Eşikte Duran İnsan - Rasim Özdenören

Eşikte Duran İnsan - Rasim Özdenören

Eşikte Duran İnsan - Rasim Özdenören

Eşikte Duran İnsan - Rasim Özdenören

Eşikte durur insan, bir adım atar ve bekler. Beklemeli de, gireceği yerin havasında ki ruh uygunluğunu sorgulamalı önce ve öyle atmalı ikinci adımını içeriye!

Eşikte Duran İnsan bir Rasim Özdenören eseri. Elimde duran kitap üçüncü baskısını yapmış ve yazarın diğer kitapları gibi yine İz yayıncılık mührünü taşıyor. Kitap yüz on dokuz sayfadan ve yirmi altı denemeden oluşuyor. Kitap kapağında ki resim ismiyle bütünlük sağlayacak nitelikte yine.

Rasim Özdenören öykücülükteki başarısını deneme tarzında da devam ettirmiş. Kitabın girizgâhında Şuayb Peygambere nasip olan ağlamak haline kısaca bir değinme var. Sonrasında iyi at ve attan anlayan kişilere dem vuran ilk deneme yazsıyla Eşikte Duran İnsan"ın dünyasına giriveriyorsunuz. Aslında ata yüklenen nitelik yine bir insan olma hali. İyi insanların kalmaması, kalanlarınsa kötülerin elinde bozulması sorgulanıyor. "... Onun içindir ki, en güzel atlar, köle tabiatlı insanlar elinde bozulmakta, ahırlarda ölmektedir, bunlar meziyetleriyle bir türlü ün kazanmamaktadırlar." Diyor Özdenören. İnsan düşünüyor bu cümleleri okuduktan sonra, acaba dünya da köle tabiatlı insan sayısı mı çoğalıyor günden güne, iyi atlar nadiren gözümüze çarpıyor çünkü! Sonra "iyi at kalmadı" diyenleri şu cümleleriyle eleştiriyor: "Ona, usulünce gem vurma, doyacak kadar yem verme, söylediklerine kulak verme; sonra da eline bir kırbaç al hayvanın önüne geç ve ' Artık iyi at kalmadı" de... Bu olur mu!" Yazısın da ele aldığı sorunu çözümleriyle birlikte insanın iç âlemine sunuyor. Atlardan kasıt insanlara bir dokunmadır gibi gelse de bana, şu cümlesiyle acaba dedirtiyor insana yine: "Aslında bulunmayanın at olmayıp binici ustası olduğunu söyleyeceğiz" İnsanın binicisi kimdir acaba! Biniciden kasıt nedir burada! Okurken daha çok düşündürüyor Özdenören fikri eserlerinde. İyi kötü ayrımına da parmak basıyor, kitabın başlangıç yerine yazılan bu kısmında: "İyi attan anlayanlar var olursa, ortalıkta iyi atların bulunduğunu görebilecektir." Diyor Han Yü"nün sıkıntılı sorgulayışına. Ve yazıyı aslında bir zincirlemeyi gözler önüne sererek bitiriyor: "... Elinizde iyi atların bulunması yetmiyor, onlara iyi biniciler bulmak da gerekiyor ve iyi seyisler..."

Eşikte Duran İnsan, Rasim Özdenören"in gözlem gücünün düşüncelerine saplanmış halinin, cımbızla ayıklanarak cümlelere batmış halidir aslında. Yazar sosyal konulardan insanın içsel ruh hallerine, siyasal ve kültürel birçok konuya değinmiş ve okuyanın beklentisini başarıyla karşılamıştır benim nazarımda. Öykülerini okurken de düşündürüyordu beni, denemelerini okurken de aynı hazzın ağırlaşmış biçimini duyumsuyoruz usumuzda. Konular üzerinde basitçe düşünülüp geçilecek cinsten değil çünkü kendinizce anlamlandırmanız gereken, bazen kabullenmediğiniz fikirler çıkıyor karşınıza, nedenini sorguluyorsunuz aklınızca ama yazar bir sonraki cümle ya da deneme de aklınızda biriken sorulara, avuçlarında sakladığı cevaplarla karşılık veriyor ve rahat bir nefes alıyorsunuz. İyi at meselesinde olduğu gibi!

Tasavvufi Yaşantı başlıklı yazısında okur tam anlamıyla bir Rasim Özdenören kitabı okuduğunun farkındalığını yaşıyor aslında. Kitap muhtevası gereği İslâm bilincinin uyarılması eksenli yazılardan oluşuyor. Bu yazı da böylesi cümlelerden oluşuyor. Yazar kimliğini cümlelere öyle naif aktarıyor ki zorlama cümlelerle değil, yerli yerinde kurulan cümlelerle bilincinize uyarılar veriliyor: "İmansız ibadet boş olduğu gibi, ibadetsiz iman da boş(karşılıksız) sayılır" diyor mesela. Deneme yazıları, biçimsel duruşlarıyla okuyanını düşünce ekseninde gezdirirken, kendisini sorgulatmalı ve okurun yaşantısına sinen kusurlu davranışları, yazarın cümle aralarında irdeleyip önümüze ayan beyan koyduğu gibi yaşamımızda saklı olan kusurlu davranışları da gözlerimiz önüne sermelidir. Rasim Özdenören bu işi Eşikte Duran İnsan"da ustalıkla yapmış gerçekten. Tasavvufi yaşantının uç noktalarına kısa değinmelerle bitirdiği yazı da kişinin "...kendi iradesini Allah"ın iradesiyle bütünleştirme" noktasında şer"i yaşantının tasavvufî yaşantıyla aslında ayrılmadığını bilakis birbiri içinde yaşanan tümleşik bir yaşam tarzı olduğunu anlatmaya çalışıyor.

Fikri eserleri okurken kişinin belli bir okuma alt yapısı yoksa ciddi mana da zorlanabileceğini düşünüyorum ben, Eşikte Duran İnsan"sa yazarın fikriyatından doğan yansımaların iz düşümünden oluştuğundan, okuduğunuz bazı yazılara dönerek tekrar okumanız ya da altını çizdiğiniz satırları sık sık tekrar etmeniz gerekebilir. Ayrıca okumalar esnasında bir sözlüğe ihtiyaçta duyabilirsiniz. Ben kendi adıma ara sıra bilmediğim birkaç kelimenin altını çizdim ve sevgili google"a sorma gereği hissettim. "iğva, istidat, mündemiç, mağmum vs." Kısaca iyi bir kitap, kelime dağarcığınıza da katkıda bulunmalı, Eşikte Duran İnsan gibi!

Duanın gücünü ruhunuzda hissettirecek bir yazı var ki, kitabın nazar boncuğu niyetine üst köşesine iğnelenmiş gibi. Dua, Eylem, Özgürlük. Dua eden kişinin kendine "ol!" deme halini ve ol hükmünün verildiği işte ki eylemsel durumun yönünü, özgürlük kavramı içinde ele almış Rasim Özdenören. Tadından oku oku doyulmayan kısımları vardı yazının, altını çokça çizdirdi bana; "...bir şeye "ol!" buyruğunu veren kimse neyin olmasını istiyorsa onun olmasını gerçekleştirmek için eyleme girişmeye de hazır olması gerekiyor." Çoğumuzun eyleme geçiş noktası sorunlu olsa da eyleme geçebilenler ve yorulmadan sonunu getirenler buyruklarının meyvesini yiyor sonuçta, tabii Mevlâ"nın sonsuz izninin tadı, meyveyi yenilir kılan tek şey! "Duaların kabul edileceğine dair çeşitli Hadisi Şerifler var. Kimi zaman dua sahibinin duasının kabul edilmediğine dair kuşkuları ortaya çıktığında, onlara kendileri için daha hayırlı olanın takdir edildiği, kimi zaman da bu dünyada kabul görmeyen duaların kişinin öbür dünyasında günahlarına karşı geleceği haber verilerek karşılıksız bırakılan bir duanın olmadığı, olmayacağı bildirilmiştir. Dua, çünkü, havaya atılan bir taş gibidir: etkisi mutlaka görülür. Havaya atılan bir taş, bu dünyada bir değişim talebini içerir. Havaya atılan bir taş, bir irade izharıdır: bir eylemdir." Rasim Özdenören önceki deneme yazılarında değindiği, insanın iradesiyle Allah"ın iradesinin bütünleşmesi konusuna yazının bu kısmıyla açıklık getiriyor aslında. Olayın, iradelerin bütünleşme eyleminden ibaret olduğuna dem vuruyor. İnsan, duasının hükmü kadar, bir kez daha anlıyor!

Eşikte Duran insan, arka kapak yazısında da belirtildiği üzere, Rasim Özdenören"in ele aldığı konuları manevi perspektifle bütünleyerek okura sunduğu ve İslam maneviyatının temel kavramları üzerinde durduğu bir kitap. Adeta sayfalar göz kirası istiyor okurken, cümle "düşünün üzerimde" diye bağırıyor!

Adımımızı eşiğe korkarak atsak da ikinci adımın eylemsel süreci okunanların dimağımızda yer etmesiyle hızlanıyor aslında. Değindiğim noktalardan çok daha üstün cümleler var kitabın içerisinde, aslında her bir yazısının üzerine sayfalarca yazılabilir ama yazarın anlatmak istediğini ifade etmeye ne derece kâfi gelir cümleler bilinmez. O nedenle okunası bir kitap Eşikte Duran İnsan. Yalnızca okuyanın iç seslerine ve sorgulayışlarına cevap bulacağı cinsten. İç âleminizde ki birkaç bilinmez sorunun cevabı mutlaka bu kitabın içinde ve cevaplar eşikte duran ikinci adımınız başucunda sadece!

Eşikte Duran İnsan
Rasim Özdenören
İz Yayıncılık

Gülnaz Eliaçık Yıldız - 19.05.2014

,

4940

Gülnaz Eliaçık Yıldız Hakkında

Gülnaz Eliaçık Yıldız

1987'de Zemherinin kapı ağzında doğdu.

Edebiyata duyduğu ilgi lise yıllarında kaleme aldığı yazılarla kendini gösterdi. Orhan Veli İstanbulu dinlemenin, Cahit Sıtkı otuzbeş yaşının derdine düşmüşken, Sait Faik Dülger Balığının Ölümünü öyküce öykünürken, tüm bunları üç beş değerlendirme sorusuyla sorgulayan edebiyatı konu edinen bir derste, karalanan satırların insanlık tarihini nasıl yerinden ettiğini farketti ve okuyarak yaşamanın, yaşayarak okumaktan ayırt edilemedigi zamanların etkisini ilk bu yıllarda hissetti. Nazan Bekiroğlu ve İskender Pala o yıllarında tanıştığı ve okumaya meyilli olduğu isimler arasında yer aldı.

Bozok Üniversitesi Teknik Bilimler Yüksek Okulu'ndan 2008 yılında mezun oldu. Özel bir eğitim merkezinde gün aşırı insanlarla, çocuklarla ve en çok da kağıtlarla konuşuyor.

Onun için bir tutkudan öte olan dergiler hayatına girdiğinde kitapların ruhuna serptiği tohumlar filizleniyordu. Gün geçtikce kitaplıgında çoğalan dergiler, kiymetli birer dost gibi mahsus zamanlara konuk edildi'

'Bir' dergisinde yayınlanan 'Zelâlname', seluloz kokusuna bulanan ilk yazısı oldu. Daha sonra Mâi ve Şehrengiz dergilerinde yazıları yayınlandı.

Hâlâ Mâi dergisinde yazan Gülnaz Eliaçık, kendisine has uslubuyla fecirvakti.desenblog.com adresinde, karalamalarına yer veriyor'

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin