Gazali’nin Bir Kısım Görüşleri / Gazali Okumaları Notları

Gazali’nin Bir Kısım Görüşleri / Gazali Okumaları Notları

Gazali’nin Bir Kısım Görüşleri / Gazali Okumaları Notları

26.03.2020 - Ferhat Özbadem
Gazali’nin Bir Kısım Görüşleri / Gazali Okumaları Notları

Gazali’de İmkân

Mümkün olan bir şey var olabiliyorsa ve insan zihninde onun olmaması yönünde bir bilgi yaratılırsa, o zaman bu imkânsız faraziyeler söz konusu edilir, sizin ortaya attığınız bu türden olay hakkında bir kuşkumuz yok (bunlar bize göre tuhaf değil). Ancak yüce Allah, mümkün olan bu olayları gerçekleştirmediğine dair bizde bir bilgi yaratmış ve biz de bu bilgiden hareketle bu olayların meydana gelmesinin zorunlu olduğunu iddia· etmiyoruz, tam aksine, mümkündür, olabilir de olmayabilir de. [1]

Gazali'nin bu konudaki ana düşüncesi şu şekilde ifade edilebilir: imkân tümel bir kavramdır ve dış dünyada bir karşılığı yoktur. Bu iddia, imkânın varlığa geçmeden önce yok olduğunu gerektirir. Her zamanki gibi filozofların görüşlerinden yola çıkan Gazali, önce onların görüşlerini özetler ve bu görüşlerde, filozofların tümele zihin dışında bir varlık vermediği sonucuna varmaya çalışır.

Gazali tümele zihin dışında varlık vermemeyi şu şekilde temellendirir: Duyuda yer alan şey, akılda da yer alır. Aralarındaki fark şudur: duyuda topluca yer alan şeyleri, duyu ayrıştıramazken akıl bunları ayrıştırabilir. Ayrışma sonucu, akılda bağlantılarından ayrılan ve tek başına kalan şey, tikel olması bakımından bağlantılarıyla birlikte bulunan şeye benzer. Şu var ki, akılda bulunan şeyin akledilebilir ve benzerleriyle bir tek ilişkisi vardır. İşte bu anlamda ona tümel denir. Şöyle ki; akılda önce duyunun algıladığı bireysel suret bulunmaktadır. Bu suretin cins içerisindeki diğer bireylerle tek bir ilişkisi söz konusudur. Nitekim biri, bir kişiyi gördükten sonra başka bir insanı görürse, onun zihninde insandan sonra atı gördüğünde olduğunun tersine başka bir insan şekli oluşmaz. Çünkü insanı gördükten sonra atı gören kimsenin zihninde iki farklı suret meydana gelmektedir. Aynı durum duyularda da söz konusudur. Örneğin suyu gören birinin hayalinde bir suret oluşur. Ondan sonra kan görecek olsa başka bir suret daha oluşur. Fakat başka bir su gördüğünde ise başka bir suret oluşmaz. Aksine hayalinde izlenim bırakmış olan önceki suyun sureti; tek tek her suyun bir örneğidir. Bu nedenle onun bu anlamda tümel olduğu sanılabilir. Bir el gören birisi, bundan sonra başka bir el görürse onda yeni bir suret oluşmaz. Hatta aynı kapta ikinci defa aynı miktarda su gören kişide birinciden farklı hiçbir suret oluşmaz. El örneğinde ikinci gördüğü elin rengi ve miktarı farklı ise farklı bir renk ve miktar oluşur ama farklı bir el oluşmaz. Eller suret olarak aynı, fakat renk ve miktar olarak farklıdır. Akıl ve duyunun her ikisinde de tümelin durumu budur. Dolayısıyla örneklerden de anlaşıldığı üzere, bu durum hiçbir konumu olmayan tümelin var olmasına izin vermez. Akıl, kendisine işaret edilmeyen ve konumu olmayan bir şeyin varlığına elbette hükmedebilir. Nitekim alemin yaratıcısının varlığına hükmetmektedir. [2]

Gazali’de Mantık Kıyas Kuran İlişkisi

Gazali'ye göre kıyasın şekilleri Kur'an kaynaklıdır. Bunlar doğruyu yanlıştan ayıran ölçülerin en doğrusu ve en adili olan Kıstas-ı Mustakimdir. Kıstas-ı Mustakiın, Allah'ın Kur'an'da indirdiği ve kendisiyle Hz. Muhammed'e ölçmeyi öğrettiği beş şekildir. Bu beş şekil de klasik mantığın temel konularından olan kıyasın birinci, ikinci, üçüncü şekilleri, bitişik ve ayrık şartlı kıyaslardır. Bu şekiller ortaya koyan Allah, öğreten Cebrail, ilk defa kullananlar da peygamberlerdir. Bunları daha çok Hz. İsa ve Hz. Muhammed kullanmış olmakla beraber onlardan önce de bazı kavimlerin alimleri bunları farklı isimler altında kullanmışlardır. Fakat onlar da sonuçta ölçüleri İbrahim ve Musa (as)'ın suhuflarından öğrenmişlerdir. [3] Gazali'nin kıyası ele alış tarzı, özellikle de Kıstasu'l Mustakim adlı eserindeki ifade şekli, içerik olarak tamamen Aristoteles mantığından farklıdır. Gazali'nin söz konusu eserde mantığı Kur'an kaynaklı görmesi ve kıyası konusunu işlerken referansının Kur'an olması, mantığın İslam dünyasında meşrulaşmasını sağlamıştır.

Gazali, felsefe ile ilgili eserleri ile birlikte islami ilimleri ele aldığı eserlerinde de mantık ilmi ile ilgili incelemelerde bulunmaktadır. El Mustasfa adlı fıkıh usulü ile ilgili olan eserinde kıyas konusunu işlerken mantık ilmi üzerinde durmaktadır. Felsefe dışında kelam, fıkıh ve tasavvuf literatüründe mantık ilmini ilk kullanan şahsiyetlerden biridir Gazali. Hocası İmam Cüveyni’nin de fıkıh ile ilgili eserlerinde mantık ilmi ile ilgili incelemeleri olmuştur. Fakat bunu daha belirgin olarak Gazali yapmıştır.

Aristoteles, kıyası "Öyle bir sözdür ki, kendisine bazı şeylerin konulmasıyla, bu konulan verilerden başka bir şey, bu veriler dolayısıyla gerekli olarak çıkar"[4] diye tanımlar. İslam mantıkçılarında olduğu gibi, Gazali'de de kıyasın tanımı hemen hemen Aristoteles'te olduğu gibidir. Ona göre kıyas, bir maddesi ve biçimi olan çıkarım şeklidir. Kıyasın maddesi ve kullanılan malzemesi kesin bilgi, biçimi de belirli bir düzen içerisinde önermelerin bir araya getirilmesidir. Gazali, kıyası tanımlarken şöyle der: "Ben kıyas derken, önermelerden telif edilmiş (meydana getirilmiş) olan ve bunların teslimiyle (kabul edilmesiyle) zorunlu olarak başka bir önermenin (sonucun) çıkması gerektiğini kastediyorum" Veya "genel bir hükümle, özel hüküm üzerine delil getirmektir ki bu ·da öncüllerden sonuca götürme şeklindedir". [5]

Gazali ve Ahlak

Gazali'nin ahlakı, İslam ahlakıdır. İslam ahlakının esasları Kur’an-ı Kerim'de ve Peygamberimizin sünnetinde ortaya konmuş, Peygamberimiz ve sahabe tarafından yaşanmış bir ahlaktır. Müslümanlar, ancak doğuda İran, batıda Bizans'la karşılaştıktan sonra felsefi ahlak düşüncesiyle temasa girmiş oldular. Artık bundan sonra vahye dayanan ahlaka nazari ve felsefi ahlak da girmiş oldu.

Gazali, önce insanın ahlaki hayatı kabule müsait olup olmadığını inceler. Ona göre insan yaratılışta iman ve ahlakı kabule müsait bir haldedir. Allah, insana bu fıtratı ihsan buyurmuştur. Her doğan çocuk bu fıtratla gelir. Fakat nasıl ki beden ilkin tam ve kuvvetli olarak yaratılmış olmayıp zamanla beslenme ve gelişmek suretiyle güçlenir ve olgunlaşırsa, ruh da noksan, fakat mükemmelleşmeye uygun bir şekilde yaratılır. Zamanla ilim ve· ahlak eğitimiyle gelişir.[6]

Gazali ve Esma-ül Hüsna

Gazali’nin Esmâ-i Hüsnâ yorum anlayışının ortaya konulmasında onun varlık anlayışı ve bu çerçevede ele aldığı dil anlayışı, dilin oluşumu, sözcük anlam ilişkisi ve özel olarak da isim müsemma ilişkisi büyük önem arz etmektedir. Mutlak varlık olan Allah'ın ezelî sıfatlarını ifade eden Esmâ-i Hüsnâ'nın yorumunda, Gazal’inin genel sistemine uygun olarak, Esmâ-i Hüsnâ varlık-ilişkisi, Esmâ-i Hüsnâ Zat ilişkisi, Esmâ-i Hüsnâ dil ilişkisi ve Esmâ-i Hüsnâ insan ilişkisi belirleyici hususlardandır. Esmâ-i Hüsnâ açısından yakın anlamlılık, çok anlamlılık, eş anlamlılık ve tek anlamlılık konularında Gazali’nin ortaya koyduğu kriterler yorum anlayışını belirleyen diğer hususlardır. Yine Allah'ın sıfatlarıyla sıfatlanmanın ya da ahlakıyla ahlaklanmanın Gazali’nin yorum anlayışında insanın varoluşu açısından önemli bir yeri vardır. Nihayet Allah'ın pek çok niteliğini kapsayan Esmâ-i Hüsnâ'nın ne ölçüde marifetullah'a eriştirdiği de Allah-kul ilişkisi açısından Gazali’nin yorum anlayışında önemli bir husus olarak karşımıza çıkmaktadır.[7]

Gazali ve Kurb

Kurb, bir yakınlığın ifadesidir. Bu yaklaşmanın belli bir sının yoktur. Bir anlamda kurb sonsuzdur, çünkü, Yaklaşılan sonsuzdur. İnsanın varacağı nihai noktayı adlandırmak için belli başlı üç terimimiz vardır: Ittihad, hulul ve vusul. Gazali bu üçünü de reddeder ve insanın ancak kurb'u elde edebileceğini söyler.

Gazali'nin, Ittihad'ı, hulul'u ve vusul'u reddetmesinin dini ve sosyo-politik açıdan büyük bir önemi vardır. O, ittihadı, öncelikle iman açısından reddetmektedir. Çünkü kulun her bakımdan mükemmel olduğunu söylemek açık bir çelişkidir. Kul ile Allah arasında bir ittihad düşünmek, bütün ibadetleri gereksiz kılar. Nitekim Allah ile ittihad halinde olduklarını söyleyerek ibadetin gereksizliğini savunanların sayıları az değildir. İttihad'ın reddi, aynı zamanda hulul'un da reddini içine alır. İnsan, "Allah'ın ahlakı ile ahlaklanabilir"; ama bir ittihad veya hulul'dan söz edebilmek için, Allah'ın sıfatlarının gerçek anlamda insana intikali gerekir ki bu mümkün değildir. Kendisi ve Rabbi hakkında gerçek bir bilgiye sahip olmama, insanı tehlikeli yanlışlıklara sevk eder. Ittihad'ı ve hulul'u savunanlar böyle bir yanlışlıkta en aşırı gidenlerdir.[8]

Gazali ve Nedensellik

Gazali, evredeki nedenselliği zorunlu değil mümkün nedensellik olarak kabul etmekte, evrendeki olayları tamamen nedensiz ve rastgele olaylar bütünü olarak kabul etmemektedir. Nitekim o, bu durumu, zamanında kullanılan bir saat örneğinde, evrenin de bu saat gibi işlediğini söyleyerek şöyle açıklamaktadır: Saatin aletlerinden çıkacak olan hareketin ölçülü olması için aletlerin bir plan dâhilinde olması gerekmektedir. Ne-den ortaya çıktığında gerçekleşen belirlenmiş (takdir olunmuş) olaylar da olmaktadır. Bütün bunlar belli bir ölçü içerisinde ol-makta, her şeye belli bir ölçü koyan Allah’ın dileği şekilde gerçekleşmektedir. Evrendeki büyük kütleler halindeki gökler, gezegenler, yıldızlar, yerküre, deniz, hava da saati oluşturan aletlere benzemektedir.[9]

Gazali ve Tefsir Anlayışı

Gazali, “ilmi tefsir/yorum anlayışının dayandırıldığı en önemli İslam alimidir. Ancak bu tefsir anlayışı ve Gazali’nin bu konudaki görüşleri yakından incelendiğinde Gazali’nin bu tefsir ekolü tarafından istismar edilmiş olabileceği düşünülmektedir. Bunun sebebi, bu tefsir anlayışında Kur’an’ın mucizevi yönünü ve evrenselliğini gören ilim adamlarının Gazali’nin varlık, Kur’an ve yorum anlayışını görmeksizin ya da dikkate almaksızın, onu ilmi tefsir anlayışının temel referanslarından biri olarak gördükleri anlaşılmaktadır.” (Ömer Faruk YAVUZ)

Gazaliye Göre Dilin Menşei

İslam dünyasının önde gelen filozoflarından biri olan Gazali de, dil tartışmalarına değinmiş ve dilin kaynağı ile ilgili belli başlı üç görüşün varlığına dikkat çekmiştir. Ona göre dilin menşei ile ilgili üç farklı görüş vardır; bunları şöyle sıralamak mümkündür:

  1. Bazı bilginler, dilin insanların anlaşmaları yoluyla doğup geliştiğini ileri sürmüşlerdir. Bunlara göre dillerin tevkifi olması, yani insanüstü bir güç tarafından konulmuş olması mümkün değildir. Çünkü tevkif sahibinin lafzı, daha önce mevcut bir ıstılah ile muhatap tarafından anlaşılmadıktan sonra, tevkiften bahsedilemez. Bu görüş, Hermogenes'in görüşüne paralellik arz etmektedir.
  2. Bazı bilginler, dillerin insanüstü bir güç (tevkif) tarafından ortaya konduğunu ileri sürmektedirler. Nitekim dilin tamamlanabilmesi için bir hitaba, bir nidaya ve dilin konulmasına (vaz') ihtiyaç hissettiren bir çağrıya gerek vardır. Tüm bunlar da, ancak ıstılah için toplanılmazdan önce bilinen bir lafızla olabilir. Hatırlanacağı gibi Sokrates, dilin insanüstü bir güç tarafından ortaya konduğunu daha sonra insanlar tarafından geliştirildiğini ileri sürmektedir.
  3. Bazıları da, dili oluşturmanın gereğine işaretin ve yönlendirmenin oluşacağı miktarın, insanüstü bir güç tarafından (tevkif yoluyla); geri kalanların ise uzlaşma (ıstılah) yoluyla olduğunu ileri sürmüşlerdir.

Gazali bu üç ihtimalinde mümkün olabileceğini düşünmektedir.

Gazali, dili oluşturma yetisinin Allah tarafından verildiğini ifade etmekle beraber, onun insanlar tarafından oluşturulduğu görüşündedir. Ona göre, lafızlar (terim), eşyanın ayanına (zat ve asıllarına) delalet etmek üzere, insan iradesinin özel bir şekilde ortaya koyduğu alfabetik harflerden ibarettir. Bu lafızlar, vaz-ı evvel ve vaz-ı sani olmak üzere iki kısma ayrılır. Mesela gök, ağaç, insan vb. lafızlar vaz-ı evvel; isim, fiil, harf, emir, nehy; gibi lafızlar ise vaz-ı sanidir.

Dilin menşei konusunda Sokrates ile Gazali arasında bir takım benzerliklerin olduğunu iddia etmek mümkündür. Çünkü her iki filozof da dilin menşeini ilahi bir güce dayandırmaktadır; fakat Sokrates'in ilahi güçten ne kastettiği net değil iken Gazali, ilahi güçten Allah'ı kastetmektedir.[10]

[1] Gazali, Tehafütü'I-Felasife, s. 170.

[2] Bozkurt, Ömer, Problem ve Tartışmalarıyla Gazali ve İbn Rüşd’e Göre İmkân Meselesi, Cumhuriyet Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 2009, cilt: 13, sayı: 1, s. 139-179

[3] Çapak, İbrahim, Gazali’ye Göre Kıyasın Kur’an’a Uygulanması, İslâmî İlimler Dergisi, 2006, cilt: I, sayı: 2, s. 131-150

[4] Aristoteles, Organon Ili, Birinci Analitikler, Çev. H.Ragıp Atademir, İstanbul 1950, 5

[5] C. Ü. İlahiyat Fakültesi Dergisi XI/1 - 2007, 207-234 Gazali'ye Göre Fasit K1yas Dr. Hüseyin ÇALDAK

[6] Coşkun, Ahmet. Gazali’nin Ahlâk ve İktisat Görüşü, Erciyes Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 1989, sayı: 6, s. 219-235

[7] Yavuz, Ömer Faruk, Gazali’de Esmâ-i Hüsnâ Yorumu, Din Bilimleri Akademik Araştırma Dergisi, 2006, cilt: VI, sayı: 4, s. 49-95

[8] Aydın, Mehmet Gazali’nin “Kurb” Nazariyesinde “Allah’ın Sıfatlarının” Anlam ve Önemi, Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 1978, cilt: XXII, s. 307-314

[9] Ayık, Hasan, Gazali’nin Eleştirileri Felsefeyi Bitirdi mi?, Din Bilimleri Akademik Araştırma Dergisi, [www.dinbilimleri.com], 2009, cilt: IX, sayı: 2, s. 37-57

[10] Çapak, İbrahim. Sokrates ve Gazali’ye Göre Dil’in Menşei, Dinî Araştırmalar, 2004, cilt: VI, sayı: 18, s. 65-74

Ferhat Özbadem - 26.03.2020

,

12200

Ferhat Özbadem Hakkında

Ferhat Özbadem

1979 yılında Adıyaman?da dünyaya geldi. İlk, orta ve lise öğrenimini Adıyaman'da bitirdi. Gül Eğitim Yardımlaşma Dayanışma İlmi Araştırmalar ve İnsan Hakları Derneği kurucu üyesidir. Özgün İrade, Vuslat, AbıHayat ve Yolcu dergisinde şiir ve makaleleri yayınlanan yazar evli üç çocuk babasıdır.

zeynepder.org, haberdurus.com, gulder.info, dunyabizim.com, kitaphaber.com.tr web sayfalarında belli periyotlar ile yazı yazmaktadır.

Yayınlanmış Eserleri:

  • Ebrulim
  • Kur'an'ın Gölgesinde Hz. Muhammed
  • Cennetin Yolu
  • Kur'an'ı Nasıl Okumalı
  • 40 Esas 40 Düstur
Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin