Es-Sire

Es-Sire

Es-Sire

09.12.2016 - Sait Alioğlu
Es-Sire

Kur’an’ın vermeye çalıştığı mesajına baktığımızda, fıkhı içeren helal ve haram argümanlarından ziyade, bunların önemini azaltmamak da birlikte mübah olgusunun öne çıktığı görülür. Demek ki, hemen her konuda ibahaya başvurmamakla birlikte, insanın mükerrem bir varlık olup özgür olarak yaratıldığı gerçeği, onun hayatını ölçülü bir şekilde özgürlük içerisinde geçirmesini gerektirdiği gerçeği öne çıkmış olur…

Buradan hareketle ölçülü bir özgürlük, itikatta da, Allah’ın varlığını birleme düşüncesi üzerine bina edildiğinde itikatta tek yetkinin Allah’a ait olduğu kendiliğinden meydana çıkardı. O halde, geçmişte Haricilik, Şiilik, Mutezile, Sünnilik vb. kalıpları ile karşımıza çıkan ve yaygın bir ifade ile “itikadi mezheb” etiketiyle formlaşan düşünce bloklarını, insanın ufkunu açan bir düşünce formu mu, yoksa Kur’an’ın, dolayısıyla Allah’ın belirleme yetkisinde bulunan itikad formu olarak mı değerlendirecektik?

Eğer itikad formu olarak değerlendirdiğimizde, bu formların çıkış sebeplerine atıf yapmayacağız, onların vücut bulduğu sosyal, siyasal ve kültürel ortamlardan, onların etkilerinden ‘asla’ bahsedemeyecektik. Buna bağlı olarak, günümüzde, gerek Şia ve Ehl-i Sünnet kanadında, bu işin oluşum ortamını düşünen insan sayısı, dünde olduğu üzere pek az olmuştu. Hatta Şiilik, ya da Sünnilik, müntesiplerinin çoğunluğu tarafından dinin kendisi olarak değerlendiriliyordu. Ve hatta herkesin, bu konunun tekidi açısından haklı(!) gerekçeleri vardı. Ki, oluşmamıştı, vardı sadece…

Bu olgu, günümüzde çeşitli İslam coğrafyalarında yaşayan çeşitli itikadi formlar içinde geçerliydi: Örneğin Haricilik…

Haricilik Nedir?

Haricilik Neydi; Hz. Ali dönemіnde meydаnа gelen Sıffin Savaşından sоnra ortаyа çıkan bir guruba verilen addır. Hz. Ali ve Hz. Muaviyе taraftarları аrаsındа meydana gelen bu ѕavaşta, Hz. Muaviуe taraftarları yеnіlеcеklеrіnі anlayınca mızrаklаrının ucuna Kuran sаyfаlаrı takarlar, “aramızda Kuran hakеm olsun” derler. Bunun üzerine çatışmalar durur, görüşmeler başlar. “hakem olayından” sоnra bіr kısım insanlar “sеn inѕanları hakem olarak kabul ettin. Halbuki hüküm аncаk Allаh’ındır” dіyеrеk Hz. Ali’nin saflarından aуrılırlar. Bunlara “Hariсiler” denіr.

“sеn inѕanları hakem olarak kabul ettin. Halbuki hüküm аncаk Allаh’ındır” ibaresinde, genel geçer anlamda ‘hükmün Allah’ın olduğu hakikati bir gerçek olmakla birlikte, siyaset işinin adalet, ehliyet, liyakat ilkeleri çerçevesinde insanlara tevdi edildiği gerçeğine ve yönetimin vazgeçilemez bir ihtiyaç olduğu gerçeği durumda kan dökmenin bir fitneye sebebiyet vermesi, kaosun ve krizin başlayıp sürmesinin önünü almayı idrak edememenin ve derinlikli düşünememenin adının Haricilik olduğunu belirtmemiz gerekirdi…

Sünniliğin ve Şiiliğin, itikadlaştığı dönemden bu yana almış oldukları şekil, muhteva ve gelmiş oldukları durumdan bakıldığında, salt fıkhi alanı ilgilendiren konular dışında, bir açmaz içerisinde oldukları alanlara bakmak gerekirdi.

Bu alanların en önemlisinin siyasete müdahale ve yeniden bir siyaset dili oluşturup oluşturamama düşüncesine rağmen, Hariciliğin ilk çıkış gününde ortaya koymaya çalıştığı perspektif eksikliği ve şu anda ise, DAİŞ benzeri terörist yapılarına kaynaklık teşkil etmesi, bu akımın, görece ‘uygun görülen’ donelerini boşladığı görülmektedir.

Es-Sire…

Kitabın arka kapak yazısında şöyle bir ifade var; “Salim b. Zekvân’ın bir manifesto niteliği taşıyan es-Sire’si, erken dönem İslam ve mezhepler tarihiyle ilgili önemli ve otantik bir eserdir. es-Sire, herşeyden önce erken dönem İslam tarihinde ortaya çıkan olay ve gelişmeler özellikle Hz. Osman ve Hz. Ali dönemlerini, siyasal ve toplumsal hadiseler ekseninde, özgün ve farklı bir bakış açısıyla ele alıp değerlendirmektedir.”

Eser hem erken dönem le ilgili hadisleri, hem de Hâricilerin ilk fırkalarıyla ilgili bilgileri, hep okuna gelen ve kabul gören hâkim bir paradigmanın tersine, bizzat bu çevrenin içinde yetişmiş bir müellifin kaleminden, içeriden bir bakışla öğrenme imkânını bize sunmaktadır. Bu sayede, Es-Sire’nin ilk dönem Hâricilerin en önemli literal kaynağı olduğunu söyleyebilirdik…

Kitabın tercüme ve notları Prof. Dr. Harun Yıldız’a ait bulunan ve editörlüğünü Mehmet Azimli’nin yaptığı ve Ankara Okulu Yayınları’ınca ‘İslam Klasiği’ dizisinin ilk eseri olan ve telif olarak Salim b. Zekvân’ın bu eseri, editör şu ifadelerle bizlere takdim etmektedir; “…Çok erken tarihe ait bir Hârici kroniğinin çevirisini sunuyoruz. Bu eser yıllardır kötülenen, suçlanan bir kesimnolan Hâriciler hakkında önyargıları tamamen tersine çevirecek bir eserdir ve bizzat kendilerinden birinin telifidir. Bu kesimi onların dilinden görüşlerini öğreneceğiz ve tarihin nasıl ters aktarılabildiğinin örneğiyle karşılaşmış olacağız.” (“Editörden”kısmı)

Bu akımın, ilgilisince ‘uygun görülen’ doneleri görece anlaşılırlık ifade etse de, eserde de müellifin Hz. Ali ve Hz. Osman’a yönelik, onları ‘İslam’dan çıkmış’ olmakla suçlaması, en azından müellif açısından Hariicilerim haklı olduğu iddiasını çok rahatlıkla çürütmektedir. Zaten onların İslam’dan çıktıklarını deklare ettikleri zevatın İslam’dan çıkmadıkları, bizzat, onların günümüze kadar süren etkilerine bakıldığında, Hâricilerin iddiasının pek de geçerli olmadığı ve bir insafa dayanmadığını göstermektedir.

Eser; ‘Giriş’ başlığı adı altında editöryel çalışma içerisinde bulunan editör Mehmet Azimli tarafından müellif Salim b. Zekvân ve eseri hakkındaki bilgileri içeren konulara ayrılmış. Esas eserin kendisi olan “es-Sire” de üç bölümden oluşmaktadır. Normalde, eski dönemlerin mantığıyla oluşturulan ve ‘klasik’ kabilinden addedilen eserlerin –doğuda ve batıda-modern zamanlarda gelişen teknik olguların basılı eserlerde de kendini göstermesi, bu editöryal çalışmada da kendini göstermiştir. Öyle ki, bu eserin, konulara ayırma çalışması kitabın editöryal çalışmasında belirtilmektedir.

İlk bölümde sırayla, peygamberler, Hz. Muhammed(s)’in kendi döneminde varolan ‘dini grupları incelemekte; bu ilk bölümün ikinci kısmında ilk dört halifeyi siretleri bağlamında bir değerlendirmeye tabi tutmaktadır. Tabii ki, bu bölümlerin tasnifi müellife ait olmayıp, editöryal çalışmanın bir ürünüydü… İkinci bölümde Hârici blokta bulunan ve ilk dönem fırkalarından olan; Ezârika, Necedât, Mürcie ve Fetene ile ilgili görüşler belirtilmiş bulunmaktadır. Üçüncü bölüm, müellife ait olmakla birlikte, bu bölümün adı olan “Sonuç ve Temenniler” başlığı, kitapta bir dipnot olarak; “Bu başlık, metnin içerik ve anlamı dikkate alınarak tarafımızdan eklenmiştir.” Vurgusu öne çıkmaktadır.

Hz. Osman’a yönelik tavır…

Müellif, ilk dört halifeden olan Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer’in siretini aktarırken sade ve samimi bir dil kullanmakta, ama Hz. Osman ve Hz. Ali ile ilgili ise, onları ‘yapıp ettiklerinden dolayı(!)’ kâfir ve haliyle de dinden çıkmış olduğunu belirtmektedir. Onu, ilk iki halifeyi anlatmaya çalıştığı üzere göreve başladığını belirterek, bilahare “…Sonra nihayet vakit geldi ve Osman dünyaya meytletti, sünneti değiştirerek bid’atler ortaya çıkardı.”(s.58) diyor…

Mutlaka Hz. Osman döneminde, ‘çevresinde bulunan ve hasbelkader çeşitli görevlerde bulunan birçok kişinin kendisinin rızası’ dışında hareket etmelerinin faturası –mutlaka haberi olmalıydı- ona kesilmezdi, ama iş başındayken yapılan bazı yanlışlar olmuş olsa bile, bunlardan hareketle bir Müslüman’ı suçlamak ve onu kâfir ilan etmek adalete, hakka ve hukuka sığmazdı. Dikkat edilirse, istisnaları olmakla birlikte, itikadi mezhep olarak karşımıza çıkan ‘düşünsel formların’ büyük bölümünün temelinde salt bir düşünce olgusu aranacağına, o yapının çıktığı siyasal, sosyal ve kültürel zeminlerin etkisi dikkate alındığında, Hâricilerin genel anlamda Hz. Osman başta olmak üzere, Hz. Ali ile ilgili ‘kesinlikli kararları’ salt Kur’an’ın mesajından ziyade, kendi oluşturduğu şartlardan oluşmaktadır.

Hz. Ali’ye yönelik tavır…

Müellif Hz. Ali ile de şunları söylemektedir; İnsanlar “…Ali’ye biat ettiler. O gün, insanlardan hiç kimse, onunla ilgili olarak “Ali adil olmayan bir şekilde hükmetti, bir haddi uygulamadı veya adaleti olmayan bir şekilde taksimatta bulundu” demeye güç yettiremedi.(s.65)

Müellif, Hz. Ali ile ilgili olarak, insanların, yani Hz. Ali’nin ilk hilafet döneminde o’na yönelik olarak tavırlarını objektif bir şekilde serdederken, bir başka yerde, bu kez, Hz. Ali’yi ‘Müslüman olarak görmeme düşüncesine atfen şu ifadeleri, kendi Hâriciliklerinin teyidi, olan bu ifadeler dikkat-i caliptir; “Müslümanlar(*) Ali’nin Allah’ın hükmünü alay konusu haline getirdiğini, hidayet üzere olanların yolundan yüz çevirip fitne ortaya çıktığı anda insanların uğrunda cihat ettikleri işi terk ederek Allah’ın dini konusunda Allah’tan başkasını hakem tayin ettiğini…”(s.68)

Müellif, eserin takdimi açısından, işlediği konu itibarıyla bizlere ilk dönem Hârici kollarını tanıtmaktaydı ve bu eser de zaten, editöryal çalışmada “es-Sire - Bir Hâricî/İbâdî Klasiği alt başlığıyla sunulmuştu.

İlk Hârici fırkalar…

-Hâricî Hâricî’ye karşı -

Müellif Hârici fırkaları anlatmaya başladığında Ezarika için, ilk dört halifenin döneminin sona ermesinin akabinde “Onlardan sonra İbnu’l-Erzak ve taraftarları ortaya çıktı” notunu düşüyor. Onları, yaptıkları yanlışlardan dolayı eleştirmektedir. Onlarla ilgili birçok düşüncesini, ‘kendince’ Kur’an’dan hareketle serdetmektedir. Bunlardan en öne çıkanlarından biri şu olsa gerek; “Recmi inkâr ettiler. Oysa Allah resulü, Eslem kabilesinden birini recmetti ve bu hadise, bu konuda sünnet haline geldi.”(s.72)

Aslında, kendi yaşadığı dönemde, indi görüşlerini bizzat Kur’an’ın ve dolayısıyla Allah’ın ayeti olduğu konusunda kesin ısrarlı olması bir yanlışlık eseri olmakla birlikte, Ezarika’nın da bazı düşünce ve uygulamasının Kur’ani olmadığını belirtmektedir İlk Hârici fırkalar, yukarıda belirtmeye çalıştığımız Ezarika ile birlikte, Necadât, Mürcie ve Fetene’den bahsetmektedir.

Biz bu yazıda, itikadi temeli bulunan ve Müslümanları ‘yapıp ettiklerinden dolayı’ tekfir edecek kadar işi ileri vardıran Hâricilerin tüm fırkaları ile birlikte, Müslümanlar arasında, salt hakikati anlatma adına’ fitneye dönüştüğünü, şimdi yaşayan ardıllarının görmesi gerekmez miydi?

Belki de bundan dolayı, o yapıların, dünde olduğu gibi bugünde Müslüman kitlelere pek sıcak gelmediği hakikatinden yola çıktığımızda, yanlışı ve doğrusuyla, birisinin “temekkün”,(**) bir diğerinin de “inzar”(***) düşüncesi üzerinden kendi kitlelerini ayakta tutma çabaları, Hâricilik gibi itikadi yapılara yer vermemeyi sağlamıştır. Tabii ki, bu iki ana paradigmanın, kendilerini Kur’an’ı hareket noktası kılarak değiştirmeye çalışması da gereklilik kazanmaktadır. Bunun da mutlaka belirtilmesi icap etmektedir. (*)Müellifin, burada ‘Müslümanlar’ ifadesinden, sadece ilk dönem Ha3ricilerini kasdettiğini bilmeliyiz…

(**) Temekkün; Mekânlaşmak, yerleşmek. Konumuz açısından bakıldığında, "Sultanın yanında rütbe sahibi olmak" anlamlarına geliyor...

(***)İnzar; Erteleme, geçiktirme. İmhal...

SALİM B.ZEKVÂN

es-Sire

Bir Hârici/İbâdi Klasiği

Ankara Okulu Yayınları 1.Bas. Ankara, 2016

Sait Alioğlu - 09.12.2016

,

1232

Sait Alioğlu Hakkında

Sait Alioğlu

Özgün Duruş gazetesinde kitap değerlendirme yazıları yazmaktadır.

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin