Evden ve Şehirden Bahsetmek

Evden ve Şehirden Bahsetmek

Evden ve Şehirden Bahsetmek

08.03.2021 - Bilal Can
Evden ve Şehirden Bahsetmek

Yaşadığımız, oturduğumuz, dinlendiğimiz, konuştuğumuz, yiyip içtiğimiz ve insanî tüm eylemlerimizi gerçekleştirdiğimiz eylemler için bir mekân koşulu vardır. Bizler bu yüzden mekâna bağımlı varlıklarız. Ne yaparsak yapalım, nereye gidersek gidelim bir mekân içerisinde durma zorunluluğumuz bizim bu bağımlılığımızı pekiştirmektedir.

Toplumların mekân ile ilişkisi kültürel, siyasal, soysal, ekonomik ve dinsel bir boyutla açıklanabildiği gibi bu açıklamaların tamamı sosyolojik bir olgu olarak mekân konusunda birleşmektedir. Sosyoloji, insanların mekân serüvenini farklı ilişki biçimleriyle gözler önüne sermekte, mekân olgusuna disiplinler arası yaklaşımla açıklık getirmektedir. Mekân; bir kurgu olarak ortaya çıkarak mimari bir yaklaşım biçimine müsaade etse de o mekânın insanlar üzerindeki etkisi ve mekânın ortaya çıkarken insanlardan etkilenmesi etkilenen ve etki eden bağlamında sosyolojinin ilgisini hak etmekte ve sosyolojinin ilgi alanına girmektedir. Bu bakımdan mekânı ele alma biçimi her disipline özgü olabildiği gibi bütüncül görmek ve irdelemek için sosyolojik perspektife ihtiyaç duyulmaktadır.

Mekân ile olan ilişkisellik biçimi toplumdan topluma değişkenlik gösterebildiği gibi genel geçer yaklaşım biçimleri de söz konusudur. Her toplumun mekân ile olan tarihsel serüveni, onu ortaya çıkartan iklim koşulları, coğrafik yapı, sosyal, siyasal ve ekonomik ile ilintilidir. Sıcak bölgeler ile soğuk bölgelerdeki mekân koşulları birbirinden farklıdır. Korunma amacıyla yapılan mekânlar ise daha çok dış tehlikelere karşı bir amaçsallık içerir. Modern dünyada ise araç olan mekânın bir amaç haline gelmesi söz konusu olmuştur. Bu da mekânın tarih içerisinde anlamsal bir değişmeye uğradığını gözler önüne sermektedir. Mekânın bu değişimi dolayısıyla mekâna olan yaklaşım biçimleri de değişmiş, bu alanda birçok çalışmalar yapılmıştır. Tüm çalışmaların temelini teşkil eden mekânın arkeolojisi, anlamsal çözümleme onu bir tarihsel düzleme yerleştirerek irdelemeyi gerektirmiştir. Bu bağlamda mekân üzerine yapılan çalışmaların temeli bu olgunun tarihsel durumuyla birlikte anılmasını sağlamış, yorum farklarıyla mekânın çözümlemeleri yapılmıştır.

Milli İdealimiz Apartman Yaptırmak Mıdır?

Kürşat Bumin’in Demokrasi Arayışında Kent başlığıyla yayımlanan eseri kenti odak noktasına alarak onun tarihsel kökenini, oluşum, gelişim ve değişim evrenini gözler önüne sererek irdelemektedir. Bumin, kent özelinde “mekânın nesneleştirilmesi”ne getirmiş olduğu eleştiri ile kent konusunu masaya yatırmakta, artık önümüzde duran durumun barbarca yağmalanıp talan edilmiş ve şehir olarak bile anılmayan yerleşim yerleri (Bumin, 2013, s. 5) olduğunu ifade etmektedir. Mekân ve insan arasındaki ilişki zamanla değişmiş, insanların mekâna olan bakış açısı kapitalist evreyle birlikte bir kırılmaya doğru girmiş ve mekân artık bir yatırım, bir rant haline bürünerek kimliksizleştirilmiş, karaktersizleştirilmiştir.

Bumin, kent özelinde her karakterli yerleşim yerinin ayrı bir dünya olduğunu ifade ederek Tanpınar’ın Beş Şehir eserinde ele aldığı şehirlerin beş ayrı dünya olduğunu, Yahya Kemal’in ise farklı dünyaları İstanbul özelinde anlattığını ifade eder. Bu durum, bütüncül bir bakış açısının göstergesi olarak kente ve mekâna dair önemli ipuçları barındırmaktadır. Tanpınar’ın monografik çalışması olan Beş Şehir’in tarihsel, kültürel ve sosyolojik arka planla anlatımı, şehrin insanla var olmasının bir sonucu olarak gösterilmesi mekânların insanlar için var olduğu sonucuna götürür. Yahya Kemal’in de bütün şehirleri İstanbul ile anlatması, İstanbul’un şehir düşüncesi konusunda merkezî bir rolünün olduğu, İstanbul’un anlaşılmasının aslında dünya şehirlerinin anlaşılması olduğu düşüncesine ulaştırmaktadır bizleri. Bumin, şehrin nesneleştirilmesine karşı çıkarken onun tarihsel, kültürel, sosyolojik yapısını önem verilmesi gerektiğini ifade eder, şehre bir mühendis gözüyle bakılmasının şehri bir çıkmaz sürüklediğinden bahseder.

Mekânda Sevgisizlik

Mekân sevgisi, “dünyayı güzelleştirme”nin bir sonucu olarak insanlığın mekân ile kurduğu bağın bir yansıması olarak okunabilmektedir. Mekân ile kurulan ünsiyet dolayısıyla insanlık kendi insanî vasıflarını da koruma altına alır. Modernizmin aklı çeldirici yaklaşımı ve postmodernizm kaotik yansımalarına karşın mekân/ev bir sığınak, bir liman olarak durmaktadır. Fakat bir üst anlatı biçimi olan modernizm ve postmodernizm mekâna olan yaklaşımların da kırılmasına sebep olmuş, evler sadece uyuma ve iş dışında dönülen ihtiyaç gidermek için başvurulan bir mekân haline bürünmüştür. Oysaki evler, bir yaşam biçiminin, bir düşünce biçiminin, bir ilişki biçiminin yansımalarıdır. Bumin, mekâna olan yaklaşımlardaki değişimi “sevgisizlik”e bağlamaktadır. Ona göre; “Süleymaniye’yi yüceltmiş bir kuşağın torunlarının, günümüzde hemen hemen her şehirde merdivensiz, içi boş, sacdan yapılmış minareli mescitler inşa etmelerinin açıklaması tek kelimeyle sevgisizliktir” (Bumin, 2013, s. s.8). Yine aynı şekilde “geçmişte, şehirlerini, suları ve ağaçlarıyla hatırlamış bir toplumun, bugün imar kanunlarında kısa süreli boşluklar yaratarak Boğaz sırtlarını imha etmesinin açıklaması da, bu sevgisizliktir” (Bumin, 2013, s. 8) ona göre. Şehre olan sevgisizlik, talan ve yağmayı beraberinde getirmektedir, barbarca şehri istila etmeyi ve araçsallaştırılan aklın menfaat odaklı bir yaklaşımıyla karşı karşıya kalınmasına sebep olmuştur. Bu bakımdan Yahya Kemal’in “bir asırdan beri gücümüz ancak harabeleri yıkmağa yetti” ifadesi şehre olan bakışın bir tür özeti gibidir.

Diyaloğun Yitimi ve Kent Arzuhali

Bumin, şehre olan sevginin yitimiyle karaktersiz mekânların ortaya çıktığını, insanların da bu mekânlarda birbirleriyle olan “diyalog” biçimlerinin yitimine sebep olduğunu bunun yerinin de “monolog”ların aldığını (Bumin, 2013, s. 14) ifade etmektedir. Kent/şehir gibi yerleşim yerlerinin antik dönemdeki kuruluşunu örnek olarak gösteren Bumin, “kentlilerin etkin katılımı olmadan, onlar için iyi bir kent kurulamaz” (Bumin, 2013, s. 16) düşüncesi doğrultusunda kentin gündelik politikalarının düzenlenmesi, kent hakkında karar verme mercinin siyasiler değil yurttaşlarda olması gerektiğini, bunun için de demokrasinin kent için en uygun yönetim biçimi olduğunu ifade etmektedir. Kentte, yurttaşların “kent hakkı”nı savunması, kendi yaşam alanlarını kendileri karar vermesi o yerleşim yerinin daha yaşanılır bir hale bürümesini sağlayacaktır. Kentlilerin/yurttaşların kent hakkını temsili birimlere vermesi kent sorunlarının ortaya çıkmasına neden olmuş, yaşanılan mekânlar kimliksizleşerek insandan kopuk, yaşanılmaz bir hale bürümüştür.

Bumin, kent düşüncesinin yurttaşların birlikteliği bağlamında irdelemekte ve bunun tarihsel kökenlerine inmektedir. Kentin tarih içinde değişimi ve dönüşümünü gözler önüne sererken bunun konjönktürel durumlarını da irdelemektedir. Geçmişten günümüze sosyal ve siyasal hareketlerin merkezi konumunda olan kentlerin “kentsel hareketler” bağlamında büyük işlev gördüğünü, konut sorunları, konut sağlama konularının toplumdan topluma değiştiğini ifade ederken insanların kentin şimdisi ve geleceği hakkında katılımcı bir tavır sergilemeden akışına bırakması kentleri büyük bir bunalıma ve handikaplara sürüklemeye devam edeceğini belirtmektedir.

Kaynakça

Bumin, K. (2013). Demokrasi Arayışında Kent (2 b.). Konya: Çizgi Kitabevi Yayınları.

Bilal Can - 08.03.2021

,

3146

Bilal Can Hakkında

Bilal Can

Dumlupınar Üniversitesi Sosyoloji lisansını tamamladıktan sonra yüksek lisansını da aynı üniversitede "Mustafa Kutlu Öykücülüğünce Mekân: Bir Edebiyat Sosyolojisi" teziyle tamamladı. Sosyolojik çalışmaları mekân, kent, şehir ve edebiyat sosyolojisi üzerine yoğunlaşmıştır. Şiirleri, denemeleri, kitap değerlendirmeleri ve eleştirileri bir çok dergide yer aldı. Kitaphaber.com.tr sitesinin kurucuları arasında yer alıyor ve 2015'ten itibaren genel yayın yönetmenliğini yapıyor.  Yayınlanmış 3 kitabı vardır. 

twitter: @bilalcan1

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin