Hangi Salgın, Kimin Tarihi, Ne ile Tedavi?

Hangi Salgın, Kimin Tarihi, Ne ile Tedavi?

Hangi Salgın, Kimin Tarihi, Ne ile Tedavi?

24.03.2021 - Mustafa Atalay
Hangi Salgın, Kimin Tarihi, Ne ile Tedavi?

Son zamanlarda covid-19 pandemisinin sağlıktan tarihe, edebiyattan kültüre, sinemadan müziğe birçok alanda var olan etkisini gün geçtikçe daha net görmeye başlamaktayız. Hemen her alanda yeni bir bakış açısıyla harmanlanan düşünceler, pandemi sonrası olacaklarla ilgili ön görüler ve yeni pandemilerin gerçekleşme durumu da sıklıkla karşılaştığımız gündemler olarak göze çarpmaktadır.

Elbette pandeminin yarattığı kaygı ve belirsizlik, aynı zamanda salgınlar tarihinin dikkat çekmesine ve yapılabilecek araştırmalara da bir zemin hazırlamaktadır. Tarihin tozlu sayfalarındaki salgın türleri, bir tecrübe olarak sağlık alanında varlığını sürdürse de; toplumun kültürel, sosyal ve psikolojik varlığında tesirlerini neredeyse hiç göremeyeceğimiz bir yoklukta asılı durmaktadır.

Salgınlar Tarihi

Erhan Altunay tarihteki salgınlara ışık tutarak, onlarla yeni bir iletişim kurmayı denediği, nazar-ı ibret cihetiyle olaylara bakmayı önerdiği ve bu arada gizemli bazı noktaları da aydınlattığı bir eser kaleme almaktadır.

Tarihin akışını değiştiren, kimi zaman savaşları bitiren, insanlığın yoklukla imtihanı olan salgınlar; bireysel kırılmalarla birlikte toplumsal kırılmalara da yol açıyor. Altunay daha çok bireysel olandan dışarıya çıkarak, toplumsal yankılar ve yaşananlar üzerine tarihsel vesikalar ve resimlerle bir çerçeve sunmaktadır.

Gizemler

Öncelikle eseri iki kısma ayıran yazar, “gizem” kısmına genişçe bir alan ayırmaktadır. Öncelikle komplo teorileri ile başlayan eserde, üst akıl ve bunlarla ilintili diğer teoriler üzerinde durulmaktadır. Nüfusu artan toplum, kısıtlanan kaynaklar ve bunlar arasındaki ilişkiler salgın tarihinin süregelen varlığını başka bir bakış açısıyla okuma imkanı sunuyor.

Kutsal kitaplardaki kehanetler, kıyamet teorileri ve Türkiye özelindeki kehanetlerin tehdit boyutları da incelikle ele alınmaktadır. İnsan nüfusunun fazlalığı, ihtiyaçların çoğalması ve tüketim toplumu haline gelen dünyada sınırlı kaynakların olması bu kehanetlerin gerçekleşmeye yakın olduğunu da akla getirmektedir.

Tom Hanks’in hastalıkla ilgili kullandığı semboller ve en son “CORONA” daktilosu, yine Trump’un beyzbol şapkası ve Madonna’nın albümünün arka kapağında yine “Corona” daktilosunun bulunması tüm bu yaşananların bir tesadüf olarak görülmesinin mümkün olmadığını göstermektedir.

Salgının Seyri

Öncelikle Anadolu’da gerçekleşen salgınlarla başlayan yazar, Yunan ve Roma uygarlıklarıyla devam ederek Bizans ve Osmanlı döneminde yaşanan salgınlardan bugüne doğru uzanan bir tarihsel akışla konuyu ele almaktadır.

Hitit döneminde başlayan salgın tarihi, bu dönemde tıp biliminin çok gelişmiş olmaması nedeniyle toplumda kırıma yol açan salgınları beraberinde getiriyordu. Bir toplumu topyekûn yok eden salgınlardan korkan halk, Tanrı’ya adaklar adar ve dua ederek salgının geçmesini beklerdi.

Atina Vebası ise, Helenistik dönemin en önemli salgını olarak göze çarpmaktadır. Metinlerde anlatılan vebanın bugün ile birebir aynı seyirde gerçekleştiğini görmekteyiz. Tabi kanalizasyon sistemi gibi gelişmiş bir atık sistemi olmadığı için, hastalığın yayılmasının oldukça hızlı olması da bu dönemin en büyük problemi olarak göze çarpmaktadır.

Her dönemin kendine göre salgın hastalıklar cihetinde artı ve eksileri vardır. Modern dünya teknolojik ve bilimsel gelişmelerle çok yol kat etse de, dünyanın artık büyük bir kent haline gelmesi ve yolculuk sürelerinin kısalması salgının kısa sürede dünyayı sarmasına neden olmaktadır. Geçmişte ise bir yerden bir yere ancak ticaret gemileri ile taşınan hastalık, tıp bilimlerinin çaresizliği ile bulaştığı toplumda büyük yıkımları da beraberinde getirmektedir.

Tarih, Salgın İle Değişiyor

Salgınlar sadece toplumları yok etmeye yönelik bir tehdit içermesi yanında, güçlü olanın bir anda zayıflamasını da getiren bir tarihi akışa da yol açmaktadır. Sparta karşısında çok güçlü bir imparatorluk kuran Atina’nın, karşılaştığı veba salgını neticesinde yüz bin kişiyi ve hakimiyetlerini kaybetmesi bunun en önemli örneğidir.

Yine Roma’nın 162 yılında Perslere karşı yaptığı seferde karşılaştığı veba hastalığı neticesinde yirmi yıl bu hastalıkla boğuşmuş ve on beş milyon insan kaybedilmiştir. Bizans döneminde oluşan salgında ise İmparator Justinianus bile bu salgından etkilenmiş ve yerine bir yıl karısı Theodora yetkilendirilmiştir.

Osmanlı döneminde, Timur ile karşılaşan Yıldırım Beyazıt’ın ordusunun yenilgi almasının yanında Timur ordularının getirdiği hastalık tüm Anadolu’yu baştanbaşa kırıp geçirmişti. Yine İstanbul’un fethinden sonra gerçekleşen iskan politikalarına müteakip oluşan veba salgını toplumda büyük bir tedirginlik oluşturmuştu. Hatta Fatih’in İstanbul dışına seferlere çıkmasında, salgın döneminde yer değiştirmek zorunda kalmasının da önemli etkisi olduğu iddia edilmektedir.

1800’lü yıllara gelindiğinde karantina fikri ve karantina evlerinin oluşturulması hastalık seyrinin kontrol altına alınmasını daha da kolaylaştırıyordu.

İspanyol Gribi ise yakın dönemde karşılaştığımız büyük bir salgındı. 1918 yılında Birinci Dünya Savaşı’nın gölgesinde yayılan salgın, savaş nedeniyle sansürlenen rakamlara rağmen elli milyonu aşkın kişinin vefatıyla sonuçlandı. Yirmi milyon kişinin vefat ettiği birinci dünya savaşından bilanço oldukça ağırdı.

Son Söz

Salgınları, dün olduğu gibi bugün ve yarın da karşılaşabileceğimiz bir olgu olarak görerek, alınacak önlemler ve toplumsal duyarlılık için çalışmaların gerekliliği şu son pandemide de açıkça görmüş olduk.

Salgınların tarihi seyri değiştirdiği gerçeğinin ışığında, savaşlarda hasta cesetlerin mancınıklarla düşmana fırlatılarak kullanıldığı dönemlerden, laboratuvar ortamında üretilmesi muhtemel virüslerin varlıklarıyla karşılaştık. Bütün bu süreci değerlendirdiğimizde salgınlar tarihinin önümüzü aydınlattığı, bizi gerçeklerle yüz yüze getirmesiyle karşılaşıyoruz.

Teknolojik imkanlar ve bilim ne kadar ileri olursa olsun kırılgan bir zemine sahip olduğumuz hakikatiyle yüzleşmenin, geçmişte imkansızlıklar içinde karşılaşılan salgınlardan teknik anlamda farklı olmadığını da idrak ediyoruz.

Eser bütün bu sürece ışık tutmasıyla değerliyken, hacimce küçük ve özet bir tarih perspektifi sunduğunu da belirtmeliyiz.

Erhan Altunay

Gizemlerle Dolu Salgınlar Tarihi

Destek Yayınları

144 Sayfa

Mustafa Atalay - 24.03.2021

,

1677

Mustafa Atalay Hakkında

Mustafa Atalay

Bir gölün kıyısında 88 yılının Temmuz sıcağında hayata gözlerini açtı. Eğitiminin büyük bölümünü burada geçirdi. Bir denizin kıyısında 2007-2012 yılları arası Üniversite eğitimiyle birlikte hayat eğitimi de aldı.

Bir gölün kıyısına döndüğü yaşamını, 2012 Ağustos'undan bu yana 'Lale'lerle bezeli düşüncelerle 'Eczane'sinde devam ettiriyor.

Okuyor, yazıyor, çalışıyor ve başka alanlarda eğitimine devam ediyor.

Daha önce Üniversite bünyesinde çıkarılan Sentez Dergisi'nin editörlük ve yazı işleri sorumluluğu görevlerini üstlendi. Kardelen Derneği Bülteni'nin editörlüğünü yaptı. Dernek ve Vakıf bültenlerinde ara ara göründü, Alıntılar Mektebi'nde talebe oldu, Yolcu Dergisi'nde nefeslendi, on5yirmi5.com'da uzun bir serencamı oldu. Kitaphaber.com.tr'yi ise evi gibi görüyor...

Facebook: mvatalay
Twitter:@ayn_sin_kaf
Blog:http://aynsinkaf.blogspot.com.tr

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin