Gülnaz Eliaçık yazdı:Kalbin Kırbacı: Yalnızlık!

Gülnaz Eliaçık yazdı:Kalbin Kırbacı: Yalnızlık!

Gülnaz Eliaçık yazdı:Kalbin Kırbacı: Yalnızlık!

01.02.2017 - Gülnaz Eliaçık
Gülnaz Eliaçık yazdı:Kalbin Kırbacı: Yalnızlık!

Buradalar, hep burada olacaklar. Keşke yok olsalar!

Çamurun sabrına bağdaş kurup oturdum. Balçık içine çekerken beni, bir kitap okumalıydım. Aklımdaydı oysa her şey, yeniden hatırlamama gerek yoktu. Gerek yoktu yeniden sarsılmaya, yeni bir artçıya! Doymadım. Doymak ölmek demekti biraz, yaşamaya hevesliydim oysa! Herkes balçığın içine çekilmemi beklerken bir dize çıkıp bataklığı kurutmaya niyet etti. Şiiri o vakit sevdim ben. Her şey elimden tutup beni aşağı çekerken, dizeler sürekli göğe fırlatıyordu kalbimi…

Şimdi bir yağmur bulutunun üzerinde, biraz hüzünle ama çamurun sabrına gergef gergef işlenen bir şiirle yoldayım. İnsanın Mülkü Yarasındadır” diyen şairin gemisine binmiş, batmaktan, boğulmaktan son anda kurtulmuş ancak bu kurtuluşun diyeti olarak yarasına, baki bir hüzün bakıcısı göreviyle gemideyim. Kabul gördüğümü düşünüyorum, çünkü şiir kalbine almaz herkesi. Ve içine aldığını da kolay kolay bırakmaz bilirim. Aylardır süren bilmem kaçıncı kez okumanın sancısıyla doğuyor kelimeler, başka türlüsü güçtü bu kitap için, başka türlüsü hiç!

Şimdi Terk Edin Çadırımı, Veysi Erdoğan’ın ilk şiir kitabı. Yedilere meftun bir kitap. Yedinin sadece bir rakamdan ibaret olmadığını kitabın her bölümünde derinden hissedebilir okur. Yedi rakamının kavramsal haritasına bakarsak korkarım bu yazının içinden çıkmak mümkün olmayacak, bu nedenle biz şairin kalbinden şiirine bakmaya gayret ederken araya kendi kalbimizi sıkıştıracağız…

Görünür Yokluk

Veysi Erdoğan’ın kalbi Herakleitos’un ünlü “buradalar; ama yoklar!” cümlesiyle bir kapı inşa ediyor okura evvela. Yani Erdoğan’ın şiirinde atan kalbini yoklamadan daha, bir duvara tosluyorsunuz tabiri caizse! Şiirde ve şarkıda, yaşarken ve ölürken, aslında varlıklarından emin olduğumuz ne çok görünmez ruh var içimizde, çevremizde, uzak yakın tüm mesafelerde! Bir şeyi yok saymak öyle kolay olmasa gerek, hele şiir yoluyla yok saymak, yokluğa çelme takmaya çalışmak ancak kendi içinde delirmek deliğinden geçip, gönlün dikiş tutmaz yaralarını yamamaya niyet etmekle mümkün oluyor. Ya da sadece ben öyle sanıyorum!

Erdoğan’ın kendine has bir şiir dili olduğu muhakkak. Terk edilen bu çadırı gezdikten sonra, onun şiirini nerede görseniz tanırsınız diyebileceğim netlikte bir kitap hazırlamış. Bu iyi bir şey mi, eksileri ve artıları neler tartışılır. Ancak bir şairin rengini belirlemesinin, okuruna, eserindeki konforla doğru orantılı bir grafik çizdireceğine inanıyorum.

“Kimse “ne oldu?” demesin şimdi bana/ her şey ölüm kadar ortadayken” diyen “beter” şiiri ile karşılıyor okuru Erdoğan. Yani daha ilk kapıda sert kroşelere hazır olun. Yüzünüze vurulacak yaşama suçlarına, yalnızlığınızı hatırlamaya, tahammülsüz kalabalıklara…

Kalbinin kırıklarını aldıramamış insanların şiiri, Erdoğan’ın şiirleri. Kırıkları, kalplerine doğru uzayarak ruhuna batan kişilerin, sızlanmaktan yorulan içlerinin bir meydan muharebesi… Şiir ve savaş yan yana pek afili durmuyor farkındayım! Ancak Erdoğan’ın şiirinde kendi içiyle verdiği savaş görmezden gelinecek gibi değil. Çoğu günümüz şairinin ağlak şiirlerinden, mısra mısra kalbini cilalama hareketlerinden uzak, aksine kendini yerden yere vuran, mısralarının açtığı ateşte korunaksız kalan bir şairle karşı karşıyayız. Bu durumu kabullenerek, canını çıkartırcasına, yokluğun varlık dilinde şiirler okuyacaksınız, kalbinizin çadırında.

Belirsiz Sonsuz

Veysi Erdoğan’ın şiirini okurken belirsizlik yumağının çözülmeyen düğümleriyle uğraşıyorsunuz. Her seferinde ha gayret, düğüm çözüldü çözülecek dediğimiz yere, çoğu kez biz de bir düğüm atarak uzaklaşıyoruz ve hatta kaçıyoruz. Şiir insanın kendinden kaçış serüvenini işliyor yıllardır. Arz üzerinde söylenmemiş kelimeler ararken, söylenmişlerin izini aramak kimsenin aklına gelmiyor belki. Ancak şair bu iz sürücülüğü becerebilmiş gibi görünüyor kitabında. Birhan Keskin şiirlerini incelediği “Aklın Azabı” onun mihmandarlık yolunun çizgilerinden bahsederken okuruna; şiirinden dokuduğu çadırı, kalbinin coğrafyasından yeni haritalar ve keşifler sunuyor. Başta da belirttiğim gibi şairin kendisiyle olan derdi ise her şiirinde kıyasıya bir meydan muharebesi sunuyor okura.

Veysi Erdoğan mısraları ile kendini kırbaçlamaktan kaçınmayan bir kalem. Bu yüzden karşınızda acıdan perişan olmuş ama yılmamış şiirler var. Elinizi vurduğunuzda “kalmadı çünkü sizi sevecek bir şeyim” diyen dizenin acısını alacak, onu rahatlatacak gibi hissediyorsunuz ama yardım teşebbüsünüz tüm dizelerce reddediliyor! Kalmıyor Erdoğan’ın şiirine verecek bir şeyiniz ve belki de yoktu zaten hiçbir şeyiniz! Çünkü biz insanlar almadan vermeye pek alışkın değiliz. Erdoğan bunu biliyor olacak ki, dokundurmuyor dizelerine, sadece okutuyor kendini. Çizdiği belirsiz sonsuzluk haritasına yeni ülke eklemenize kesinlikle müsaade etmiyor. Şimdi Terk Edin Çadırımı derken, esasen benim çizdiğim yollardan yürüyecek, acılarıma dokunmadan izleyeceksiniz diyor. Şiir şairinden özge hiçbir şeye müsaade etmiyor.

Tanrısal bir sorgulama ya da aslında bir inanç derdiyle kaleme aldığı kimi şiirlerinde, çoğunluğun ispat merakına beyaz bayrak sallıyor. Kimseye bir şey ispatlamak zorunda olmayan şiirler yazıyor. İlahlardan, putlardan, yortulardan ve ayinlerden, salalardan ve ezanlardan yontulmuş harflerin, biçimcisi bir şairle karşılıklı sohbet keyfine varmak isteği duyuyorsunuz sayfalar arasında. Var sandıklarınız belki yok, yok sandıklarınız belki var, bilmiyorsunuz! Yani Erdoğan’ın şiirindeki belirsizlik, başlangıçtan bitişe kendini muhafaza ederek yürüyor sizinle birlikte. “Onlar” hitabına muhatap oluşunuzla kimlik kargaşası içerisinde de bir yedileme serüveni işliyorsunuz içinize. Yetiştiği doğu kültürünün kadim miraslarını, dizelerinin altına gömmekte mahir bir kalem aynı zamanda. Şayet kafanızla kazma, kalbinizle kürek tutmakta mahirseniz siz de, Şimdi Terk Edin Çadırımı, size kalıcı bir konukseverlik sunabilir. Aksi takdirce acıdan lime lime olmuş bir okuma serüvenini yanı başınıza koymaya hazırlıklı olun.

Varlıktan yokluğa, senlikten benliğe ve en son “onlara” giden hikâyenin anlatıcısını dinlerken durup düşünüyorum: haydi kalkın, kalbinizi toparlayın, yalnızlığınızı unutmayın, şiire göç edelim! Çadırını kurmuş bekliyor bizi, biraz kırbaçlanacağız, hepsi bu!

Veysi Erdoğan

Şimdi Terk Edin Çadırımı

Varlık Yayınları /56 Sayfa

Bu yazı Ayraç Degisi 85. sayıda yer almıştır.

Gülnaz Eliaçık - 01.02.2017

,

1018

Gülnaz Eliaçık Hakkında

Gülnaz Eliaçık
1987'de Zemherinin kapı ağzında doğdu.

Edebiyata duyduğu ilgi lise yıllarında kaleme aldığı yazılarla kendini gösterdi. Orhan Veli İstanbulu dinlemenin, Cahit Sıtkı otuzbeş yaşının derdine düşmüşken, Sait Faik Dülger Balığının Ölümünü öyküce öykünürken, tüm bunları üç beş değerlendirme sorusuyla sorgulayan edebiyatı konu edinen bir derste, karalanan satırların insanlık tarihini nasıl yerinden ettiğini farketti ve okuyarak yaşamanın, yaşayarak okumaktan ayırt edilemedigi zamanların etkisini ilk bu yıllarda hissetti. Nazan Bekiroğlu ve İskender Pala o yıllarında tanıştığı ve okumaya meyilli olduğu isimler arasında yer aldı.

Bozok Üniversitesi Teknik Bilimler Yüksek Okulu'ndan 2008 yılında mezun oldu. Özel bir eğitim merkezinde gün aşırı insanlarla, çocuklarla ve en çok da kağıtlarla konuşuyor.

Onun için bir tutkudan öte olan dergiler hayatına girdiğinde kitapların ruhuna serptiği tohumlar filizleniyordu. Gün geçtikce kitaplıgında çoğalan dergiler, kiymetli birer dost gibi mahsus zamanlara konuk edildi'

'Bir' dergisinde yayınlanan 'Zelâlname', seluloz kokusuna bulanan ilk yazısı oldu. Daha sonra Mâi ve Şehrengiz dergilerinde yazıları yayınlandı.

Hâlâ Mâi dergisinde yazan Gülnaz Eliaçık, kendisine has uslubuyla fecirvakti.desenblog.com adresinde, karalamalarına yer veriyor'
Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin