Feyzeddin Aytepe yazdı: Rita Felski'nin Eleştirinin Sınırları Üz

Feyzeddin Aytepe yazdı: Rita Felski'nin Eleştirinin Sınırları Üzerine Bir Deneme

Feyzeddin Aytepe yazdı: Rita Felski'nin Eleştirinin Sınırları Üzerine Bir Deneme

15.08.2019 - Feyzeddin Aytepe
Feyzeddin Aytepe yazdı: Rita Felski'nin Eleştirinin Sınırları Üzerine Bir Deneme

Giriş

Eleştirinin zaman ve uzam açısından anlamlandırmasını sunmak belli kurallar çerçevesinde sınırlandırılmayacak bir olgudur. Sınır, perspektifinde bir muhayyile yazılı olanın bizlere sunduğu kadarıyla sınırlıdır. Fakat eserde bahse konu olan sınır Rita Felski’ye göre “şüphe” üzerine odaklanılmış bir bakış üzerinedir. “Şüphe”, edebi eserlerde metodun ve ruhun dışında farklı bir aktör olarak karşımıza çıkmaktadır.

Felski, eleştiri ile meşgul olurken tam olarak ne yaptığımızı ve bundan başka neler yapabileceğimizi anlamaya girişimde bulunur. Burada söz konusu olan, edebiyat eleştirilerinin metinler üzerinden yapıldığı gerçekliğidir. Bu anlamda metinde sunulan toplumsal şartlar ve karakterlerden bağımsız bir durum düşünülemez. Dikkat edilmesi gereken, eserden kopup bireye ve eylemliliğe odaklanmak edebi bir eleştirinin ötesine geçmek olacaktır. Felski, eleştiri faaliyetini bir yeniden betimleme olarak adlandırmaktadır. Bu bakış eleştiriyi bir etki ve retorik meselesine dönüştürmektedir.

Eseri bütünsel bir yaklaşımla incelemek, ilişkiselliğini hermenötikle ele almak, görünenin arkasındaki gerçekliği sunmak gerekmektedir. Böylesi bir yeniden anlatım öznellik barındırmakla beraber eleştirinin metodolojik olanın dışına çıkma ve şüphe faktörüyle ilgilidir. O halde eleştiri ile şüphenin hermenötiği arasındaki temel farklar nelerdir? Bu spesifik terimler zihnimizde ne tür entelektüel dünyalar çağrıştırıyor ve bu dünyalar birbirine nasıl yaklaşıyor yada birbirinden uzaklaşıyor? Şüphenin hermenötiği kesinlikle olumsuz çağrışımlar içeren bir terim değildir. Elbette şüphenin odak noktasını abartmak, olağanın dışına çıkarmak beraberinde riskleri de barındırmaktadır. Felski, bu durumu eleştirin baskınlığı onun tek olduğu anlamına gelmeyeceğini ifade etmektedir. Helen Small, “Beşeri bilimlerin çalışma metodu, eleştirel olmaktan ziyade betimleyici, değerlendirici, imgesel, kışkırtıca ya da spekülatiftir”[1] der.

Felski, Ricoeur’ün “şüphenin hermenötiği” kavramını öncelerken aslında temel kaygısı bu kavramın temelinden gelen görünüşün arkasındaki gizli olana ulaşma kaygısıdır. Bu yönüyle Felski fazlasıyla derin anlam dünyalarına dalmakta ve belki de sıradanın içindeki gerçekliği göz ardı etmektedir. Elbette şüphe ve hermenötik bizlere rasyonel olanın öncesine yanı dolaylı bir yorumlamaya sevk ederek görünmeyeni görünür kılmaktadır. Ve fakat bu bakış aynı zamanda sıradanın yani basit anlaşılırlığın gerçekliğini anlama açısından risk taşımaktadır. Felski alt katmana yoğunlaşarak (yani görünenin arkasındaki gerçeklik) görünür olanı yok saymaktadır. Dolayısıyla burada esasen bir metod tartışması gereklidir bu yönüyle Felski’nin metodu problematiktir. Yorumlama; bir şeyin ne anlama geldiği ve neden önem taşıdığına gönderme yapar ama şüpheci yorumlama bunu aşan bir şeydir. Felski’nin şüphede ısrarcı olması riskli olmakla birlikte genel geçer olmayabilir.

Şüphe ve bağlam

Felski, günümüzde eleştiri metoduna yeni bir bakış açısı sunma kaygısı eleştirinin merkezi olan edebiyat disiplininden uzaklaştığımızı ifade etmektedir. Felski bu yönüyle bilimsel olana karşı edebi olanı öncelemektedir. Dolayısıyla bilimciliğe (pozitivizme) karşı edebi olanı (hermenöitik) önermektedir. Dolayısıyla Felski bilimsel olandan uzaklaşıp edebiyatın limanına sığınmaktadır. Aslında Felski sosyal bilimlerin içinde konumlanamamaktdır. Şüpheci okumanın zaman ve uzamı yeniden belirlemesi gerektiğini ve yeni koordinatlar ekseninde bir haritanın sunulmasının yerinde olacağını düşünmektedir. Bu hepsinden önemlisi eleştirinin kendini övmeye dayalı soyağacını yeniden değerlendirmemizi sağlayacaktır. Eleştiri fikri kendi sorduğu sorulara verilen cevapları içermektedir. Bunun yanında normatif, radikal ve muhalif bir sunum söz konusudur. Bu bağlamda aksi durum saf, itaatkâr ve asimile olarak değerlendirilmelidir. Sonuç itibarıyla eleştirinin kendi erdemi noktasında antiteze ihtiyaç vardır. Hükmetme ya da tabi kılmaya dayalı ezici sistemin kalkanı, yine de sözel ifşanın tehdidine karşı savunmasız hale gelmektedir.

Uzaklık -Yakınlık karşıtlığı

Metoda duyulan ilginin artmasıyla beraber, mekânsal metaforlar artık edebiyatla ilgili tartışmalarda ön plana çıkmıştır. Eleştirmenler uzaklığa karşı yakınlık karşıtlığından kaygılanmakta ve yüzey ile derinliğin taşıdığı meziyetler üzerinde birine düşüncelere dalmaktadır. Bu tarz metaforlar sadece imaj değil aynı zamanda kavramları ve kanaatleri zihinde kolayca canlandıran kelime betimlemeleri vasıtasıyla nakleden fikir imajlarıdır.[2] Metaforun değeri son zamanlarda gittikçe artmaktadır. Artık şekilsel bir nesne/özne dışında kaçınılmaz bir düşünce şekli olarak kendini kabul ettirmektedir. Metafor kullanımı kaçınılmaz olmakla birlikte hangi metaforları kullandığımız önemli olmaktadır. Bu bağlamda şüpheci okumanın iki perspektifi karşımıza çıkmaktadır. Birincisi, görünür ve gizli, açık ve örtük, açığa vurulan ve gizlenen şeklindeki ayrımlar eksenindedir. Okuma bastırılmış ya da örtülmüş olan gerçekliğe ulaşmak için derin bir kazı faaliyeti olarak tasavvur edilmektedir. Eleştirmen bir arkeolog bibi bir mücadelenin sonunda asıl olana ulaşmak için kazısını yapar.

Eleştirmen mi? Dedektif mi?

Eleştiri ile suç arasındaki bağlantı nedir? Bu anlamda suçluyu arama süreci şüpheci okumaya nasıl bir ışık tutabilir? Eleştirmenler ile dedektifler arasındaki paralelliklerden söz edilmektedir. İkisi de keskin bakışlarıyla ve kuvvetli bir idraka sahip olmalarıyla övünür. İkisi de göstergeleri çözer ipuçlarını deşifre eder ve zorlu bulmacalar üzerine derinlemesine düşünür. Ernst Bloch’un sözünden hareketle, eleştirmenler ve dedektifler bulanık sularda avlanmayı severler.[3] Bu bağlamda şüpheci eleştiri, polisiye romanla hemen hemen aynı soruları sorar; her ikisi de Carlo Ginzburg’un varsayımsal paradigmasını andırır. Göstergeleri inceler sonuçtan hareket ederek nedeni yeniden inşa eder. Gözlemden hareket ederek açıklamaya ulaşır. Yapılandan hareket ederek karakteri teşhis eder.

Eleştiri

Eleştiri ile eleştirellik arasında önemli farklardan biri retoriktir. Dolayısıyla ayrım konuşan kişinin kelime tercihlerinde kendini ele vermektedir. Kendimizi bir eleştiri uğraşıcısı olarak tanımladığımızda aynı zamanda karşılıklı bir konuşmanın da öznesi oluyoruz. Bu anlamda fikirlerimizi, seçkin bir teorik düşünce ve entelektüel çekişme geleneğine istinaden konumlandırırız. Bu bağlamda eleştiri, daha önce olduğu gibi, kendine dönüşlü bir düşünceye yaklaşmaktadır.

Felski eleştirinin entelektüel, felsefi ve politik bir tür olarak vurgulamaktadır. Eleştiri analitik olduğu kadar kendi içinde öznelleşen bir serüveni olduğunu ve bu serüvenin içinde farklı tatmin ve göstergelerin olduğunu ifade etmektedir. Eleştiri olgusu varoluşunu farklı bir metin üzerinden kurgulamaktadır. Bunu yaparken aynı zamanda olumsuzlukları da içinde barındırır. Ve fakat bu olumsuzluklarla bir mücadele de söz konusudur.

Bağlam

Eleştirmen bazen metne karşı bağlam kelimeye karşı dünya sanat eserleriyle ilgili içsel açıklamalara karşı dışsal açıklamalar gibi ikili karşıtlıklar arasında gidip gelmektedir. Bu gidiş gelişler bağlamın ve biçimin arasında bir zıtlaşmayı tetiklemektedir. Bağlamcı bakış idealizm ve naiflik üzerinden eleştirirken biçimci düşünce ise odaklanılmayan durumlar için bağlamcı yaklaşımı miyop olarak değerlendirip indirgemecilikle suçlamaktadır.

“Eleştirinin sınırları” Eseri Üzerine Notlar

Felski, yazmış olduğu “eleştirinin sınırları” adlı eserinde şüphe kavramından hareketle eleştirin bağlamını açıklamaya çalışırken kendisini eleştiriyi eleştiren değil yeniden betimleyen olarak tanımlamıştır. Bu tanımlama dışında modern olanın ve kültürel bağlamın sınırlarını sorgulamış ve farklı teorisyenlere dayandırarak yeni sınırlar ortaya koymuştur. Aslında Felski’yi iyi bir kitap karıştırıcı ve tarihsellik içinde geçmişten geleceğe iyi bir sorgulayıcı olarak tanımlayabiliriz. Çünkü eserin genelinde ve özelde de yazarın kendi öznel düşüncelerinin etkisinden hareketle bir disiplin kurma çabası olduğunu görmekteyiz. Hâlbuki eleştiri Terry Eagleton da olduğu gibi kamusal bir alan gerektirir ona göre geriye kalan konuşmalar kendi kendine yapılan konuşmalardır. Burada şüpheci hermenötiğin derinliği aşırılaştırması yüzeyin kaybolmasına sebep olmaktadır. Bu bağlamda eserde yazar bir söylem analizinden öteye geçememiştir. Bu söylem analizinin temelinde de yazarın filozofların düşüncelerinden hareketle teorisini geliştirmesi ve bir disiplin oluşturma çabası kaygısı gütmesinden kaynaklıdır. Oysa bu yaklaşım objektif olma açısından problemli olacaktır. Dolayısıyla eserin bütününde sorgulamalar yapan Felskı içe dönük bir sorgulamayı tercih etmemiş kendi dolaylamalarıyla derine inip yüzeyi göz ardı etmiştir.

Eleştirinin sınırları

Rita FELSKI

Dergah Yayınları

302 sayfa

Kasım 2018

[1] Rita FELSKI (Aktaran), Eleştirinin Sınırları, S.26.

[2] A.g.e.s.88

[3] A.g.e.s.137

Feyzeddin Aytepe - 15.08.2019

,

584

Feyzeddin Aytepe Hakkında

Feyzeddin Aytepe

Kadın çalışmaları, suç sosyolojisi ve din sosyolojisi alanlarında, çalışmaktadır.

 Dumlupınar Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümü’nde 2011 yılında lisans, 2015 yılında yüksek lisans öğrenimini tamamlamıştır. Hâlen Selçuk üniversitesi sosyal bilimler enstitüsünde doktora öğrenimine devam etmekte ve  Dumlupınar Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümü’nde çalışmalarını sürdürmektedir.

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin