Gülmenin ve Ağlamanın Filmi: I Tonya

Gülmenin ve Ağlamanın Filmi: I Tonya

Gülmenin ve Ağlamanın Filmi: I Tonya

20.03.2020 - Necla Dursun
Gülmenin ve Ağlamanın Filmi: I Tonya

TRT’nin tek kanallı Türkiye’sinde yetişmiş biri olarak bu durumun bana kazandırdığı en güzel şeylerden biri buz patenine olan ilgimdir. İlgi seviyemi bir müddet piste de taşısam da sonraları sadece izleyici olarak ilgim devam etti. Bu konuda henüz gerçekleşmeyen bir hayalim var ki o da bir gün artistik buz pateni kış olimpiyatları programını tribünden izlemek. Hal böyle iken buz pateni konulu film ve belgeseller ilgi alanıma giriyor. İlk gösterimi ABD’ 2018 Şubat ayında yapılmış olan “I, Tonya (Ben Tonya)” bu filmlerden biri. Filmin yönetmeni Craig Gillespie ve süresi 120 dakika.

1990'ların başında artistik buz pateni yıldızı Tonya Harding’in zorlu çocukluk yılları, annesiyle olan dengesiz ilişkisi, sonu kötü biten evliliğiyle patendeki hızlı yükselişini ve hayatının akışını değiştirerek kariyerine nokta koymasına sebep olan “hadise” yi anlatan biyografik filmin senaristi Steven Rogers. Tonya Harding’i Margot Robbie, Tonya’nın annesi LaVona’yı Allison Janney, kocası Jeff’i Sebastian Stan, antrenörü Diane’i Julianne Nicholson ve koruması Shawn’ı ise Paul Walter Hauser canlandırıyor. Margot Robbie (bazı bölümlerinde dublörünün) buz üzerindeki performansının göz doldurduğu film Oscar’a ve Altın Küre’ye üçer dalda aday gösterilmiş.

Tonya, Yoksul bir mahallede yetişen "redneck” (yani: Amerikan argosunda Amerika’nın güney ve orta eyaletlerinde yaşayan, ortalama kültür seviyesinin altında) olarak tanımlanan varoş insanlarından biridir. İlgisiz, sevgisiz ve en önemlisi şiddete alışık şekilde büyümüştür.

Tatmin olmayan, çocuğu ne yaparsa yapsın gurur duymayan, çoğunlukla hakaret eden, baskı uygulayan, ağzı bozuk, sürekli sigarası dudağından düşmeyen, bakışlarında dahi sevgi kırıntısı bulunmayan, kendine özgü annelik anlayışına sahip olan Tonya Harding’in annesi LaVona Galden altı evlilik yapmıştır. Dördüncü evliliğinden beşinci çocuğu olarak dünyaya gelen Tonya, annesinden göremediği ilgiyi kısa bir süre babasından görmüş olsa da, babasının evi terk etmesiyle bu süreç son bulmuştur. Annesi garsonluk yaparak geçimlerini sağlarken bir şekilde Tonya'yı (henüz 3 yaşındayken) buz pistine götürür. Tonya lise çağına geldiğinde, zamanının tümünü buz pateni çalışmalarına ayırabilmek için annesi tarafından okuldan ayrılmak zorunda bırakılsa da kendi jenerasyonunun en yetenekli buz patencilerinden biri olur.

Üçlü Axel hareketini yapabilen ilk ve (o dönemin) tek Amerikalı kadın sporcusudur. “Artistik Buz Pateninin en zor ve en güzel atlayışı olarak kabul edilen axel, bu hareketi ilk kez yapan Norveçli patenci Axel Paulsen’in adından gelir. Axel Paulsen, ilk birli axel’ı 1882’de atmıştır. İlk üçlü axel da, 1978 Dünya Şampiyonasında Kanadalı patenci Vern Taylor tarafından yapılmıştır.” (https://ursuspolaris.wordpress.com/2009/10/11/atlayislar-jumplar/ erişim trh: 13.03.2020)

Hiçbir şekilde uysal olmayan Tonya, erken yaşta buz pistinde tesadüfen tanıştığı ve ona ilgi gösteren ilk erkek olan Jeff Gilloly ile bir çeşit sevgi-nefret ilişkisine başlar. Kısa süre sonra evlenirler. Evlilikleri boyunca ölçüsüz davranışlarıyla ve çoğunlukla küçük sebeplerle yumruklaşmaya varan kavgalar yaşarlar. Kariyeri yükselişte olsa da dik kafalı ve geçinilmesi zor biri olan Tonya, sık sık despot annesi ve istikrarsız evliliğinde eşiyle ağır yaralanmalara kadar varan kavgalar yaşar. Annesiyle ve eşiyle olan problemlerin yanında maddi olarak sıkıntılar çeken Tonya Harding, buz patenindeki başarısını her seferinde bir üst seviyeye taşır. Kostümlerini kendisi diktiği için jürinin eleştirilerine maruz kalsa da birçok madalya alır. Şampiyonluklarına ve henüz hiçbir Amerikalı kadın patencinin yapamadığı hatta yapmayı aklından geçirme cesareti gösteremediği üçlü axel atlayışına rağmen hiçbir zaman yeterli saygıyı göremez. Bunun nedeni geldiği yer ve çizdiği aile profili ile ilgilidir. Sofistike bir spor dalı olan ve sporcuların da öyle olması beklendiği bir buz patencisi zarafetinden yoksun olmamasının da ötesinde hiçbir şeyin tümüyle bireysel başarıya bağlı olmadığı “Amerikan Rüyası” nı dünyaya örnekleyebilecek birisi olmadığı kanaati yakasını bırakmaz. Bu durumun yaşanmasında tartışmasız en büyük etken hırçın kişiliğidir. Kendisini birinci seçmeyen yarışma jürisinin üstüne yürüyerek, yıllardır kendisine emek veren antrenörünü saygısız bir üslupla kovarak, buz pateni federasyonuna veryansın ederek hatta yeri geldiğinde yasalara kafa tutmaya çalışarak öfke krizleri yaşar.

Tüm engellere karşın 1994 OlimpiyAat Oyunları’na hazırlanan Tonya’nın hayatı, olimpiyat oyunlarının hemen öncesinde rakibi Nancy Kerrigan’a yapılan bir saldırıya adının karışmasıyla alt üst olur. Saldırganın Tonya ve eski kocası tarafından tutulduğu ortaya çıkar, FBI soruşturmaya dahil olur. Böylece Tonya Harding, hayattaki en büyük tutkusundan ömür boyu men edilmekle karşı karşıya kalır. Bu durum filmde savunulmayan bir tutumla aktarılmış olsa da daha çok rakibini korkutmak için yapılan bir planın kontrolden çıkmış sonucu olduğuna dikkat çekilmektedir.

Tonya özenilecek bir sporcu değil. Zeki değildir; okulu yarıda bırakmış ve “devam edebilirsin” diyenleri refüze temektedir. Disiplinli değildir; spor çalışmalarında düzen hiç var olmamıştır. Ahlaklı değildir -ki filmin sonuna doğru seyirci bunu çok net görmektedir. Sağlıklı yaşam felsefesine sahip bir sporcu değildir; sigara ve alkol kullandığı bir çok sahne vardır. Saygılı ve vefalı olmadığını ise antrenörüyle olan konuşmaları net bir şekilde gözler önüne sermektedir.

Tüm bunlarla beraber filmde bir özellik var ki bence çok yerinde bir tercih olmuş. Gerçek karakterlerin gerçek hayatlarında vermiş oldukları röportajlardan birebir ifade alıntıları ile oluşturulan eş zamanlı röportaj görüntülerini seslendiren oyuncular, filmle izleyici arasında bir kanal oluşturmakta. Örneğin Tonya Harding karakterinin röportaj yapıyormuş gibi kameraya bakıp aslında seyirciyle kurduğu ilişki O’nunla daha iyi empati kurulmasını, hikâyesine O’nun gözüyle bakılmasını sağlıyor. Kullandığı konuşma stili, dram üzerine oturtulmuş mizahi dili ise filmin izlenme oranını kaybetmeden izleyiciyi filmin sonuna götürüyor.

Hırslı ve rekabetçi yapısıyla hızla yükselen Tonya, önce ülke içinde sonra uluslararası şampiyonluklar kazanmaya başlasa da skandalları ve aykırı tavırları nedeniyle Amerikan halkı ve medyasıyla yıldızı bir türlü barışmaz. Tam bu noktada senaryo konusunda Steven Rogers’a kurgu için Tatiana S. Riegel ‘ i tebrik etmek lazım. Çünkü filmin "Olimpiyat Komiteleri", “Amerikan Basını”, “Amerikan Rüyası”ve "Amerika Seyircisi" gibi konulara bir parça da olsa öz eleştiri barındırmasını sağlamadıkları için.

Filme tekrar dönecek olursak aklımda kalan birkaç anekdottan biri Tonya ve babasının tavşan avına çıktıkları sahnedir. Bir zarafet kalıbının içine girmeye zorlanılan patencilerin kürk giymek zorunda olduğu bir seçmede Tonya bu şarta uyabilmek için ormana babasıyla beraber tavşan avlamaya çıkar. Avladıkları tavşanların derisini birlikte yüzüp güneşte kuruturlar. Küçük parçaları birbirine dikerek bir ceket haline getirirler. Ortaya çıkan eser son derece göz tırmalayıcıdır. Seçmeler esnasında diğer patenci kızlar O’nu gülünç birisi olarak birbirine gösterseler de Tonya buna pek aldırış eder görünmemektedir. Günümüzde kürk giymenin katliam olduğu düşünüldüğünde değişen erdem ve ahlak anlayışı üzerinde de konuşmak mümkündür. Bir diğer anekdot ise; Tonya’nın ilkokul yaşlarını sürdüğü döneme ait. Elinde sigarasıyla annesi O’nu izlemektedir. Tonya annesine tuvalete gitmesi gerektiğini söyler. Ancak annesi paten pistine ödediği paranın dakikalarla sınırlı olduğunu ve tuvalette geçirecek zamana harcayacak parası olmadığını söyler. O anda Tonya’nın bacaklarından süzülen altın damlalar buz pistinin rengini değiştirir. Tonya’nın bakışlarındaki korku izleri bu sahnenin gerçek hayatta yaşanan anından sonra annenin hışmının derecesini izleyiciye hayal ettirebilmesi açısından önemlidir.

Çok spolier vermemek için her şeyi yazmaktan imtina etsem de Tonya’nın annesinin kürkünün üstünde/omzunda duran kuşu ile verdiği röportajlardaki edası bana “101 Dalmaçyalı” filminin kötü kalpli Cruella’sını hatırlattığını söylemeden edemeyeceğim.

Tonya’nın yükseliş ve düşüş sürecinin 120 dj gibi uzun bir sürede aktarılmasına rağmen sıkılmadan izlenebilen bir film “I, Tonya”. Karakterlerin günümüzdeki yaşantılarından bilgilerin verildiği son bölümde izleyici merak içine sürükleniyor. Film bittikten sonra google’a veya youtube’a girerek karakterlerin gerçeğini görmek istenmesi çok muhtemel, en azından ben öyle oldum. Biraz araştırdım, okudum, videoları izledim. Ve gördüm ki buzda ki sahneler bire bir aynı. Yüz ifadeleri, kostümler öylesine aynı ki şaşırmamak elde değil.

En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu Oscar’ı, Altın Küre Sinema Dalında En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu, Beyaz Perde Sanatçıları Derneği En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu, BAFTA En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu gibi birçok ödül alan filmin bir sahnesinde tercih edilen “Stars Shining Bright Above You” adlı şarkının sözleri ana karakterin hayatıyla büyük bir tezattın göstergesi gibi. Filmin sonuna doğru Tonya’nın yargılandığı mahkeme sahnesindeki yalvaran gözleri başrol oyuncusunun duygusal sahneler içinde performansının peak yaptığı sahne olmuş. Film boyunca belli aralıklarla oyuncunun verdiği röportajlardan birindeki şu repliği ise unutmak mümkün değil:

“Gerçek diye bir şey yok.

Herkesin kendi gerçeği vardır. Dünyanın en iyi artistik buz patencisiydim.

Tarihte bir anlığına…”

Necla Dursun - 20.03.2020

,

1973

Necla Dursun Hakkında

Necla Dursun

1976 Sakarya doğumludur. Anadolu Üniversitesi İşletme Fakültesi’nden mezun oldu. Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Fakültesi Yerel Yönetimler Anabilim Dalı Küresel Şehirler ve İstanbul Araştırmaları Bilim Dalı’nda Yüksek Lisans’ını “Kuzguncuk Semt Tarihini İnsandan Okumak; Bir Seçki ile Şahsiyetler” konulu yüksek lisans tezini yazarak tamamlamıştır. İstanbul’da yaşamaktadır.

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin