Enteller Aleyküm Selâm Der Mi?

Enteller Aleyküm Selâm Der Mi?

Enteller Aleyküm Selâm Der Mi?

Enteller Aleyküm Selâm Der Mi?
Demez efendim. Sebeb? "aleyküm selâm" entelliğe aykırıdır! Haydaa.. Neden? Çünkü aleyküm selam'ı ya mutaasıp aileler, yahut köylüler (dur, daha entel bir tabir kullanayım: taşralılar.) evet, 'taşralılar' kullanır. Elinde tespihiyle köy kahvesine giren delikanlı gür sesiyle ortaya karışık bir selam veriyor. Kahve sakinleri; önlerinde çayları, başlarında kasketleri, güneş yanığı yüzleri olan bey amcalar bir ağızdan "aleyküm selam" diyor. İşte, selam almak deyince ilk akla gelebilecek senaryolardan biri. Yoksa Nişantaşı entelinin ağzından böyle bir cevap duyamazsınız... "Halbuki Cezayirli bir sosyalist din karşıtı bir propaganda yapabilirken; "selamün aleyküm" denildiği zaman "aleyküm selam" der. Ama Türkiye'de durum böyle değildir." Selam alıp, vermeyi alt kültüre ait görür bizim bazı enteller... Peki ama neden? İşte bunu irdeliyor yazar.. Prof.Dr. Ali Köse'nin 44 makalesinin yer aldığı kitapta, kitaba adını veren makalenin konusu bu..

Geneli itibarıyla kitap; dinin kültürel ve politik yansımalarını, popüler kültür ve din ilişkisini, özetle "din psikolojisini" inceliyor!

Yazar Ali Köse bey ile yapılan bir söyleşide din psikolojisine ait şu açıklamalarını okumuştum: "Din psikolojisi henüz 100 yıllık bir geçmişi olan disiplin. Din değiştirme hadisesi, türbe ziyaretleri, cemaat aidiyetleri din psikolojisinin konuları.. Ama hala çok trend bulamamasının iki nedeni var: din sosyolojisi öne çıkarak onu geride bıraktı. Veya psikologlar onu geriye attı. Çünkü psikoloji dini yok sayar! Halbuki dinin de, psikolojinin de temelde ilgilendikleri şey aynıdır: ruh." diyor Ali bey.(Dünyabizim.com)

Yazar din psikolojisinin en etkin alanlarından biri olan "türbe ziyaretleri" hakkında ilginç tespitlerde bulunuyor. "Kadınların camisi" olarak nitelendirdiği türbeleri "problem paylaşım alanı" veyahut "sosyalleşme platformu" olarak görüldüğünü düşünüyor. Hatta türbelerde bir nevi "Güzin abla" etkisi olduğunu söylüyor.Ve bunun psikolojide kutsallaştırma ihtiyacını karşıladığını belirten yazarın, çaput bağlama, türbe tavaf etme gibi hurafelere karşı çıkmasını onaylıyor, ama kabir ziyaretinin dini bir ritüeli olduğu gerçeğini de atlamak istemiyorum.

Ayrıca bir başka makalede "müze yaklaşımı" olarak isimlendirdiği "Vekil Din Psikolojisi" tespiti de hayli yerinde! İnsanlar dinlerini yaşamasalar da , dokunulmasını, reforme edilmesini istemiyor.

"Grace Davie bunu "vekil din" adını verdiği teoriyle açıklıyor. Bizde de aynı sosyolojik yapının var olduğunu düşünüyorum. Seküler dünyanın taleplerine tavizkar fetvalar veren ilahiyatçılar, dini pek de ciddiye almayan, ibadetlerle arası pek de iyi olmayan insanlardan daha fazla eleştiri alıyor." diyor yazar. Hakikaten de öyle. İnsanlar camiye gitmezler ama caminin var olmasını isterler.(sh.157)

Cami demişken; burada değinmek istediğim bir konu var! Cami ve çocuk meselesi. Ne zaman çocuklar ve namaz meselesi açılsa hanım öğrencilerim: "Hocam! Namaza alışsınlar diye camiye gönderdik de ne oldu? Biz gönderdik, camideki yaşlı amcalar da kızıp geri gönderdi." diyorlar. İlk bakışta haklı olsalar bile işin derinine indiğimizde sebep ortaya çıkıyor. "Hatayı daha başından biz yaptık." diyorum. Bizler - gençler, çocuklar, arada hanımlar- cemaatle namaz kültüründen, -daha doğru bir ifadeyle; sünneti müekkedesinden- koptukça camiler hepten yaşlı amcalara kaldı.

Böylelikle amcalar camileri "huzurevi" havasına soktular. Lütfen bu sözlerime darılmayın bey amcalar, be amcalar! Evet, camii ve mescitler huzur kaynağıdır fakat, ne kadar gürültü yapsalar da çocukları rahat bırakın ki, şu modern dünyada en azından sizin yaşınıza geldiğinde sınavından, işinden, kariyerinden ancak vakit bulup uğramaya karar verdiğinde aklında kötü bir iz kalmış olmasın. Zira bu yanlış yaklaşımın bıraktığı derin izlerini günümüzde bir çok ateistte görmek mevcut... Her ne kadar Allah katında "amcalar bağırdı" demeleri mazeret sayılmasa da en azından yaşadıkları psikolojik tahribat açısından haklılar. Ve ayrıca, torunu sırtında namaz kılan bir peygamberin (sav) hayat tarzına aykırı...

Yazar bu konuya " Zehri yapan dozdur: çocuk eğitiminde denge" konulu yazısında değiniyor. "Halbuki çocuklar için yeni bir ortamdır camii.. Evlerinden, okullarından farklı bir yapı vardır camide. Merdivenli bir minber, vaaz kürsüsü, mihrap, imamın farklı kıyafeti, tespihler ve koşturacak geniş bir mekan." diyor ve şöyle devam ediyor: sevgi ile aktarılanlar korku ile aktarılanlardan daha kalıcıdır. Bilinçaltımız uçağın kara kutusu gibidir. Biz farkında değilizdir ama her şeyi kaydeder. Öğrenilen tüm şeylerin bir çağrışımı vardır. Bu nedenle, din dersi denilince, cami hocası denilince veya dindar bir insandan bahsedilince çocuğun hep iyi çağrışımları hatırlaması lazım..(sh.146) Gerçi şu zamanda bırakalım çocukları, yetişkinlerin bile caminin yolunu hatırlayanları azınlıkta.. Halbuki "ehli sünnet ve-l cemaat" akidemiz adı üzerinde "cemaate" çok önem verir. Hatta biraz gelenekçi takılalım, eskiler damat adayını cami cemaatinden soruştururdu. Şimdi ise apartmanındakiler bile geliş-gidişte bir selamı çok gören bir neslin gitgide artmasından endişeleniyorum.

Sırf aşinalık olsun ve kültür baki kalsın diye bayan olduğumuz halde bir vakit namaz kılmak üzere yolculuk yaptığımız olur kardeşlerimle.. Bu işin psikolojik destek ve terapi yönü mühim arkadaşlar! Ha, bir de "dua odası" diye bir şey var ki; hiç girmeyelim...

Yine yazarın 2M formülü diye adlandırdığı bir formülü var ki trajikomik bir hakikat! Mekke ve Modernite! "Peygamberin (sav) doğum programında senfonik orkestra "Mekke ve Modernite" buluşmasından başka bir şey değildir."(sh.15) Namaz kılmakla suçlanan bir milli futbolcumuz, "namazımı da kılarım, golümü de atarım!" demişti bir zamanlar. Şimdi ise "Madonna'yı da bilirim, umreye de giderim" diyen bayanlar, "Peygamberin yaş gününü senfoni ile kutlarım" diyen dernekler var."(sh.16)

Yazar, "modernlik " ve ""gelenek" kavramlarını izafi görüyor. "50 yıl önce modern dediğimiz bir şey bugün pek ala gelenek adına savunulabiliyor. "Şapkayı" düşünelim; Cumhuriyetin ilk yıllarında şapka çağdaşlık adına, şehirleşme adına insanlara zorla giydirilen bir kıyafetin adıydı. O yıllarda en fazla zorlama köylüler üzerinde yapıldı. Ancak bir zaman sonra köylüler şapkayı benimsediler. Bu kez şapka köylülüğün simgesi oldu. Şehirliler tarafından kerih görülen bir kıyafet haline geldi... Dolayısıyla; neyin gelenek neyin modern olduğu meselesi felsefi gibi gözükse de, aslında sosyolojik bir anlam taşıyor.(sh.151) Modern'in ne olduğu konusunda bir noktayı belirlemekte yarar var. Modernlik tek bir coğrafya veya dünya görüşünün tekelinde olan veya yalnızca bir merkez tarafından belirlenen bir durum değildir. Ama bugün kendilerini "Modernitenin sahipleri" olarak görenler, tıpkı İslam ilmihali gibi "modernlik ilmihali" kurguluyorlar. Oysa böyle bir tavır "modern" olgusunun doğasıyla uyuşmaz, çünkü modernlik değişkenlik içerir, dolayısıyla da bir ilmihali kaldıramaz." diye yorumluyor Modernizmi.(sh.172)

Fakat ben burada, Modernizme Ali Hocamdan daha sert baktığımı fark ediyorum.. Yahut şöyle ayrıştırayım; Modernizm yaşanılan coğrafya ve dini kültüre göre adlandırılıyorsa; evet! Fakat Hristiyan batı menşeli Modernizme hayır!

Batı demişken; yazarın "Kaptan Cousteau: Bir Kompleksin Anatomisi" başlıklı enfes bir makalesi aklıma geliyor. Sadece: "Kuranın sıradan bir kitap olmadığını gördüm" diyen kaptanı hemen Müslümanlar arasına dahil etmeye çalışmak yalnızca bir kompleks belirtisidir. Kaptan Cousteau bir Fransız değil de, bir Somalili olsaydı onu bu kadar önemser miydik? Öyleyse neden Pakistanlı Nobel fizik ödülü sahibi Profesör Abdüsselam gibi bilim adamlarımızla bu kadar ilgilenmiyoruz? Bu; batılıları İslam'la değil, İslam'ı batılılarla şereflendirme şartlanmasıdır."diyordu Ali bey...(sh.142)

Malcolm X, Martin Lings gibi batılı Müslümanlardan tutun, Calvinizm'den, Darvinizm'e kadar bir çok muhtelif konulardan bahseden yazar, din psikolojisine çok iyi hakim..

Yalnız; Hz. İsa'nın döneceği konusunda: bir ilahiyatçı - yani din alanında mürekkep yalamış, kalem tutmuş bir hoca - olduğu için daha tutumlu bir yaklaşım beklerdim.. Evet, belki alanı olduğu için olaya Psiko-sosyal gözlükle bakıyor fakat, ayet ve hadislere sahip bir insanın "Şahsen ben anne-babamdan Hz. İsa'nın döneceğini öğrenerek büyüdüm. Fakat bu konuda Hristiyan literatürüyle tanıştıktan sonra kanaatlerim değişti. Bu inanışın İslam'ın ana kaynaklarından çok, Kitabı Mukaddes kültürünün etkisiyle, bizim kültürümüze geçtiğini düşünüyorum."(sh.112) demesini hoş karşılayamadım... İslam'ın ana kaynakları olan Kur'an ve Hadisi şerifler incelendiği zaman -tevil edilmeden bakılacaksa eğer- yeteri kadar net! İsa'nın (as) ineceği tabirini "Buhari" hadisi dahil, manen mütevatir olacak kadar çok değinen Efendimiz de mi Kitabı Mukaddesten etkilenmişti? Evet, günümüzde tartışmalı bir mevzu olduğunu biliyorum. Gerektiğinde sunulacak delillere de vakıfım fakat yeri burası değil ya, geçelim.

Yalnız yarım bırakmayalım; yazar her ne kadar " Ben bir sosyal bilimci olarak Hz. İsa'nın tekrar geleceğine dair beklentilerin psiko-sosyal kaynaklı olduğuna inanıyorum." dese de peşinden; "Ama bir gün Hz. İsa çıkıp gelirse de, herhalde ona ilk "hoş geldin" diyenlerden olurum."(sh.114) diyor... ? Son olarak emperyalizmle alakalı Ali Bey'in bir arkadaşının bizzat yaşadığı bir nükteyle bitirelim: Bu arkadaş bir Arap'la konuşuyor. Tabi kullandıkları dil İngilizce.. Laf arası Arap "Osmanlı emperyalistti, bizi sömürdü!" diyor. Bunun üzerine arkadaş Türkçe konuşmaya başlıyor. Arap şaşırıyor, "seni anlamıyorum" deyince, cevabını alıyor: Eğer Osmanlı emperyalist olsaydı sen bugün beni anlardın, Türkçe konuşurdun. Emperyalist olan, bugün seni İngilizce konuşturan İngilizlerdir, Osmanlı değil!..

Din psikolojisini önemsemeliyiz. Güzel kitaptı! Tavsiye ederim.

Enteller Aleyküm Selam Der Mi?
Ali Köse
İz Yayıncılık
221 sayfa
Meryem Betül Altuntaş - 18.10.2012

,

6076

Meryem Betül Altuntaş Hakkında

Meryem Betül Altuntaş

14 Eylülde Kocaeli'nde doğdu. Tahsil hayatı İstanbul'da geçti. Çeşitli eğitim kuruluşlarında Arap dili üzerine dersler veriyor. Bir Yardım kuruluşunda gönüllü çalışıyor.

Kocaeli'nde yaşıyor. İstanbul'u ve Kitapları seviyor.

Yorumlar
  • ali kose 2012.10.24 15:15

    Valla etkilendim. Ben ozetlesem bu kadar guzel olmazdi. Hic mi elestiri yok diyecektim ki onu da gordum. Keske daha cok elestiri olsaydi. Din psikolojisi kitabim yayinlandi.. Darisi onun basina.. Tesekkur ederim deger verdiginiz icin. Ali kose

  • Meryem Betül Altuntaş 2012.10.24 20:40

    Memnun, mesrur ve mahcup oldum. Ben teşekkür ederim hocam, fikri ayrılıklarda yapıcı eleştiriler çerçevesinde, kitabın hakkını vermeye gayret ettim. Anlayışınıza ve beğeninize müteşekkirim.

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin