Feyzeddin Aytepe yazdı: Metaforlar Ekseninde Toplumu Anlamlandıran A

Feyzeddin Aytepe yazdı: Metaforlar Ekseninde Toplumu Anlamlandıran Adamın Kitabı

Feyzeddin Aytepe yazdı: Metaforlar Ekseninde Toplumu Anlamlandıran Adamın Kitabı

06.03.2019 - Feyzeddin Aytepe
Feyzeddin Aytepe yazdı: Metaforlar Ekseninde Toplumu Anlamlandıran Adamın Kitabı

Zygmunt Bauman “Yasa Koyucular ve Yorumcular” adlı eserinde ana tema olarak, entelektüel bir sınıfın ortaya çıkışı, bu sınıfın yükselişi ve son tahlilde bu sınıfın gerileme sürecini anlatmaktadır. Ve fakat aynı zamanda kendisinin kavramsallaştırdığı önemli benzetmeler ile bu entelektüel sınıfın serüvenini irdelemektedir. Bauman’ın bu çerçevede anlamaya ve anlatmaya çalıştığı süreç modernlikle yakında ilişkilidir. Dolayısıyla modernliğin iniş çıkışları bu çalışmayla eklektik bir durum arz etmektedir. Bauman aslında bir yönüyle bir sorgulama içerisindedir. Entelektüel kimdir? Entelektüel sınıf kimlerden oluşuyor? Entelektüelin doğuşu nasıl olmuştur. Bu entelektüeller toplumu değiştirebilecek güce sahip midir? gibi sorular bu çalışmanın önemli bir unsurunu barındırmaktadır. Yazara göre, entelektüel çalışmaya ilişkin tipik modern stratejiyi en iyi sergileyen şeylerden biri "yasa koyucu" benzetmesidir. "Bu rol, görüş ayrılıklarını hükme bağlayan otoriter ifadeler kullanmayı ve bir kez seçildiklerinde doğru ve bağlayıcı hale gelen görüşleri seçmeyi içerir. Bauman’a göre yasa koyucular. Biraz da kendi işlerini kendileri icat ediyorlar. Eserin son kısımlarında bir sesleniş söz konusudur. Bauman’ın bu seslenişi entelektüelleredir. Bauman entelektüelleri postmodern çağda hakikate çağırmaktadır. Yani entelektüelin görevi hakikati söylemektir. Bu bağlamda Bauman, modernitenin postmoderniteye dönüşümü mevzusunu irdelemektedir.

Eserin giriş kısmında modernite ve postmodernite kavramlarının genel anlamda karıştırılan iki kavram olduğuna değinilmektedir. Esasında benzer karşıtlıkların -"sanayi toplumu" ile "sanayi sonrası toplum" ya da "kapitalist toplum" ile "kapitalizm sonrası toplum" gibi- eşdeğeri olarak kullanılmadığını anlatmaktadır. Zira modernite ile postmodernite, kendi kendine oluşturulmuş ve büyük ölçüde kendi konumunun bilincinde olan kültürel ve sanatsal üslupları betimlemek üzere kullanılan "modernizm" ile "postmodernizm" terimlerinin eşanlamlısı olarak da kullanılmadığına değinilmiştir. Eserde kullanıldığı şekliyle modernite ile postmodernite kavramları, "entelektüel rol"ün yerine getirildiği birbirinden tamamıyla farklı iki bağlamını ve bunlara yanıt olarak gelişen iki ayrı stratejiyi gösterdiğini söylemektedir

Modern ya da postmodrem olan bu önemli iki pratiktir; iki tarzdan birinin ya da ötekinin egemenliği, iki kavramı entelektüel tarihin dönemleri niteliğini kazandırdığını ifade etmektedir. Birbirini izleyen tarihsel dönemler olarak modernite ile postmodernite fikri tartışmalı olsa da, iki pratik arasındaki ayrımı belirtmek, "ideal türler" olarak olsa bile- yararlıdır. Bu ayrım, var olan entelektüel karşıtlıkların özünü ve mevcut entelektüel stratejiler yelpazesini açığa çıkarmak açısından yararlı olacağı kanısındadır. Entelektüel pratiklerle ilgili olarak, modern ve postmodern terimleri arasındaki karşıtlık, dünyanın, özellikle de toplumsal dünyanın doğasını anlamadaki farklılıkları, aynı zamanda da entelektüel çalışmanın buna bağlı doğasını ve amacını anlamadaki farklılıkları gösterdiğini belirtmektedir.

Entelektüellerin Etiyolojisi

Bauman bu bölüme başlarken bir entelektüel tanımının tartışmasını yapmaktadır. Çünkü ona göre entelektüelin birden çok tanımı vardır ve fakat bu çokluğun aynı zamanda ortak yönlerinin de olduğunu vurgulamaktadır. Paul Radin, “entelektüel” tanımlamalarının hepsi de “kendini” tanımlamadır. Dolayısıyla önerdikleri her tanım, kendi kimliklerinin sınırını çizmeye yönelik bir girişimdir. Her sınır alanı ikiye ayrılır: “burası ile orası”, “içerisi ve dışarısı”, “biz ve onlar” şeklinde açıklamaktadır. Entelektüel kişinin ancak başka bir kültürle ya da başka bir metinle karşı karşıya geldiğinde kendini anlayabileceğini söylemektedir. Bauman tanımlamalar ve kavramalarla ilgili olarak belirli bir kavramın yansıttığı ve hizmet ettiği egemenlik yapısı hangisi olursa olsun, bütün bu tür kavramlar bir bütün olarak yapının egemen tarafınca değil, entelektüeller tarafınca üretilmekte, rafineleştirilmekte ya da mantıksal açıdan geliştirilmektedir. Entelektüeller kategorisi hiçbir zaman tanımsal açıdan kendine yeterli olmamıştır ve asla olmaz demektedir.

Arketip ve Ütopya

Bauman’a göre “erken modern” entelektüelin nasıl olduğunu anlamanın yolunun Batı tarihini, özelde Avrupa tarihini iyi bilmekten geçtiğini belirtmektedir. Bunu anlamak için Les Philosopes’i incelemiştir. Bauman bu grubu entelektüellerin öncüsü olarak görmektedir. Bauman, Les Philosopes’in bir ütopyayı ortaya attığını söylemektedir. Bu grup farklı meslek gruplarını içerisinde barındırmaktadır. Bu farklılıkları bir araya getiren asıl unsur toplumu anlama ve anlamlandırma çabasıdır. Bunlar değişen toplum yapısını ve değişim unsurlarını anlama çabasındadırlar.

İktidar/Bilgi Sendromunun Toplumsal Kökeni

Bauman bu bölüme Lucien Febre’nin bir söylemiyle açıklamalarına başlamaktadır. “Her zaman korku ve her yerde korku”. Modernlik öncesi dönemde yaşayanların güvenliğini sağlamak ve tehlikeye karşı savaşmak için kullanmayı öğrendikleri tek silah ne kadar güçsüz gibi görünse de kendi yoğun sosyalleşmelleri ve insan ilişkilerinin karmaşıklığıydı. Modernlikten önce insanının küçük ve istikrarlı, dolayısıyla sıkı sıkıya denetlenen dünyası, on altıncı yüzyılda büyük bir baskı altına girmiş ve bir sonraki yüz yılda geri dönülmesi imkânsız biçimde parçalanmıştır.

Baumana göre asıl tehlike köksüzlüktür. Sürekli hareket halinde olan ve her yerde yabancı olan bu insanlar, toplumsal olarak görünmez kalmışlardı. Bundan dolayı, yasa koyucular dikkatlerini “efendisiz” insanların görünürlüğünü artırma ve böylece onları gözetlenebilir hale getirmeye yönelttiler. En basit yöntem ise damgalamaktı. Çünkü bilgiye sahip olmak aynı zamanda iktidara sahip olmak demekti. Bauman’a göre modern iktidar biçimlenmesinde gerçekten yeni olan şey, pastoral ve yönlendirici tekniklerin laikleştirilmesiydi. Yönetilenler Tanrı'ya giden yolu bulmak için gerekli becerilerden yoksun bırakılmakla kalmamış, aynı zamanda bilgililerin gözetimi, yardımı ve ıslah edici· müdahalesi olmadan insana yakışır bir yaşamı sürdürme imkânları da ellerinden alınmıştı.

Bahçıvanlara Dönüşen Avlak Bekçileri

Bauman bu bölümde modern dönemi anlamlandırmak için “bahçıvan ve avlak bekçileri” metaforunu kullanmaktadır. Ona göre doğanın bir amacı yoktur. Bahçenin uzmanı bahçıvandır. Nasıl ki bahçıvan bahçedeki olumsuzlukları ve düzensizlikleri ortadan kaldırma görevini üstleniyorsa modern entelektüeller de bu görevi toplum namına üstelenmektedir. Modern yasa koyuculara göre toplum tek başına bırakılamaz. Çünkü modern entelektüellere göre insanları yalnız başına bıraktığında neyin doğru neyin yanlış olduğuna karar veremezler.

Halkı Eğitmek

Bauman bu başlık altında halkın ve kültürün temelinin bozulmasıyla eğitime duyulan ihtiyaç ortaya çıkmıştır ve bu eğitimi sağlayacakların yasa koyucular olduğunu şu şekilde açıklamaktadır: “Üzerinden geleneğin pespaye giysileri çıkarıldığında halk, "kendisi olarak insan’ın o saf, eski durumuna, insan soyunun ibret alınacak birer örneği durumuna indirgenmiş olacaktır”. O zaman yalnızca bir niteliği paylaşacaklardır: Sonsuz işlenme, biçim verilme, kusursuzlaştırılma kapasitesi. Eski ve pejmürde giysileri üzerlerinden attıkları için yeniden giydirilmeye hazır olacaklardır. Bu kez elbise dikkatle seçilecek, titizlikle tasarlanacak ve aklın öngördüğü gibi, ortak çıkar ölçüsüne uygun olarak biçilecektir. Tasarımcıların iradesi yalnızca akıl tarafından sınırlandırılacaktır. Sonunda elbiseyi giymek zorunda olanın ne doğru seçimi yapabilme yetileri vardır, ne de olasılıkla böyle bir şeye gönüllüdürler. İnsan soyu kusursuzlaşma gücüyle ilgili hiçbir sınır tanımaz. Bununla birlikte, türün özelliği onun üyeleri olan bireylerin özelliklerine dönüşmez. Aksine onlar -bireyler-kendilerini bu mağrur türün gerçek üyeleri haline getirecek kaynaklardan yoksundurlar. Böyle bir dönüşüm Akıl ile iletişim içinde olan ve dolayısıyla ortak çıkan neyi gerektirdiğini bilenlerce yönlendirilmelidir.

Kültürün Keşfi

Bauman bu başlıkta tarihsel olarak ortaya çıkan şekilsel ve zihinsel kültürün farklılıklarını anlatmaktadır. Bauman’a göre “kültür” kavramı 18. yüzyıldan itibaren ortaya çıktı. Zira o yıllarda insanlar arasında fiziki ve davranış farklılıkların farkına varıldı. Tam ve net bir biçimde belli yerlerdeki yöre insanlarının belirleyici özellikleri ve belli tepki şekilleri tespit edildi. İnsanlar arasındaki bu farklılıklar daha önce de fark edilmişti fakat bu durumu “Tanrı nasıl dilediyse öyle yaratılmış” çıkarımıyla geçiştirmek Aydınlanma devrinde artık kabul gören bir açıklama değildi. Akıl, bu konuyu/bu farklılıkları kategorize etmeliydi. Kültürlerin keşfi üzerinde en önemli etkisi olan durum vahşi kültürlerin git gide zayıflaması ve buna bağlı olarak bahçeciliğin gerekliliğinin fark edilişi olduğunu söylemektedir.

İdeoloji Ya da Fikirler Dünyası’nın Kurulması

Bauman Fikirleri bir istenç durumu olarak ifade etmektedir. Asıl sorun sorunu tanımlamak olmamalıydı. Sorunun nasıl çözüleceğiydi. Mannheim’e göre iktidarı bilgili kılmak yerine, bilgi, iktidar sahibi olmayı deneyebilir. Entelektüelleri yasa koyucular olarak gören eski söylemin, başlangıçta böyle bir söylemi olanaklı kılan toplumsal koşullar tümüyle ortadan kalktıktan sonra yeniden canlandırılması girişimi.

Yasa Koyucunun Düşüşü

Postmodern döneme girerken modernliğin araçları o kadar mükemmelleşiyor ki devletin artık entelektüellerin hizmetlerine ihtiyacı kalmıyor. Kapitalizm her şeyi hele geçiriyor. Akla olan inanca da gerek kalmıyor artık. Rasyonel ilerleme fikrine insanları ikna etmenize gerek kalmıyor dolayısıyla Bauman bu durumu entelektüellerin düşüşü olarak görüyor. Dolayısıyla artık hakikat tek olmaktan çıkıyor. Simmel’e göre tüm önceki dönemlerde yaşamış insanların tersine, bir süredir herhangi bir ortak idealimiz olmaksızın, hatta belki de hiçbir idealimiz olmaksızın yaşamaktayız.

Yorumcunun Yükselişi

Bu başlıkta entelektüellerin artık grupların içerinde sadece birer yorumcu olduklarını ifade etmektedir. Çünkü artık her grubun bir yorumcusu vardır. Hakikat, yargı ya da beğeniye cemaatlerin ötesinde evrensel bir zemin bulma yolundaki tüm arayışlar boşunadır.

Baştan Çıkarılanlar

Bauman bu bölümde Gustave Le Bon’un yaklaşmakta olan çağın bir güruh çağı olduğunu belirtmekte ve açıklamalarında bunu temel almaktadır. Güruhu rasyonel yargıda bulunma yetisi olarak tanımladığı bireyselliğin yok edildiği bir toplumsal ortam olarak tanımlamaktadır. Bu güruhun yöntemi uygarlığın sonudur. Çünkü tüm uygar yaşantı, bireyin kendini kusursuzlaştırmasına ve akıl yaşamına yönelik bir güdüyü güvence altına alan ahlaki güçler zeminine oturtmaktadır. Uygarlık belli bir zihinsel yapının ürünüdür ve temelini halkın karakterinden alır. Artık rasyonel zihniyetin yerini alan halk zihniyetinin başat özelliği saflığı, naifliği, başkalarının yönlendirmesine tabi olması ve kendi denetlediği eylemlere girişmemesidir.

Gasset’in karşıt ütopyası bize daha sonra ortaya çıkmış ancak olsa olsa sayısız öncelin sezgilerini ve iç görülerini daha da keskinleştirmiştir. Ortega’da yaklaşmakta olan kıyamet teşhisi, karın tokluğuna varoluşumuz, her türlü kısıtlamadan uzak bir yaşam özlemimiz, şımarık çocuk psikolojimiz, olduğumuzla yetinip, daha iyi olma konusundaki isteksizliğimiz üzerinde odaklanmıştı, oysa gerçekten soylu bir yaşam bir ömür boyu süren çabayla eşanlamlı olmalıydı.

Bastırılanlar

Bauman’ın dediği grup; çalışan kesim, işçiler ve yeni yoksullardır. Kitaptan alıntılarsak, Avrupa’nın modern tarihi boyunca entelektüelleri birleştiren şey, toplumsal dünyanın rasyonel örgütlenmesine duyulan gereksinim ve böyle bir örgütlenmenin ürününün bir tür sürekli "iç eğitim programı" olacağı şeklindeki imgeydi; beklenebileceği üzere, entelektüeller ideal toplum görüşüne kendi kolektif yaşam tarzlarından yola çıkarak biçim vermişlerdi ve gene beklenebileceği üzere, böyle bir ideale atfetmekten hiçbir zaman geri durmadıkları bir nitelik, akıl ile onun sözcülerine tanınan yüksek otoriteydi.

Mevcut toplum türlerini aynı bakış açısından değerlendirme eğilimi söz konusuydu; bu toplumlar hakkında, Akıl modeli krallığına olan yakınlık dereceleri ve kendi başlarına böyle bir modelin tam olarak uygulanması noktasına gelebilme olasılıklarına göre hüküm veriliyordu.

Sonuç

Bauman’a göre devlet bir metalaştırma aracı durumundadır. Kapitalizm, pazarı üretmiş olduğu mutsuzluklarla beslenmektedir. Pazarın körüklediği kişisel yetersizlik korkuları, endişeleri ve bunun yol açtığı acılar, pazarın sürmesi için vazgeçilmez nitelikteki tüketici davranışını ortaya çıkarmaktadır. Modernite projesini tamamlanma aşamasına getirmek hâlâ entelektüellerin işleri olarak kalmaktadır. Esreden alıntılarsak özetle, Son bölümlerde, bugün, geriye bakıldığında, Püritenin başarısızlığa uğramış romansı olarak görünen şeyin anlaşılması ve izlenmesi güç öyküsünü izlemeye çalıştık.

İster kendi ilk günahı nedeniyle olsun, ister bazı başka güçlerin komplosundan ötürü, Püriten tüketiciye, her ayrıntısıyla karşıtına dönüşmüştür; "haz" ya da "gerçeklik" ilkesinin değil, bir tür "rahatlık ilkesi''nin önderlik ettiği bir tip: Haz adına bile kendini yormaktan kaçınan, ne güçlü biçimde seven ne de tutkuyla nefret eden bir tip.

Püriten, entelektüellerin daha iyi, rasyonel toplum planlarında ve stratejilerinde gereğinden fazla boy gösterdiğinden, bu özgül blöfün hayat öyküsü, birçok çağdaş entelektüel tarafından moderniteden postmoderniteye giden yolda en önemli olay olarak yaşanmıştır; zaten, entelektüellerin tayin ettiği her "rasyonalite taşıyıcısının" arkasında Püriten boy gösteriyordu ve onun ortadan yok oluşunun tanınması, daha sonraki tüm aslına uygun tasvir çabalan nı gereksiz hale getirmiştir. Bu yüzden, postmodern durumun en popüler betimlemesi/yorumu "tüketici toplumu" şeklindeki betimleme/yorumdur; yeni tarihsel dönemin en önemli özelliği olarak tüketicinin ortaya çıkışını ve (en azından sayısal olarak) egemenliğini gösteren bir betimleme.

Feyzeddin Aytepe - 06.03.2019

,

3157

Feyzeddin Aytepe Hakkında

Feyzeddin Aytepe

Kadın çalışmaları, suç sosyolojisi ve din sosyolojisi alanlarında, çalışmaktadır.

 Dumlupınar Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümü’nde 2011 yılında lisans, 2015 yılında yüksek lisans öğrenimini tamamlamıştır. Hâlen Selçuk üniversitesi sosyal bilimler enstitüsünde doktora öğrenimine devam etmekte ve  Dumlupınar Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümü’nde çalışmalarını sürdürmektedir.

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin