Gülnaz Eliaçık Yıldız Yazdı: Sürü Dağıldı: Taraf Olan Kim?

Gülnaz Eliaçık Yıldız Yazdı: Sürü Dağıldı: Taraf Olan Kim?

Gülnaz Eliaçık Yıldız Yazdı: Sürü Dağıldı: Taraf Olan Kim?

Gülnaz Eliaçık Yıldız Yazdı: Sürü Dağıldı: Taraf Olan Kim?

Dünya üzerinde var olmuş ve var olmakta inat eden savaşların kazananları kim? Taraf olanlar mı, tarafsızlığın namussuzluğuyla gövdeleri bir çivi gibi toprağa çakılanlar mı, çocuklar mı? Kazanan yok değil mi, hiç kazanan olmadı, olmayacak.

İsrafil’in mızıkasını cebinden çıkardığı gün sonlanacak bir dünyada, paylaşılamayan toprak parçaları içine gömülü olduklarımızdan, altı üstü bir beden kadar yer kapladıklarımızdan başka ne ki? Evet, evet insana bu dünyada bedeninin ölçüsü kadar toprak yeter, kimisine o bile çok görülüyor. Bazen bir okyanus yosunu örtüyor üstümüzü, kimi zaman kül olup savruluyoruz, en iyisi yakınının kolyesinde bir tutam saç teli olarak gezenlerdir belki…

2013 yılında Estonya ve Gürcistan ortak yapımı bir film, beni savaşın anlamsızlığı üzerine epey düşündürünce benden başkaları da bunu düşünsün ve izlesin istedim. Çünkü tek bir savaş sahnesi olmadan savaşın anlamsızlığını izleyicinin kafasına vura vura öğreten bir film Mandariinid/ Tangerines.

Filmin konusunu, olanları burada bir bir anlatmak değil derdim, verdiği mesajı anlatmak daha çok. Lakin yönetmeninden, senaristinden, oyuncularından daha evvel izleyiciye mükemmel kareler eşliğinde hikâyeyi anlatan görüntü yönetmeni Rein Kotov’dan bahsetmeden geçmek haksızlık olur. Abartısız harika bir iş çıkardığını düşünüyorum ben. Duyguyu öyle net vermiş ki çevirip çevirip aynı kareleri izlemek istiyorsunuz. Özellikle mandalina bahçelerindeki görüntüler. Bu yönüyle pastoral bir film izlenimi de veriyor izleyicisine. Doğal, düşük bütçeli bir film lakin yönetmeni savaş filmleri kategorisinde bence bir şaheser yaratmış. Biz bu doğallığı İran filmlerinde de fazlaca görürüz, oradaki oyunculuklar bir tık daha amatör ama içtendir. Aynı içtenlik lakin oyuncularda amatörlükten pek bir iz yok. Özellikle İvo karakterini canlandıran Lembit Ulfsak. İzleyicinin film ile irtibatını hiç kopartmadan filmi götürmesinde önemli rolü var İvo’nun.

Filme dair tek eleştirim hiç kadın oyuncu olmaması, savaş, safi olarak erkekleri etkileyen yönüyle anlatılmış, çapraz bir film okuması yapmak isteyenler ise Aida Begic’in ilk uzun metrajlı filmi olan “Snijeg”i izleyebilir bence. Bosna savaşının kadınlar üzerinden anlatımı da bu film için nefistir.

İnsan İnsanın Acısını Alır mı Sahi?

Düşman neden düşmandır? Ataların husumeti torunlarını boğazlar çoğu kez, milletler ve tarihler bu sürecin figüranı olarak yazılır ve kaybolur gider. Geriye kalanlar bu husumet denizinde bata çıka yaşamaya çalışır. Filmde Gürcistan ve Abhazy savaşı anlatılıyor. Bir Çeçen ve Gürcü’nün düşmanca aynı çatı altında başlayan hikâyesinin sonunda nasıl bir dostluğa evrildiği ise dikkat çekici. Lakin bunlardan ziyade bu iki düşmanı evinde barındıran, onların yaralarını saran ve aralarında adalet duygusunu sağlamayı çalışan İvo ve arkadaşı Markus. İkisinin ailesi de savaş nedeniyle Estonya’ya göç etmiş ama onlar geride kalmış. Markus mandalina bahçesindeki mandalinaları satarak, Estonya’ya göç etme peşinde gibi lakin İvo’nun bana göre film boyunca Estanyo’ya gitme fikri hiç gün yüzüne çıkmadı. Bırakıp gidemediği bir şeyler var gibiydi sıcak savaşın ortasında kaldığı o topraklarda, nitekim filmin sonuna doğru bunu anlıyorsunuz zaten.

Çeçen asker Ahmed ve Gürcü Niko’nun acısı vatan derdi gibi gözükse de bence çok daha içsel. Ahmed daha sert bir karakterken Niko daha yumuşak, bunda savaşa katılmadan önce tiyatrocu olmasının etkisi var gibi. İvo iki yaralı askere bakarken, onların görünen yaralarından ziyade ruhlarını da iyileştirir ve insan olduklarını hatırlatır. Bir nevi acılarını sağaltır. Evi basan Çeçen askerlerin sahnesi buna örnektir. Çünkü Gürcü asker Niko Çeçen olarak tanıtılır gelenlere ve buna o güne kadar düşmanca tavırlar sergileyen Ahmed karşı çıkmaz, hatta destekler. Burada kalbi bir dostluğun başladığı nokta Niko’nun Ahmed için can verdiği sahneyle perçinlenir.

Hani düşmanlardı? Hani düşmandık diye sorası geliyor insanın. Demek ki düşmanlık birliktelik sağlanacak bir durum hâsıl olduğunda unutulabiliyor, arabulucu güç İvo ve onu destekleyen Markus bu düşmanlığın sona ermesinde önemli rollerde.

Lakin filmin en can alıcı sahnesi Niko’nun gömülmesidir bana göre. Burasını izleyenler görsün ve İvo neden Estonya’ya dönmüyor onu orada tutan şey ne, kendisi bilsin diye yazılmadı.

Mandariinid/Tangerines filmi 2014 yılında Oscar yarışından eli boş dönse de izleyicisinden tam not alabilecek bir film, çok uzun olmaması da kesinlikte bir artı. Ve savaş filmlerine yeni bir bakış açısı getirebilir nitelikte. Bol kanlı, çatışmalı, ölmeli filmler izlemeye gerek yok bir acıyı anlayabilmek için, anlamak için hissetmek kâfi çünkü.

Sürü dağıldığında ve yalnız kaldığınızda sahipsizsiniz, Markus’un dalda kalan mandalinaları gibi! Ve sahipsiz kaldığımız o gün, tepeden tırnağa kirli olduğumuzu fark edeceğiz ve işte o zaman taraf olmanın canı cehenneme, İvo gibi toprağa bir gül dikmişseniz hele!

Film: Mandariinid/ Tangerines

Yönetmen: Zaza Urushadze

Film Müzikleri: Niazi Diasamidze

Görüntü Yönetmeni: Rein Kotov

Süre: 87 dk

Gülnaz Eliaçık Yıldız - 31.01.2019

,

1768

Gülnaz Eliaçık Yıldız Hakkında

Gülnaz Eliaçık Yıldız

1987'de Zemherinin kapı ağzında doğdu.

Edebiyata duyduğu ilgi lise yıllarında kaleme aldığı yazılarla kendini gösterdi. Orhan Veli İstanbulu dinlemenin, Cahit Sıtkı otuzbeş yaşının derdine düşmüşken, Sait Faik Dülger Balığının Ölümünü öyküce öykünürken, tüm bunları üç beş değerlendirme sorusuyla sorgulayan edebiyatı konu edinen bir derste, karalanan satırların insanlık tarihini nasıl yerinden ettiğini farketti ve okuyarak yaşamanın, yaşayarak okumaktan ayırt edilemedigi zamanların etkisini ilk bu yıllarda hissetti. Nazan Bekiroğlu ve İskender Pala o yıllarında tanıştığı ve okumaya meyilli olduğu isimler arasında yer aldı.

Bozok Üniversitesi Teknik Bilimler Yüksek Okulu'ndan 2008 yılında mezun oldu. Özel bir eğitim merkezinde gün aşırı insanlarla, çocuklarla ve en çok da kağıtlarla konuşuyor.

Onun için bir tutkudan öte olan dergiler hayatına girdiğinde kitapların ruhuna serptiği tohumlar filizleniyordu. Gün geçtikce kitaplıgında çoğalan dergiler, kiymetli birer dost gibi mahsus zamanlara konuk edildi'

'Bir' dergisinde yayınlanan 'Zelâlname', seluloz kokusuna bulanan ilk yazısı oldu. Daha sonra Mâi ve Şehrengiz dergilerinde yazıları yayınlandı.

Hâlâ Mâi dergisinde yazan Gülnaz Eliaçık, kendisine has uslubuyla fecirvakti.desenblog.com adresinde, karalamalarına yer veriyor'

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin