Gölgedeki Kalem Emine Semiye; Bir Osmanlı Kadın Yazarının Düşü

Gölgedeki Kalem Emine Semiye; Bir Osmanlı Kadın Yazarının Düşünce Dünyası - Kadriye Kaymaz

Gölgedeki Kalem Emine Semiye; Bir Osmanlı Kadın Yazarının Düşünce Dünyası - Kadriye Kaymaz

02.02.2011 - Esra Şen
Gölgedeki Kalem Emine Semiye; Bir Osmanlı Kadın Yazarının Düşünce Dünyası - Kadriye Kaymaz
Osmanlı’dan Bugüne Kadın Meselesi

Sultan Abdülaziz devrinde başlayan ve ardı sıra nice padişahların hükümranlık serüvenlerine birebir şahit olan, ilk Osmanlı kadın yazarlarından Emine Semiye’nin Mutlâkiyet, Meşrûtiyet, Cumhuriyet gibi birçok dünya düzenini içerisinde barındırmış hayatını inceleyip okuyucularla buluşturan Kadriye Kaymaz, Emine Hanım’ı “Gölgedeki Kalem” olarak takdim ediyor.

“Bir Osmanlı Kadın Yazarının Düşünce Dünyası” sloganı ile yola çıkan kitapta, Emine Semiye’nin biyografisi/eserleri/makaleleri/hakkında yazılanlar kronolojik bir şekilde sıralanmış. Semiye’nin dönem içerisindeki özel konumu nedeniyle yazdıkları ve yaşadıkları, Osmanlı’nın bir yanı batıya bir yanı Anadolu’ya dönük “kadın” prototipine ayna tutmaktadır.

Emine Semiye, meşhur tarihçi aynı zamanda “Mecelle”yi tanzim edenlerin başında gelen, önemli devlet adamı Ahmet Cevdet Paşa’nın küçük kızı ve ilk Türk kadın romancı olarak kabul edilen Fatma Aliye’nin kardeşidir. Her ne kadar ablası ile farklı kulvarda ilerlemiş olsalar da Semiye’nin ona nazaran daha geri planda kalmış bir yazarlık dönemi olmuştur ki kitabın ismi de buradan müteşekkildir.
Yazar daha ziyade yazılarındaki politik duruşu ile dikkatleri üzerine çekmektedir. Tefrika edilmiş birçok romanında bile “ders verme” amacını güttüğünü söylemek yanlış olmayacaktır.

Kimi kaynaklar Emine Semiye Hanımı “Osmanlı feminist yazınının öncülerinden” olarak nitelendirirken, Kadriye Kaymaz çalışmasında Semiye’nin duruşunu daha ziyade Osmanlı düşüncesine sahip çıkan, batıyı ölçülü bir biçimde hayatına alan ve feminizmi değil İslam’ın kadına getirdiği hakları hiçe sayarak kadını pasifize etmiş bağnaz statükoya karşı tepkisel bir hareketin öncülüğünü yapanlardan biri olarak göstermiş. Bu görüşün fazlaca iyimser bir görüş olup olmadığını ise muhakkak okurun “feminizme” ve “kadının toplumdaki yerine” olan yaklaşımı belirleyecektir.

Zaman içerisinde bir eşiği yükseltmek için diğer eşiği yok etmek yahut da düşürmek yanlışı ile işlenmiş masum(!) düşünceler hayal edemeyecekleri kadar çok zarara sebebiyet vermişlerdir.
İşte bunlardan bir tanesi de “ılımlı feminizm”dir. Emine Semiye’yi bittabî bir kalıba oturtmadan yani “batıcı” yahut da “feminist” olarak yaftalamadan da inceleyebiliriz.

Kitabın önemli söylevinin dediği gibi o bize Tanzimat’ın esintileriyle karşılaşmış bir Osmanlı kadınının düşünce dünyasını açmış, dönemin “kadın” motifini algılamamıza ve bugün ile karşılaştırmamıza imkân sağlamıştır. Ki kanaatimce Semiye, batıdan etkilenen her entelektüel gibi İslam’ın yeterliliklerinin farkına varmaktansa su katılarak yumuşatılacak bir batı geleneğini tercih eden, gerektiğinde de bunu Osmanlı gelenekleri ile şekillendirerek kozmopolit bir kültür oluşturabileceği zannına düşmüş nice yazardan biridir.

Emine Semiye Hanımın birçok ideolojiye nazaran daha itidalli duran ve bugünün “modern İslamcı” kesimine de yakın görünen bu homojen kültürel yapı, ne yazık ki birçok sosyal problemin kaynaklarındandır dersek, iddialı lakin gerçekçi bir yorum yapmış oluruz.
Zira Semiye’nin de öngördüğü; İngiltere, Fransa gibi ülkelerin gösterişli paketler içerisinde sundukları “eğitim bilinci” İslam bilinci ile ılımlaştırılamaz.
İslam zaten başlı başına bir bilinç inşa etmiştir. Ortaya koyulan bu karışım muhakkak ki zaman içerisinde İslam’ı zedeleyecek, tahrif edecektir.
Emine Semiye ve dönemindeki diğer hanım yazarların, bugün de “kadın” için sosyal bir örneklik olarak sunulması ilginçtir. Her şey özünde medeniyetten, batıdan, kadından, erkekten, toplumdan uzaklaşmakla değil, “din”den uzaklaşmakla yozlaşmaktadır.

Kadını sosyal hayatta aktifleştirme çabasını bu tepkisel duruşa bir örnek olarak sunabiliriz.
Eğitim almak, çalışmak, toplum içerisinde önemli noktalarda bulunmak elbette ki her Müslüman kadın için revadır, fakat bu tepkisel boyutta hayata geçirilmeye kalkışıldığından örnek gösterilen “asr-ı saadet toplumundaki” kadın profilinden çok uzakta batıya yakın, batıya hayran bir profil oluşuyorsa bu hareket bilinçli değil bilakis refleksif bir hata olarak görülür.
Öyle ki Müslüman kadının bu “sosyal” hali üzerinden mahremiyetine, tesettürüne, kadın erkek ilişkilerindeki hassasiyetine halel gelmesine kadar ilerleyen sapmalar meydana gelmiş, bu ise maalesef amacı özünden uzaklaştırmıştır.

Dönem edebiyatının, Osmanlı’daki sosyal ruhu yansıttığı gerçeğini göz önünde bulundurursak, kitabın en uzun bölümü olan Emine Semiye’nin eserlerinin neşredildiği ikinci bölümün ne denli önem arz ettiğini de vurgulamış oluruz. Kadriye Kaymaz’ın Emine Semiye romanlarına dair tahlilleri ve eleştirileri ise oldukça isabetli görünmektedir. Semiye’nin dönemini, yaşamını ve düşüncelerini algılamamıza yardımcı olan eserlerinin ardından deşifre edilmiş makâleleri içerisinde ise en dikkat çekeni “İslamiyet’te Feminizm” başlıklı olanıdır. Sıkça “kadın ve erkek” karşılaştırılmasına gidilmiş fakat aşırılıklara kaçılmamış bu makale, aynı zamanda yazarın kitap boyunca temas edilen birçok mevzuya karşı duruşunu öz bir biçimde ifade etmektedir.

Gölgedeki Kalem Emine Semiye
Bir Osmanlı Kadın Yazarının Düşünce Dünyası
Kadriye Kaymaz
Küre Yayınları, 267 s.

Ayraç Dergisi Esra Şen - 02.02.2011

,

2926

Esra Şen Hakkında

Esra Şen

Sosyoloji öğrencisi. Hılfu'l-fudul'da eğitmen. Osmanlı ve Cumhuriyet Târihi derslerine giriyor. 1988 doğumlu.

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin