Evrensel Sinema-Ülke Sineması, Ülke Sineması-İran Sineması

Evrensel Sinema-Ülke Sineması, Ülke Sineması-İran Sineması

Evrensel Sinema-Ülke Sineması, Ülke Sineması-İran Sineması

04.07.2016 - Süleyman Yakupoğlu
Evrensel Sinema-Ülke Sineması, Ülke Sineması-İran Sineması

Sinema doğuşundan itibaren diğer tüm sanat dalları gibi evrensel bir kimlikte varlığını sürdüreceğini belli etmiştir. İlk film gösteriminden itibaren insanları büyüleyen ve etkisi altına alan bu buluş hızlı bir şekilde dünyanın birçok ülkesine yayılmıştır. 45-50 saniyelik görüntülerden sessiz ve siyah beyaz filmlere oradan da sesli ve renkli filmlere uzanan süreç boyunca sinema uğrak noktası olan her ülke, toplum, insan, dönem ve olaydan etkilenmiş ve büyüyüp genişlemiştir.

Her ülkeden bünyesine kattığı birikimlerle hem evrensel kimlik kazanmış hem de ülkelere dair özel kimlikler ve kodlar oluşturmuştur. Ülkelerin kendi kodları ve kimlikleri sinemanın evrensel yapısı ile harmanlanınca ortaya ülke sineması kavramı çıkmaktadır.

Ülke sineması var olduğu toplumun aynası niteliğindedir. Ülke insanının yapısından tutun da gelenek, görenek, toplumun maruz kaldığı ya da maruz bırakıldığı olaylara, dönemsel şartlara, siyasi konjektür ve doğal şartlara kadar her şeyi bünyesinde barındırır. Öznel kimliğini stabil tutmanın yanı sıra gelişmişliğe de demir perde çekmeyen ülke sinemaları evrensel sinemanın her daim beslenmesinde birincil rol oynamıştır.

Kendi tarihini sinema ile yaratan Amerika harici hemen hemen tüm ülkelerde sinema çeşitli tutsaklıklar yaşamış, kısıtlamalara maruz kalmış ve yok olmaya yüz tutmuştur. Çok daha sonra bazıları yeniden doğmuş, bazıları kaldığı yerden devam etmiş, bazıları ise oluşturulan hegemonya altında var olduğunu sanmıştır.

Sanrıdan ibaret ülke sinemaları dışında ele alabileceğimiz ülke sinemalarından en etkili ve çilekeş olanının içine ufak çapta yapılacak bir gezinti iyi olacaktır. İran sineması..

Rejimlerin etkisi altında kurak fakat sulandığı zaman envai çiçekler açacak bir sinema. Zaman 1969 yılını gösterirken Darius Mehrjui the gaav (inek) filmini çeker ve zamanın İran lideri Humeyni filmi izler, çok beğenir ve ülkede sinemanın devam edip gelişmesine izin verir. Böylelikle İran yeni dalga sinemasının temelleri atılmış olur. Düşünün ki hasanın canından bile çok sevdiği ineğinin ölümünü ve sonrasında hasanın içine düştüğü psikolojik durumu anlatan bu film bir ülkenin sinemasının devam etmesini, gelişip değişmesini ve günümüze dek ulaşmasını sağlıyor. Elbette ki tek etken olarak bu filmi söyleyemeyiz lakin büyük bir etken olduğunu elbette ki söyleyebiliriz.

İran sinemasının kendine has birçok özelliği var ve bu özellikleri hem diğer ülke sinemalarından ayrı bir yer edinmesini sağlıyor hem de evrensel sinema içinde ayrı ve özel bir yer edinmesini sağlıyor. Öncelikle ele aldıkları konuların orijinalliği İran sinemasını neredeyse diğer tüm ülke sinemalarından ayırıyor. Elbette ki sadece orijinal konuları ele almaları yetmiyor. Ele aldıkları konuları realist bir dille işlemeleri de sinemanın sürreal yapısını reel yapı ile harmanlıyor ve oluşturulan filmlerin izleyici üzerindeki etkisi olabildiğince artıyor.

Toplumsal gidişatın, problemlerin ve etkileşimin en iyi yansıtıldığı filmler yine İran sinemasına ait. Baskıcı bir toplumdan böylesi özgürlük çığlıkları atan filmlerin çıkması da başlı başına bir film aslında. Filmlerinde genel manada en ufak topluluk olan aile üzerinden sokak, mahalle, şehir ve ülke tüme gidimini kullanan yapısı ile toplumsal yansımanın da en iyi örneklerini bünyesinde barındırmaktadır. Toplumun baskıcı yapısı ile sinema sanatının özgürlükçü yapısı bir araya gelince:

Arkadaşımın Evi Nerede? (Abbas Kiarostami)

Yakın Plan (Abbas Kiarostami)

Kirazın Tadı (Abbas Kiarostami)

Bir Ayrılık (Asgar Farhadi)

Elly Hakkında (Asgar Farhadi)

Kara Tahta (Samira Mahmelbaf)

Kaplumbağalar Da Uçar (Bahman Ghobadi)

Sarhoş Atlar Zamanı ( Bahman Ghobadi)

Annemin Ülkesinin Şarkıları (Bahman Ghobadi)

Yarım Ay ( Bahman Ghobadi)

Rüzgâr Bizi Sürükleyecek ( Bahman Ghobadi)

Serçelerin Şarkısı (Mecid Mecidi)

Cennetin Rengi (Mecid Mecidi)

Cennetin Çocukları( Mecid Mecidi) gibi filmler ortaya çıkıyor. Bu filmlerin birçoğu dünya çapında ödül almış, kabul görmüş, alkış, şaşkınlık ve heyecan ile karşılanmıştır. Derdi olan insanların derdi olan filmler yapması elbette ki böylesine bir karşılık bulacaktı.

Başlangıç ve gelişim dönemlerini daha kapalı yaşayan İran sineması gelişimini tamamlamaya doğru dünya sinemasına açılmıştır. Özellikle son dönem filmleri ile sinema dünyasının çok önemli ve prestijli festivallerinde aldıkları ödüller ile büyük bir atağa kalkmış ve sinema dünyasının dillere pelesenk olan ülke sinemalarından biri olmuştur. İran sinemasının gerçekleştirdiği atağı son birkaç yıldır Macar sineması da gerçekleştirmektedir. Yaptıkları filmler büyük festivallerden önemli ödüllerle dönerken ele aldıkları konular ve işleyişleri Macar sinemasını eski şaşalı dönemlerine kavuşturacak gibi duruyor.

İran sinemasının bir diğer önemli özelliğine daha değinmek istiyorum. ‘’İran sinemasının küçük çocukları var’’. İran sinemasına bakıldığında göze ilk çarpan şeylerden birisi de muhakkak ki çocuk oyuncuları olacaktır. Sergiledikleri performanslar öylesine etkileyici ki bazen filmin bile önüne geçebiliyor. Oyuncu yönetiminde zaten çok iyi olan İranlı yönetmenlerin kontrol altında tutulması ve istenileni vermesi çok daha zor olan çocuk oyuncular üzerindeki üstün başarıları da takdire şayan.

Birçok figürü çok iyi kullanan ve sinema diline kusursuzca yerleştiren İranlı sinemacılar bu figürler içinde çocuk figürünü çok daha etkili ve başka kullanıyor. Gerçekçi sinema dillerine gerçekçi oyunculuğu yerleştirmesini çok iyi biliyorlar. Genel manada dram sineması olarak da adlandırabileceğimiz İran sinemasında sergilenen çocuk oyuncu performansları çocuk üzerinde itici duran dramı da yeniyor. Öylesine kusursuz ve dozunda bir dram yükleniyor ki izleyicinin bile umudunu kestiği anlarda onları drama çeken çocuk oyuncular yine izleyicinin kurtarıcısı oluyor.

Genel olarak özgürlüğün ve umudun imgesel anlatımı olan çocuklar İran sinemasında önce ters psikoloji olarak veriliyor ve sonrasında ya bu psikoloji ile sona eriyor ve izleyicide büyük bir yıkıma sebep oluyor ya da büyük değişim gösteriyor ve umudun tek ölçütü olarak sonra eriyor. Ülke sineması denildiği zaman akla ilk gelen İran sineması diğer ülke sinemalarına da örnek teşkil etmekte ve yol göstericisi olmaktadır. Sanatın aşamayacağı engel olmadığının en büyük görselidir İran sineması.

İlerleyen dönemlerde çok daha detaylı inceleyeceğimiz İran sineması için küçük bir giriş niteliği taşıyan yazının sonuna geldik. Sinemanın her dönem var olması temennisi ile..

Süleyman Yakupoğlu - 04.07.2016

,

1828

Süleyman Yakupoğlu Hakkında

Süleyman Yakupoğlu

1990 yılında herhangi bir şehrin herhangi bir kasabasının herhangi bir köyünde sabaha karşı dünyaya geldim. Gece uykusundan hoşlanmam, gündüz uykusuna bayılırım. Yıllarımı okul hayatının her zaman çok zor olduğunu ve asla başaramayacağımı düşünerek geçirdim. 2014 yılında gazetecilik bölümünden mezun oldum. İçimdeki sinema sevgisi sebebiyle gazetecilik yapmak yerine sinema yapmayı tercih ettim ve tüm emekleri, yaşanmışlıkları rafa kaldırdım. Hata yapıp yapmadığımı gelecekte göreceğim. Şimdilik başkalarının çektiği filmleri sinemada oynatıyorum. Müziği sevdiğim gibi müziğin filmin gıdası olduğunu savunmaktayım. Bağımsız sinemanın da en az bir yerlere bağımlı sinema kadar etkili olduğunu düşünüyor ve savunuyorum.

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin