Erdal Sarıçam İle Kitaplarının Hikâyesi

Erdal Sarıçam İle Kitaplarının Hikâyesi

Erdal Sarıçam İle Kitaplarının Hikâyesi

06.11.2015 - Bilal Can
Erdal Sarıçam İle Kitaplarının Hikâyesi

İlk kitabınızın yazılış öyküsünü bize anlatır mısınız?

Şu an yayınlanmış 9 kitabım bulunuyor. Yazılan/Yayınlanan ilk kitabım bir antolojiydi. 20 yaşındayım. Bir yayınevinin isteği üzerine hazırlamıştım. Bana çizilen herhangi bir sınır yoktu. İçeriğini tamamen kendi tercihime göre belirlemiştim. Şiirlerini büyük beğeniyle okuduğum şairlerin en güzel şiirlerini seçmiştim. O antoloji benim için çok özeldir. Zira antolojilerde muhafazakâr şairlerin “yok sayıldığı” yıllardı ve ben “alternatif” bir antoloji yapmak istemiştim. Bu nedenle şairlerin çoğunluğunu “muhafazakâr” şairler işgal etmişti. Üstelik konu da çok çarpıcıydı; “Yakın Dönem Şiirimizde Aşk…”, “Bizimkilerin” aşkı ve kadını işleyemedikleri dönem… Tabi o zamanlar telif ücreti diye bir şey yoktu. Rahattık… Ancak ben buna rağmen hemen hepsinin sözlü iznini almıştım. Birçoğu şiirini, bana faksla ilettiği gibi, bazıları da telefonda yazdırmıştı. Bir iki örnek vereyim: Lale Müldür ve Hilmi Yavuz kendi şiirlerini telefonla yazdırmışlardı bana. Nurullah Genç uzun bir şiirini fakslamıştı. Sezai Karakoç ağabeyle telefonda görüşmüştüm ve “Bensiz de çıkabilirse çıksın…” sözleriyle nazikçe reddetmişti. İsmet Özel ise “İzin istemenize gerek yok, dilediğiniz bir şiirimi seçebilirsiniz” demişti. Kitaba Murat Kapkıner, Mustafa Özçelik ve Nurettin Durman gibi değerli şairlerimizin çok özel katkıları olmuştu. 2.000 adet basılmıştı ve kısa sürede bitmişti. Sonraki yıllarda yeni baskıları yapıldı. Daha sonraki yıllarda ise birçoğunun telif ücreti istemesi nedeniyle yeniden basılamadı.

İlk eserinizi ne zaman yazdınız? Neler hissettiniz?

“Eser” diyemeyiz tabi ama ilk şiir denemem ilkokul yıllarına dayanır. Hele okul panosunda ismimi görmek çok mutlu etmişti beni. Aslında bu, bir tür mükâfattı. Yazmıştım ve yazdığım “şey” herkesin görebileceği bir panoya asılmıştı. Bu çok iyi bir şeydi. O heyecanla girdiğim yazı kulvarından hiçbir zaman ayrılmadım. Özellikle lise yıllarımda tanıştığım şair Hüseyin Akın’ın bana kattıklarını hayatım boyunca unutamam. O’nun sayesinde, birçoklarının tanışmak için ancak hayal edebileceği usta şairlerin masalarına oturma fırsatı bulmuştum. Çok güzel, çok samimi, çok içten yıllardı. Kardelen, Kayıtlar, Andırın Postası gibi dergilerle “okur” olarak tanışma ayrıcalığına sahip olmuştum. Zaten çok da fazla dergi yoktu takip edecek. Ben belli bir dönemin bitişinin son kuşak isimlerindendim. Bakın mesela o döneme ait Adem Özbay, Yusuf Özkan Özburun, Mehmet Aycı gibi isimler aklıma geliyor. Anmış olalım. İşte böyle… Şiirle başlayan yazı maceram, sonraki yıllarda araştırma ve biyografi kitaplarıyla sürdü. Hala bu alanda çalışmalarıma devam ediyorum.

Yazmasaydınız delirir miydiniz? Yazmak sizin için ne anlam ifade ediyor?

Çok erken yaşlarda tanıştım kalemle… Yazmadığım zamanı düşünemiyorum; sanırım olmadı. Delirir miydim bilmiyorum ama kitap çalışması yapmadığım, araştırıp yazmadığım zamanlar olduğunda kendimi çok eksik, çok garip ve çok anlaşılmaz hissettiğim oluyor. Bir de ben diğerlerine göre daha şanslıyım. Alanım, biyografik araştırma. Yani her zaman yazacak bir şeylerim oluyor. Ha, eğer deliliğe Foucault’nun dünyasından bakacak olursak, aslında yazmaya ilk adımla birlikte, zaten usulca delirmeye başlıyor insan. Sonradan delirmek aklınıza bile gelmiyor.

Yazmak aslında bir tür sığınak benim için. Bazen bir çeşit kurtuluş; bazen de sonsuza kadar yaşayabilmek arzusu… Aslında çok uzun bir konu… Belki de çok uzun bir konuyu ifade ediyordur; bilemiyorum.

Size göre okumak yazmanın neresindedir? Okumadan yazmak mümkün mü?

Bu çok önemli bir soru… Esasında “okumak yazmanın her yerinde” denilebilir… Bakınız ben Tuzla Belediyesi’nin kültürel çalışmaları kapsamında bir Yazarlık Atölyesi açtım. 3 yıldır yazmaya ilgi duyan gençlerle haftanın belli günlerinde ders yapıyoruz. Ben atölyeye katılan her öğrencime şunu söylüyorum: “İyi bir yazar olmaya çalışmak yerine, öncelikle iyi bir okur olmaya çalışınız!” Bu hakikaten böyledir. Zira okumadan asla yazamazsınız. Yazmak için dolu olması gerekir insanın. Önce bilgiyle; sonra da harflerle, kelimelerle dolu olması gerekir. Ne kadar çok kelime bilirseniz o kadar çok yazar, o kadar rahat ifade edersiniz. Atölyede şu vurguyu da dillendiriyorum: “Bu bir yarıştır; okumak ve yazmak her zaman başa baş giderler. Ancak yarışı, okumak, yazmanın bir adım ilerisinde tamamlar.”

Bilal Can - 06.11.2015

,

2235

Bilal Can Hakkında

Bilal Can

Dumlupınar Üniversitesi Sosyoloji lisansını tamamladıktan sonra yüksek lisansını da aynı üniversitede "Mustafa Kutlu Öykücülüğünce Mekân: Bir Edebiyat Sosyolojisi" teziyle tamamladı. Sosyolojik çalışmaları mekân, kent, şehir ve edebiyat sosyolojisi üzerine yoğunlaşmıştır. Şiirleri, denemeleri, kitap değerlendirmeleri ve eleştirileri bir çok dergide yer aldı. Kitaphaber.com.tr sitesinin kurucuları arasında yer alıyor ve 2012 yılından beri Kitaphaber.com.tr nin editörlüğünü, 2015'ten itibaren genel yayın yönetmenliğini yapıyor. 

twitter: @bilalcan1

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin