Göğe Bakma Durağında Çok Otobüs Bekledim

Göğe Bakma Durağında Çok Otobüs Bekledim

Göğe Bakma Durağında Çok Otobüs Bekledim

31.10.2016 - Merve Yüksel
Göğe Bakma Durağında Çok Otobüs Bekledim

Firdevs Kapusızoğlu, ilk masal kitabı "Düş" ile okuru selamlıyor. Yaşama, çocuk bakışıyla şeffaf bir pencere açan Kapusızoğlu, "Göğe bakma durağında çok otobüs bekledim ben. Bu yüzden gökyüzü sakinlerinin her birini ayrı ayrı severim. Yıldızları, ayı, güneşi, ebemkuşağını, bulutları ve kuşları..." diyor.

Yazar Firdevs Kapusızoğlu'nun "Düş" ismini taşıyan kitabı, masalın büyülü dünyasına ayak basmak isteyenler için raflarda yerini aldı. Kendisiyle masallara, kitaplara, çocuk edebiyatına dair söyleştik. Keyifli okumalar.

Öncelikle emeğinize sağlık böyle bir çalışma için. "Düş" sizin ilk çocuk kitabınız. Daha önce yazdığınız ''Bin Gemiye'' isimli kitabınızı roman türünde okumuştuk. Romandan masala geçiş sebebiniz nedir?

İlklerin günahı olmaz derler, ben biraz da bu sözün ardına sığınarak hep "Bin Gemiye"deki eksikliklerin bağışlanmasını bekledim okuyucudan. Deli cesaretiyle Yahya Şirvani gibi bir hazineyi anlatmaya kalkışmış olduğumu fark ettiğimde iş işten geçmişti. Pek çok okuyucudan mesajlar, mailler almaya başlamıştım bile! Ama sonuç beklentimin de üstünde oldu. Kitabım TİKA tarafından gerçekleştirilen bir programdan sonra Azerbaycan'da dağıtıldı. Azerbaycan ve Türkiye'de okuyanlardan romanın devamını beklediğini söyleyenler oldu. "Bin Gemiye" vesilesiyle çıktığım açık denizde bana eşlik eden yol arkadaşları kazandım. Bu ilk kitaba çok şey borçlu olduğumu söyleyebilirim.

"Düş"ün hazırlanma sürecinden söz eder misiniz?

Düş, masal kitabı ancak benim için masal, romandan sonra yöneldiğim bir alan olmadı. O hep vardı. Biraz trajikomik ama benim yazı serüvenim bir yarışma için yazdığım masalın dereceye girememiş olmasıyla başladı. Mağlubiyetler bazen insanın şevkini kamçılayabiliyor. Yarışmada dereceye giremeyen masalı, kıymetli şairimiz Mustafa Aydoğan Edebiyat Ortamı'nda yayınlamıştı. Kaliteli ve hatırı sayılır bir dergide yayınlanan bu ilk yazım, beraberinde nice masalı ve 'sen hep masal yaz' temennilerini bırakınca avucuma, işte bu kitap çıktı ortaya. Özellikle Leyla İpekçi'nin ilklerimde geçen emeğini; beni yüreklendiren, teşvik eden söylemlerini es geçemeyeceğim. Bir gün gerçekten iyi bir yazar olabilirsem, bu onun hamuruma kattığı aromalarla olacak.

KAVANOZA SIĞMAYINCA KÂĞIDA DÖKÜLÜYOR

''Düş'' kelimesinin gücünü ve büyüsünü çok seviyoruz. Kimi zaman bir şairin mısralarında kimi zaman çocukluğun aylak ıslığında takılıkalan düşlerimizin peşinden gidiyoruz. Neden bu kadar cazip sizce? Kitabınızın isminin oluşumundan bahseder misiniz?
Ben rüya görmeyi, gördüğüm rüyaların izini gitmeyi çok seviyorum. Rüyalarımın, hakikatim hakkında kulağıma fısıldadığı bir şeyler olduğuna inanıyorum. Rüyalarım masal yazarken sığındığım bir bahçe benim için. Düş kelimesinin kucakladığı pek çok anlam var. Bunlardan birisi rüya, diğeri hayal… Düştüğün, düşerken incindiğin yerde kendini yani aslını buluyorsun bazen. Evet dizlerin kanıyor, bileklerin inciniyor. Sancı çekiyorsun ama bu düşüş sana seni gösteriyor. Acizliğinle tanışıyorsun. İnsanlığınla. Acı bazen insanın kendini yeniden inşa etmesini sağlıyor.

Picasso'nun "Her zaman bir çocuk gibi resim yapmak istedim" sözüyle ifade etmeye çalıştığı bir şeyler var. Çocukluğun getirdiği sınır tanımamazlık sizi de cezbetti mi hiç? Masallarınızı yazarken özellikle dikkat ettiğiniz bir şey var mı? Hangi konular sizi masal sahiline götürüp getiriyor?

Üniversiteden hocam, tez danışmanım ve bu yoldaki en büyük destekçim sevgili Mustafa Tatcı, özellikle menkıbeler üzerine yaptığı çalışmalarla edebiyatımıza pek çok eser kazandırmıştır. Onun da yönlendirmesiyle okuduğum menkıbelerin kendiliğinden masala döküldüğünü söyleyebilirim. Yazdıklarımız, küçükken kavanozda biriktirdiğimiz bozuk paralar gibi… Şıngır şıngır atılan paralar kavanoza sığmayınca kâğıda dökülüveriyor. Okuduğum, dinlediğim menkıbelerin yanı sıra varlığına tanıklık ettiğim her şey bana malzeme olabiliyor. Beni masala çeken sonsuzluk, sahile değil denizin tam ortasına, sonsuzluğuna bırakıyor aklımı, ruhumu, kalbimi. Bu yüzden seviyorum masal yazmayı, okumayı.

Ülkemizde Mevlana İdris, Mustafa Ruhi Şirin, Tevfik Fikret, Cahit Zarifoğlu gibi kıdemli çocuk yazarları olmasına rağmen çocuk edebiyatının sesi kısık çıkıyor. Türkiye'de bu alanı canlandırmak için ne yapmak gerekir?

Aslında ben çocuk edebiyatının sesinin kısık çıktığını düşünmüyorum pek. Sadece hala ahenkli bir ses tutturabilmiş değiliz. Ebevynlerdeki bilinç düzeyi hızla artış gösteriyorken anne karnındaki bebeğin gelişim süreci, doğumu, büyümesi, okul çağına gelmesi, çocukluğu, ilk gençliği, ergenliği noktasında aşırıya kaçan bir hassasiyetle karşılaşıyoruz. Bu aşırı hassasiyet çocuklarla ilgili hemen her alanda ticari kaygı güden kişi ve kurumların türemesine neden oldu ne yazık ki… Organik mamalar, organik kıyafetler, organik oyuncaklar vs… Bu furyadan çocuk edebiyatı da nasibini aldı tabii. Bunu engellemek için, çok satan kitap yaratma gayesini ortadan kaldırmalı ve gözlerimizi minik yüreklerin dünyasına çevirmeliyiz.

RUTİNİN DIŞINA ÇIKMALISINIZ

Çocuk edebiyatı eserleri arasına baktığımızda Exupery'nin Küçük Prens'i taşıdığı fantastik ögelerle klasikler arasında ayrıcalıklı bir yer edinmiştir. Firdevs Hanım, çocukların fantastik metinlere merakıyla masallar arasında nasıl bir ilişki kurulabilir?

Çocuk dünyasında sıradanlığın yeri yok. O dünyada renkler, kokular, şekiller sıradanlıktan çok uzak. Her çocuğun kendine has, özgün bir dünyası var. Tıpkı parmak izi gibi. Biricik. Bu dünyaya ayak basmak istiyorsanız; rutinin dışına çıkmalısınız. Fantastik kelimesini "gerçekte var olmayan, düş ürünü olan" anlamında kullanıyoruz. Ben fantastik edebiyat deyince akıldışı, aklın sınırlarını zorlayan kurgulardan pek haz etmiyorum. Benim için fantastik anlatım gerçeği, var olanı daha önce kimsenin aklına düşmemiş şekliyle sunmak demektir. Exupey'nin yaptığı gibi…

Bir ip düşünelim. Bir ucu gerçeğe diğer ucu hayale bağlı olsun. Yani ipin ucu havada kalmasın. Küçük Prensi klasik yapan şeylerden biri de bu. Gezegenlerin her birinde gerçek hayatta rastlayabileceğimiz kişiler ve olaylar var. Ama sıradanlık yok. Exupery tilkiyi bizim gibi sadece kurnaz haliyle görmüyor. Bir çiçekle nasıl konuşulduğunu, bir kalbe nasıl dokunulduğunu öğreten tilkiyi göstererek bizi kekeme bir algıdan kurtarıyor. Kurtarıcı bir kitap Küçük Prens. Bana da el feneri oldu. Yukarıda bahsettiğiniz isimleri çocuk kitapları konusunda yetkin kılan şey de bu. Bu isimler çocukları kandırmayı şiar edinmek yerine çocukları geleceğin yetişkinleri yerine koyan yazarlar. Bu ciddiyetle yazmışlar, yazıyorlar.

Bu röportaj 13 Temmuz 2016 tarihinde Yeni Şafak Gazetesi Kitap Eki’nde yayımlanmıştır.

Merve Yüksel - 31.10.2016

,

1420

Merve Yüksel Hakkında

Merve Yüksel

Kitap sever, deniz sever, camilerin ezan seslerinin bereketinde yaşar; sadece olduğu gibi yaşamaya çalışan, gördüğünün ve yaşadığının hakkını vermeye çalışan bir kul...

 

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin