Fıkıh Usulü - Muhammed Ebu Zehra

Fıkıh Usulü - Muhammed Ebu Zehra

Fıkıh Usulü - Muhammed Ebu Zehra

21.03.2011 - Ferhat Özbadem
Fıkıh Usulü - Muhammed Ebu Zehra
Muhammed Ebu Zehra, 1898-1974 Mısır'ın Mahalletu'l-Kubra şehrinde dindar bir aileden doğdu. Küçük yaşlarda ilim öğrenmeye başladı. Medresetu'l-Kadu eş-Şeriyi bitirdi. Darul Ulum Fakultesini dışardan tamamladı.

1933 de Camiu'l-Ezher'in öğretim üyeliğine başladı, 1 yıl sonra Kahire Üniversitesi Hukuk Fakültesine tayin edildi ve Profesör oldu. 1958 de emekli oluncaya kadar bu fakültenin İslam Hukuku Bölümü'nün başkanlığını yaptı. Bir çok konferans verdi. Yüksek Arabiyat Araştırmaları ve İslam Araştırmaları Enstitüleri kuruluşlarına önayak oldu.

Zaman zaman Şeyh Muhammed Ebu Zehra olarak da anılan, Mısırlı İslam alimi, yazar ve entelektüel. Birçok önemli fakih ve İslam aliminin biyografilerini yazmış, mezhepler tarihi üzerine eser vermiş, İslam hukukunda suç ve ceza, vakf ve mülk konularında eserler kaleme almıştır. Biyografisini yazdığı İslam alimlerinden birkaçı şunlardır: Ebu Hanife, Malik bin Enes, Şafii, Ahmed bin Hanbel, Zeyd bin Ali, Zeynelabidin, Cafer es-Sadık, İbn Hazm, İbn Teymiyye. Akademisyon olan Ebu Zehra gerek el-Ezher gerekse Kahire Üniversitesinde ilahiyat dalında öğretim üyeliği yapmıştır. Muhammed Ebu Zehra İslam hukukuyla ilgili bir çok konferanslar vermiştir.

Ebu Zehra ile ilgili olarak, bilinmesi gereken diğer bir özelliği ise, sünnete bakış açısının klasik alimlere pek uymadığı ve “recm” cezasını red etmesidir. Türkiye’de “recm” konusu ile ilgili redde dayalı fikirler Ebu Zehra aracılığı ile gündeme gelmiştir. Ebu Zehra, “recm” ile ilgili görüşlerinin gerekçelerini/delillerini ortaya koyarak fikrini savunmuştur. Buna mukabil Ebu Zehra’nın fikirlerine reddiye niteliğinde olan Arapça eserler Türkçeye tercüme edilmiştir. Türkiyeli bir kısım yazarlar tarafından da, Ebu Zehra’nın fikirlerine reddiye sayılabilecek makaleler kaleme alınmıştır.

Ebu Zehra’nın kısa bir dönem İhvanı Müslimin hareketi ile ilişkisi olmuşsada, fikri ihtilaflardan dolayı bu birliktelik uzun sürmemiştir.

* * *

Alıntılar

“İslâm hukukunu anlayabilmek için bu hukukun dayanmış olduğu mekanizmayı iyi kavramak gerekir. Bu da, İslâm hukukunun kaynaklarıyla metodolojisini (fıkıh usulünü) bilmekle mümkün olur.”

“Fıkıh, şer'î-amel hükümleri, tafsîli (ayrı ayrı) delillerine dayanarak bilmektir.”

“Fıkıh Usulü, amelî hükümleri, tafsili. delillerinden istinbat etmek için gereken metodları tanıtan kaideler ilmidir.”

* * *

Fıkıh ve fıkıh usulünün tarifi ile aralarındaki farkı izah ettikten sonra. Fıkıh usulü babı içinde, hüküm istinbat etme kısmında, sahabeden tabiine, tabiinden etbau tabiine kadar olan süreç mercek altına alınıyor.

Fıkıh usulü ile ilgili ilk yazılı eserin İmam Şafii’nin yazmış olduğu “Er Risale” adlı kitap olduğunu ifade ediyor.(Genel kabul gören görüş budur. Ehli sünnet kaynaklarına göre.)

Konuyu izah ederken, Şia ulemasının bu konuda öne sürmüş oldukları görüşü de çürütüyor. Şöyle ki; Şia uleması ilk fıkıh usulü kaidelerini içeren kitabın İmam Caferi Sadık (Rh) tarafından talebelerine yazdırıldığını söylüyorlar. Ebu Zehra diyor ki: “Şiilerden İnıamiyye mezhebine göre Fıkıh Usulünü ilk tedvin eden İmam Muhammed el-Bakır b. Ali Zeynel Abidin, kendisinden sonra da oğlu İmam Ebu Abdullah Cafer es-Sadık'tır. Bu konuda Ayetullah Seyyid Hasan es-Sadr (Öl. 1354 H.) şöyle der:

"Bilmiş ol ki Fıkıh Usulünü ilk tesis eden, bölümlere ayıran ve meselelerini açıklayan İmam Ebu Cafer Muhammed el-Bakır ve kendisinden sonra oğlu İmam (Cafer es-Sadık)dır. Bunlar talebelerine, Fıkıh Usulü kaidelerini yazdırmışlar, onunla ilgili birçok meseleleri toplamışlar ve sonrakiler de, bunları, yazarların tertibine göre, kendilerine ulaşan rivayetlere dayanarak tasnif etmişlerdir."

Bu söz üzerinde o büyük fakih ile hafif bir tartışmada bulunmak istiyoruz. Fıkıh Usulüne ait kaidelerin o iki imama nispeti meselesinde münakaşa etmek istemiyoruz. Sadece onun sözü üzerinde durmak istiyoruz. Ayetullah; "Bunlar, talebelerine Fıkıh Usulü kaidelerini yazdırmışlar..." diyor, "kendileri yasmışlardır" demiyor. Söz konusu ise, Şafii'nin tedvin bakımından önce gelişi, bu sahada müstakil bir eser yazısıdır. Büyük Fakih (Ayetullah) ise, o iki imamın bu konuda yazdırdığı veya bizzat yazdığı bir eserin varlığını idda etmemiştir. Buna göre diyebiliriz ki, Fıkıh Usulü kaidelerinin bu iki imama nispeti, Hanefîlerin bir kısım usul kaidelerini kendi mezheblerinin imamlarına nispeti gibidir. Mesela, onlar "Ebu Hanife ve arkadaşlarına göre âmm'ın delaleti kat'îdir", "Hass, âmmı tahsis etmez; ancak müstakil ve zaman bakımından müşterek olursa tahsis eder..." derler. Bu görüşler, Furû'a tatbik edilmiş bir halde Hanefi imamlarından intikal etmiştir.

Ayetullah Seyyid Hasan es-Sadr da, o iki imamın bu konuda bir telifi bulunduğunu söylememiş; ancak gelişi güzel bir yazdırma (imlâ)'dan söz etmiştir. İmam Muhammed el-Bakır ve Caferi s-Sadık bu konuda düşünce bakımından Şafii’den öncedirler, denilecek olursa; bizim de belirttiğimiz gibi bu kaideler, Şahabiler, Tabiiler ve sonraki müçtehidlerin zihinlerinde mevcuttu; hatta bazıları bunları zikrediyor ve fıkıhlarını bunlar üzerine oturtuyorlardı. İmam Cafer, bu kaidelerin bir kısmını talebelerine yazdırmışsa, kendisinden sonra da talebeleri onları tertiplemiş ve bölümlere ayırmışlarsa, zaman bakımından adı geçen İmam Cafer es-Sadık ve baba İmam Muhammed el-Bakır devrine rastlar ki, netice itibariyle bu da, o devirde metodlarm düşünülmüş olduğunu gösterir. Zaten fıkıh okulları da birbirinden metodları itibariyle ayrılmıştır.

Adı geçen iki İmam bölümlere ayırarak muntazam bir eser yazmadıklarına göre, te'lif bakımından Şafii'den Önce gelemezler. Gerçek odur ki, ve sadece herhangi bir bölümü anlatmakla yetinmemiştir. Meselâ, Kitab (Kur'an)'dan Şafii, Fıkıh Usulünü bölümlere ayırarak kaleme almış, bu ilmin bütün esaslarını bir araya toplamış bahsetmiş, Sünnet ve bunun isbat yollarını, Kur'an karşısındaki mevkiini ve lafzı delaletleri incelemiş; ânım, hâss, müşterek, mücmel ve mufassal hakkında açıklamalar yapmıştır. Sonra icma' ve bunun hakikatini incelemiş, bu konuda görülmemiş bir şekilde ilmî münakaşalarda bulunmuştur. Daha sonra kıyas'm esaslarını tesbit etmiş ve istihsan üzerinde durmuştur.”

İmam Şafii’den sonra fıkıh usulünün durumu, mutekellim/Şafii usulü ve Hanefi usulü ile ilgili ayrıntılı bilgi veriliyor.

Birinci bölümde; Şer’i hükümler ve kısımları işlenmiş. Teklifi hükümler ve kısımları, Vaz’i hükümler ve kısımları. Teklifi hükümler anlatılırken, vacib ve çeşitleri üzerinde inceden inceye durulmuş. Hanefilerde vacibin diğer ekollere göre farklı ele alındığı belirtilip sebepleri izah edilmiş. Akabinde; mendup, sünnet, haram, mekruh, mübah, ruhsat ve azimet konusu şer’i hüküm kısımları olarak anlatılmış. Vaz’i hükümler olarak da, sebep, şart ve mani izah edilip ardından, sıhhat, fesad, butlan (batıl olma) konuları işlenmiş.

İkinci bölümde; hakim ve hükümlerin kaynakları konusu ele alınıyor. Öncelikle “hakim” kimdir sorusuna cevap aranıyor. Bu konuda, mutezile, maturidi, eşarilerin husn ve kubh (İyi ve Kötü/çirkin) olgularının yaratılması konusundaki görüşler veriliyor. Usulcülerin çoğunun Eşari ekolü görüşünü benimsediği ifade ediliyor. Bu konuda Selefiyye ekolünün görüşü de verilmiş olsa idi çok daha güzel olacaktı. Nihayetinde bu konuda görüşleri hakkında bilgi verdiği üç ekol dışında sadece Selefiyye ekolü var.

Hükümlerin delilleri izah edilirken, Kur’an ve inzali, Kur’an’ın tevatür yolu ile gelmesi, Kur’an’ın icazı, Kur’an’ın lafız ve mana yönü, Kur’an’ın beyanı gibi aynı zamanda tefsir usulü kitaplarında yer alan konular izah edilmiş.

Kur’anın içine aldığı hükümler şu başlıklar altında tasnif ve izah edilmiş: İbadetler, kefaretler, muamelat, aileyi tanzim eden hükümler, cezai hükümler, yöneticiler ve tebaa arasındaki ilişkiler ile ilgili hükümler, Müslim-gayrimüslim ilişkileri ile ilgili hükümler.

Hükümlerin kaynakları/delilleri konusunda Kur’an açıklandıktan sonra, ikinci delil olarak Sünnet bahsine geçiliyor.

Sünnet konusunda, sünnetin anlam ve mahiyeti anlatıldıktan sonra akabinde sünnetin bağlayıcılığı ile ilgili olarak ayetleri delil getirerek sünnet bilinci ile ilgili bir giriş yapılıyor. Sünnetin metodolojik izahına girildiğinde, hadis usulü kitabı okuyor gibi bir hava esmeye başlıyor. Hadis usulü eserlerinde geçen sünnet ile ilgili tasnif ve izahlar aynı ile bu eserde fıkıh usulünde hükümlerin delilleri bölümünde izah ediliyor. Bu ve benzeri durumları görünce, bütün ilim dalları ve usullerinin birbiri ile olan ilişkileri daha net ortaya çıkıyor.

Fıkıh usulü kaideleri ve ıstılahları bu bölümde ele alınmıştır. Bütün kaide ve ıstılahlar doyurucu örneklendirmeler ile ortaya konuyor. İhtilaflı olan mevzularda, daha ziyade Şafii ve Hanefi fıkhı arasındaki ihtilaflara atıfta bulunuluyor. Bu durum, fıkıh usulünde iki ekolün temsilcileri olmasından kaynaklanıyor. Mutekellim/ Şafii ekolü ve Hanefi fıkıh usulü ekolü.

Delillerin çatışması başlığı altında, bir hüküm ile ilgili vaki olabilecek delil çatışmaları ve bunların izale edilme usulleri ile ilgili izahat yapılıyor.

Üçüncü bölümde; mükelleflerin fiilleri konusu işleniyor. Başlıklar halinde izah yapılıyor. Şöyle: Fiil, Kulun Kudreti Dahilinde Olmalı:Usulcüler, bu konu üzerinde durmuşlar ve kulun takatinin üstünde olan şeylerden sorumlu tutulmayacağında birleşmişlerdir. Ve tekliflerde meşakkatler ince ayrıntıları ile izah ediliyor.

Dördüncü bölüme mükellef başlığı atılmış. Ehliyet nedir izah edildikten sonra, cenin halinde iken ki hak ve hükümlerden çocukluk ve ergenlik zamanı hak ve hükümleri izah edilmiş. Ehliyete arız olan haller başlığı altında; delilik, bunaklık, unutma, uyku, bayılma, sefihlik, sarhoşluk, cehalet ve hata ile ilgili örnekli izahlar verilmiş. İkrah konusu işlenmiş. Konular izah edilirken kimi yerlerde müellifin yaşadığı coğrafyadaki (Mısır) devlet anayasa kanunlarına da atıfta bulunulmuş.

Son bölümde, hükümlerin amaçları izah edilmiş. Konu içinde, müçtehid olmanın şartları ve müçtehidlerin tabakaları uzun uzadıya anlatılmış. En sonda ise, içtihadın bölünmesi konusu işlenmiş.

Usul kitapları okunup bitirildikten sonra, ilmin manevi etkisi kendisini açık bir şekilde gösteriyor. Fıkıh usulü ile ilgili okumuş olduğumuz farklı eserlerin her birinin kendisine has özel güzellikleri olduğuna şahit oluyoruz. Ebu Zehra’nın fıkıh usulü kitabına özel güzellik olarak diğer ilimlerin usulleri ile ilgili bilgiler ve mükellef başlığı altındaki bilgiler kitaba münhasır güzellik olarak sayabiliriz.

Fıkıh Usulü
Muhammed Ebu Zehra
Fecr Yayınları
Ferhat Özbadem - 21.03.2011

,

7878

Ferhat Özbadem Hakkında

Ferhat Özbadem

1979 yılında Adıyaman?da dünyaya geldi. İlk, orta ve lise öğrenimini Adıyaman'da bitirdi. Gül Eğitim Yardımlaşma Dayanışma İlmi Araştırmalar ve İnsan Hakları Derneği kurucu üyesidir. Özgün İrade, Vuslat, AbıHayat ve Yolcu dergisinde şiir ve makaleleri yayınlanan yazar evli üç çocuk babasıdır.

zeynepder.org, haberdurus.com, gulder.info, dunyabizim.com, kitaphaber.com.tr web sayfalarında belli periyotlar ile yazı yazmaktadır.

Yayınlanmış Eserleri:

  • Ebrulim
  • Kur'an'ın Gölgesinde Hz. Muhammed
  • Cennetin Yolu
  • Kur'an'ı Nasıl Okumalı
  • 40 Esas 40 Düstur
Yorumlar
  • Ömer Faruk KARATAŞ 2012.01.12 21:48

    İslami ilimlerde büyük bir usta, özellikle de hukukunda 20. asrın en başlıca isimlerinden biri. İslam hukukunun çeşitli boyutlarında klasik denmeyi hak edecek ciddi eserler yazmış ve her bir İslami ilim alanında yazılan eserlerde başlıca kaynak olarak referans gösterilmiş kitaplarıyla ulum-u islamiyeye önemli hizmetlerde bulunmuş, aynen tekrardan çok tahkiki metod ve yaklaşımla fıkhın gelişmesine etki etmiş yetkin bir isim. Allah rahmet eylesin. Bu eseri de usul-ü fıkıhta en çok istifade edilen başlıca eserlerden biri. Hallaf, Zeydan, Zuhayli, Karadavi ve Hayreddin Hoca da bu sahada ayrıca müstefid olunacak simalar.

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin