Fildişi Kuyu'da Bir Nihan Kaya, Edebiyat, Misafir Köşesi

Fildişi Kuyu'da Bir Nihan Kaya yazısını ve Misafir Köşesi yazarına ait tüm yazıları Kitaphaber.com.tr sitemizden okuyabilirsiniz.

Fildişi Kuyu'da Bir Nihan Kaya

14.12.2011 13:25 - Misafir Köşesi
Fildişi Kuyu'da Bir Nihan Kaya

K. Özkan Dağ, Kitaphaber için kaleme aldı.

Hepimiz biliriz kelimelerin aslında uydurma işaretlerden oluştuğunu; bu işaretlere yüklenen seslerin ve anlamların onları kelime haline getirdiğini. Toplumumuzda "sanatçı" kelimesine yüklenen anlamın ne olduğuna baktığımızda da "sanat"ın nerede olduğunu anlarız.

Bu sonu gelmez tartışmaya neden girdik? Girdik, çünkü Nihan Kaya sanatın gerçekte ne olduğunu, sanatçının, edebiyatçının özelliklerini, edebiyat ile hayat arasındaki ilişkiyi yazdı. Edebiyat sanatının ille de bir şekilde aykırı olduğunu, sanatçının, yazarın statükoya ters düştüğünü, yaşadığımız zamanın hakim formlarını yeniden biçimlendirdiğini, ama yine de ılımlı olduğunu, ondan bu yüzden korkulduğunu hatırlattı bize. Edebiyatçının "fildişi kule"de yaşamakla suçlandığını belirtti. Aslında sanatçının, sanatsal olmayan değerlerin saldırısından, piyasanın taleplerinden kendini ve dolayısıyla gerçek sanatı korumak üzere toplumla, gündelik hayatla arasına mesafe koyması gerektiğinden bahsetti. Ama Kaya'nın anlattığına göre, sanatçının kendisini çektiği yer fildişi olmakla birlikte bir kule değil, kuyu idi. Zira sanatçı çekildiği köşesinde sanıldığı gibi topluma yukarıdan bakmıyor, aksine hayatla, insanlıkla bütünleşmeye çalışıyor, bunun için de hayatın görünen yüzünün "derinine" inmeye çalışıyordu. İşte bu yüzden Kaya kitabına Fildişi Kuyu adını verdi. Kitabın alt başlığı olan "Edebiyat-Psikoloji-Kadın" kavramlarının her birini bu "fildişi kuyu" yordamıyla irdeliyor Kaya kitabında.

Nihan Kaya, hayatın yatay ve dikey olmak üzere iki farklı yönde ilerlediğini öne sürüyor. Yatay hayat gündelik, pratik, materyal, dış hayatımızı, yani yüzeyi, kronolojik zamanı temsil ederken, dikey hayat derinlemesine ilerleyen, geçmiş ve geniş zamanın iç içe geçtiği sonsuz doğrultuyu, soyut, iç gerçekliği temsil ediyor. Sanat eseri, dikey ile yatay hayatın kesiştiği yerde duruyor Kaya'ya göre. Hem dış dünyada bir varlığı var, dış dünyanın malzemeleriyle oluşturulmuş, hem de, işaret ettiği gerçeklik dış dünyanın ötesinde. Sanat dikey bir hareket: Edebiyat, felsefe, bizi günlük hayatın derinine, ondan başka bir yere götürüyor. Ve sanatın, edebiyatın gerekleri günlük hayatın bizden talep ettikleri ile uyuşmuyor. Hayat ve edebiyat, zıt olmasa da birbirine 90 derecelik bir açı farkı istikametinde ilerliyorlar. Ve Fildişi Kuyu dikey hayatın ne demek olduğu, ona edebiyat vasıtasıyla nasıl ulaşılabileceği ile ilgili bir kitap.

Kaya, Carl Gustav Jung'un, estetisyenlerin fikirlerinden de yola çıkarak, her insanın içinde dikey hayatı yaşamaya dair bir ihtiyaçla doğduğunu, ancak, fiziksel varlığımızla bağlı olduğumuz yatay hayatın gereklerinin, dikey meyillerimizi sürekli engellemeye çalıştığını söylüyor. Edebiyatla ilgileniyoruz, çünkü yatay hayat bize yetersiz geliyor. Yatay hayat, akıntıya kapılmakla eş anlamlı. Bir sanatla uğraşmak, hatta sanat üzerine düşünmek bile, bu akıntıya ters düşmek anlamına geliyor. Kaya'ya göre hayat hiç kimsenin yazmasını istemiyor. Ve Kaya bu düşünceden hareketle bizi yazarların dünyasına götürüyor, edebiyatçıların hayatla verdiği mücadeleyi, yazarlık psikolojisini irdeliyor.

Fildişi Kuyu'ya göre yazmak savaşmak demek. Kaya, Marcel Proust'un yaşamı ve eserini, dikeylik lehine günlük hayata karşı verilen bir savaş olarak örnekliyor. Ama piyasa değerleri veya günlük hayat sanat ve edebiyata göre nasıl daha baskınsa, başka otorite unsurlarına karşı yazarın mücadelesini de dikey yorumuyla birlikte konu alıyor Fildişi Kuyu. Erkek-egemen dünyada kadın, yetişkin dünyasında çocuk olmak gibi güç ilişkileri, "birey" olma savaşı, "sahte benlik" ile sanat arasındaki çatışma, geleneğe başkaldırı gibi konular, kitapta sık sık ele alınıyor.

Katherine Mansfield'in onu reddeden babasıyla, kocasıyla ilişkileri, ölüm döşeğinde yazdığı öykü üzerinden işleniyor. Babası tarafından reddedilen bir başka kadın yazarın, Mary Shelley'nin şair kocası Percy Bysshe Shelley ile çalkantılı evliliği romanı Frankenstein'a girmiş Kaya'nın yorumuna göre. Mary Shelley'nin ölen oğluna, Freud'un ölen kızına verdiği duygusal tepki bu kimselerin eserlerine nasıl sızmış, Fildişi Kuyu iğneyle kuyu kazar gibi anlatıyor. Halit Ziya ile Peyami Safa'nın romanlarınlarındaki kadın karakterler, Uğultulu Tepeler'in Heathcliff'i ile Sabahattin Ali'nin Muazzez'i, David Rabe'in, Sam Shepard'ın oyunları, psikoloji dünyasından çok sayıda isim ve fikirle birlikte geçit töreni yapıyor bu kitapta.

Fildişi Kuyu, Nihan Kaya'nın altıncı kitabı. Kaya'nın her ne kadar Routledge Yayınları'ndan çıkmış İngilizce bir akademik kitabı olsa da, biz onu Türkiye'de üçü roman, biri de Türkiye Yazarlar Birliği ödülü almış öykü kitabı olmak üzere kurmaca eserlerinden tanıyoruz. Gizli Özne, Çatı Katı, Buğu, Disparöni. Kaya'nın Fildişi Kuyu'dan önceki eserlerinin her biri, okuyucuyu şaşırtmayı, ona gerçek ile görünen arasındaki hududu sorgulatmayı hedefleyen, okuyucunun algısıyla şekillenen kurgulara sahip. Kaya bu hikaye ve romanlarla insan ruhunun dehlizlerinde ilerliyordu. Şimdi ise Fildişi Kuyu ile, Türk ve Dünya edebiyatının eserlerini, yazarlarını psikolojik açıdan irdeliyor.

Fildişi Kuyu
Nihan Kaya
Nirengi Kitap
Ekim, 2011


Yazar: Misafir Köşesi - Yayın Tarihi: 14.12.2011 13:25 - Güncelleme Tarihi: 24.11.2021 13:20

,

4814

Misafir Köşesi Hakkında

Misafir Köşesi

Kitaphaber ailesine misafir olmuş konuk yazarların yazılarını bu profilde bulabilirsiniz.

Misafir Köşesi ismine kayıtlı 620 yazı bulunmaktadır.

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin