Erol AFŞİN İle Hayat ve Kitaplar Üzerine

Erol AFŞİN İle Hayat ve Kitaplar Üzerine

Erol AFŞİN İle Hayat ve Kitaplar Üzerine

28.05.2012 - Şeniz Ayaz
Erol AFŞİN İle Hayat ve Kitaplar Üzerine
Kitap Haber yazarlarla, şairlerle söyleşmeye devam ediyor. Hayatı Kucaklayan Yazılar kitabının yazarı Erol Afşin konuğumuz. Söyleşimize hoş geldiniz. Hemen ilk sorumuzu yönelteyim.

Erol Afşin'i yazmaya sevk eden ne oldu?

Hayalimde bir gün dergilerde yazı yazacağım, bir kitabım çıkacağı hiç yoktu. Ortaokuldayken ve lisedeyken kitap okurdum ama yazma hayalim o zamanlar yoktu. Lisedeyken okul dergimizle uğraşıyordum ama çok amatör idi. Her şey zaman içinde şekilleniyor, zaman içinde bazı şeylerin oturmasıyla da hayaller şekilleniyor. Hayal etmeden yola çıkılmaz bu sebeple. Önce düşüneceğiz, sonra çalışacağız ve öyle hedefe ulaşacağız. Bu duygular arasında yazmış bulundum ve çeşitli gelişim, edebiyat dergilerinde yazılarım yayımlanma imkânı bulmuş oldu.

Hayatı Kucaklayan Yazılar ilk çalışmanız. Kitabın ismine bakınca kişisel gelişim alanında bir çalışmaymış gibi görünüyor. Kitabınızdan biraz bahseder misiniz?

Hayatı Kucaklayan Yazılar, benim ilk göz ağrım. Hayata dair kırk didaktik denemeden oluşuyor. Dolayısıyla kişisel gelişim kategorisinde değerlendiriliyor. Ancak bir farkla; bu kitap sosyal içerikli denemelerden oluştuğundan dolayı duygularımızı, düşüncelerimizi zaman zaman nasıl yanlış kullandığımıza, okuma kültürünün yozlaştığına varıncaya kadar çeşitli konuları barındırıyor. Bu açıdan özellikle gençlerin okuması gönlümden geçendir. Genç, yetişkin birçok insana hitap eden bir pasajın olduğunu düşünüyorum.

Hayata dair bir değerlendirme yaptınız çalışmanızda. Kitapta hayattan birçok farklılık yansıtmışsınız ve bir araştırma yapmışsınız. Sizin bakış açınızla hayatı bize tanımlayabilir misiniz?

Gözlem de bir araştırmaktır. Okuyabilene kâinatta bir kitaptır ve bu kâinatın içinde olan her varlık, bu kitabın sayfalarıdır. Dolayısıyla günlük hayatımızda, evle okul arasında ya da iş arasında gidip gelirken insanları gözlemlemek, açan çiçeği gözlemlemenin çok önemli olduğunu düşünüyorum. Okuduğumuz metinleri okuyup geçmeyerek üzerinde düşünmeyi önemsiyorum. Misal, bir gardiyan şöyle derse, ben doktor değilim, öğretmen değilim, binlerce psikopatla uğraşıyorum, iyi değilim! Bu insanın henüz kişiliğini kazanmadığı kanaatine varırım. Çünkü işindeki aksilikleri evine yansıtabilecek bir potansiyele sahip olduğunu söylemiş oluyor. Bu da ilerde aile içinde çeşitli sıkıntılara sebep verebilir. Kitabımda hayattan örnekler var, bizzat yaşanmışlıklardan yola çıkarak oluşan metinler var. Kısacası hayat, yaşanılası zor bir kavramdır ama yaşama savaşını kazanmışsanız çok güzeldir.

Çalışmalarınızın devamı olacak mı ya da şu an üzerinde çalıştığınız yeni bir kitap var mı? Bundan sonraki çalışmalarınızın içeriği yine kişisel gelişim çalışmaları havasında mı olacak yoksa daha farklı bir tür mü olacak?

Zaman zaman dergilerde, internet sitelerinde yazmaya devam ediyorum. Yeni bir kitap çalışması henüz yok ama bir roman veyahut biyografi türünde bir çalışma düşünüyorum. Kişisel gelişimi ben daha çok şöyle görüyorum, bir tarih kitabı okumak bile gelişimdir. İnsanın kendini geliştirmesi, hayatı okuması ve dahası kendisini tanıması için önemlidir. Özellikle genç arkadaşlarımızın/kardeşlerimizin bunu sıkça yapmaya ihtiyaçları var. Maalesef bilişim teknolojisinin hızla ilerlemesiyle hayatımızın her anını bir mekanik cihaz kaplamış durumda. Dolayısıyla çevremizi göremez duruma geldik. Bu bakımdan kişisel gelişim kitaplarının sosyal yönünün ağır basan tarafını önemsiyorum. 100 adımda mutluluk ya da 100 adımda milyoner olmak türünden eserlere itibar etmiyorum. Tabii bu benim şahsi görüşüm. Bu bağlamda sosyal içerikli didaktik denemelerden oluşan bir eser yazma ihtiyacı hissedersem yazılabilir.

Madem konumuz hayat, hayatı kapsayan başka bir soru daha soralım. Son zamanlarda özellikle sanallaşan hayatlarla birlikte sorunlar fazlalaşıyor. Hayatın sorunlarına ne gibi çözüm önerileriniz olabilir?

Çok önemli bir konuya değindiniz. Toplumun yarayan kanası maalesef... Özellikle çocuklarla başlayan bu sorun büyüklerle devam ediyor. Şayet önlem alınmazsa bu kısır döngü devam edebilir. Sanal dünyanın güzelliğinin yanında çirkinliğini de unutmamak lazım. Nasıl ki araba çok yararlı bir şeyse kazanın çok kötü olduğu herkesin malumu. Dolayısıyla sanal dünyaya da bu şekilde bakmak lazım! Her şeyi sınırında kullanmak en iyisi. Çocukların evlerine hapsolarak sanal dünyada oyun oynaması çok yanlış. Anne baba olarak tamamen yasaklamak iyi olmaz lakin belli bir saatle kısıtlamak en doğrusudur. Çocuğun gerçek hayatta arkadaşlarıyla oynaması, paylaşmayı, merhameti, şefkati öğrenmesi gerekir. Sanal âlemdeki konuşmalar, tabiri caizse ruhsuz ve renksizdir. Dolayısıyla arkadaşlarımızla, sevdiklerimizle mutlaka yüz yüze gelip konuşmak durumundayız. Özellikle büyükşehirlerde yetişen çocuklar hayvanları sadece resimlerinden biliyor; bir tavuğu, keçiyi gördükleri zaman korkuyorlar. Çünkü kitaplarda resimlerini gördükleri varlıklar sayfalarda tepki vermiyor, bu sebeple çeşitli varlıkları sadece resimlerden tanıyorlar. Çocukların gelişimi açısından cep telefonu, bilgisayar ve internet konusunda çocuklara kota konmasının çok yararlı olacağını düşünüyorum.

Büyüklerde durum daha vahim... Haberlerde okuyoruz, eşler birbirlerine olan güvenlerinden şüpheye düşüyorlar. Hatta bu durum boşanmalara dahi sebep oluyor. Demek ki çok ciddi bir durumla karşı karşıyayız. Aile içinde güvenimizin sanallaşmamasına dikkat etmek zorundayız. Evde haftanın belli günlerinde kitap okuma günleri yapılmalı ve bireyler sohbet etmelidir. Yoksa bireyler eve geldiği zaman her biri bir köşeye çekilip biri cep telefonuna, biri bilgisayarına ve biri de televizyona odaklanırsa; aynı evde olup birbirinden çok uzaklaşmış olmamak işten değildir. Çözüm gayet basit, biraz ilgi ve biraz da azim.

Yazın dünyasına dönecek olursak siz Hayatı Kucaklayan Yazılarla yazın dünyasındaki yerinizi aldınız. Kitabınız ikinci baskısını da yaptı ve iyi bir okur kitlesi de kazanmış oldunuz. Çokça okuduğunuzu ve yazın dünyasını takip ettiğinizi biliyoruz. Son dönem yazın dünyamıza dair görüşleriniz nelerdir? Daha çok hangi yazarları takip etmektesiniz?

İşlerimden dolayı çok sık olmasa da okumaya çalışıyor ve yazın dünyasını takip ediyorum. Yazın dünyasının artık dünyaya uyum sağlayarak gitgide ticarileştiğini söylemek abes kaçmaz sanırım. Yazın dünyasının ticari kaygılardan biraz sıyrılması gerekiyor. Muhakkak güzel işler de yapıyorlardır ama ticari kaygılar eserlere zarar verir.

Özellikle şu yazarı mutlaka takip etmeliyim gibi bir düşüncem yok. Her eser nazarımda değerlidir. Çünkü emek verilmiş ve geceler gündüzlere katılarak bir eser ortaya çıkmış. İlgimi çeken kitapları alıyorum. Şu sıralar hatıra, Osmanlı tarihi ve yakın tarih üzerine kitaplar okuyorum. Tabii arada değişiklikler oluyor. Şu anda bir öykü ve roman kitapları okuyorum. Yılmaz Yılmaz'ın Sabahleyin Bir Tantana isimli öykü kitabını, Selçuk Alkan'ın Aşk Güzergâhının Gizemi isimli romanını okuyorum.

Genç yazar kuşağında yer aldığınız için özellikle merak ettiğimiz ve de olmazsa olmaz sorumuzu size de yöneltelim. Yazmaya merakı olan gençlere ne tür önerileriniz olabilir?

Bu soru çok önemli. Yazın dünyasına küsmekle sevmek arasında ince bir çizgi. Sabır ve tevazunun ne demek olduğunu bu yollarda çok iyi öğrenileceği aşikâr. Yazın dünyası nazlıdır. Dolayısıyla sabretmek gerekir. Her yazdığımızı da erişilmez görmemeli ve yazdıklarımızı eleştirmemiz gerekir, dolayısıyla tevazu burada büyük önem addediyor. Bu iki dengeyi özellikle korumak lazım. Şayet bunlar yoksa yazın dünyasına girmek zorlaşır. Benim bu tavsiyelerim yazın dünyasına girmiş ve yürümeye çalışan biri olarak kabul edilsin. Ben de aynı yolun yolcusuyum. Bu yolculuk da ölene kadar devam eder, öğrenmek de aynı minvalde devam eder. Okumanın önemli olduğu aşikâr! Özellikle kalem erbabı olunacaksa okumak, olmazsa olmazı...

Sözlük de başucu eserimiz olmalı, imla kılavuzu da... Yazdığımız yazıları dergilere göndererek yayın kurullarından geri dönüşler almak, yazdığımız metni tenkit etme açısından iyi olur; tecrübe kazandırır, bu süreçte sabır ve tevazuyu elden bırakmamak en iyisidir. Unutmamak lazım ki nice şair ve yazar şiirini veyahut yazısını beğenmediklerinden yırtıp atmışlardır. Yine unutmamak gerekir ki bugün İstanbul şiiriyle gönüllerde taht kuran Yahya Kemal Beyatlı'nın sağlığında basılı bir kitabı yoktu. Önemli olan o eseri bastırmak değil, en güzel şekilde ortaya koyabilmek. Şuna inanmak lazım biz yazalım, o bir gün okurunu bulur.

Kitap Haber adına bu güzel söyleşi için çok teşekkür ederim. Çalışmalarınız daim olur inşallah. Çalışmalarınızda başarılar dileriz.

Söyleşi yapma nezaketiniz için ben teşekkür ederim. Şeniz Ayaz - 28.05.2012

,

3068

Şeniz Ayaz Hakkında

Şeniz Ayaz

İnönü Üniversitesi Sosyoloji Bölümünden mezun oldu. Türk Destanlarında Kadın isimli yayınlanmış kitabı bulunmaktadır. Şu anda sosyolog olarak hizmet vermektedir. MalatyaTv de Kadın-Aile üzerine televizyon programı yapmaktadır.

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin