Edebiyat Ve Toplumsal Değişimin Paralelliği Üzerine

Edebiyat Ve Toplumsal Değişimin Paralelliği Üzerine

Edebiyat Ve Toplumsal Değişimin Paralelliği Üzerine

28.09.2020 - Ethem Erdoğan
Edebiyat Ve Toplumsal Değişimin Paralelliği Üzerine

Toplumsal değişim sosyolojik bir olgu. Toplumlar pek çok eşik ve aşamalardan geçerek belli bir düzeye ve normlara ulaşabilir. Bu yüzyıllara baliğ bir birikimi işaret etmektedir. Sanat/edebiyat eserinin de toplumla birlikte evirildiği gerçeği, toplumsal değişimlerden etkilendiği şeklinde de anlaşılabilir. Ama aynı zamanda eser (nesneye tesir anlamında) belki daha fazla toplumsal değişimleri tetiklemiş ve üretmiştir de. Bunu çokça dallandırıp budaklandırmadan örnekleyelim: Tanzimat sanatçıları, Fransız ihtilalinden neşet eden eşitlik, özgürlük vb kavramları kullanmaya başladılar. Bu meyanda Divan şiirinin yapısını (ve içeriğini) bile değiştirmeyi göze aldılar. Namık Kemal, kasidenin tüm kurallarını yerle bir ederek, ilk olmak üzere soyut bir kavram için –hürriyet- kaside yazmıştır. Şinasi, şiirlerini divan yerine “Müntehabat-ı Eş’ar” adıyla yayımlayarak geleneğin tamamen dışına çıkmıştır. Bütün bunlar sadece biçim-içerik değişimi olarak kalmayıp kullandıkları yeni kavramlar dolayımında toplumu dönüştürme hususunda öncülük görevi de sayılır. Çünkü ilerleyen aşamada bu anlamda sonuçlar ortaya çıkmıştır.

​Toplumsal değişim, toplumsal yapıda genellikle uzun süreler alan, arka planında çok fazla etkenin bulunduğu değişimdir. Toplum içinde çoğunluk tarafından kabul edilen olay veya nesnelerin düzenli bir biçimde birbirini takip ederek gelişmesi yani bir örüntü bağlamında zaman içerisinde görülen değişim. Bu değişim için çok fazla örnek verilebilir. Parametreleri farklı olsa da benzer sonuçlar ortaya çıkar. Toplumsal değişme kavramsal olarak, gelişme ve ilerleme bildirmez. Toplumda gerçekleşen olumlu ya da olumsuz her türlü farklılaşmayı açıklar. Bu nedenle toplumsal değişme kavramı, bir tespitin açığa çıkmasıdır. Olumlu ya da olumsuz bir değerlendirme içermez.

18. yüzyıldan itibaren neredeyse tüm dünyada, sosyal, siyasal ve ekonomik anlamda sert değişimler yaşanmıştır. Sanayileşme, kentleşme, imparatorlukların yıkılışı, ulus devletler, demokratikleşme ve kapitalizm hatta liberalizm, yeni olgulardır. Modernleşmenin aklı olan bu değişimler aynı zamanda geleneksel bakış açılarını yok saymaktadır. Değerler sistemi ve yapıların çözülmesi anlamına gelen geleneklerden kopuşu ifade etmektedir. Son iki yüzyıldaki toplumsal değişimin fotoğrafı böyledir. Bu fotoğraf bu kadarla kalmaz elbette. Modernizm değişim olgusunu eskiye karşı bir şifa gibi sunarak, eskiyi sıkıntı saymıştır zımnen. “Mevcut insanı” ve onun bir üyesi olarak yer aldığı toplum yapısı esneme ve değişimle beraber özünü kaybederek bozulmuştur. Özellikle doğu toplumlarında aile yapısı bu modern akıldan en çok etkilenen kurumdur. Modern toplumun önemli sorunlarından birisi olan değişim ve bu değişimin topluma getirileri olduğu gibi çözülmenin sosyo-ekonomik boyutları anlamındaki sıkıntılar ve yabancılaşma gibi götürüleri de vardır.

Toplumsal değişim ana ekseni üzerinde edebiyat ve başka bilim-sanat alanlarında da değişim olmuştur. Bu anlamda değişimin metinler üzerinden okunması ve metnin kaynaklık edeceği gerçeği önümüzde durmaktadır. Bir edebî eserde bu nitelik vardır. İkinci olarak ise, bir yazarın, eserlerinin yazıldığı zaman diliminde amacı bu olmamasına rağmen, başka dallara da kaynaklık edebileceğidir. Mesela, gezi yazısı coğrafi kaynak olabilir. Metin kendisi tarihe, sosyolojiye ve psikolojiye tanıklıktır. Yunus Emre Özsaray’ın “Hikayeden Öyküye Toplumsal Değişim” eseri de bilimsel verilerle çift yönlü olarak bu değişimlerin izini sürüyor. Adı geçen eserinde “… bir diğer ifade ile anlatılan yazarın hissettikleri ve gördüklerinden ibarettir. Görünenlerin sınırları genişledikçe anlatının sınırları da genişler. İktisattaki azalan verimler prensibi gibi her ek gösterge insanın görme sınırlarına eklendikçe, görmek yavaş yavaş bir gösteriyi izlemeye dönüşür.” (sayfa 7) Bu cümleleri, insan hayatının hikayeye ya da hikayenin insan hayatına bağlı oluşu ekseninde okumak gerekiyor. Öte yandan kitabın özünde toplumsal değişim üzerinden sanatı değil, sanatsal değişim üzerinden sosyolojik dönüşüm okuması var. Çünkü adı geçen eserin giriş kısmında “Hikaye kelimesinin ‘sözlü olarak anlatmak, tahkiye etmek’ gibi bir anlamı olmasına rağmen, günümüzde anlatmanın göstermeye, hikayenin de öykü denen bir göstergeler bütününe dönüşmesinin nedenlerini anlayabilmek için modernleşme döneminden bugüne görünenlerin değişimine bakmak zorunluluk olarak ortaya çıkmaktadır.” Der. Önemli bir tespit, “hikayenin de öykü denen bir göstergeler bütününe dönüşmesi”. Belki de edebiyatımızda ilk kez, bu denli kesin bir yargı ile hikaye-öykü ayırımına değinilmiş. Hikayedeki temel argüman “anlatı-anlatmak” çünkü. Öyküde ise bir değişim olarak imgesel-görüntüsel ve metaforik anlatım devreye giriyor. Aşağıda kitaptan yola çıkarak hikaye çizgimizin gelişim ve dönüşümlerine dair tespitler sunacağım. Giritli Aziz Efendi’nin Bin Bir Gece Masallarının güncel versiyonu gibi hikayeleri, Emin Nihat’ın Müsameretname’sinde “hayal ile gerçek arasında gidip gel”meler vardır. Bu duruma kişisel yorumum şudur: bu karmaşa, modern batıdan hikaye türünün gelmesi ile geleneksel halk hikayesinden kopamama, her ikisine dair özellikleri mezc etme olarak okunabilir. Ömer Seyfettin hikayeleri de dönemin siyaset ve zihniyetinin temellendirilmesine yöneliktir. Cumhuriyetin ilk yıllarında yeni kurulan siyasi düzen nezdinde konumlanma hikayeleri vardır. Bu daha sonra varoluşçuluk ve toplumsal gerçekçilik olur. 1950-60 arası öykülerin genelinde baskın siyasetin karşısında konumlanma, dolayısıyla bunalım vardır. 1960-80 arası kırsaldan şehirlere göçün hikayesi vardır. Küçük burjuva yazarları bunu fanteziye çevirir. 1980 sonrası, ilk MGK toplantısında, anayasanın verdiği hakların kısıtlanması, sağ ve solun eşzamanlı olarak ezilmesi bir susturma eylemiydi. Darbenin idealist yaklaşımlara “sapıkça düşünceler” şeklinde bakıp, toptan ceza kesmesi ile apolitik bir toplum ve bireyselleşen hikayeler, anlatamamaktan dolayı ima etme, işaret etme, görüntü-imge ile anlatma şekline dönüşür. 1990 a kadar darbe travması üzerine yazılan öykü o kadar azdır ki yazar “oldukça sınırlıdır” der. Artık hikaye kavram olarak öyküye dönüşmektedir. Çünkü yazarın ifadesine göre “öykü denen bir göstergeler bütünü”ne evirilen bir anlatıyla karşı karşıyayız. 90 lardan itibaren liberal politikalar, serbestlik vb toplumsal hayatı darbe ile girilen apolitikten çıkarmış ancak toplum bir öngörülmeyen bir yere gidiyor. Teknoloji çağı. Bilgisayar oyunları. Akıllı telefonlar. Yeni bir apolitik çağ. Elbette yazılanlar da bunu içeriyor artık.

Yazının, hülasası yazarın ifadelerinde: Türkiye’nin geçirdiği toplumsal değişim, Türk edebiyatındaki hikâyeler üzerinden anlamlandırılmaya çalışılıyor. Bütün olarak bakıldığında öykülerin tematik yapısının toplumsal değişimin ekonomik ve siyasal etkenlerine büyük oranda uyumlu olarak değiştiği görülecektir.

Bu anlamda, hem Türkiye’nin değişimi hem de sanatın dönüşümü paralel olarak anlatılmış. Yazılan eserlerden örnek metinler verilerek değişim / dönüşüm canlı olarak gösterilmiş. Her iki değişim üzerinden çalışanlara, edebiyatımızın yolculuğuna merakı olanlara, akademisyen ve öğrencilere önemli bir kaynak “hikayeden öyküye toplumsal değişim” eseri.

Hikâyeden Öyküye Toplumsal Değişim
Yunus Emre Özsaray
İz Yayıncılık
264 s.

Ethem Erdoğan - 28.09.2020

,

2217

Ethem Erdoğan Hakkında

Ethem Erdoğan

Kütahya doğumlu. 1995 yılında Alkım edebiyat dergisini bir grup arkadaşıyla beraber çıkardı. Yazı ve şiirlerini Alkım, Kırağı, İpek Dili, Edebiyat Ortamı, Hece ve Yediiklim edebiyat dergilerinde yayınladı.

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin