GAMZE GÜLLER’İ DURMUŞ SAATLER DÜKKÂNI’NDA ARAMAK

GAMZE GÜLLER’İ DURMUŞ SAATLER DÜKKÂNI’NDA ARAMAK

GAMZE GÜLLER’İ DURMUŞ SAATLER DÜKKÂNI’NDA ARAMAK

09.08.2021 - Tuba Yavuz
GAMZE GÜLLER’İ DURMUŞ SAATLER DÜKKÂNI’NDA ARAMAK

Eser bağlamında bir yazar portresi ”

Tik tak tik tak tik tak

Dön bak tik tak tik tak

Dön tik bak tak dön tik

Her kitabın bir sesi, bir ritmi var. Kimi gürül gürül kimi paldır küldür kimi takır tukur. Her sözcüğün bir kütlesi var. Kimi pek hafif, tüy gibi; kimi pek ağır, taş gibi. “Durmuş Saatler Dükkânı”nın sesi duvardan, topaktan, rüyadan, ölümden gelen: tik tak tik tak! Gamze Güller’i tik takların arasında yakalama ve yazarın sözcüklerinin ağırlığını hissetme gayretiyle okudum.

Sözcüklerin büyülü olduğuna inanır Gamze Güller. Ben de bu inançta olduğumdan Durmuş Saatler Dükkânı”nda sözcüklerin açtığı kapılardan girip oda oda yazarı aradım. Biraz da Freudçu olduğumdan belki her hikâyenin elinden çıkan kalemin anılarını ve gözlemlerini barındırdığını düşünürüm. Kimi zaman bir imgeye dönüşür bu anılar kimi zaman leitmotivle tekrarlanır durur. Bazen bir öykü sesinde kulağımıza çalınır yazarın büyülü bilinçaltı bazen bir ritimle bizi yanına takıp koşturur. Ben de bu eserde öykü ritmine takılıp Gamze Güller’in koluna girmek ve onunla rüya âlemlerinde dolaşmak istedim.

Zaman ve İnsan Çatışmasında Durmuş Saatler Dükkânı

İnsan yaşarken hem hikâyesini yazıyor hem hikâyesini görmek istiyor. Kişi, yaşamını sürdürme eyleminde hem özne hem de nesne konumunda. Doğumundan ölümüne dek bir hikâyenin parçası ve ana kişisi olurken öte yandan da başka hikâyelerin nesnesi durumunda olmuyor mu? Evrenin varoluşunu da büyük anlatı olarak tanımlarsak her insan bir anlatı zinciri oluşturuyor ve merkezinde insan olan bu olaylar yörüngesi, zaman ve mekânla çiziliyor. Bu sebepledir ki insanoğlu hep zamanı anlamak ve ölçmek istemiş. Zamanın ölçülemezliğini ve çok boyutlu oluşunu bilse de kabul edememiş. Belki de bu nedenle zamana kutsiyet atfedilmiş çağlar boyunca. Zamanı derman gören kadim kültürle zamanı çözümlemeye çalışan filozofların çabası da bundan değil mi ki?

Gamze Güller bir kadın, bir mimar ve bir yazar olarak en çok da hikâye anlatıcısı olarak zaman ve mekân kavramlarına kafa yormuş. “Durmuş Saatler Dükkânı” tam da dünyada zamanın durduğu, pandemiyle yaşama ara verildiği dönemde karşımıza çıkıyor. Bu garip tesadüf ile kitaptaki öykülerin karanlık ve biraz ürpertici tavrı birleşince daha da kıymetleniyor. Ölümlerin, kanların, uyurgezerlerin, rüyayla gerçeği karıştıranların öyküleri dökülüyor Güllerin kaleminden. Uykuyla ölüm birleşiyor bazen öykülerde, uyudukça ölüyor, yaşadıkça uyuyor öykü kahramanları:

“Uyku ölümün kardeşi. Nereye gittiğini bilemezsin uykuda. Uyursun uyanırsın. Ölürsün dirilirsin. Gözkapakların kapanır. Gözkapakların açılır. Gözlerin açık dursun diye mandallar takılır etrafına. Uyuma diye. Ölme diye. Öldürme diye. Derin uykunu gözünden silmen için… Mademki birdir ölümle uyku, döner rüya tekerleği ölüme doğru”( Durmuş Saatler Dükkânı, s.54)

Gamze Güller, “Durmuş Saatler Dükkânı”nda zaman mefhumu başka başka çıkıyor karşımıza: döngüsel zaman, üst üste geçen zamanlar, iç ve dış zaman çatışmaları, paralel zamanlar, rüya ve gerçek zaman karmaşası… Kitap on dört öyküden oluşuyor. Geniş bir kahraman yelpazesine sahip. Her kesimden her yaştan kadın ve erkek öykü kahramanlarının ortak paydası kendileriyle ve zamanla olan çatışmaları. Tüm öykü kişilerinin zaman algısı biraz kaygan. Kimi rüyalarla gerçeği, kimi hayal zamanı ile yaşanan zamanı, kimi geçmiş zamanla şimdiki zamanı karıştırıyor. Ya da karıştırmak da değil harmanlıyor.

Hayatın akışkan ve değişken yapısı Gamze Güller’in ilgisini çekiyor. Yazarımız sağından solundan akan hayata elini uzatıp tuttuğu kahramanları ve yakaladığı zamanları öyküleştirmiş. Gözlerini kapatıp hayal kurmayı değil bir elini dışarıya uzatırken bir elini de zihnine götürmeyi tercih etmiş. Bu bağlamda bakınca eserdeki kişiler hem çok gerçek hem çok hayal. Acıları, telaşları, kaygıları öyle gerçek ama zihinleri ve zamanları öyle kurgu. Bu zıtlığı bir potada eritmek pek kolay değil ama öykü tekniğine ve dile olan hâkimiyetiyle bu güçlüğü de yenmiş yazarımız.

Yazmak ve Gamze Güller

Durmuş Saatler Dükkânı”ndaki öyküler insanın arayış öyküleri esasen. Kendini, aşkı, dostluğu, ölümü… Bu arayışın keşmekeşinden ancak bir şeylere tutunarak kurtulabilir insan Güllere göre. “Belalı Gemi” öyküsündeki hasta kahramana “düşmemek için birbirimize tutunduk Ali’yle” dedirttiği gibi yazarımız da düşmemek için kalemine tutunur. Yazar. Sadece yazmakla kalmaz yazdırır da. Gamze Güller’in yazarlık atölyesi de vardır. Bu nedenle sıkça “yazarlık öğrenilir mi? Yaratıcı yazarlık kursları işe yarar mı? Yazar olmanın formülü var mıdır? “gibi sorularla karşılaşır. Malum çağımız hız çağı. Her şey çabuk üretilip çabuk tüketiliyor. Kimsenin anlamaya, düşünmeye, sindirmeye vakti yok. Bu hız niteliği de düşürdüğünden belki bu konuya farklı bakış açıları getiren yazarlar olmuştur. Kimi yazarlık öğrenilmez demiş kimi bunun da bir popüler kültür dayatması olduğunu düşünmüş. Gamze Güller ise bu olaya şöyle bakar:

“Hep şunu söyledim kendi kendime; keşke ben çok gençken ve çok hevesli iken yazmaya, biri bana bu ipuçlarını derli toplu bir şekilde verseymiş. Yazarken nerelerde hata yaptığımı, aslında benim önümü tıkayanın ne olduğunu bana gösterseymiş, ben de çok hızlı yol alsaymışım. Tabii bu şu değil, elinizde sihirli bir değnek var da birine dokunup değiştiriyorsunuz ve onu yazar hâline getiriyorsunuz. Bu değil muhakkak. Bir şeyde tıkanıyorsunuz. Birinin size “Ya bak, şunu şöyle yapsan sen de bu meleke var aslında.” demesi o kadar kıymetli ki.”(Zeynep Gür’den Gamze Güller ile Röportaj, Ses Dergisi)

Şehirli Bir Mimar Olarak Gamze Güller

Gamze Güller Ankaralı yazarlardan. İstanbul dışında edebiyatla uğraşmanın zorlukları olsa da etliye sütlüye karışmadan yazabildiği için de kendini şanslı sayıyor. Fakat o köşesine çekilecek biri değildir. Yine Ankara’da da olsa edebiyatın, etkinliklerin içinde yazmaya devam ediyor. Dingin sesi ve sanki hep düşünür gibi bakan kısık gözleriyle her fırsatta samimiyete olan inancını ifade eder. Samimi bir yazar olama gayretindedir ve belki de Ankara’da kalmak tercihi bundandır. Güller şehirlidir. Şehirde doğmuş ve şehirde büyümüştür. Bu nedenle insanlara ve olaylara şehirli gözüyle bakar. Şehrin karmaşasını ve kalabalığını iyi bilir.

Mimardır ve bunu yazarlık için bir avantaja çevirmiştir. Mekânlara ve detaylara olan ince bakışı yazarlığını mimarlıkla beslemesindendir. Yazmak, şüphesiz öncelikle iyi bir okur olmak sonra da iyi bir gözlemci olmayı gerektirir. Kafanızı önünüze eğip yürürken yazar olamazsınız. Güller, tam da böyle yapar. Etrafı izler. Okur ve gözlemler. Mekânı, nesneleri, değişimi, insanı anlamaya çalışır. Bu gözlem gücü de sağlam bir anlatı dili oluşturmasına katkı sağlamıştır.

Öykü Dili ve Zaman

Hikâye yazarının romancı kadar geniş vakti yoktur. Okuru tetiktedir ve öyle arkasına yaslanıp uzun uzun seni dinleyemez. Ne diyeceksen demeli, ne olacaksa olmalıdır öyküde. Bu nedenle öyküde anlatmaktan ziyade göstermek gerekir. Fakat türlü sahneleri okura göstermek pek de kolay değildir. Detayları fark edebilen ince bir gözlem ve iyi bir anlatım gücü gerektirir. İşte yazarımız da öykülerinde yanı başımızdaki insanların türlü hâllerini bize gösterir. Görsel sahnelerin yanı sıra duyuların da devreye sokulduğu öykülerinde okur sadece okumaz koklar, işitir ve tadar. Hatta bazen duyular birbirine karışır:

“Etrafta birbirini bastıran onlarca şekerli, kıvamlı koku var. Neredeyse elle tutulacak kadar yoğun kokular. Isırsam çenemden aşağı akacak.”( Durmuş Saatler Dükkânı, s.29)

Durmuş Saatler Dükkânı” nda merkezinde insan, zaman, sözcükler, döngüler ve rüya olan on dört öykü yer alıyor. Her öyküde başka bir zaman, rüya ve gerçek döngüsüne takılan insanın hikâyesi konu ediniliyor. Hepsi çarpıcı ve biraz da ürpertici sonla biten öykülerin dili oldukça duru. Anlatımı içten. Öykülerin ortak noktası zamanı meteforik bağlamda merkeze almaları. Geçmiş, an ve gelecek ile insan ve mekân olgularının karıştığı öykülerin temelinde bir “iç hesaplaşma” var. Bu “iç hesaplaşma” belki de Gamze Güller’in aynılaşan dünyaya karşı olan iç hesaplaşması. Zamanın karşısında bir pes ediş vardır Gamze Güller’de. Bu bir yenilgi değil kabuldür esasen. Zaman hep akar. Durdu dediğimiz vakitlerde de akar. Koşarak yetişemeyeceğiniz malumdur ama yine de koşarız. İşte bu döngüyü şöyle ifade eder Güller:

Zaman acımasızdır çocuğum. Başa çıkmak için onun gibi olmak gerekir. Boşuna onun önünde koşmaya çalışmayın. Peşinden gitmeyi bilin.” (Durmuş Saatler Dükkânı, s.106)

Gamze Güller ve Sözcükler

Yazarımıza göre sözcükler büyülü. İksirli bir havası var kelimelerin, kullandığında dönüştüren ve değiştiren. Gamze Güller bunu nasıl ve ne zaman fark etti bilinmez ama bu fark edişten sonra hem konuşurken hem de yazarken bu büyünün varlığına okuru inandırdı. Seçtiği kelimeleri, kurduğu cümleleri dilin sınırlarından çıkararak yer yer fantastik ya da mitolojik demek daha doğru bir havaya büründürdü. Yazmak belki de bundan cezbediciydi Güller için. Yazmak sözcükleri bulmak, değiştirmek ve dönüştürmekti.

Sözcükler ne zaman kaybolmaya başladı? Önce tınılarını yitirir gibi oldular. Ardından renklerini. Arada bir yerde dokularını kaybettiler. Kâğıt üzerinde başka, zihnindeki boşlukta başka. Nasıl oluyor da bir sözcük izini kaybettirebiliyor aklında? Yazdığında var. Düşündüğünde yok. Gevşek, delikli, geçirgen. İçine bambaşka anlamlar alıp büyüyor. Sonra deliklerin hepsinden sızıyor, akıp gidiyor. “(Durmuş Saatler Dükkânı, s.73)

Son Söz

Bu yüzyıl kozmik zamanların, astral seyahatlerin, zaman ve mekân paradokslarının tartışıldığı bir çağ. Ve bu çağın kafası karışık. Bu çağın zihni hiç net olmadı. İşte bu sisli, puslu zihinlerin karmaşık zaman mefhumu da kimi kalemlerde şiire, kiminde romana büründü. “Durmuş Saatler Dükkânı” nda da öykü formunda çıktı karşımıza. Buğulu zihinlerin aydınlanma çabasıydı belki bu eserler.

Yazarımız sözcükleri avucuna aldı ve içimize üfleyerek çirkinleşen dünyayı biraz güzelleştirme gayretine girdi. Kocaman evrende küçücük olan insana mercek tutup gösterdi bize. Yine Gamze Güller’in temennisiyle bitirelim yazımızı:

Sözcüklerin büyüsü var. Doğru zamanda doğru şekilde söylendiğinde bir şeyler değişiyor. Açıklamak zor ama biliyorum işte” (Durmuş Saatler Dükkânı, s.39)

Tuba Yavuz - 09.08.2021

,

400

Tuba Yavuz Hakkında

Tuba Yavuz

1982 yılında Erzincan’da doğdu. Gazi Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünden mezun olduktan sonra Ankara’da çeşitli kurumlarda çalıştı. 2008’den bu yana Edirne’de Milli Eğitimde öğretmen olarak görev yapmakta. İki çocuk annesi.

Türk Edebiyatı, Hece Öykü, Ihlamur, Balkan Türküsü, Poyraz gibi çeşitli dergilerde öyküleri yayımlandı.

2014’te “Sitare” öykü kitabı çıktı. (meserret yayınları)

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin