu öykülerde hem evrensel karakterler var hem de yöremin insanları. Küresel kültürün dayatmasına maruz kalan halkların karakterleriyle yozlaşmayı, bilinç yarılmalarını, tutunamamayı, kaybolmayı anlatmaya çalıştım. Sonu hüzünlü tabi. Evrensel kültür her şeyi silip süpürüyor. Pusulasız toplumların geleceği yok ne yazık ki. Onları bekleyen şey travmadan başka bir şey değil.

Sürekli “gelme ve gitme” arasında bir eylemde bulunan kişileri vurguluyorsunuz eserlerinizde, bir de toplumun gözü önünde olmayan ve “dezavantajlı kişiler” olarak lanse ettirilmiş kişileri karakter olarak seçiyorsunuz. Bu bir tercih meselesi mi yoksa ima ettiği başkaca anlamlar mı var?

Gurbetçi bir halkın mensubuyum. Gitmek, gelmek başlı başına ontik kaygı yaratıyor insanda. Gidenler uzun bir geleceği güvence altına almak için alıyorlar bu riski. Bekleyenler, geride kalanlar ise gidenlerin kendilerine yeni bir hayat bahşedeceklerini düşünür. Umut, heyecan, özlem ve hayal kırıkları içeren bir süreç. Bu gibi temalar beni çekiyor. Dram var çünkü. Yerleşik hayatta çoğu şey kestirilebilir ama gurbetçilik böyle değildir, sürgün yaşamı bambaşkadır mesela. Dezavantajlı guruplar edebiyatın ana konusudur. Şenlikli bireylerle, mutlu insanlarla pek ilgilenmez sanat, edebiyat.Nasıl ki Psikiyatr geride kalanların bilimi ise edebiyatta geride kalanların dünyasıdır..

Yolculuk teması, başka şehir rüyaları, Kaçkarlar’dan Petersburg’a uzanan bir süreç… Çok gezer misiniz? Bir şehrin sizde yer bırakan unsurları nelerdir?

Çok gezdiğim söylenemez. Petersburg, Moskova bizim dedelerimizin çalıştığı şehirler. Çocukluğumda dinlediğim bir iki küçük yaşam öyküsünün peşindeyim. İmgesel bir gezi benimkisi. Bazen merak ettiğim şehirlerin eski siyah beyaz fotoğraflarını arıyorum internette. Dakikalarca bakıp dururum. Eski yapılar, eski evler, harabe konaklara karşı aşırı hassasım. Oralarda binlerce öykü zamanın derin kuyusuna yatmıştır. Çağrışımlarla büyür içimde bu öyküler.

Yazmak ile seyahat etmek arasında nasıl bir ilişki var. Nasıl yazıya başlarsınız. Ruhsal ve fiziki ortamda nelere dikkat edersiniz.

Seyahatten ziyade okumayı önemserim. Hatta yazmaktan da değerli bir olgudur okumak. Seyahatnameleri yoğun nostaljik duygular içinde okurum. Büyülenirim. Ama orayı gezmeye gittiğimde aynı heyecanı duymadığım zamanlar çok olmuştur. Edebiyatın büyüsü burada zaten. Büyüsel zaman ve mekân ortaya koyabiliyor. Yazıya nasıl başladığıma gelince; derinden etkilenmediğim sürece bir olguyu ele almam. Bir konu, herhangi bir sorun, imge beni sarstığında ruhsal durumum değişir, günlerce o duyguyu içimde gezdiririm. Sonra ona hareket katar ve öyküleştiririm. Karakterler arkadaşımdır artık.

Yazmasaydınız çıldırır mıydınız?

Hayır. Ama çok üzülürdüm. Yazdıklarımla bazı yaraları iyileştirmeye çalıştığımı düşünüyorum. İnsanlara çocukluğumuzun geçtiği yerlere olan aidiyet duygularını pekiştirdiğimi sanıyorum. Okurlarım hem çok hüzünleniyorlar hem de mutlu oluyorlar. Onlar ebedi yurdumuz olan çocukluğa çağırdığım için.

Bilal Can - 21.11.2017

,

918

Bilal Can Hakkında

Bilal Can

Dumlupınar Üniversitesi Sosyoloji lisansını tamamladıktan sonra yüksek lisansını da aynı üniversitede "Mustafa Kutlu Öykücülüğünce Mekân: Bir Edebiyat Sosyolojisi" teziyle tamamladı. Sosyolojik çalışmaları mekân, kent, şehir ve edebiyat sosyolojisi üzerine yoğunlaşmıştır. Şiirleri, denemeleri, kitap değerlendirmeleri ve eleştirileri bir çok dergide yer aldı. Kitaphaber.com.tr sitesinin kurucuları arasında yer alıyor ve 2012 yılından beri Kitaphaber.com.tr nin editörlüğünü, 2015'ten itibaren genel yayın yönetmenliğini yapıyor. 

twitter: @bilalcan1

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin