Eğitimde Etik Sorunu Üzerine Bir Giriş

Eğitimde Etik Sorunu Üzerine Bir Giriş

Eğitimde Etik Sorunu Üzerine Bir Giriş

28.03.2016 - Serkan Parlak
Eğitimde Etik Sorunu Üzerine Bir Giriş

“ Bu kitabın amacı, etiğin ‘ne yapmalıyım?’ ya da ‘bu doğru olur mu?’ sorusunu soran herkesle ilgili olduğunu ortaya koymak. Etik, başkaları hakkında ahlâki yargılarda bulunan, başka insanların eylemlerini öven ya da kınayan herkesle ilgilidir. Eğitimde özel bir önem taşır; çünkü öğretmenler ve yöneticiler, hem ahlâki sorunlarla kuşatılmıştır hem de öğrencilerinin, yani gelecek kuşağın eğitiminin ve ahlâki iyiliğinin sorumluluğu her zamankinden çok onların ellerindedir,” diyor arka kapaktaki cümlelerinde kitabın yazarı Felicity Haynes.

Öncelikle eğitimde etiğe köken oluşturacak üçlü etik sınıflandırmasıyla başlayalım: Tutarlılık, sonuçlar ve önemseme.

A) GİRİŞ: Tutarlılık (Öznel): Etik ilke ve eylem tutarlılığı demektir. İnsanlara saygı gösterme adalete ilişkin bir ilke iken, tüm insanları ahlaki açıdan eşit görme tutarlılıktır.

Sonuçlar: Yapılacak şeyin doğruluğunu sınamak için yapılan evrenselleştirmedir. Evrenselleştirmede sonuç sınaması, herkesin uyması gereken kural için geçerlidir. “ Herkes, benim şu anda düşündüğüm şeyi yapsa ne olurdu? Herkesin bunu yaptığı bir dünyada yaşamak istiyorsan yap, herkesin bunu yaptığı bir dünyada yaşamak istemiyorsan yapma.”

Önemseme/Sorumluluk (Nesnel): M. Heidegger’e göre önemseme akılcılığın ön koşuludur. Farkında olmak demektir. Dikkatli ve kaygılı olmakla, sorumlulukla ilgili bir kavramdır. Dünyayı ve dünyada neler olduğunu önemsemek, ciddi bir araştırmaya girişmek için gerekli ön koşuldur.

Sorumluluğun kökeni tepki vermeye dayanır. Duyarlı bir karşılıklılık duygusuyla başkalarının kaygılarına tepki vermektir. Önemseme merkezli ahlaki gelişimde, sorumluluk ve ilişkilere dair duyarlılık ve anlayış söz konusudur.

Üçlü etik sınıflandırmasında herhangi bir kavramın ayrıcalığı yoktur. Biri kesildiğinde sistem dağılıp çözülür. Üçü birlikte temeli kurar. Etiğin Borrow düğümü denen bu yapıda ahlaki ikilem şudur: x ya da y kararı yönünde seçim yaparız. Bunlardan herhangi biri istenmeyen sonuçlar doğurur. Akıl yürütme ise şu şekilde olur: Dünya hayatında kendi istek ve çıkarlarım öne, sahne ortasına, aile ve dostlarımın çıkarları benimkinin yakınına, yabancılarınki ise arkalara konur. Başkalarının benzer öznel bakış açıları, benimkinin ayrıcalıklı olmadığını gösterir.

Eğitimde Yönetici Etiği: 1. Yapılanların benim ve ötekiler için kısa ve uzun vadeli sonuçları nelerdir? Olası yapılacakların yararları zararlarına baskın mı? 2. Durumda etkisi olan kişiler kendi geçmiş eylem ve inançlarıyla tutarlı mı? Benzer başka durumlarda uygulamayı isteyecekleri etik ilkelere göre mi hareket ediyorlar? Başkalarına kendilerine yapılmasını isteyecekleri şeyi mi yapıyorlar? 3. İnsan olarak öteki kişilerin gereksinimlerine yanıt veriyorlar mı? Kendileri gibi duyguları olan öteki kişileri önemsiyorlar mı?

B) GÜCÜN ÖTESİ: Piaget’nin ahlaki gelişiminde yaderkçilik; yetkeye tek tarafı saygı gösterme, kuralları mutlak, kutsal kabul etme eğilimidir. Özerklik ise grubun iyiliği için kurallarda değişiklik yapılabileceği anlamına gelir. Benliğin özerkliği ise her bir bireye adaletli yaklaşmakla, kişinin eylemlerinin sonuçlarını bilmesiyle ve ötekine ilgi göstermekle yakından ilgilidir.

Zorunlu eğitim alan bireyler ileride kendilerini özgürleştirecek bilgili seçimler yapmayı öğrenebilirler. ( Amaç aracı haklı çıkarıyor.)

C) AMAÇLAR VE ARAÇLAR: Özerklik, kendini gerçekleştirme ve benlik saygısı. Kabadayılık, güçlü olanın zayıf olan kişiye, istemediği halde bir şey yaptırmak için, sahip olduğu güç üstünlüğünü ağırlıklı neden olarak öne sürdüğü bir göz korkutma eylemidir. Araba hırsızları ve uyuşturucu suçlularını da düşünelim: bu kişiler başkalarının hakları ya da gereksinimlerinin göz önüne alacak biçimde yetiştirilmediler. Eylem sonuçlarını ya da başkalarının iyiliğini göz önünde bulundurmaya teşvik edilmediler.

D) ADALET VE FARKIN YAPILANDIRILMASI: Ponty’e göre “Dünya benim düşündüğüm gibi değil, yaşadığım gibidir.” Okulda üç basit kural vardır: düzenli olmak, dakik olmak, başkalarına saygı göstermek. Öğrencilerin kendi kimlik algılamalarıyla okulun dayattığı kimlik her zaman çatışma içindedir. Giyim bunun için çok uygun bir örnektir.

Gencin eğitimini etkileme olasılığı kuvvetli art alan etkenleri şunlardır: yoksulluk, düşük sosyo-ekonomik düzey, zayıf okur-yazarlık, ailenin parçalanması, şiddet taciz ve soyutlanma, kırsal kesimde yaşam. Temel ayrımcılık alanları ise cinsiyet, medeni durum, hamilelik, ırk, dini inanç, fiziksel eksiklik ve cinsel taciz olarak özetlenebilir. Değiştirilemez farklar olarak algıladığımız şeylerin oluşumunda, toplumsal kurumlar farkında olduğumuzdan daha büyük rol oynar.

Okulda genel adillik ilkeleri şunlardır: 1. Bütün öğrencilerin yetenek, ilgi ve becerilerini tam anlamıyla geliştirerek yaşamlarının sorumluluğunu almalarını sağlamak, 2. Bütün öğrencilerin tacizden uzak, destekleyici ortamda, zenginleştirici ders programlarına katılımlarını sağlamak, 3. Bütün öğrencilerin içinde yaşadıkları toplum yapısını anlamalarını, adaletsizlikleri düzeltme gücüne sahip olmalarını sağlamak.

E) HAK NEDİR? Toplumsal adaleti sağlamak için yasayla korunan çıkarlardır. Ayrımcılığı yenmek için ayrım yapmak yani pozitif ayrımcılıktır. Eşitlere eşit, eşit olmayanlara eşit olmayan biçimde davranmaktır. Bunun kökeni şuna dayanır: 1.Adalet genellikle eksiktir ve adaletsizlik hâkimdir. 2. İnsanlar, insan ilişkilerinde eksik olanı, bu ilişkileri düzenlemenin doğru yolundan daha açık görürler.

F) İYİYİ EN ÜST DÜZEYE ÇIKARMAK: Akılcılık; şimdinin ötesine gitme ve şimdi yapılanın geçmiş ve gelecekle ilişkisini dikkate alma yeteneğidir. Ahlaklı bir bireyin göz önünde tutması gereken dört önemli nokta vardır: 1. Ötekilerin iyiliği, 2. Kendi iyiliği, 3. Ötekilere gelebilecek zarar, 4. Kendine gelebilecek zarar.

Batan gemi ikilemi bu konu için güzel bir örnektir. Boğulmak üzere olan on kişi ve cankurtaran sandalında altı kişi varsa ne yaparsınız?

En yüksek sayıda insanı kurtarmaya çalışıp, herkesin boğulma riskini mi göze alırsınız? Kurtarılmaya değer olanları kendi değerlerinize göre seçer ve seçiminizi toplumun geleceği için en fazla iyiyi amaçladığınız gerekçesiyle mi haklı gösterirsiniz? Arkadaşınızı mı kurtarırsınız? Babanızı mı kurtarırsınız? Avukatı ve doktoru kurtarıp alkolik emekliyi arkada mı bırakırsınız? Kararınızın bir sonucu olarak kimilerinin ya da herkesin zarar göreceği bir durumda, yarar nasıl en üst düzeye çıkarılır?

Yukarıdaki örnekte olgusal ifadelerin değer yüklü olduğu gösterilmiştir. Gerçekler ve değerler, kültürel çerçeve ve ilk kuramlar içinde birbirine sıkı sıkıya bağlıdır. (postmodernizm-yapısalcılık sonrası düşünce)

G) TOPLULUK VE BAĞLILIK: Heidegger’e göre, hepimiz belli toplumlar içinde doğduğumuz için, benimseyeceğimiz ahlaki yaşam biçimini seçme hakkından yoksun bırakılırız. J. Habermas’a göre ise hayvanlar gibi bizim de yaşam dünyamız başlangıçta bizim için biçimlendirilmiştir. Kişinin mesleki bir topluluğa bağlılığı ( sendikalar), yasal bir gereklilik değil; etik bir kavramdır.

H) SANSÜR VE EĞİTİM PROGRAMI: Block’ a göre eğer pornografi üreticilerinin sundukları cinsellik imgelerinden hoşlanmıyorsanız, vereceğiniz uygun tepki onları bastırmak değil, daha sağlıklı ve daha gerçekçi imgelerle onları alt etmektir.

Kişinin yakın grubunun ortak geleneklerinin ötesine geçmesi fikri, uzaklaşmayı, kişinin yaşam dünyasından ayrı, bağımsız yargıda bulunması fikrini beraberinde getirir ve amaçlanması gereken de bu türden bir özerkliktir.

Bir kadın etiğinin kendine özel üç temel niteliği vardır: 1. Kadın düşüncesi daha bağlama dayalı ve daha somuttur. 2. Duygudaşlık, empati besleme ve önemseme özelliği ön plandadır. Burada önemseme; ilgiyle sevme, ilgi gösterme, kendini verme, dikkat etme ve ilgilenme anlamındadır. 3. Durum, duruma ilgi gösterme sürecinde keşfedilir.

I) DIŞARIDA BIRAKMA VE KOMİSYONLAR:Arrend’e göre kurallara düşünmeden uymak her zaman kötülüktür. Dürüstlük, doğruyu söylemek, güvenilirlik demektir. Eğitimde dürüstlük ve mesleki gizlilik birbiriyle çatışır.

İ) ETİK YARGIDA İLERLEME: Akılla kavramak, kişinin eylemlerinin gerekçelerini verebilmesi ya da bunların açıklamalarını yapabilmesi demektir. Düşünmek ve özdenetim sahibi olmaktır aslında. Ahlaki kişiliğin temeli; özdenetim, özgürlük, gurur, iyi huyluluk, doğruluk, adalet, aşırılıkların yokluğu ve alışkanlıkların uygulamalarla evrilmesine dayanır.

Foucault’ a göre ahlaki eylemin temeli olarak öznellik; şeyleri görünüşte sezgisel bir biçimde etik ya da etiğe aykırı olarak algılamamızı etkileyen güç yapılarını göz ardı eder. Özne; Weber’e göre bütünlüklü, akılcı, kendi çıkarına dönük etkin bir varlıkken; postmodern ya da yapısalcılık sonrası düşünceye göre ise, tutarlı bir özgürlük-sorumluluk-özgünlük anlatımı olmayan bağlı bir varlıktır.

Sonuç olarak eğitimde etiğin kökenini belirleyen toplumda en yüksek değerler şunlardır: özgürlük, eşitlik, kişilere saygı, ortak çıkarın gözetilmesi, insanların eylemlerini akla dayandırma yetisi, barışçı yollardan değişim olacağına inanç.

Eğitimde Etik, Felicity Haynes, Ayrıntı Yayınları, İngilizceden Çeviren: Semra Kunt Akbaş, Birinci Basım:20002, İstanbul.

Serkan Parlak - 28.03.2016

,

1595

Serkan Parlak Hakkında

Serkan Parlak

1975 yılında Bilecik'te doğdu. Ankara Üniversitesi D.T.C.F. Türk Dili ve Edebiyatı bölümünü bitirdi. MEB'de öğretmen olarak çalışıyor. İstanbul'da yaşıyor.

Çeşitli türde yazıları Notos Öykü, Radikal Kitap, Futbol Extra, Edebiyat Otağı ve Kırmızı-Beyaz-Siyah'ta (Samsunspor Kitabı, İletişim Yayınları) yayınlandı.

Derlediği "Başka Semtin Öyküleri" adlı öykü kitabı Bilgi Üniversitesi Gençlik Çalışmaları Birimi tarafından yayınlandı.

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin