Flüt Çetesi Çocukların Şarkısı

Flüt Çetesi Çocukların Şarkısı

Flüt Çetesi Çocukların Şarkısı

03.05.2021 - Ülker Gündoğdu
Flüt Çetesi Çocukların Şarkısı

“Kuş olsun, insan olsun.

Yalnızlık sevmeyi bilmeyenlerin icadı.” Edip Cansever

Var olan kendi kendisini belirtir. Varlık, sadece her türlü açığa çıkarılışın koşuludur. Varlık anlayışı, görünme nosyonuna dayanır. Görünmenin varlığını ölçen şey, görünüyor olmasıdır. Gerçekliği göründüğü gibi olduğudur. Görünmenin varlığı onun görünmesidir. İçimiz nasıl görünür? Biz içimizi nasıl görünür kılarız? Herkes için ortak olan genel ilkeler birbirleriyle çelişmezler. Hangimiz iyinin bize faydalı olduğunu düşünmez ve her zaman onun peşinden koşmak gerektiğine inanmaz? Hangimiz doğruluğun güzel veya yapıcı olduğu konusunda diğerleriyle hemfikir değil? İyinin doğası irademizin bir seçimi olduğu gibi kötünün doğası da irademizin başka seçimidir. Öylese içimizdekileri görünür kılan; dış dünyamızdaki şeyler nelerdir?

“İçimi bilsen bana eczane alırsın.”

Yaraya hangi merhem sürülür? Yaraya sürülecek en iyi merhem duadır. Hangi vitamin kırgınlıklarımızı alır? En güçlü vitamin sevdiğinin gülüşüdür. Yarayı veren, merhemini de vermiştir. Gülüşünü veren, yaranı da almıştır.

Flüt Çetesi

İlk baskısını 2017’de yapan Flüt Çetesi Çocukları, deneme türünden kalbinin diliyle yazmış Yasin Kara. İyi ki de yazmış, okura; gönlünden düşenin hayattaki karşılığı diye eserini okurun çiçek duran penceresine bırakıyor. Hayalleri mi? Hayallerindeki mi? Hayallerini gerçekleştiren mi? Kendi tanımıyla Yasin Kara: evvela atlası yırtılmış biri. Baktığı yerlere koşamayan, koştuğu yerlere de bakamayan. Yağmurdan kaçarken doluya tutulduğunda; “Ben yağmurdan kaçamıyorum ki, zaten doluya koşuyorum” diyen biri.

On yaşından itibaren İzmir’de çeşitli tamirci dükkanlarında çıraklık, gevrek-boyoz satıcılığı, konfeksiyon atölyelerinde ütücülük, ayakçılık gibi bir çok meslek dalında ter dökerek bünyeme derin izler aldığım çalışma hayatıma on iki senedir gece uykusunu devletine satmış, ‘657”ye tabi bir devlet memuru olarak devam etmekte…

Ortaokul ikinci sınıfı ‘şube öğretmenler kurulu kararı’ ile geçtim. Sağ olsun öğretmenlerim ‘iyi çocuktur’ demişler benim için. Devlet parasız yatılı ve bursluluk sınavlarında hiç başarılı olamadım. Lise bir de sınıfta kaldım. Beşiktaş’ı, Şifo Mehmet’i öğretmenlerimi, ustalarımı, seyyar satıcıları, yer yabancılarını, okul çıkışlarını, okul hizmetlilerini, tamirci çıraklarını, arabeski, Neşet Ertaş’ı, Hababam Sınıfını, ‘Canım Kardeşim’ filmindeki Tarık Akan’ın hasta kardeşi Kahraman Kral’ı, köyümü, çayı, yolu, yolcuyu, yolculuğu, annemi annemin şiirini hep sevdim. Çok sevdim.

Yazması bana nasip olan yazılarım Son İstasyon, Çete, Racon, İhtiyar, Edebi Müdahale, Kıyam, Kıraat, Yeni Toprak ve sınırdakiler gibi dergilerde yayınlandı. Hep Haksız Hep Hiç adında bir deneme kitabım var. Halen İzdiham Dergisi ‘rahatsızları’ arasında bulunmaktayım. Diye kendini tanımlamaktadır Yasin Kara.

Gözlerimin Rengini Doğru Söyleyeceksen Gelme denemesinde gözlerinin rengi de dâhil her şeyi unutmak ve unutulmak istiyor. Bahçesindeki çiçekleri ismiyle açtıracak kadar sevgi besliyor, dünyaya ve dünydakilere... Çünkü gerçeğe çok şey ekliyor ve kalbiyle yaşıyor. Kalbiyle anlatıyor denemelerini Yasin Kara. Atilla İlhan’ın dediği gibi insan bir akşamüstü tutsak ustura ağzında yaşamaktan yorulur. Ben de yoruldum. Çok erken değil mi? Öyleyse durun da anlatayım; Tutsak değilmiş gibiyim belki ama hiç jilet gibi ütüleyip giyemedim elbiselerimi. En iyi ütülenmiş gömleğimde bile mutlaka temsili bir kırışık. Çarşaf çarşaf üstüme serilmişken gökyüzü; katlama ve kırılma yerleri ile dolu gülüşümün başak kumaşı. Hiçbir terzinin yama yapmaya yanaşmadığı, dizimin yırtık izler. Herkes gidecekse bir gün, kimse gelmese olmaz mı? Issız bir adaya düşmek değil de; bol ıslıklı, trenlerin, vapurların, trafik polislerinin, korno seslerinin arasında ayaklarımı suya değdirip yürümek, çok yürümek, hep yürümek istiyorum. Ayaklarımı hangi yöne çevirdiysem karlımda heybetli dağlar. Neşet Ertaş türküleriyle bozkırlara dokunsam yalın ayak. Bozkırlara dokunsam da kıyılar ve pop müziği sizin olsa.

Flüt Çetesi Çocuklarının Melodileri

Sineme çektiğim filmler-2

Rüzgâr on iki yaşının başlarında müzik dersinde flüt çalmayı öğrendi. Bir an evvel bir şarkıya nefes vermek için can atıyordu. Eve gidene kadar öğrendiği şarkının notalarını ve melodisini unutmamalıydı. Benim Annem Güzel Annem öğrendiği bu şarkının içinde anne geçiyordu. Beni al kollarına diyordu. Rüzgâr annesini beş yıl önce kaybetmişti. Artık üvey annesi vardı. Salonda şarkı bittikçe yeniden çalmaya başlıyordu. Üvey annesi onu bu şarkıyı çalarken görmeli ve takdir etmeliydi. Üvey anne, adımları insanı bir hatanın gölgesindeymiş gibi hissettiren yürümenin sesidir. Rüzgâr ve flütü yersiz gürültü sebebiyle azarlanarak evden uzaklaştırıldı.

Şarkı yarım, melodi yarım. Rüzgâr’ı evlerinin sokağında bir ağacın önünde oturup ayakucunda duran flütüne bakıp ağlarken gördü sınıf arkadaşı Hüseyin. Bu ağlamanın notalarını ve melodisini; elbet en güzel çocuklar, heves etmenin, hayal etmenin bile üveyliğini bilen çocuklar yazabilirdi. Hüseyin ve Rüzgâr’ın ablası Nuray Benim Annem Güzel Annem şarkısıyla Rüzgâr’ın ve sokağın gözyaşlarını silen Flüt Çetesi Çocukları olmuşlardı.

Flüt Çetesi Çocukları

Yasin Kara

İzdiham Yayınları

Sayfa 96

Ülker Gündoğdu - 03.05.2021

,

3063

Ülker Gündoğdu Hakkında

Ülker Gündoğdu

Okumaya başladığımdan bu güne bulabildiğim her tür kitabı okumaktan duyduğum zevk daha fazla okumaya teşvik etti. Bir çok alanda okuma gayreti ile beni seçen kitapları okuyorum. Bilgi birikimimi paylaşma isteği ile uygun platformlarda okur yazar olarak okuma sevgisine farkındalık oluşturmak için kitaplara verdiğim anlamı aktarıyorum. Bibliyomani değilim sadece bir kitap daha okuyacağım…

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin