Filozofluktan Piyasa Bilgeliğine(mi)

Filozofluktan Piyasa Bilgeliğine(mi)

Filozofluktan Piyasa Bilgeliğine(mi)

02.12.2016 - Uğur Cumaoğlu
Filozofluktan Piyasa Bilgeliğine(mi)

Kur’an üzerine uzun seneler çalışmalar yapmış, bu çalışmalar ile ilgili müstakil eserler yayımlamış, dini-politik ayrıştırma ve dayatmalara karşı muhtelif eserler neşretmiş, 5 Şubat 2011 de ‘Et talib! Son seslenişim bu sana. Son günahım.’ diyerek yazmayı bıraktığını ilan etmiş bir kişilik Dücane Cündioğlu. İlk başlarda bir âlimin vasıflarını taşırken yazıları ile daha çok bir arif görüntüsü çizmiş ve öyle görülmüş, en sonunda da tersine bir tekâmül ile filozofluğunu herkese duyurunca bu durum tüm mahfillerde sürekli yankılanmıştır.

Cündioğlu, 2007 de kendisiyle yapılan bir röportajda ‘İnsanlar yaşarken ve ölürken, ben onlar adına, bu ülke adına düşünüyorum. Ülkemin düşünce namusu benden sorulacakmış gibi düşünüyorum. Koca İslâm âleminde bir tek düşünen benmişim gibi düşünüyorum. Türkiye'deki tek filozof benim. Bu ülkedeki tek metafizikçi benim çünkü.’ diyerek ilerideki mütevazı(!) hallerine ta o zamandan ipuçları vermişti.

Adı ‘Taksim Manifestoları’, ilk duruşuna zıt ve onu eleştirmiş gazete isimleriyle anılmışsa da, Cündioğlu asıl sert eleştiriye “Türkiye halkının kültürel tercihlerini iktidar belirleyemez, hele hele yöneticilerin şahsi beğeni düzeyleri” sözüyle maruz kalmıştır. Kendisine yöneltilen eleştirilerin büyük çoğunluğunun haklılık payı olması rağmen o hep ‘dik duruşun bedeli’ olarak bu durumu açıklama yoluna gitmiş ve eleştirilere daha sert eleştirilerle karşılık vermiştir.

Davet edildiği konferanslarda kendisini dinlemeye gelen büyük kalabalıklar kadar, kendisini protesto etmek için toplanan daha büyük kalabalıklarla karşılaşan biri Cündioğlu. Yakın zamanda ismi daha çok tutarsızlıklarıyla anılan Cündioğlu, sürekli hakikat üzerine konuşmalar yapıp metafizik dersleri veriyor. Genellikle konferans konu başlıkları hep hakikatle ilintili. Cündioğlu’nun eserleri de kendine has ve okuyucu tarafından her zaman sempati ile karşılanıyor.

Bu kısa fragmandan sonra asıl meselemize gelecek olursak, Cündioğlu’nun piyasada yeni yeni boy gösteren kitabı ‘motto’ yine onu tartışmaların baş aktörlerinden biri haline getirdi. Bu hareketi ile ne yapmaya çalıştığı hakkında türlü soru işaretleri kafalarda oluşsa da, asıl merak edilen şey; Cündioğlu yeniden yazmak ve piyasanın nabzını ölçmek için bir adım mı attı, yoksa filozofluktan piyasa bilgeliğine doğru yeni bir gerileme mi yaşıyor? Zira kitabı açıp baktığınızda her sayfaya yerleştirilmiş üç tane özlü söz (motto) görüyorsunuz. Sayfalarca peş peşe sıralanıp giden ve birçoğunun daha önce Cündioğlu’nun tivitır’dan paylaştığı sözler, özenle yerleştirilmiş özdeyişler olduğu tartışması hala bitmedi. Nitekim birçok sözdeki karakter sayısı ister istemez bu intibaın oluşmasına neden oluyor. İşin ilginç bir başka yanı birçok mottoyu daha önce başka yerlerden duymuş okumuş gibi bir his ve düşünce oluşuyor insanda. Sözlerin birçoğu bahsi geçen bu sözlerden devşirme gibi duruyor.

Bazı örnekler vermek gerekirse:

Yola çıkmak yoldan çıkmaktır.

Gözlerini kapamazsan göremezsin.

Ne istediğini bilenin önünden tüm alem çekilir.

Kendini meşgul edemeyeni başkaları işgal eder.

Aklı olmayanın vicdanı olmaz.

Ne mutlu insanım diyene. vs.

‘Motto’, Cündioğlu’nun son sayfanın sol alt kısmına yerleştirilen ve belki de son haline tercüman olan ‘Sahilsizim’ sözü ile bitiyor. Kitabı daha uzun bir kritikten geçirmek isterdik fakat daha fazlasını vadeden bir çalışma yok elimizde. Kişinin hayatına ve ufkuna ne kadar fayda sağlayacağı elbette tartışılır fakat Cündioğlu ve eylemleri üzerine yapılan tartışmalar bitmeyecek gibi görünüyor. Fakat biz yine de eseri değerlendirme işini okuyucuya bırakıyor ve 25 Kasım 2016 Tarihinde Hürriyet Gazetesi’nde kendisiyle yapılan röportajın kafalardaki birçok soruya cevap verdiğini düşünüyoruz:

LEYLA’YA KAVUŞMAK HANGI MECNUN’UN HADDİNE?

Motto nasıl ortaya çıktı?

Büyük çoğunluğu, yıllar içinde not defterime kaydettiğim düşünce parçacıklarından, bir kısmı da güncelin akışıyla ilgili yaptığım kısa yollu yorumlardan; bazılarını yazılarımda kullandım, bazılarını söyleşilerimde, bazılarını da sosyal medyada.

Biz onları “tweet” olarak tanıyoruz.

Evet, sosyal medyadaki hesabımın kendisi zaten büyük ölçüde bir not defteri, bir tür bellek.

Bu notları kitaba dönüştürmenizin sebebi nedir?

Belleğimin ayrıntılarını kayıt altına alma isteği. Bunlar bir tür çatı-arası metrukatı, dostların unutulmaması gerektiğine inandıkları bir tür evrak-ı perişan.

Kaç motto arasından seçim yaptınız? Ne kadar geriye dönerek tarama yaptınız? En eskisi hangisi mesela?

Kronolojiye hiç itibar etmedim, aksine tıpkı yazılarım gibi notlarımın da zamana direnme kapasitesini gözönünde bulundurdum ve kalıcılığı esas aldım. Ortalaması son dört-beş yılı kapsıyor, toplamda da üç-yüz-elli kadar motto içeriyor.

Eleme yaparken kriterleriniz neydi?

Düşünce gücünün yoğunluğu, ifadenin berraklığı, ama hepsinden önemlisi sözü söz yapan en esaslı unsur: kalıcılık.

Kitabın adı “Motto”. Sizin mottonuz nedir?

Kitabın sonundaki tek sözcükten oluşan tümce: “Sahilsizim.”

Yani?

Belki yalnızım, belki güçsüzüm, ama sahilsiz de olsam ben benim, çünkü özgürüm.

Sosyal medyada ne kadar zaman geçiriyorsunuz?

Çok değil, kahve aralarında birkaç dakika.

Hangilerinde hesabınız var?

Düşüncelerimi ifade ettiğim bir tek twitter hesabım var, diğerleri bana ait değil. Bir de yazılı-görsel tüm arşivimi içeren “Dücane Cündioğlu Simurg” blogu.

Niçin kimseyi takip etmiyorsunuz? Bu tutumunuzu “kibirli” olduğunuza bağlayanlar var.

Haklısınız, böyle algılayanlar da var. Ancak manşetlere bakmak dışında gazete okumayan, neredeyse hiç televizyon seyretmeyen biri niçin başka hesapları takip etsin, sanırım işin bu tarafı pek dikkate alınmıyor. Yasadır çünkü, “yalnızlığın her olumlanışında bir kibir tınısı duyulur.”

Sosyal medyayı nasıl kullanıyorsunuz?

Ne yazık ki iletişimin en kötü biçimiyle: tek yönlü ve asimetrik. Daha fazlasına ne zamanım var, ne gücüm.

Binlerce kez retweet edilen tweetleriniz var. Takipçilerinizle ilişkiniz nasıl?

Çoğunlukla iyi gibi. Bir kısmı hoşlanmasa da, kızsa da, sanırım yine de ne düşündüğümü bilmek istedikleri için izlemeyi sürdürüyorlar. Çok zeki eleştirmenlerim de var, üslubuna hakim olamayıp engellenenler de. İşin esprili yanı, aralarında mağdurlar derneği kurmayı bile düşünüyorlarmış, oysa biraz nezaket, biraz içtenlik her türlü engeli kaldırır.

Okuyucu bu kitabı niçin okusun?

Arayışım boyunca ardımda bıraktığım yol işaretlerini görmek için.

Aramaya başlamak için mi?

Hayır, zaten nasıl bir arayışın içinde olduklarını farketmek için.

Motto’nun devamı gelecek mi?

Sanmıyorum, çünkü nasip olursa, asıl gelmesi gereken gelecek: yedi yıldır üzerinde aralıksız çalıştığım son kitabım.

Ne zaman?

Bilmiyorum, ama gece gündüz çalışıyorum.

Siz kitaptaki sözleri hayatına uygulamayı başaran biri misiniz?

Ben bulmayı değil aramayı sevdim; insan olmayı başarmaktan çok insan olma yolunda çabalamak benim için hem daha önemli, hem daha sahici. Leyla’ya kavuşmak hangi Mecnun’un haddine?

Uğur Cumaoğlu - 02.12.2016

,

1403

Uğur Cumaoğlu Hakkında

Uğur Cumaoğlu
Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin