Edebi Eserin Oluşumunda Gerçeklik Ve Toprak Ayna

Edebi Eserin Oluşumunda Gerçeklik Ve Toprak Ayna

Edebi Eserin Oluşumunda Gerçeklik Ve Toprak Ayna

13.08.2021 - Ethem Erdoğan
Edebi Eserin Oluşumunda Gerçeklik Ve Toprak Ayna

Yazar, yaşananın kâbus yüzünden, gerçekliğin sert ve boğucu yanından kaçmak kurtulmak için estetik bir dünya oluşturur. Bunu yapabilmek için gerçeklikten üst gerçekliğe doğru bir seyir izlemelidir. Bu seyir; sert-acımasız ve karmaşık gerçeklikten çıkmayı şart koşar. Ancak bu gerçeklikten ve içinde bulunduğu hayat şartlardan tamamen kurtulması da mümkün değildir. Bu durumda yapılması gereken, metnin bir iletişim yolu olmasından dolayı, bu kaotik ortamdan görüntüler alarak imgeleştirmek, imgeler üzerine de okura iletmek istediği anlamları yüklemektir. Bu anlamlar geniş olarak temalar, daraltılmış olarak da konu üzerine bina edilir.

Gerçeklikten faydalanmak mümkün ve hatta gerekli iken, gerçekliği bütün kaosuyla birlikte, tamamen kabullenmek de tamamen reddetme gayreti de boş uğraştır. Yazar bilir ki, gerçeklik ne asli bir kabul ne de reddedilecek tali unsurdur anlatıda. Çünkü hiçbir yazar yaşananın tamamen dışında ürün veremez. Buna en uç ütopik ve fütürist ürünler de dahildir.

Gerçeklik üzerine eğilince, gerçeklik ilkesine değinmek gerekiyor. Bu ilke, iç benin isteklerinin karşılanmasında fiziksel ve sosyal şartların dikkate alınmasını önceliyor. Tarifi de şöyle: eylemleri yönlendiren iç benlik… Genel olarak, kendinizin en iyi hali... Bilge, kendine güvenen, cesur, iyimser ve hevesli... Herkesin inanılmaz niteliklerle dolu bir içsel özü vardır, ancak tüm bu özellikler derinlerde gizlidir.

Sanatın başlangıcından beri, gerçeklik ve onun temsili ilişkisinde, her dönemin gerçekliği algılama ve aktarma uygulamasında farklılıklar oluşur. Bu farklılıkların oluşmasında felsefi akımlar, sosyokültürel değişimler vb etkili olmaktadır.

Sanat eserinin gerçeklikle ilişkisi, üretildiği toplumun, sosyokültürel ve siyasi şartlarına bağlı olarak değişir. Üretime yol açan kaynaklar ya sosyal ya kişiseldir. Sanatçıyı, sanat faaliyetine zorlayan-iten sebebin kaynağında da gerçeklikle ilgili bir mesele vardır. Amaç olarak da, sözü edilen meseleye dönük tespit isteği dile getirilir. Tespitten sonra teşhis ve tedavi aşaması gelir. Bu aşamada estetik boyut öne çıkar. Gerçeklikten rahatsız olma durumu, sanatçının bu gerçekliği değiştirme arzusuyla ete kemiğe bürünür. Genel kabul, gerçekliği tamamen değiştirmenin mümkün olmadığı şeklinde olsa da sanatçı için esas olan mümkün olduğunca değiştirmektir. Eserin içeriği, izleği ve daraltılan konusundan daha çok, gerçekliği ele alış biçimi önemlidir. Bu anlamda üst gerçeklik son dönemlerin gerçeklik temsilcisi gibi görünüyor. Üst gerçeklik oluşturmanın temel hareket noktası, gerçekliği inceltmekle reddetmek arasında bir yöntem bulmak ve onu aşmaya çalışmaktır. Gerçekliği değiştirmemek de reddetmek de çıkar yol değildir çünkü. “Sanatsal imgelerin gerçeklikle ilişkisinin temelinde yatan bu paradoksun kaynağı, sanatsal imgenin bir kurgu, dolayısıyla hakiki olmayan/sahte ürün olmasına rağmen alımlayıcılar için somut ya da dışsal gerçeklikle ilişkilendirilme zorunluluğudur. İmgenin gerçekçi ya da sürreal görünümü bu beklentiyi değiştirmez; illüzyonu kuran da, kıran da, reddeden de gerçeklikten beslenmeye mecburdur.” (Zeren, 2019).

Sanat dünyasında eski anlayışların varlığını yeni ile birlikte sürdürdüğü vakıadır. Tanzimat dönemi ve sonrasında divan şiiri geleneğinin sürmesi, Garip şiirinin ortalığı kasıp kavurduğu dönemde de mesela Hisarcıların şiir anlayışı durumu örneklemektedir. Hatta bu iki örneklikle aynı zaman içerisinde Cahit Sıtkı, Tanpınar, Necip Fazıl, Ahmet Muhip gibi şairler öz şiir anlayışı ile şiir yazmıştır. Sadede dönersek eski biçimler saygındır, onları yıkmak ve değiştirmek için yeni ve çarpıcı sosyal değişim durumu gerekir. Toplumun yaşadığı değişimler temelinde hareket şarttır. Göç, hızlı kentleşme, bilim ve teknolojinin dönüşümü, büyük yıkımlar, bu değişimin zeminini hazırlar. “Yüzyılın başında sanatçılar, toplumsal gerçekliği yansıtmak değil, toplumsal sorunları çözmek zorunda kalmışlardır. Bu zorunluluk sanatçıları bir araya getirip, sanatın yeni kimliği üzerinde düşünmelerini sağlamıştır.” (Fischer, 1993)

Toprak Ayna: Gerçeklikten Kaçış

Yazar İsmail Sert’in Toprak Ayna adlı hikâye kitabı Hece Yayınları etiketiyle 2021 yılı Şubat Ayında yayınlandı. Kitap 116 sayfa ve 18 hikâyeden mürekkep.

Kitap bölümlere ayrılmamış ama bendeniz kabaca iki bölüme ayırarak değerlendirmeye çalışacağım: Kitabın ilk yedi hikâyesi (Bildiğin Ceviz, Nerde Kaldın, Su Yokuşu, Köprü Yeniden, Arada, Merkez Muzaffer Bey, Geçilen) ve son hikâye aynı zamanda kitaba da isim olan Toprak Ayna hikâyeleri kitabın ilk bölümünü oluşturuyor diğer hikâyeler de ikinci bölümü. Bu ayrım için temel aldığım husus da şu: saydığım sekiz hikâyenin her birinin ana omurgası bir imge üzerine oturtulmuş. Diğer on hikâye ise temalar ve konular üzerine inşa edilmiş.

İlk bölümdeki hikâyelerde bir kesit / sahne temel alınarak o sahnenin anlatımında ya diyaloglar üzerinden, ya da yazarın durumu işleyişi ile imge öne çıkarılıyor. Bu imgeler, ceviz, köprü, ses, rakam, elma, taş vb. Daraltılmış konular, sistem eleştirisi, hayatın bölünmesi, ayrılıklar, siyaset, iş hayatı, bireysellik gibi çağdaş insanı bağlayan ve boğan gerçeklik bağlamında ele alınmış.

Gerçekliğin ülkemizdeki değişimleri ile paralel şekilde anlatının ilerlediği ve anlatıdaki gerçekliğin değişim dönüşüm yaşadığı aşikârdır. Olay-durum (kesit)- kısa hikâye- benmerkezci hikâye ve günümüzün küçürek hikâyesi hep değişimler neticesinde edebi olarak karşılık bulmuş hikâye çeşitleridir. Bu bağlamda İsmail Sert hikâyelerinin durum-kesit hikâyesi ile kısa hikâye arasında bir yerde durduğunu söylemeliyim. Toprak Ayna’daki hikâyelerin, kentlerde yaşamaya zorlanan insanlar kadar, değişen ve modernleşen kent insanını anlatması, o insan tipinin bireyselleşme serüvenini odak noktası yapması dolayımında hikayesinin de bu projeksiyon içinde karşılığı kesit ve kısa hikayeye denk düşmüş. Bu isabetli bir tercih. Anlatmaya koyulduğunuz izlek ve imgelerin gerçeklikte karşılığının olması önemlidir. Ancak yukarıda anlatmaya çalıştığımız şekilde gerçeklik kabul ile red arasında bir ara yol olarak kalmalıdır. Sanatsal / üst gerçeklik bu noktadan itibaren yazarın estetize kabiliyetiyle ortaya çıkıyor. Bunun daha uç yönelimleri de var elbette. Sanat ve nesnellik meselesi, gerçekliğin manipülesi meselesi vb. Biz bu konulara girmeyeceğiz ama öncül olması için şu alıntıyı yapalım: “Nesnel olanın artık geçmişte bilinenden ve yeni kuşaklara öğretilenden bambaşka bir gerçeklik olduğu kuşkusuz. Gerçekliğin büsbütün değiştiğini gizleyen ideolojilerle aramızdaki çatışmaysa, özellikle bireyliklerin ortadan kaldırılmasına dönük yeni gerçekliği anlamayı zorunlu kılar (Gümüş, 2012).

Sanatçının gerçeklik karşısında alması gereken esas tutum hakkında üstad Sezai Karakoç’un tavsiye / hüküm cümlesini temel almamız şarttır: “Sanat eseri fizikten bir kurtuluş, fizikötesine bir çıkış noktası ararken, ileri atılan bir köprü ucudur.” (Karakoç, 1997). Gerçeklik bu noktadan itibaren sanatçı üzerinde baskı unsuru olmaktan çıkar. Sanatçının üst / estetik gerçekliğe ulaşması için kapı açılır. Esas olan durum; zaten içinde yaşadığı ve rahatsız olduğu realitedir. Bu realiteden kaçmak için anlatıya sığınır yazar ve okur. İsmet Özel’in de ifade ettiği üzere, yol bitince şiiri kendine yol kılmak, kabilinden.

Yazarın Toprak Ayna’da ilginç yaklaşım ve uygulamaları var. Bunlardan ikisine değinmek istiyorum. İlki; yazar hikâyelerinde hiçbir kahramanı öne çıkarmıyor. Bu öne çıkarmama durumunun, tamamen yazarın tercihi olduğunu düşünüyorum. Çoğunlukla çağdaş insanın bireyselliğini ve bundan uçlanan bunalımı anlatması durumu yazarın tercihine dönüştürüyor. Esas olarak hikâyeye temel olan durumu-kesiti kahraman haline getiriyor yazar. Sonuçta bu durum, okuru kahraman (tip / karakter) odaklı olmak yerine anlatı odaklı yapıyor. Belki şu değerlendirmeyi de yapmalıyız: yazar kesit hikâyelerini başarılı şekilde kurgulamış ama anlatımı geleneksel metotlarla kotarmış. Postmodern anlatı serbestliğine sığınmamış. Ele aldığı kesit ve anlamı yüklediği imge anlatı için yeterli olmuş ve kahramanın anlatacaklarına ihtiyaç kalmamış. İkinci olarak da değinmem gereken ilginç hususlardan olmak üzere, yazarın hikâyeyi anlatırken okurla etkileşime girmesini söyleyebilirim. Bu durumu yazarın sözü ve anlamı tamamen hikâye kişisine emanet edemeyişiyle açıklayabiliriz. Diyalog tekniğini de kullanmış oluyor bu şekilde yazar. Metin kişisiyle okuru birbirine yaklaştırmaktan daha çok dış anlatıcıyla okuru yakınlaştırmayı tercih etmiş. Bunun sonucunda da elde edilen kazanım; okurun metne karşı yeni bir bakış açısı yakalıyor olması. (S.13,26).

Yazarın temel aldığı gerçekliğin altyapısında, modern insan-modern meslekler zemin olarak döşenmiş. İnsani olarak ortaya çıkan eksiklikler başlıyor oradan: ‘kimse kimseyi görmüyor, görmek de istemiyor, kimse kimseyi dinlemiyor, dinlemek de istemiyor.’ (Su Yokuşu Hikayesi). Yeni bir öngörüsü, önerisi de sızıyor hikâyelerden. (Nerde Kaldın?). Hayatın bölünmesine dönük eleştiri ve göndermeler de var. İki farklı hayatı bütünleyen bir imge köprü. (Köprü Yeniden). En güçlü yanlardan birisi de sistem eleştirisi. Birçok hikâyede içerden ve güçlü bir eleştiri yapılıyor. (Merkez Muzaffer Bey).

Özellikle Toprak Ayna hikâyesi imgeleştirme açısından sert ve uç bir örnek olmuş. Toprak imgesi etrafında, Tasavvuf edebiyatındaki devriye şiirleri ve devir nazariyesi (Varlıkların Hak’tan gelişini ve O’na dönüşünü açıklayan tasavvufî bir görüş.) gibi topraktan başlayan ve yine toprakta sona eren hayatı özetlemiş. Bu nazariye ile ilgili İslam Ansiklopedisinden şu kısmı alalım: “Varlığı ve nesneleri sudur ve tecelli esasına göre açıklayan mutasavvıflara göre mutlak varlıktan tecellî suretiyle ayrılan bir nesne, çeşitli değişim safhalarından geçtikten sonra varlıkların en süflîsi olan madde mertebesine kadar iner. Sonra yükselmeye başlayarak yine çeşitli merhalelerden geçtikten sonra geldiği noktaya ulaşır.” (Uludağ, 1994). Bu hikayeden küçük bir bölümü; yazarın komplike anlatımının görülebilmesi için paylaşmak isterim: “Belki ilk ayna, esas ayna topraktandı. Hatta bizzat topraktı. Şehirler büyümeden, beton dünyayı işgal etmeden toprak aynaydı. Yollar toprağı örtmüş, insan topraktan uzaklaşmış, onun da ayna olduğunu unutmuştu. Herkes kendi aynasına yönelmişti. Kimse başkasının aynasına bakmıyor, aynasını ödünç vermiyordu. Herkes memnundu kendi aynasından.”

Hâsılı İsmail Sert hikâyelerinde, anlatının hatta durum-kesit hikâyesinin kısa hikâyeye evrileceği kadar tespit edilmiş ve taşları dikilmiş bir sınır içinde olacaksınız. Bu kapsamda anlatının hem imgesel yanını hem de daraltılan konular etrafında geniş ve komplike şekilde hikaye anlatmanın inceliklerini göreceksiniz. (Toprak Ayna’da, kahramanın yorgun şekilde yere düşmesi kesiti üzerine, yaratılıştan devir nazariyesine, insanların birbirine ayna oluşuna vb. pek çok inceliğe ulaşıyorsunuz.) Postmodern anlayışın sunduğu kuralsızlık ve sınırsız genişlikten söz etmiyorum. Çünkü İsmail Sert hikâyeleri dışa doğru daralan içe doğru genleşen bir anlamsal yapıyı ortaya koyuyor. Özellikle söylenmesi gereken husus da kullanılan dil… Anlamı hakkında okurun tereddüde düşeceği bir kelime, yerel bir kullanım yok. Yaşayan Türkçe bağlamında yerli yerinde bütün kullanımlar. Ben de dâhil olmak üzere, pek çok dilcinin dile yeterince dikkat etmemesi göz önüne alınırsa yazara ve editöre dil hassasiyeti için teşekkür etmek gerekiyor. İsmail Sert yazarlığını özetlemek için “temiz dil ve sadece hikâye” kullanımını önerebilirim. Bu yazıyı onun hikâyesine bir giriş denemesi olarak değerlendirmenizi istirham ediyorum ve hala okumayan varsa şiddetle öneriyorum.

Kaynakça

Fischer, E. (1993). Sanatın Gerekliliği.

Gümüş, S. (2012). Çözümleyici Eleştiri. İstanbul: can.

Karakoç, S. (1997). Edebiyat Yazıları. İstanbul: Diriliş.

Sert, İ. (2021). Toprak Ayna. Ankara: Hece Yayınları.

Uludağ, S. (1994). Türkiye Diyanet Vakfı.

Zeren, V. Ö. (2019). https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/726615.

Ethem Erdoğan - 13.08.2021

,

280

Ethem Erdoğan Hakkında

Ethem Erdoğan

Kütahya doğumlu. 1995 yılında Alkım edebiyat dergisini bir grup arkadaşıyla beraber çıkardı. Yazı ve şiirlerini Alkım, Kırağı, İpek Dili, Edebiyat Ortamı, Hece ve Yediiklim edebiyat dergilerinde yayınladı.

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin